Görünmez Eş

Derya! diye bir ses yankılandı, ve arkadaşım, kiremit rengi yağmurluğunu silkeleyerek tam karşımda sandalyeye yerleşti. Kusura bakma, trafik bir felaketti bugün. Sipariş verdin mi?

Sadece kahve söyledim, dedim hafifçe gülümseyerek. Seni bekliyordum.

Ayşe yağmurluğunu çıkarıp beni baştan aşağı eleştirel bir bakışla süzdü, ardından dudak büktü.

Ya Asuman, sabah aynaya bakıyor musun hiç? Ne bu üstündekiler? Gri kazak, gri pantolon. Depresyonda mısın yoksa gerçekten görünmez olmaya mı çalışıyorsun?

Rahat oluyor, omuz silkerek cevap verdim. Artık elli iki oldum, Ayşe. Giyinip süslenmek bana fazla lüks geliyor.

Hıh, öyle mi? diyerek Ayşe garsona kısaca cappuccino ve kruvasan sipariş etti. Peki senin Sinancık nerede? Yine balıkta mı?

Kafamı salladım.

Cuma akşamından gitti. Pazar öğleye döner. Her zamanki gibi yani.

Her zamanki gibi, dedi Ayşe, beni taklit ederek. Ve sen de yine her zamanki gibi evde oturuyorsun, değil mi? Televizyon izleyip, çorap mı dikiyorsun? Asuman, ne zamandır seni bi yere davet etti bu adam? Bir restorana, tiyatroya ya da hadi sinemaya bile Haydi, hatırlamaya çalış bakayım!

Yüzümün yandığını hissettim. Kıpır kıpır oldum.

Temmuzda yazlıktaydık, birlikte

Yazlık mı! diye gülmeye başladı Ayşe. Sen bahçeyle uğraştın, adam da çatıyı tamir etti. Baya romantikmiş yani! Bak hayat geçiyor, canım. Ne kadar yaşlandık desek de, daha yolun başı sayılırız. Ama sen öleceğini bekler gibi oturuyorsun resmen.

Saçmalama, kahvemden yudum aldım; acı geldi. Bizim ailemiz düzgün. Yirmi sekiz sene az mı?

Yirmi sekiz yıl alışkanlık, dedi Ayşe sertçe. Biliyor musun? Sen neredeyse görünmez olmuşsun. Sinan için buzdolabı gibi ya da sandalye gibisin: var, çalışıyor, önemli değil. Ne zamandır sana güzel bir söz söyledi? Ya da Nasılsın? diye sordu?

Bir cevap verecektim, ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Gerçek şu ki, akşamlar sessizce geçiyordu. Sinan balıkçılıkla ilgili tabletinde bir şey okur, ben örgü örer ya da dizi izlerdim. Bazen o Akşam ne var? derdi, ben de faturayı ödemeyi hatırlatırdım. Hepsi o kadar.

Demek yarama dokundum, Ayşe bana doğru eğildi, gözleri pırıl pırıl. Bak, geçen hafta biriyle tanıştım. Fotoğrafçı. Adı Cem. Aklı başında, sohbeti güzel. Cumartesi günü Nişantaşında galerisinde sergisi var. Hadi gel, dolaş biraz, kafanı dağıtırsın.

Ayşe, ben

Kaçamazsın artık, elini salladı. O kabuğundan çıkma zamanın geldi. Biraz dünyayı gör, insan içine karış. Güzel giyin, ben yardımcı olurum. Bak gör, ne hoşuna gidecek, dikkatini sana verdiklerinde, biri sırf musluk damlıyor muhabbeti açmadığında.

İç çekerek sustum. Ayşe ile tartışmak boşunaydı. Açıkçası, dışarı çıkma fikri o kadar da kötü değildi. Ev fazla sessizdi, huzursuz bir sakinlik vardı.

***

Cumartesi akşamı uzun bir aradan sonra ilk kez aynanın karşısında bile kendimi şaşırdım. Ayşe bana bordo, zarif ama abartısız bir elbise getirmişti. Kemeri vardı, belimi ortaya çıkarmıştı. Hafif makyaj yaptım, saçımı özenle taradım.

Vay be, dedim aynada kendimi süzerken. Ben de sandım ki

Tamamen teyzeye dönüştüğünü mü zannetmiştin? diyerek güldü Ayşe. Hayır canım, sen hâlâ capcanlısın. Sadece unutmuşsun.

Galeri, yüksek tavanlı, beyaz duvarlı küçük ve sıcak bir mekandı. Duvarlarda siyah-beyaz fotoğraflar; eski avlular, yabancı yüzler, terkedilmiş istasyonlar Toplamda otuz kişi ya vardı ya yoktu, ellerinde şarap kadehleri, sessizce sohbet ediyorlardı.

Ayşe, beni anında yakışıklı, saçlarında grilikler başlayan, siyah boğazlı kazak ve kot pantolonlu bir adamın yanına götürdü.

Cem, en yakın dostum Asumanın yanında, tanıştırdı. Asuman, bu da Cem, buradaki her şeyin sahibi.

Cem döndü, bakışlarımız buluştu. Gri gözlü, samimi gülüşlü, minik kırışıklıkları olan biriydi. Elini uzattı.

Tanıştığımıza sevindim. Umarım sergimden zevk alırsınız.

Fotoğraftan çok anlamam aslında, dedim utana utana. Eli sıcak ve kuru.

Hiç gerek yok, daha da içten gülümsedi Cem. Mesele hissetmekte. Hadi gelin, size favori çalışmamı göstereyim.

Beni köşedeki bir kareye götürdü. Bir yaşlı kadın, pencere kenarında Yüze vuran ışık; ne çizgi varsa yaşanmışlıklara dönmüş, gözler hüzünlü ve uzaklara dalmıştı.

Bakın, dedi Cem yumuşak sesle. Komşumdur, seksen üç yaşında. Bir buçuk yıl önce çektim. Bana savaşı anlattı, kaybettiği eşini, üç çocuğunu tek başına nasıl büyüttüğünü Beni en çok etkileyen şey, gözlerinde asla kendine acıma yoktu. Biraz hüzün, bolca asalet.

Fotoğrafa baktım, içimde bir şey düğümlendi.

Çok güzel bir kadın, dedim kısık sesle.

Evet, dedi başını sallayarak Cem. Güzellik; gençlik ya da pürüzsüz ciltle olmaz. Bir insan yaşar, acı çeker ve yine de kendisi olabilirse İşte o güzelliktir. Bana dikkatlice bakıyordu. Sizin gözlerinizde de o hüzün var. Garip ve güzel Hep içinizde bir şey düşünüyor gibisiniz ama kimseye söylemiyorsunuz.

Şaşırdım. Uzun zamandır kimse bana böyle dikkatle bakmamıştı. Sinan bana bakardı, ama görmezdi. Bu adam ise sanki içime bakmıştı.

Biraz yorgunluğum var galiba, dedim sessizce.

Neyden? diye sordu Cem, sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi, gizli merak olmadan.

Aslında alaya vurmak isterdim, ama birden dökülüverdi ağzımdan.

Her şeyin hep aynı olmasından. Her gün bir öncekine benziyor. Uyan, kahvaltı yap, ev işleri Eşim işte, sonra balıkta. Çocuklar büyüdü, gitti. Ben ise evde oturup, Ben nerede kaldım? diye düşünüyorum bazen. Eskiden gezip dolaşmak isterdim. Şimdi o kız nerede?

Susup kaldım; bu kadar açıksözlü olmak ürkütücüydü.

Kusura bakmayın, dedim. Kendime şaşırıyorum.

Özür dilemeyin, elini hafifçe koluma değdirdi, sabit ve huzur verici bir dokunuştu. Buna dürüstlük derler. Şimdiki zamanda bulunmaz bir şey. Biliyor musunuz, benim küçük bir edebiyat ve fotoğraf kulübüm var. Hafta bir toplanıyoruz, bazen fotoğraf, bazen roman, edebiyat, bazen doğa gezisi Gelin haftaya. Seversiniz, eminim.

Hayır demek istedim. Mazeret bulmak istedim ama

Peki, çıkıverdi ağzımdan. Gelirim.

***

Sinan pazar günü döndü. Üzerinden mis gibi göl kokusu ve ateş dumanı geliyordu. Kapıda karşıladım.

Nasıl geçti? dedim. Balık tuttun mu?

İki tane levrek, dedi, mutfağa geçip sırt çantasını bıraktı. Fena değil. Sen nasılsın, her şey yolunda mı?

Yolunda, dedim. Ayşeyle sergiye gittim.

İyi yapmışsın. Daha çok çıkmalısın dışarıya. Evde çok vakit geçiriyorsun, dedi; bunu söylerken göz göze bile gelmedi, aklı başka yerdeydi. Hafif bir sinir dalgası üzerinden geçti.

Sinan, biz de haftaya bir yere gidelim mi? Restorana ya da tiyatroya mesela.

Sinan şaşkınca baktı.

Ne gerek var canım? Hem pahalı, hem de balıktan sonra yorgun oluyorum. Sonra gideriz, tamam mı?

Sonra Hep sonra. Başımı salladım ve mutfaktan çıktım. Salonun köşesinde telefonumu elime alıp Ayşeye mesaj attım: Kulübün adresini atar mısın? Çarşamba geliyorum.

***

Kulüp, eski bir apartmanın yenilenmiş bodrum katında toplanıyordu. Yumuşak kanepeler, kitap dolu raflar, masalarda fotoğraf makineleri On beş kişi vardı; çoğu orta yaşlıydı. Cem girişte karşıladı.

Geldiğinize çok sevindim, dedi sıcacık bir ifadeyle. Buyurun, nerede isterdinizse orada oturun.

Akşam su gibi geçti. Bir Fransız fotoğrafçının işleri konuşuldu, ardından dizeler okundu, sonrasında muhabbet Ben daha çok sustum, dinledim; ama huzurluydum. Kimse benden çay demlememi, faturaları sormamı istemiyordu. Sanki hizmetçi değil, gerçekten bir insandım.

Toplantıdan sonra Cem durağa kadar eşlik etti.

Hoşunuza gitti mi?

Çok, dedim. Böyle bir ortam beklemiyordum bile. Yeni bir dünyaya girmiş gibiyim.

Zaten girdiniz, gülümsedi. Bakın Asuman, sizi izliyorum ve görüyorum ki uzun zamandır kendiniz için bir şey yapmamışsınız. Hep başkaları için Eş, çocuk, ev En son ne zaman sadece canınız istediği için bir şey yaptınız?

Düşündüm. Hiç hatırlayamadım.

Orta yaş tuzağı, dedi Cem. Bir bakıyoruz, yıllar geçmiş, kendimizi unutmuşuz. Hayat parmaklarımız arasından kayıp gitmiş sanki. Ama şunu bilin: kim olduğunuzu hatırlamak için vakit daima vardır.

Sözleri ilaç gibi geldi. O an kendimi ilk kez uzun zamandır canlı hissediyordum.

Bakın, aniden durdu Cem. Cumartesi günü şehir dışında bir yere gidelim mi? Eski bir köşk var, sonbaharda ışığı harika, orada çekim yapacağım. Bana eşlik etmek ister misiniz? Çok hoşunuza gidecek.

Donup kaldım. Cumartesi Sinan yine balıkta. Yalnız olacağım. Her zamanki gibi.

Bilmiyorum, dedim. Biraz

Garip mi geliyor? hafif buruktu ama gülümsedi. Ben size yalnızca bir doğa gezisi teklif ediyorum. Güzel manzaralar, iki insan, hayat Hepimizin buna hakkı yok mu?

Var, diye fısıldadım.

O zaman tamam. Onda metroda buluşalım. Sıkı giyinin, rüzgar var.

El salladı ve gitti. Ben ise durakta kalakaldım, kalbim yirmilerimdeki gibi çarpıyordu.

***

Cuma akşamı Sinan her zamanki gibi balık için eşyalarını hazırlıyordu.

Ben pazara kadar yokum, dedi, çantasını kapatırken. Bir şey olursa ara.

Tamam, dedim, söylenirken onu izledim. Sinan, ben de seninle geleyim mi?

Şaşırdı, gözlerini kaldırdı.

Ne yapacaksın? Geçen sefer sıkılmıştın, üşüdün diye şikayet ettin.

Sadece biraz birlikte vakit geçirmek istedim, dedim kafa eğerek.

Evde zaten hep beraberiz ya, dedi omuz silkerek. Evde dinlen, dizilerini izle sen.

Bir öpücük kondurdu yanaklarıma, sırt çantasını omzuna taktı ve çıktı. Ben ise kapının önünde, kapalı kapıya bakakaldım.

Hep beraberiz dedi ya Ama gerçekten birlikte miydik? Gerçekten?

Ertesi sabah erken kalktım, giyinmek için uzun uzun düşündüm. Kot, kalın kazak, kaban Aynaya bakınca yanaklarım kızarmış, gözlerim parlıyordu. Kırk yaşındaki Asuman gitmiş, yerine gençleşmiş biri gelmişti sanki.

Sadece doğa gezisi, yeni bir arkadaşla, dedim kendime. Yasak bir şey yok. Sadece yürüyüş.

Cem iki kahve ile beni metroda karşıladı.

Günaydın, dedi. Maceraya hazır mısınız?

Eski, hırpani bir Anadolla yola çıktık. Müzik açtık, o seyahatlerinden hikâyeler anlattı. Ben dinledim, güldüm; uzun zamandır olmadığım kadar rahattım.

Köşk harabe ama büyüleyiciydi. Eski sütunlar, yaprak dökmüş bir park, koyu bir gölet Cem fotoğraf çekerken, ben sarı yapraklar topladım.

Şurada durur musun? dedi birden. Sütunun yanında. Evet, öyle Uzağa bak.

Birkaç kare çekip geldi, makinenin ekranını gösterdi.

Bakın, çok fotogeniğsiniz. Özellikle o gözlerinizdeki hafif hüzün sizi çok derin gösteriyor.

Ekranda gördüğüm kadın ben olabilir miyim? Uçuşan saçlı, hayalci bakışlı biri.

Akşama kadar dolaştık. Sonra küçük bir köy kahvesine uğradık, sıcacık börek, çay Konuşmalar iyice samimileşti.

Kaç yıllık evlisiniz? sordu Cem.

Yirmi sekiz, dedim.

Mutlu musunuz?

Sustum. Mutluluk neydi? Alışkanlık mı, güven mi?

Eskiden öyle sanırdım. Şimdi artık ne hissettiğimi bilmiyorum. Sanki uykudayım. Her şey yolunda görünüyor ama eksik bir şey var.

Tutku, dedi Cem. Eksik olan o. Yaşadığını hissetmemek seni işlev olmaya zorluyor, insan olduğunun unutulması

Elini elime koydu.

Asuman, çok özel bir kadınsınız. Zeki, güzel, derin Mutluluğu hak ediyorsunuz. Kendi mutluluğunuzu.

Elinin üstünde elimi hissettim; kalbim pır pırdı. Elimi çekmeliydim, kalkıp gitmeliydim. Yapamadım. İstemiyordum.

***

Sonraki haftalar, bana deli gibi hızlı ve puslu geldi. Cemle giderek sık buluşmaya başladık; bazen kulüpte, bazen bir yürüyüşte, bazen bir sergide. Sinanla her şey aynıydı; işe gidiyor, balık avlıyor, haber izliyordu. Ben ise yemek yapıyor, evi çekip çeviriyordum. Konuşmalarımız zayıf, kısa, gereklilik kadardı.

Asuman, yoğurt aldın mı? sorardı Sinan.

Aldım, derdim.

İyi. Peki çoraplarım nerede?

Dolapta, her zamanki yerinde.

Hepsi bu. Nasılsın, iyi misin yok. Ama Cem merak ediyordu, her seferinde soruyordu. Ben de ona anlatıyordum; güneş gibi açtırıyordu beni.

Ayşe hemen fark etti tabii.

Aşık oldun mu yoksa? sırıttı, yine o kafede buluştuğumuzda.

Abartma, yüzüm kızardı. Sadece arkadaşız.

Hı hı, arkadaş Asuman, o kadar parlıyorsun ki On beş senedir böyle görmemiştim seni. Ve biliyor musun, çok mutluyum. Sonunda bir parça neşe hak ettin.

Ama ben evliyim, dedim sessizce.

Eee yani? diye omuz silkti. Sinan seni fark etmiyor bile. Kendi hayatını yaşıyor. Sen de yaşa. Kimse senin aziz olmanı beklemiyor. Bu Cem seni mutlu ediyorsa, kime ne?

Ayşenin sözleri zaten aklımda çınlıyordu. Kendimi savundum: Sadece yaşıyorum, biraz sevinç hakkım var.

Kırılma kasım ayında oldu. Cem, beni İstanbula iki saat uzak bir kasabaya davet etti. Orada sokak fotoğrafçılığı festivali vardı.

Bir gece kalacağız, iki oda ayarladım, dedi. İlginç olacak.

İki oda! Bu cümleye tutundum resmen.

Sinana Ayşeyle alışveriş festivaline gidiyoruz dedim.

Çok harcama, dedi, yine tabletiyle ilgilenerek.

Odamdan çıkarken, acaba sormasını bekledim ama dönüp bakmadı bile.

Otel gerçekten iki odaydı. Bütün gün sergiler, söyleşiler, şaraplar Akşam yemeği, festival heyecanı Cem karşıma geçip gözlerime baktı:

Asuman Hanım, çok kadın tanıdım ama siz Sizde dokunulmamış bir öz var, tarifsiz bir hüzün Onu sihir gibi dağıtmak isterim.

Elimi tuttu.

Sizi sıkmak istemem, acele de yok Ama sizden çok etkilendiğimi bilmenizi isterim.

Cevap veremezdim. Kafamdan geçen düşünceler birbirine karıştı. Odalarımıza çıktığımızda beni odama uğurladı, yanağımdan öptü.

İyi geceler, dedi fısıldayarak. Yanımda olmak istersen, hemen yan odadayım.

Odaya girip, yatarken tavanı izledim. Kalbim deli gibi atıyordu.

Evliyim. Yirmi sekiz yıllık kocam var. Yapamam.

En son ne zaman öylesine, içten öpüldün? Seni önemsediğini söyledi mi?

Bu ihanet.

Ya da hayatta kalmak. Son şans gerçek yaşamı hissetmek.

Gece iki gibi kalkıp bornozla koridora çıktım. Yan odanın kapısını tıklattım.

Cem hemen açtı.

Asuman dedi fısıldayarak.

İçeri girdim. Kapı kapandı.

***

Sabah gözlerimi açtığımda buruk bir pişmanlık vardı, içmişliğim de yoktu halbuki. Cemin yatağı, başkası Kafamda Ben ne yaptım? sorusu yankılanıyordu.

Sessizce giyinip kendi odama geçtim. Kenara oturup başımı ellerimin arasına aldım.

Ne yaptım, Allahım?

Ama dönerken yol boyu Cem sıcaktı, neşeliydi. Tatlı sözler, ellerimi tuttu Utanç yavaşça çekildi, yerine tuhaf bir mutluluk geldi.

Yaşıyorum. Yıllar sonra ilk kez YAŞIYORUM. dedim.

Eve döndüğümde Sinan klasik karşıladı.

Şöyle güzel bir şey aldın mı bari?

Çok değil, dedim gözlerine bakmadan. Bayağı bir şey yoktu zaten.

Anladım. Açım ben, ne var yemekte?

Her şey eski rayında devam etti. Gündüz Sinanın karısıydım, ev işleri Akşamları ise Cemle gizli mesajlaşmalar, kaçamak buluşmalar O beni yeni yerlere götürüyordu, kitaplar alıyordu, şiirler okuyordu.

Sinanla konuşmalar gittikçe azaldı. Sadece evle ilgili şeyler.

Yazlıktaki boruya baksak?

Baharda bakarız.

Tamam.

Ve uzun bir sessizlik Sonrası ise Ayşenin kutlaması:

Bak, görüyor musun? Şimdi hayat sana geldi. O evde solup gitmekten iyidir.

Kendimi haklı çıkarmaya çalıştım: Sinan kendi uzaklaştı. O balığı seçti. Ben de bir nebze mutluluk hakkımı kullanıyorum.

Ama geceleri, Sinan yakınımda uyurken, ben gözümü kırpmadan tavanı izledim. İçimde ince bir sızı, ruhum paramparça

***

Aralık soğukları bastırdı. Cemle haftada bir buluşuyorduk; küçük bir stüdyo kiraladı, fotoğraf çekmek için uğruyordum. Sinana bilgisayar kursum var diyordum. O da hiç sormuyordu.

Cem harikaydı; naif, dikkatli, şefkatli Ama bazen o sözlerin çok kişinin kulağına fısıldanmış olabileceğini hissediyordum. Tek kişi olmadığımı, aslında herkes gibi olduğumu Artık geri dönüşüm yoktu.

Bir gün markette Sinana grip ilacı alacaktım. Kasada cüzdanımı ararken, Cemin geçen hafta verdiği parfüm kutusu düştü: Ay Göçü hafif, çiçeksi bir koku. Kutunun düştüğünü fark etmedim. Edinip çıktım.

Akşam Sinan evde erkenydi. Mutfakta akşam yemeğiyle ilgilenirken masaya o parfüm kutusunu bıraktı.

Bu senin mi? dedi sesi alçak.

Arkama döndüm, kutuyu görünce adeta donakaldım.

Ee evet, dedim. Dışarıda buldum.

Dışarıda, dedi, kutuyu evirip çevirdi. Beş bin liralık parfüm, dışarıda mı?

Kapağını açıp kokladı.

Asuman, beni saf mı sandın? Hiç mi anlamadım sanıyorsun? Artık değiştin; sürekli bir yerlere gidiyorsun, bana bakarken dahi yabancılaşıyorsun.

Sırtımı ocağa dayadım.

Sinan

Kim o adam? Kim?

Kimse fısıldadım. Sadece bir arkadaş.

Yalan söyleme! kutuyu sıktı. Lütfen artık yalan söyleme. Aldattın mı beni?

Sessizlik uğulduyor Gözlerindeki o eski yumuşaklık çekilip gitmişti.

Evet, dedim neredeyse sessizce. Evet, Sinan. Özür dilerim. İstemeden oldu ama

İstemeden, acı acı güldü. Oldu işte. Anlaşıldı.

Dönüp kapıya yöneldi.

Sinan, lütfen, bekle! ardından koştum. Anlatmama izin ver

Neyi anlatacaksın? dönüp gözümün içine baktı. Beni mi suçlayacaksın? Elbette hatam var. Balığa, işime daldım, seni sormayı unutmuşum. Ama ben sana hiç ihanet etmedim. Çünkü seni seviyordum, hâlâ da seviyorum. Ama sen her şeyi yıktın.

Sinan, ne olur ağlamaya başladım. Bırakıp gitme, düzeltelim

Burada duramam, dedi sırtını dönerek. Düşünmem lazım. Veyselde kalacağım.

On beş dakika içinde eşyalarını topladı. Kapının eşiğinde durdum, gömleklerini katladı, çoraplarını yerleştirdi.

Sinan dedim. Beni bırakma.

Sen beni bırakmadın mı? dedi. O adama giderken?

Suskunlukla gitti. Kapıyı bile çarpmadan. Ardında kalan sessizlik çok farklıydı, kocaman bir boşluk.

***

Evde dört döndüm, Sinanı sürekli aradım, açmadı. Mesaj attım: Beni affet. Ne olur geri dön. Cevap gelmedi.

Cemi aradım:

Cem, dedim ağlaya ağlaya, Sinan her şeyi öğrendi. Gitti. Ne yapacağımı bilmiyorum.

Ah Asuman, sesi üzgün, Üzüldüm. Hadi buluşalım, konuşalım, ben sana destek olurum.

Stüdyosunda buluştuk. Anlattım, ağladım. O ise başımı okşadı.

Her şey iyi olacak, dedi. Böyle devam edemezdi zaten. Sen mutlu değildin. Şimdi yeni bir hayat şansın var.

Yeni hayat mı? dedim gözyaşları içinde. Nasıl yani?

Yani sen artık özgürsün, dedi Cem biraz kaçamak. İstediğin gibi gezersin, yaratırsın, kendin olursun.

Peki sen? dedim sessizce. Sen benimle misin? Beraber miyiz?

Kaşının üstünü kaşırken uzaklaştı.

Bak canım, diye başladı temkinli, Sana baştan beri söyledim; ben yuva kuracak biri değilim. Kendi halinde yaşıyorum. Sadece anı yaşarım. Beraber çok güzel zamanlar geçirdik, o kadar…

Yani ben bir eğlencelik miyim sadece? dedim boş gözlerle.

Hayır, dedi, elimi tutmak istedi, elim çekildim. Sen çok özelsin. Ama ben hep özgürüm, asla uzun ilişkiye gelemem. Sen de biraz özgürlük hissetmek istemiyor muydun?

Ayağa kalktım.

Evet, yaşadım. Şimdi ise önümde kırık dökük bir hayat var. Hem sen, hem ben Saçma bir hevesle.

Çıkıp yürüdüm. Sokak soğuktu, karla karışık yaş, gözyaşlarıma karıştı.

***

Ev bomboştu. Işığı açıp koltuğa çöktüm. Uzun uzun duvara bakıp kaldım. Sonra Ayşeyle konuştum.

Ayşe, dedim kırık bir sesle, Seninle konuşmam lazım.

Yine Melekin Yeri kafesinde buluştuk. Ayşe cappuccinosunu yudumlayıp anlattıklarımı dinledi.

Eh işte, dedi, Aradığın heyecanı buldun. En azından çürüyüp gitmedin.

Donuk donuk baktım. Şaşkındım.

Ayşe, ciddi misin? Benim hayatım paramparça oldu

Ee ne var bunda? omuz silkerek, Herkes hayatını kendi yaşar. Ben seni sadece tanıştırdım. Gerisi senin seçimin.

Sen hep teşvik ettin, Sinanı beğenmedin; hep hayata karışmamı istedin.

Haksız mıyım ki? Belki de sayende Sinan kaybettiğini anlar. Belki de anlamaz. Hayat böyle işte, planla gitmez.

Ayağa kalktım.

Ben senin en yakın dostunum sanırdım. Şimdi anladım; benim huzurumdan hep kıskanmışsın. Ailem, düzenim Sen de benim gibi yalnız ve arayışta olayım istedin.

Abartıyorsun, dudak büktü Ayşe.

Güle güle, Ayşe, dedim sessizce ve çıktım.

***

Bir hafta geçti. Sinan geri dönmedi. Aradım, kısa cevaplar: Zamana ihtiyacım var.

Ev kocaman, bomboş. Gece uykusuz, sürekli geçmişi düşünüyorum. Cemle ilk karşılaştığım an Sinanın kırık sözleri

Ne yaptım Allahım? Ne yaptım?

Sinanın evde musluğu onarırkenki halini hatırladım. Ben hastayken çay getirişi Birlikte bahçede diktiğimiz elma ağacı. Hepsi o kadar basit, sıkıcı gelirdi ya Şimdi hepsini geri isterdim.

Yılbaşı arifesi, duramadım; Sinanın arkadaşı Veyselin evine gittim. Kapıyı Veysel açtı.

Hoş geldin Asuman, dedi mahçup. Sinanı mı arıyorsun?

Evet, dedim. Birkaç dakika konuşabilir miyiz?

Veysel tereddüt etti. Sinana seslendi; Sinan yorgun, çökmüş görünüyordu.

Ne istiyorsun? dedi alçak bir sesle.

Özür dilemeye Sinan, büyük bir hata yaptım. Geçici bir akıl tutulması O adam bir seraptı. Ama sen, sen benim gerçeğimdin Lütfen, bana bir şans ver.

Sinan sustu, başını salladı.

Bilmiyorum, Asuman. Çok canım yandı, nefes alamadım. Şimdi sana bakınca hâlâ onu anımsıyorum. O görüntüyü kafamdan silemiyorum.

Anlıyorum Belki zamanla belki?

Belki, lafımı kesti. Ama belki olmaz. Unutabilir miyim, affedebilir miyim bilmiyorum.

Ben de kim olduğumu bilmiyorum artık, dedim gözyaşları içinde. Her şeyi mahvettim. Evi, güveni Kendimi

Uzun bir duraklama Koridorun karanlığında, neredeyse otuz sene birlikte yaşamış iki yabancı gibi yan yana durduk.

Gitmeliyim, dedi Sinan. Kusura bakma.

Kapıyı kapattı. Basamaklarda öylece kalakaldım.

Dışarı çıktım. İstanbul renkli, ışıklı yılbaşına hazırlanıyordu. İçim ise bomboştu, sonu olmayan bir boşluk.

***

Yılbaşı gecesi evde yalnızdım. Televizyonu açıp, kendime şampanya koydum. On ikiye vurduğunda kadeh kaldırdım.

Yeni hayatımız için, dedim gülümseyerek. Hangi hayat?

Ocakta Ayşe aradı.

Ne saklandın öyle? dedi capcanlı bir tonda. Gel, yeni biriyle tanıştım. Yoga eğitmeni. Tam sana göre. Görüşelim mi?

Elimde telefon, sessiz kaldım.

Asuman, duyuyor musun? Sustuğuma şaşırdı.

Duyuyorum, dedim.

Görüşüyor muyuz? Yine bizim kafede?

Gözlerimi kapattım. Gözümde bir sahne canlandı; yine o kafe, yine Ayşe, yine yeni umutlar Sonsuz döngü.

Hayır Ayşe, dedim alçak bir tonda. Yapamam artık.

Nasıl yani?

Sadece, yapamam artık, içimde bir şeylerin son kırılışıydı. Özür dilerim.

Telefonu kapadım.

Birkaç gün sonra yine Melekin Yerindeydim. Yalnız oturup kahve içiyordum. Dışarıda kar, insanlar koşuşturuyordu.

Kafe kapısı açıldı, Ayşe içeri girdi. Beni görünce yanıma geldi.

Aa Asuman, burada mısın? diyerek sandalyeye oturdu, atkısını attı. Sana bahsettiğim yoga hocasıyla mutlaka tanıştırmam gerek. Tam senlik biri, huzurlu ve olgun. Şimdi tam da sana lazım. Tanıştırayım cidden!

Yüzüne baktım. Rujlu dudakları, cıvıl cıvıl gözleri, o her zamanki canlılığı Sonra arkasındaki büyük boşluğu gördüm. Aynı bende olduğu gibi. O ise ya farkında değildi, ya da önemsemiyordu.

Niye susuyorsun ki? Ayşe iyice yaklaştı. Asuman, silkelenmelisin. Evde otur, üzül Olmaz ki! Hayat devam ediyor.

Cevap verecektim ama kelimeler gelmedi. Sadece baktım. Kafamda düşünceler, azap gibi saplandı kaldı.

Kaç kez aynı yere takılacağım? Hep başkalarının bana mutluluk getireceğine neden inandım? Belki de mutluluk yanımdaydı, görememiştim.

Asuman, Ayşe parmağını şıklattı. Duyuyor musun?

Uzun, ağır bir bakışla baktım. İçinde acı ve yeni, acı bir idrak vardı. Bir kukla gibi, başkasının ellerindeymişim gibi Cevabım dudaklarımda dolaştı.

Duyuyorum, dedim fısıldayarak.

Ayşe bekledi. Ben sustum. Dışarıda kar yağmaya devam etti. Bu sessizlikte her şey gizliydi: kaybın acısı, seçimin ağırlığı, geri döndürülmez bir yol. Başımda uğuldayan o son söz: Kimi, neyi seçsem de, asıl eksik olan belki de hep bendim.

Rate article
Lifequest
Görünmez Eş