Damla Taneleri

Hem de hiç korkunç değil! Çok güzel! Baran, onlara söylesene!

Elif, tüyleri dökülmüş, çıplak gibi, çöp gibi incecik bir kediyi kucaklamış, öyle ağlıyordu ki etraftaki komşular elleriyle kulaklarını kapatmıştı.

Gür sesli, her şeyi bağıra çağıra anlatabilen, kalabalık ailesinde herkes gibi sesiyle dikkat çeken Elifin, beş yaşında tüm mahallede camları titreten çığlıklarıyla rakibi yoktu.

Mahalleli, Elife ve kardeşlerine çoktan alışmıştı. Onların yaramazlıklarına kimse karışmıyor, iyi biliyorlardı ki anneleri Zeynep bu kadar çocukla her zaman baş edemiyordu. Zeynepin çalışma saatleri öyle yoğundu ki başka biri onun yerinde olsa çoktan tükenirdi.

Mahallenin eski konağına açılan, bakımlı demir ferforje kapı herkesin ortak gururuydu. Zeynep de komşularla beraber her bahar boyar, canı istediği kadar bu kapıya dayandığında kimse bir şey demezdi.

Ama yine de bu ayrıcalığı elinin tersiyle itip iç geçirirdi:

Hepimiz hamal gibiyiz! Güzel, akıllı yük atları… Kimsenin yükünü kimse almaz. Hep kendin taşımak zorundasın. Hele ben… Ben ölümsüz midilliyim! Dönüp duruyorum, nereye gittiğimi bilmeden. Sebebini çoktan anladım. Her akşamı hayal ederim; herkes yatağında, temiz, tok ve huzurlu. Lavaboda ne tabak kalmış ne çatal… İşte o boşluk, en büyük mutluluk demek!

Zeynepin düşünceli, hayatı sorgulayan bir tarafı vardı. Güzeldi ve sevimliydi. Oysa kim bakardı ona? Altı çocukla, yardım eden kimsesi olmadan… Kendi hayatına dair çoktan ümidi kesmiş, aşk meşkle uğraşacak hali yoktu.

Altı çocuğa annelik etmek, kolay değildi!

Ama kimse ona bu konuda sitem etmezdi; çünkü Zeynepin öyküsünü herkes iyi bilirdi.

Elif de, Zeynepin dört çocuğu gibi evlatlıktı.

Ama Zeynep onları, koruyucu aile olma niyetiyle değil; doğrusu günün birinde yalnız kalınca, zaten hiç aklına gelmeyecek bir şeyi, bir mucizeyi kabullenmişti.

Ama hayat, insana neler getireceğini sormaz. Al bakalım, ne yapacaksın şimdi?

Zeynep de aynı şekilde karar vermek zorunda kaldı ve sonucun ne olacağı başından belliydi.

O büyüttüğü çocukların hepsi, ona miras kalmıştı.

Miras ya alınır, ya alınmaz. Zeynep, terkedilmenin ne demek olduğunu bildiği için asla bırakmamaya karar verdi. Ona sırt çevirmeyenlerin çocukları neden acı çeksindi? Hem kimseye de yabancı değillerdi ki…

Zeynepin bu düşüncelerinin geçmişi vardı. Saçma mıydı, güçlü mü; umursamıyordu. Onun için önemli olan, elinden geleni yapmaktı.

Zeynep, doksanların çocuğuydu.

Annesi güzellik kraliçesiydi ve tüm kasabadaki kızların kıskançlığının başlıca sebebiydi. Hem daha 18inde gelin olmuş, dillere destan bir gelinlik giymişti; kocası iş adamıydı ama hangi işlere karıştığı belli değildi, kimse sormaya da cesaret edemezdi.

Zeynep, anne babasını hiç hatırlamazdı.

Onları bir tek, babaannesiyle kasaba mezarlığında gidip ziyaret eder, mezar taşındaki fotoğrafı dokunup sever, usulca Bak öğretmenim resmimi övdü, ya da Babaannem bana kırmızı beyaz şeritli atkı ördü, diye anlatırdı, babaannesi duymasın diye fısıldayarak.

Ama 16 yaşına gelince, hayatının gerçeğini bir de babaannesinin ağzından duymuştu:

Baban kabadayıydı. Vaktinden önce çekip gitti, kızıma da kayıp ettirdi. Kızmadım demem, affedemedim. Nasıl ağlamıştım! Aman kızım, ona bulaşmasın diye yalvardım. Dinlememişti. Sevmişti O da sevmişti annemi. Arkadaşları diyor, baskında annemi koruyacak diye üzerine kapanmış. Belki gerçekten sevmişti… Ama ne fark eder ki şimdi? Sana sevgileri kaldı. Bundan başka tesellim yok

O günden sonra, bazı yabancı adamların neden eve gelip, çay içerken babaannesine uzun uzun dinlediklerini, sonra içi para dolu zarfları bırakıp sessizce gittiklerini anlamıştı.

Babaannesi parayı biriktiriyor, hiç dokunmuyordu. Zeynep okulu bitirince, bu parayla geniş, güzel bir ev aldı ona.

Al kızım. Annenin ve babanın sana bıraktığı.

Ama oturmak istememiş, babaannesiyle kalmıştı.

Neden, Zeynepim? Güzel ev işte, tam merkezde! Okul da çok yakın.

Sensiz istemem! Ya birlikte taşınalım, ya da burada kalalım!

Babaannesi eski küçük evini bırakmak istemedi. Ancak Zeynepin halası Yasemin çıkıp geldiğinde mecbur kaldı.

Zeynep, bize şu evini biraz kullandır. Hele çocuklarla kiralarda sürünüyoruz. Boş duruyor. Bak, kira da vereceğim. Bir de komşuluğa yazılıp çocukları anaokuluna yazdıracağım!

Yasemin iş bitirici, tuttuğunu koparan biriydi. Babaannesi Dikkat et kızım, sakın güvenme, her yere tırmalar, derdi.

Ama Zeynep bir türlü itip kakamıyordu çocukları. O sırada küçük olan Baran ve Asya, ona çok bağlıydı; anneleri odasından aldığında küserlerdi hemen.

Elif Su, burnunu sil kızım! Zeynep dadınız değil!

Zeynep çocukları sever, Büyük ev boş dururken başkaları sürünmesin, diye düşünürdü. Yasemin de Akrabayız, insan akrabasını yüz üstü bırakır mı? deyip dururdu.

Bu sözler Zeynepin kulaklarında çınlayıp duruyor, çocukluğunda da sürekli babaannesinden Baban insan gibi yaşasa, annen de sağ olurdu, sözünü duyardı.

Bu sitem hep içini kanatmış, tek isteği babaannesinden bir gün Aferin Zeynep, insan gibi, eli yüzü düzgün oldun, övgüsü duymaktı.

Yasemin meselesinde de aynı ahlaki hassasiyetle davranmak istedi. Ama babaannesi şaşırtmıştı onu.

Olmaz, Zeynepim! İzin verme. Bırak sürünsün. O kendi çocuklarına baksın. Biz sana bakacağız!

Ama Zeynep çocukları çok seviyordu, ikisini birden evden uzaklaştırmayı istemedi. Sonra babaannesi dedi ki:

Doğru değil bütün malını hemen vermek. İnsanoğlu emeğiyle kazanmalı. Yasemine hemen verirsen geri alamazsın, kızım! Hem Galiye lazım olan balık değil, olta. O kendi evini de alır bir gün, sen durma yardım et ama bütünüyle de teslim olma.

Zeynep, içinde biraz burkulsa da, sonunda anladı babaannesinin dediğini. Ve bir gün, babaannesi Yasemini azarladı:

Evim küçük ama rahat. Okul da, park da yakın. Hem ben Zeynepin yetim kalmasını istemem! Allaha hesap veririz! Şimdi gönlünü koyma ama sonra sızlanırsın. Hadi geçin küçük eve, biz de büyük eve geçiyoruz.

Ve taşındılar. Zeynepin hayali, babaannesinin güzel bir hayat yaşamasıydı ama kader başka şekilde yazılmıştı.

Babaannesi, hemen her hafta mahallenin sağlık ocağına gidip geliyordu.

İşe gider gibi, derdi gülerek, reçeteleri karıştırırken.

Sağlığı çok iyi değildi.

Bir gün buzda kayıp düşüp, başını çarptı ve oracıkta bayıldı. Yoldan geçenler başını çevirdi, kimse durup ilgilenmedi. Neyse ki bir taksi şoförü Zeynepin babaannesinin çantasından numarasını bulup aradı, ama çok geçti…

Babaannesi bir gün sonra hayatını kaybedince Zeynep, ne yapacağını bilemedi.

Yasemin de hemen koşup geldi, Elif ve Baranı komşusuna bırakıp. Zeyneple hastane koridorunda birbirlerine sarılıp ağladılar.

Onsuz ne yaparım ben? dedi Zeynep.

Yalnız değilsin, saçmalama! Umut etmelisin! dedi Yasemin, ama gözlerinden umutsuzluk okunuyordu.

Ve birkaç gün sonra, hayat tümüyle değişmişti. Şimdi ne yapılacaksa, Zeynep karar verecekti.

Hayat hızla devam etti.

Bir süre sonra Zeynepin hayatına Erkan girdi. Beş yıl evli kaldılar; ayrıldıklarında iki çocuğuyla yalnız kaldı ama gönlü rahat. Erkan ona yeni aşkını doğrudan anlattı, Arkadaş kalalım, sana ve çocuklara hep destek olurum, dedi.

Zeynep, ona ne kızacak takati vardı ne de sormaya mecali.

Sonra Yasemine, yorgun bir gece vakti aradı:

Gelebilir misin?

Yasemin de hemen geldi. Zeynepin elinde silinmiş, ıslanmış bir mutfak bezi vardı. Yasemin sarılıp Ağlama! Adam işte, günü gelince giderdi zaten! diye rahatlatmaya çalıştı.

Benim suçum ne?! dedi Zeynep.

Senin ne suçun olacak? Bazı adamlar böyledir, bulduğunu bırakır. Ama çocuklardan vazgeçmemesi bile büyük nimet.

Sonra Yaseminin de başına aynı şey geldi.

Yasemin, bu nasıl oldu?!

Nasıl olacak, Zeynep? Anlatayım mı, adım adım mı? Hamile olduğumu duyunca kaçtı adam. Kader! Şimdi ikiz geliyor, ama ev de yok. Baranla Asya yetmezmiş gibi

Zeynep çocuklara bakarken, büyük karar verdi.

Akıllı kadınsın sen! Bu ev artık senin, Yasemin! Çocuklar ve senin yuvan olsun.

Babaannesinin evi Yasemine geçti, yakın zamanda ikizler doğdu.

Elif ve Melis dünyaya geldiler, miniciktiler; ama mahalleye sanki yeni bir neşe geldi.

Yasemin doğumdan kısa süre sonra kendini iyi hissetmemeye başladı. Barandan ikizlere göz kulak olmasını istedi, Teyzene haber ver, ama kardeşini korkutma, dedi.

Yasemini kurtaramadılar.

Zeynepin önünde şimdi en zor karar vardı. Dört evlatlık, iki kendi çocuğu… Sosyal hizmetler bile şaşırdı:

Siz altı çocuğu tek başınıza büyütmek istiyorsunuz, çok zor

Ama Zeynep pes etmedi.

Erkan iyi bir avukat buldu, başvuruları tamamladı, evde çocuklara bakarak Zeynepin desteği oldu.

Bütün bu çocuğu sen bakabilecek misin?

Korkuyorum Erkan! Altı çocuk çok! Ama başka yolu yok, hepsi benim… Nasıl ayırayım?

Beraber mücadele edeceğiz, bırak ağlama! Sen başaracaksın!

Zeynep, geceleri bazen ağlar; babaannesinin bilgeliğini anımsardı.

Ne yapmalıyım, babaannem? Sen olsan nasıl devam ederdin?

O anlarda cevabını kalbinde bulurdu; yoluna devam ederdi.

Herkes kendi sorunlarıyla uğraşırken, Elif az önce kurtardığı kediyle tekrar ortaya çıktı.

Komşular, Zeynep seni kovar evden, bir de hasta kediyle! Bak, ne pis bir şey bu, bırak şunu! deyince Elif telaşla abisine ve giriş kapısına baktı.

O gün Zeynep çocukları hayvanat bahçesine götürecekti. Her şeyi sabah erkenden hazırlamış, çocukları elbirliğiyle evden çıkarmıştı.

Ama son anda, Elifin kedisi çıkınca komşu Kapıda sürpriz var, dedi.

Anne, bak! Çok güzel değil mi??

Cevap vermedi Zeynep. Kediyi dikkatle inceledi; sonra kucağına aldı.

Hayvanat bahçesi iptal! Bizim kendi kaplanımız var. Baran, yakınlarda bir veteriner var mı? Hadi bakalım!

O gün belki hayvanat bahçesine gitmediler ama evde koca bir macera yaşadılar!

Biraz zaman geçince, o sıska, sefil kedi yuvarlak, sağlıklı bir kediciğe dönüştü. Eve bir damla daha huzur, bir okyanus neşe getirdi.

Ve bu, kimseye tuhaf gelmedi; ne Zeynepe, ne çocuklarına. Çünkü onlar basit bir gerçeği zaten anlamıştı: Sevginin olduğu yerde, ondan hiçbir zaman fazla olmaz. Nerede iyilik, merhamet ve paylaşmak varsa, hayat orada güzelliklerle doludur.

Rate article
Lifequest
Damla Taneleri