Mutluluğun Parçası
Lale usulca kızının odasının kapısını araladı, sessizce içeri baktı. Elif yatağında oturmuş, küçük oyuncaklarıyla ilgileniyordu. Annelik içgüdüsüyle Lalenin yüreği burkuldu bugün Elifin doğum günüydü, ama göğsünde ağır bir taş gibi dolaşan keder vardı. Gücünü toplayıp içten bir gülümseme yerleştirdi yüzüne, mümkün olduğu kadar neşeli bir tonda sordu:
Elif, güzel kızım, misafirleri hangi elbiseyle karşılayacaksın, seçtin mi?
Küçük kız hemen canlandı. Sevinçle yerinden fırladı. Koltuktan zarif, fırfırlı pembe elbisesini kaptı, göğsüne bastırarak heyecanla cevap verdi:
Pembeliyle! Anneannem bu elbisenin prenseslerde olduğunu söyledi!
Lale başını salladı, farkında olmadan saçını düzeltti. Elifin coşkusuna ortak olmak istese de, dün akşamki konuşma sürekli zihnine döndü. İhsanın soğuk, acımasız sözleri tekrar tekrar canlandı: Boşanma davası açıyorum. Bir daha seni ve Elifi görmek istemiyorum.
Elif, annesinin içindeki fırtınanın farkında değildi, döne döne elbisesini sallıyor, doğum günü sabahının hayaliyle gözleri ışıldıyordu. Ansızın durdu, büyük kahverengi gözlerini annesine çevirdi ve içinde hala taze bir umutla sordu:
Anne, babam da gelecek mi?
Lalenin boğazı düğümlendi. Gözleri dolmaya başladı ama kendini toparladı, sevgiyle kızının saçlarını okşayarak:
Baban işi çok yoğun kızım, diyebildi yutkunarak, sesi titrememeye çalışıyordu. Ama seni seviyor, Elif. Unutma çok seviyor.
Elif pembe elbisesini ellerinde ağırlaştırarak yavaşça indirip dizlerinin üstüne bıraktı. Omuzları düştü, gözlerindeki ışık azaldı. Sessizce yere bakarak mırıldandı:
Bale gösterimi izlemeye geleceğine söz vermişti
Kapı zili çaldı, Lale irkildi. Tüm hazırlıklarını gözden geçirirken, aniden atağa kalkan o ses yüreğini delip geçti. Hava kararmaya yüz tutmuştu; ev kalabalıklaşmaya başlamıştı; eski iş arkadaşları, komşuları, uzaktaki akrabalar derken, içerisi hareketli ve gürültülüydü artık.
Lale hızlıca saçını düzeltip, elbisesinin eteğini elledi, derin bir nefes aldı ve kapıya gitti. Bugün Elifin günüydü; onun hafızasına güzel bir kutlama, kahkahalar ve sevgi dolu bir anı bırakmak istiyordu.
İhsan sonunda geldi. O sırada masa donanmış, elmalı tart ve taze meyvelerin kokusu evi doldurmuştu. Elif ve arkadaşları kahkahalar atarak salonda koşuyordu. İhsan kapıdan sessizce, yüzünde soğuk ve donuk bir ifadeyle girdi sanki bir kutlamaya değil bir toplantıya gelmiş gibi. Kırışık bir ciddiyetle konuştu:
Ne güzel, kutlama başlamış.
Lale, elindeki kurabiye tabağını masaya koyamamıştı. Bir şey söyleyecekti ki, İhsanın halasının yakın arkadaşı Fatma teyze, sesiyle havayı böldü:
İhsan, seni ne çok bekledik! Hadi tatlıyı tat, Lale kendi elleriyle yaptı!
İhsan bir şey demeden, Fatma teyzeye göz ucuyla bile bakmadan odanın ortasına yürüdü. Elif, pembe elbisesiyle arkadaşına kuğu dansı hareketleri gösteriyordu. Babasını görünce gülümsedi ve sevinçle ellerini kaldırdı:
Baba, bak şimdi dans ediyorum! dedi, ellerini kuğu kanadı gibi yukarı uzatırken.
Ama İhsanın cevabı başka oldu. Herkesin ortasında, yüksek ve net bir sesle:
Boşanma davası açıyorum. Bundan sonra beni baban olarak çağırma, seni görmek istemiyorum.
Odanın içi ağır bir sessizliğe boğuldu. Kimi başını öteye çevirdi, kimi masa örtüsünü düzeltiyor ya da duvardaki resimlere bakıyormuş gibi davrandı. Elif dehşetle durdu, elleri düştü, elbisesi avuçlarında buruşturulmuş halde.
Baba… diye fısıldadı, sesi çaresizlikle tıkanmıştı. Lalenin içi delik deşik oldu.
Kararım kesin, dedi İhsan, kızına bakmadan. Çıkışa ilerledi, ne salonu ne masayı ne de tüm gün babasını gözleyen çocuğu umursar gibiydi.
Lale koştu peşinden, elindeki tabak yere bırakılmış, kutlamada, pastada aklında hiçbir şey kalmamıştı. Kapının yanında yetişip ceketinin kolundan tuttu.
Bunu nasıl yaparsın? O daha çocuk, hem de doğum günü! Sesi titriyordu ama konuşmaya çabaladı, bütün iç acısı ve öfkesiyle.
Ben otuz beş yaşındayım, Lale! Yeter artık, yoruldum. Sen, ev, çocuk; bana göre değil. Başka bir hayat istiyorum, yakında gerçek bir ailem olacak!
Kapı birden hızla çarptı, sessizliğin yankısını uzun süre bıraktı. Misafirler bakıştı, bazıları Ani işim çıktı diyerek mahcupça veda etti, bazıları ise ayakkabılarını apar topar giydi, Lale’ye bakmaktan çekindiler.
Elif olduğu yerde, pembe elbisesini sımsıkı tutarak dondu kaldı. Sonra yavaşça yere oturdu, elbiseyi göğsüne bastırdı ve sessizce ağlamaya başladı; ne hıçkırık ne feryat sadece gözlerinden yaşlar süzülüyordu, omuzları hafifçe sarsılıyordu
************************
İhsanın gidişinden sonraki ilk aylar, Lale için bir tür uykusuz rüya gibiydi; günler eskiyle yeninin bulanık gölgesinde yer değiştirirken, gerçeklik uzak ve yabancılaşmıştı. Lale, ev kadını olmaya alışmıştı İhsan hep ısrar etmiş, Evimizi güzel, huzurlu bi yuvaya çevireceksin demişti. Ama şimdi o yuva gözleri önünde parçalanıyordu.
Bir iş bulması ise adeta Allahın bir lütfuydu. Komşudaki alışveriş merkezinde yeni açılan giyim mağazasına cesaretle eski CVsini götürdü; on yıldır güncellenmemiş. Genç ve sempatik bir kadın olan müdür inceleyip gözlerini Lale’nin üstünde gezdirdi, sonra:
Tecrüben var, bakımlı görünüyorsun. Bir ay deneyelim, dedi.
Lale heyecandan elleri titreyerek teşekkür etti. Zor bir ay oldu reyonları ezberlemek, kasaya alışmak, müşterilerin isteklerini anlamak gerekirdi. Zamanla alıştı, içindeki tüm yorgunluk ve kırgınlığa rağmen gülümsemek âdeti oldu. Maaşı asgariydi, faturaları zar zor yetiyor ama bu bile baştan başlamak için bir dayanak oldu.
Anaokulu işi ise ayrı bir mücadeleydi; yer yoktu. Lale, kapı kapı gezip dilekçe doldurdu, durumunu anlattı, yardım diledi. Kimseyi kırmadı, yılmadı. Sonunda Elife yarım günlük bir yer çıktı. Lale artık işten geç çıkınca kızı oradan güvenle alabiliyordu.
Bir akşam Elifi yatağa yatırırken, odanın sessizliğinde biraz çıt çıkınca kızının sesi duyuldu:
Anne, babam bizi bıraktı mı?
Lale kaldı öylece. Sözcükler boğazına dizildi. Gerçeği söylemek Elifi daha da yaralayacaktı. Ama yalan da olmazdı. Derin bir nefesle, kelimeleri dikkatle seçerek:
Baban… Şimdi bizimle olamıyor, dedi, sıcacık elleriyle Elifin başını okşayarak. Ama bu seni sevmediği anlamına gelmez.
Elif sessizce, gözlerini kapamadan mırıldandı:
Ama ben onu hâlâ seviyorum.
Lalenin içi sıkıştı. Cevap veremedi, sadece kızını sarıp başucunu düzeltti, yorganı iyice örttü. Sonra sessizce çıktı odadan.
Mutfakta sandalyeye oturup dirseklerini masaya koydu. İçinde aylarca birikmiş gözyaşı sessizce aktı; ağlamak değil, sadece bir tür rahatlama ile Camdan dışarıda İstanbulun ışıkları parlıyordu, uzaktan belli belirsiz araç sesleri geliyordu; ama burada mutfakta yalnızca onun derin nefesi ve huzur dolu sessizlik vardı.
Kısa bir süre sonra İhsan, avukat aracılığıyla mal paylaşımı talebini gönderdi. Lale o mektubu bir süre açmaya dayanamadı. Sonunda açınca gözleri buz kesti: evlilikte alınan ev, kanunen iki eşe pay ediliyordu.
Bir uzmana danışmadan çözülmeyeceğini anlayınca tanıdıklardan bir avukat buldu, titreyen ellerle dosyayı götürdü. Avukat dikkatlice belgeleri inceledi, başını salladı:
Kanunen yarı yarıya. Ya onun payını alırsınız ya da satıp parayı bölüşürsünüz.
Lale hesaplarını gözden geçirdi; biriktirdiği para, evin yarı fiyatına yaklaşamıyordu. Akrabaları aradı, yardım istedi, kimi destek oldu, kimi bahaneyle geçiştirdi. Yine de yetmedi.
Satın, dedi avukat üzgünce. O parayla en azından başınızı sokacak bir yer bulursunuz, yoksa evsiz kalırsınız.
Satış düşündüğünden hızlı oldu. Evin konumu iyi, bakımlıydı; kira ya da küçük bir daireye denk para Yaklaşık bir oda bir salon eski bir apartman dairesi ya da biraz daha üstü için kira. Lale kiralamayı seçti. Sessiz bir mahallede, bahçeli küçük bir ev buldu. Ev sahibi, yaşlı ve yumuşak sesli bir hanımefendiydi. Lale’yi dinledikten sonra başını salladı:
Kiranı zamanında ver, istediğin kadar yaşa kızım. Evimi huzur için kiraya veriyorum.
Taşınmak başlı başına bir savaştı. Lale bir yandan eski evden eşya topluyor, yeni eve yerleştiriyor, diğer yandan işini ve Elifin düzenini korumaya çabalıyordu. Elif, kolilerin üzerine oturmuş, usulca annesini izliyordu. Son kutular salondaki yerine geldiğinde usulca sordu:
Pembe odam nerede?
Bu kadar basit bir soru Laleyi bıçak gibi kesti. Yanına çömelip sıkıca sarıldı, gülümsemeye çabaladı:
Onu birlikte yapacağız, Elifciğim.
Gerçekten de yaptılar. Son paralarıyla uçuk pembe boya, rengârenk kelebekli duvar kağıdı, ince perdeli küçük bir yatak aldılar. Lale her fırsatta titizlikle duvarları boyadı, gece işten gelince annesiyle kurabiye yiyip çay içerek hayaller kurdular.
Oda yavaş yavaş canlandı. Duvarlardaki kelebekler sanki hafifçe uçuşuyor, pembe renk sıcaklık katıyor, tül yatak gerçek prenses yatağına dönüyordu. Elif odada koşuşturup prenseslik oynarken, Lale ona uzaktan bakıp kalbinin derinlerinde küçük, ürkek bir umut hissetmeye başladı.
İkinci iş Lalenin hayatına bambaşka bir tesadüfle girdi. Çalıştığı aynı alışveriş merkezinde küçük, samimi bir kafe açıldı. Lale ilk günlerinde baristaların telaşını, kuyrukta bekleyenleri göz ucuyla izliyordu.
Bir gün çıkışta kızı için çay alırken, orada çalışan genç bir kız yoğun siparişlerde bocalayınca Lale müşteri ilişkileri becerisiyle sıradaki içecekleri yüksek sesle sıraladı. Müşteri ve barista memnun kaldı.
Bunu izleyen kafenin sahibi ertesi gün Lalenin yanına gelip:
Akşamları üç saat yardım edebilir misin? Maaşı çok yüksek değil ama mağaza işine göre fena sayılmaz. Kızın da burada yanı başımızda çocuk köşesinde oynayabilir, dedi.
Lale bir an durdu. Zaten zamanı kısıtlıydı, ama ek gelir şarttı. Elifi daha iyi giydirmek, en sevdiği meyveleri almak, ufak bir birikim yapmak hayallerinde canlandı, kabul etti:
Elimden geleni yaparım.
O günden sonra Lalenin hayatı daha da tempolu hale geldi. Sabah altıda kalkar, Elifi kreşe bırakır, mağazada tüm gün çalışır, oradan koşturarak kafeye geçer, sonra evine dönerdi. Akşamları çoğu zaman yorgunluktan salonda sızıp kalıyordu.
Bir sabah Elif, annesinin üstüne kocaman bir battaniye örterek yanağını okşadı ve fısıldadı:
Anne, yoruldun sen.
Bu söz Laleyi hem içten bir mutluluk hem vicdan azabıyla yaktı. Hafifçe gülümseyip Elifin minik elini tuttu, daha da çabalamaya yemin etti.
Evi satmaktan gelen parayı hemen harcamadı. Bankaya yatırıp aylık faiz getirisiyle kenarda tuttu. Gelir azdı ama, zor günler için güvendiği bir yastık oldu bu birikim. Çamaşır makinesi bozulsa, Elifin ayakkabısı eskise, sağlık sorunları çıksa ilgilenecek bir parası vardı.
Bir gün Elifi kreşten almaya gittiğinde orada bekleyen, yaşıtı bir erkek çocuğun babasına rastladı: Gökhan adında bir adam. Gökhan, Elifin annesi olduğunu duyunca elini uzattı:
Benim oğlum da Arda, aynı gruptalar, dedi sakin bir sesle. Yardım gerekirse bırakmayın, arabam var, yol üstüyse bırakabilirim.
Lale bu teklifi kibarca reddetti. Yabancıya güvenmek istemedi, kimseye minnet borcu olmak istemiyordu.
Bir hafta sonra yağmurlu ve soğuk bir gündü. Lalenin beklediği otobüs arızalandı, durakta Elifle ıslanmaktan perişan oldular. Tam o sırada Gökhanın arabası yaklaştı.
Buyurun, bırakayım sizi. Böyle havada beklenmez, dedi.
Bu kez Lale minnetle kabul etti. Arabada sıcak ve güvende geldiler eve, Elif arka koltukta oyuncaklara daldı. Lale minnetle:
Bugün sayende sırılsıklam olmadan geldik. Çok teşekkürler, dedi.
Gökhan gülümsedi:
Hiç önemli değil, böyle havalarda herkesin yardıma ihtiyacı olur.
Arabanın içinde kahve kokusu, dışarıda yağmurun sesi huzur hissettirdi. Arda oyuncak dinozoruyla oynuyor, Elif neşeyle bakıyordu. Gökhan yoldan gözünü ayırmadan:
Zordur tabii dedi yalnızca. O an Laleden cevap beklemedi, nazik bir sessizlik bıraktı.
Bir süre sonra ekledi:
Ben de yalnızım. Eşim iki yıl önce terk etti. Hep nöbette bir adamla yaşayamam dedi gitti. Ambulans şoförüyüm. İş zor anlayacağın
O günden sonra yollları sık sık kesişti. Başta yalnızca merhabaları vardı, çocuklarla ilgili kısa sohbetler Ama zamanla sohbetler samimileşti. Gökhan, yardımlarını nazikçe teklif ederdi arabayla eve bırakmak, market poşetlerini taşımak veya İhsanın aksayan taraflarını tamamlamak gibi. Lale önce hep reddetti. Kendi başına halletmek zorundaymış gibi hissediyordu. Fakat bir gün, Elifi almak için yorgunluktan düşerken, Gökhanı arayıp yardımı kabul etti.
Böyle günlerde yetişmen çok iyi oldu, sağ ol, dedi yorgun ama huzurla.
Zamanla Lale teklife daha kolay evet demeye başladı. Çünkü Gökhan karşılığında hiçbir şey istemiyor, yalnızca yardımcı oluyordu.
Bir gün parkta oturmuşlardı; Elif ve Arda oynarken Gökhan:
Her yükü tek başına taşımak zorunda değilsin, bazen birine yaslanmak gerekir, dedi.
Lale gözlerinde derin bir anlayış ve şefkatle ona baktı. Çünkü ilk defa yalnız olmadığını, dertlerini paylaşacak bir insanın varlığını hissetti.
Elif ve Arda kısa zamanda arkadaş oldular. Kumdan kale yapıyor, kelebeklerle koşuyor, kendi oyunlarını icat ediyorlardı. Lale ve Gökhan parkta çocuklar oynarken yan yana bankta oturup termosla çay ya da kahve paylaşır, hayattan ve sorumluluklarından konuşurlardı. Sohbetler ne sıkıcı ne de yüzeyseldi, sadece samimiydi.
Bir gün güneş batarken, Gökhan birden sözünü kesti, Laleye döndü:
Uzun zamandır kimseyi sevmeyeceğimi sanıyordum. Ama seni gördükten sonra fikrim değişti. Çok güçlüsün… Ve çok kırılgansın.
Bu sözler havada asılı kaldı. Lale başını eğdi, göğsünde bir sıcaklık hissetti. Uzun zamandır böyle içten bir itiraf duymamıştı. Fakat içinde bir yerde filizlenen huzur vardı.
Aylar geçti. Görüşmeleri sıklaşırken, Gökhanın yardımı hayatlarının bir parçası oldu. O hiçbir şeyi aceleye getirmedi, Lale de ona güvenmeyi öğrendi.
Yarım yıl sonunda Gökhanın evine birlikte taşındılar. Geniş, ferah bir evdi; iki çocuk için ayrı odalar ayarladı. Gökhan kendi elleriyle odaları boyadı, raflar monte etti, çocuklara yeni yataklar aldı.
Taşındıkları gün, Gökhan kollarını Lale ve Elife doladı:
Artık burası bizim evimiz, dedi.
Elif yeni odasını gezerken durdu, Gökhana ciddi bir ifadeyle baktı:
Baba.
Sözcük tüm ağırlığa ve neşeye sahipti. Gökhan gözleri dolu dolu, diz çöküp Elifin ellerini tuttu:
Eğer istersen.
Çok isterim, dedi Elif kararlı bir şekilde.
Gökhan gülümsedi, Elifi, sonra Laleyi kucakladı. Evin içinde taze boya kokusu, camdan İstanbulun gürültüsü gelirken, havada derin bir huzur vardı herkes yerini bulmuştu nihayet
************************
İhsan tam üç yıl sonra çıktı ortaya. Lale ondan bir haber beklemeyi bırakalı çok olmuştu. Hayatı yoluna girmiş, geçmiş neredeyse unutulmuştu. Bir gün tanımadığı bir numaradan mesaj geldi: Görüşmemiz lazım. Parkın yanındaki kafede buluşalım mı?
Lale uzun süre cevap yazamadı. Sonra yalnızca Üçte oradayım yazdı.
Kafede köşede, tek başına oturdu, kahvesini yavaşça yudumladı. İhsan girdiğinde neredeyse tanıyamadı; kilosu gitmiş, saçlarına ak düşmüş, gözlerinde eski kibirden eser yoktu. Elini masada gezdiriyor, göz göze gelmekten kaçınıyordu.
Geçmişi çok düşündüm… Belki de acele ettik, dedi birden, kendini zorlayarak.
Lale kahvesini masaya bıraktı, sesi soğuktu:
Acele mi? Elifin doğum gününde, insanlar önünde bizi mahvettin ve şimdi belki acele ettik diyorsun.
Hata yaptım dedi İhsan, sinirlice saçlarını sıvazladı. Beni kandırdı, paramı, arabayı, evimi aldı ve gitti.
Şimdi de “kurtarıcı eski eş”e döndün öyle mi? dedi Lale sakinlikle. Beni ne zaman istersem bırakıp ne zaman kötüye gidince tekrar çağırabileceğin biri sandın!
İhsan sinirle kollarını kavuşturdu:
Sen hep buydundan! Onun için gittim zaten. Hiç anlayışlı değildin, değerimi bilmezdin!
Lale öfkesini zor tuttu. Sakin olmaya çalıştı. Gözlerinde acı vardı:
Değerini bilmiyordum? İşimi bırakıp kendimi aileye adadım. Yuva kurdum.
Bir an için susup derin nefes aldı. Sonra kararlı bir sesle:
Kısacası Ben mutluyum. Sevgi dolu bir ailem var. Kocam beni ve Elifi seviyor. Bir evde huzurla yaşıyoruz. Sırf senin başka biriyle işin bozuldu diye bütün bunları bozacak değilim.
İhsan sandalyeyi hızla çekip ayakta dikildi, yüzü kızıla döndü, öfkeyle:
Mutlusun ha? Bir ambulans şoförüyle mi? Bana inat yapıyorsun, beni hiç sevmedin! Benim biraz süreye ihtiyacım vardı, sen ise hemen başkasına gittin!
Lale kımıldamadı. Gözlerinde ne korku ne de pişmanlık vardı. Sadece derin bir huzur. Net bir sesle:
Niye bekleyeyim? Bizi sen terk ettin! İkinci bir kadın için! Elifi ve beni hiçe sayıp hakaret ettin. Bundan sonra seni düşünmem için sebebim yok.
İhsan bir an daha elini yumruk yaptı, söyleyecek söz bulamayınca dönüp hızla çıktı. Kapıyı arkasında çarptı. Son bir kez ardına baktı, kararsızca durdu, sonunda; gözünü yere dikerek:
Pişman olacaksın.
Lale cevap vermedi. Sadece arkasından bakıp hafif bir huzur hissetti. Nihayet geçmişin prangası kırılmıştı.
Kahvesinden son bir yudum aldı; tadı çoktan bozulmuştu ama umurunda değildi. Artık evde Elif ve Gökhan onları bekliyordu. Dışarıda güneş parlıyordu huzurlu, sıradan bir gün sözüyle.
************************
Eve döndüğünde sıcak bir neşe karşıladı Laleyi. Elif ve Arda yastıklardan kale yapmış, gülerek oda oda koşuyorlardı. Mutluluk, kahkahalar evin her köşesindeydi.
Gökhan kanepede gazeteyi açmış, arada çocuklara gülümseyerek bakıyordu. Bakışı huzur doluydu, gözlerinde gerçek bir mutluluk vardı.
Anne geldi! diye sevinçle bağırdı Elif ve Laleye koşup sarıldı. Ardayla dev kale yaptık! Gel bak, ne yüksek oldu!
Elif annesinin elini tutarak kaleyi gösterdi. Arda da burnunu silip sırıttı:
Ben de kalenin koruyucusuyum! Kimse geçemezdi!
Lale gülümseyerek Elifin saçlarını, Ardanın başını okşadı.
Vay be, duvar gibi kale olmuş. Ama bir bayrak eksiğiniz var galiba. Yapalım mı?
Çocuklar hemen kağıt, kalem bulmaya koştu. Lale, Gökhana dönerek fısıldadı:
Biraz konuşabilir miyiz?
Mutfakta baş başa kaldılar. Gökhan otomatik olarak çaydanlığı açıp sonra kapadı, Laleye döndü:
Her şey yolunda mı?
Lale başını salladı ama dudakları titriyor, biraz tereddütle:
Bugün İhsan geldi, geri dönmek istedi.
Gökhanın yüzünde en ufak bir şok ya da öfke yoktu. Laleyi sıkıca sarıp başını onun omzuna yasladı:
Peki ne dedin?
Mutlu olduğumu, hayatımda hiçbir şeyi değiştirmek istemediğimi. Artık bir ailem olduğunu, dedi Lale, gözlerinde kararlı bir parıltıyla.
Gökhan sıcak bir gülümsemeyle saçlarını öptü:
Doğru söyledin. Çünkü gerçek bu.
O sırada çocuk kahkahası ve yastıkların devrildiği sesler salondan geldi. Lale başını eğip gülümsedi. Gözleri parladı.
Hadi gidelim, bu kaleyi yalnız bırakmayalım yoksa başımıza yıkacaklar.
Birlikte salona döndüler, çocuklar yeni kale malzemeleri bulmuştu bile, çiçek gibi, huzurlu bir atmosferle her şey yeniden başlıyordu. Lale diz çöktü, çocuklarla kağıttan bayraklar yapmaya başladı; Gökhan uzağa çekilip yeni evini, çocuklarını ve eşini mutlulukla izledi.
Gece çocuklar uyuyunca Lale ve Gökhan kanepede oturdular. Uzun, yorgun bir gündü, ama huzurluydular. Lale, başını Gökhanın omzuna yaslayıp gözlerini kapadı.
Biliyor musun, o zaman çok korkmuştum. Her şeyin bir anda yıkılacağını sandım. Elifi tek başıma büyütmekten, yoksulluktan, yalnızlıktan ödüm kopmuştu
Ama yıkılmadı, dedi Gökhan usulca. Çünkü sen de güçlüsün, ben de yanındayım.
O anda Lale gülümsedi ve başını kaldırarak baktı; gözlerinde minnet ve huzur vardı.
Ya o gün arabanı almasaydım, ya da teklifini reddetseydim? diye sordu alçak sesle.
Gökhan pencerenin önündeki şehre, usulca parlayan ay ışığıyla aydınlanan salona uzun uzun baktı:
Kısmetimizde varsa başka bir yerde yine karşılaşırdık, dedi, yüzünde o sıcacık gülümsemeyle. Bence bazı şeyler tesadüf değil; biz birbirimize yazılmışız.
Lale başını salladı. Bu acılı, yıpratıcı yılların onu buraya taşıdığını ve sonunda, sıcacık bir akşamda huzur bulduğunu iliklerine kadar hissetti. Hayatı, Gökhanın yanında, Elifle ve Ardayla yeniden başlamıştı; sevgiyle, güvenle
Ay ışığıyla aydınlanan pencereden İstanbul derinden mırıldanıyordu. Lale, Gökhanın kollarında huzurla gözlerini yumdu ve içinden geçirdi: İşte gerçek yuvam, gerçek ailem, sevgim burada.
Gerçekten de, hepsi buydu mutluluğun o küçük, ama en gerçek parçası.




