Başkasının Beklentileri Altında Ezilmek
Ayşe resmen öfke küpüne dönmüştü. Salonda kızının karşısında sert bir şekilde yumruklarını sıkmış, ağlamaktan gözleri şişmiş Elife dik dik bakıyordu. Sesi gergin ve öfkeliydi, bakışlarıysa neredeyse delip geçecek gibiydi.
Sakın aklından bile geçirme! dedi yüksek ve kesin bir sesle. Sen nelere kalkışıyorsun farkında mısın? Ben senin için neler yaptım, ne emekler verdim hiç düşündün mü?
Elif gözyaşları içinde başını kaldırıp annesine baktı. Üzgündü, ama kendini toparlamaya, olabildiğince güçlü davranmaya çalışıyordu.
Anne Seni anlamıyorum! dedi sesi titreyerek. Bir an susup derin bir nefes aldı, sonra devam etti: Daha geçen yıl önce okulunu bitir, yaşın daha çok genç, okumadan aile kuracak hâlin yok diyen sen değil miydin? Minicik bir adım attı annesine doğru, ellerini birleştirip yalvarırcasına bakıyordu. Evet, hata yaptım, hislerimi karıştırdım belki Ama bunun için hayatımı mahvetmek zorunda mıyım? Daha on sekiz yaşındayım, önümde uzun bir ömür var, ne istediğimi bile henüz bilmiyorum ki
Ayşe kızı cümlesini bile bitiremeden sertçe böldü:
Ya evlenip bana torun vereceksin ya da eşyalarını toplayıp bu evden gideceksin, dedi, tane tane vurgulayarak. Pencereye doğru hızlı adımlarla gidip perdeyi bir kenara çekti, sonra Elife tekrar dönüp daha da yükselen bir sesle devam etti: Bundan sonra kendi başının çaresine bakarsın! Sana tek kuruş vermem! Bilmiyorsun galiba, bu belki de benim son şansım büyükler gibi torun sevmek için! Yaşlandım artık altmışa yanaştım, torunumun ilk adımlarını görebilmek, ardından sevinmek istiyorum!
Elifin içi acıdan öyle bir burkuldu ki, sanki dünya başına yıkılmıştı. Neredeyse fısıltı gibi çıkan sesiyle:
Anne
Anne deme bana! diye kesti Ayşe, hiçbir şekilde uzlaşmaya niyetli olmadığını göstererek. Yavrunun babası Emirle de konuştum, sağ olsun beni destekledi, dedi sanki bu kararı çok önceden vermiş gibi. Dudaklarında kendine duyduğu bir güvenle hafif bir tebessüm vardı. E, biraz mırın kırın etti ama derdimi anlattım. Benim insanları ikna etmenin yolunu bilirim, diye ekledi, gözlerinde zafer ışıltısı parlıyordu.
Ne yaptın? şok içinde sordu Elif, bir adım geri çekildi. Yüzü bembeyaz olmuş, elleri titriyordu. Emirle buluştun mu? Anne! Sen bizim özelimize niye karışıyorsun? Biz birbirimizi sevmiyoruz; aile olmaya çalışırsak ikimiz de mahvoluruz. O bana kesin ihanet eder, ben de sürekli çocukla evde hapis kalırım! Böyle bir hayat mı olsun istiyorsun? Sürekli acı çekmemi mi bekliyorsun? Acı dolu sesiyle sorarken, gözlerinde annesine olan hayal kırıklığı parlıyordu.
Kendin ettin, kendin buldun. Artık çocuk geliyor, dönüşü yok! dedi Ayşe elini sertçe sallayarak. Okuldan bir yıl izin alırsın, ben bakarım toruna. Her şeyi düşündüm ben! Ayşenin sesi kararlı ve emindi; sanki bu plan dışında bir ihtimal yoktu.
Elif kolları yanlarında güçsüzce sallanırken, kafasında binlerce soru vardı. Annesi neden birden bire en baştaki düşüncelerini çöpe atıyor, dramatik şekilde her şeyin planlayıcısı gibi davranıyor? Oysa defalarca önce eğitim, sonra evlilik demez miydi kendi? Kendine çok kızıyordu Elif, keşke söylemeseydim, sessizce gidip halletseydim diyor, annesine açıldığından bin pişmandı
En çok da Emir şaşırtmıştı Elifi En baştan beri sorumluluk istemediğini net olarak söyleyen oydu. Benden bu beklenmez, deyip üstü kapalı iğneler de savurmuştu hatta. Ama şimdi evliliğe razıydı Ayşe, Emiri neyle tehdit etti, nasıl ikna etti, onu bilen yoktu. Emir ise gergin, sus pus, Elifin hiçbir lafına cevap vermiyordu. Göz göze gelmekten kaçınıyor, geleceğimiz ve benzeri laflara sinirle mırıldanıp uzaklaşıyordu.
Sonunda olan oldu, her şey bir anda bitti. Emir sessizce Elifi aldı, nikâh dairesine götürdü. Masanın arkasındaki görevliye hamilelik raporunu sundular. O gün bir nikâhla, ne kutlama vardı ne yüzük töreni yüzükler aceleye getirip alınmış ucuz şeylerdi zaten. Duvarda soluk bir lamba, etrafta yabancı yüzler, ruhsuz bir ortam Elif, sanki olup bitenleri uzaktan izliyormuş gibi hissediyordu; kendi hayatına seyirci kalmış gibiydi.
Ayşe, evinde yeni çifti gözetim altında tuttu. Ne yedikleri, kaçta yattıkları, vitaminlerini içip içmedikleri; hepsi Ayşenin günlük kontrol listesine tabiydi. Her sabah Elif mutfağa indiğinde annesi elinde defteriyle bu günkü menü bu der, hangi kitapları okuyacağını bile seçerdi genellikle bebek gelişimiyle ilgili kalın kitaplar; Elif daha ikinci sayfada başına ağrı giriyordu.
Bu ev artık Elife zindan gibiydi. Ne giyeceğine, hangi saatte ne içeceğine bile karışılıyordu. Nefesimi bile fazla duyarsa azar işitir miyim? diye düşünecek hâle gelmişti. İçinde sürekli bir çaresizlik, sessiz bir isyan. Aslında kaçıp gitmek istiyordu; ama ortada ne para vardı, ne destek. Defalarca kafasında toplar valizimi, başlarım sıfırdan diye düşünüyordu ama gerçek başka. Herkes kolay konuşuyor: E çalışırsın, okursun, kendi ayaklarının üstünde durursun. Oysa işin içine girince öyle olmadığını herkes yaşayınca anlar
Bir ara, Elif kafasına bu kadar takıldığını bir arkadaşına anlatınca, arkadaşı ona sert çıktı:
Kimi çocuklu, kimi kocasız mücadele ediyor; sen keyiften şikâyet ediyorsun gibi! Çok dertliysen, çıkarsın evden, bulur musun bir öğrenci evi, bir iş, en kötü kahvehanede bulaşık yıkarsın! Yargı tonuyla konuşuyordu arkadaşı. Madem istemiyorsun, çık, git!
Elif böyle lafları duymaktan nefret ediyordu. Herkes kolaysa buyur! havasında. Şehirdeki tek yurt, dışından bakanı bile korkutuyor: kapısında serseri adamlar, gece polis aracı, kavgalar Orada mı yaşanır? Evlerin kiraları desen uçmuş durumda. Elif hesabını yapıyor; üç işte çalışsa, zar zor yaşlı birinin oda kiraladığı bir yerde ancak başını sokar. Yemek, giysi? Yok O yüzden her şey bittiğinde, ya annesini çekecek ya da kaçamak köşede hayal kuracak. Bazen pencere kenarına kapanır, koca camdan uzaklara bakar; Kendi hayatımın kararlarını vereceğim gün gelecek mi? diye iç geçirirdi.
Bir de babası vardı, ilgisiz Ben üzerime düşeni yaptım, deyip sıyrılmıştı. Ne bir anneanne, ne bir dede Elif bu hayatı nasıl düzeltecek? Dayanıp para biriktirmekten başka yolu yok.
Doğacak çocuk hayallerini elinden almıştı. Çalışmak yasak, okula bile baskı altında gidiyor; bir yanlış yapmasın diye annesinin dediği gibi.
********************************
Bir akşam, Elif kocasına seslendi:
Emir, markete gider misin? dedi bitkin halde. Annesi tam da en sonucunda onunla baş başa bırakıp birkaç günlüğüne misafirliğe gitmişti. Elifin de durumu kötüydü, başı dönüyor, midesi bulanıyordu.
Emir olduğu yerde, bilgisayar başında oyun oynuyordu; hiç istifini bozmadı.
İyi gelir yürü, biraz hava alırsın, dedi vurdumduymaz bir şekilde monitöre bakmaya devam ederek. Onun derdi oyundan başka bir şey değildi. Benim bir ihtiyacım yok.
Elif derin nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı; kapı kenarına tutundu, güçsüzlük iyice bastırıyordu.
Ne de olsa evliyiz, hatırlatayım. Ki ben istememiştim bu evliliği! Annemin şartlarıydı, sen de nedense kabul ettin! Yardım edeceğim demiştin, her gün oyun oyna, başka bir şey yaptığın yok!
Emir sonunda bilgisayardan başını çevirdi, sinirle döndü:
Çocuk bir yaşına gelince boşanacağım senden, bilesin! Annen de biliyor zaten. En önemlisi çocuk resmen evli doğsun.
Elif küçük dilini yutacaktı neredeyse. İçinde bir fırtına koptu.
Ne diyeceğimi bilemiyorum! Annem sana ne verdi ki? Elifin gözleri doldu, boğazı düğümlendi.
Arabayı verdi. Gerçeği öğrenmek istedin ya, acı bir gülümsemeyle karşılık verdi Emir. Ailem pek zengin değil, böyle fırsat kolay ele geçmez. Annene torun lazım, bana araba İki konuşma, yap işte!
Emir tekrar bilgisayara dönerken; Bitti, rahatsız etme, dedi.
Elifin boğazı tıkandı. Hiçbir şey demeden çıktı, kapıyı da öfkeyle ama sessizce çekti.
Hamileliği daha dört aylıktı; ama annesinin her fırsatta erkek torunum olacak! diye sevindiği o bebekten şimdiden soğumuştu Elif. Çocuk suçsuzdu biliyordu, ama başına ne geldiyse ondan bilmekten kendini alamıyordu. Hayatına ne yana baksak, sanki karanlık
Dalgın dalgın dışarı çıktı. Ne sıcak güneşi, ne parkta oynayan çocukları, ne de ıhlamur çiçeği kokusunu fark ediyordu. Bir an araba korna sesiyle irkildi ani bir fren sesiyle kendine geldi Araba neredeyse üzerinden geçecekti.
***************************
Hah, gözünüzü açtınız mı? kulağına tok bir kadın sesi çalındı. Uzaklardan, sanki derinden geliyordu. Doktoru çağırıyorum şimdi.
Şimdi zahmet et de çağır, dedi annesi soğuk bir tavırla yaklaşırken. Ayşe, çantasını omzunda düzeltti, Elifin yatağına soğuk bir bakış attı. Kendi de yorgundu; gözünün altında mor halkalar, suratında giderek büyüyen öfke vardı.
Elif yavaşça göz kırptı, annesinin dediklerini zor seçiyordu; vücudu uyuşuktu, kafası dönüyordu.
Ne elde ettin şimdi? Nesi eksikti hayatının, arabanın altına atlamak! Ben seni böyle mi büyüttüm? Ayşe her kelimeyi baskılayarak söyledi. Sus! Elif bir şey demeye kalkınca, neredeyse hırlayarak susturdu. O saçma hareketin yüzünden ne oldu biliyor musun? Çocuğunu kaybettin. Benim hayalini kurduğum torunum! Ve bir daha asla anne olamayacaksın! Artık tüm ümidim ablanda O da illaki bir gün evlenir ben bir yolunu bulurum!
Ayşenin sesi taş gibi soğuktu, en ufak bir merhamet yoktu. Hayatının felaketini anlatmıyordu sanki; sıradan bir bilgi verir gibiydi.
Anne diye inledi Elif, gözlerinden yaşlar süzüldü. Yanağından süzülen yaşlar yastığı ıslattı. İçinde iki türlü acı vardı; biri fiziksel, diğeri ruhunda. Ne diyeceğini bilemedi.
Eşyalarını toparladım, iyileşince gel alırsın, dedi Ayşe, bakışlarını kaçırıp pencereye yöneldi. Ne bakıyorsun öyle? Ben hep oğlum olsun isterdim. Ama kader bu; iki tane faydasız kızım oldu, dedi kollarını pencere önüne dayayarak. Konuşurken sesi buz gibi kesildi. Birinizden erkek torun bekledim, yetiştiririm sandım Bir an için sesi yumuşadı, bir an torunuyla oynarken kendini hayal eder gibi oldu. Abla zaten ayaklandı kendi yoluna baktı; daha yaşım genç dedi çekti gitti. Sende ise akıllıca davranıp Emiri kendim ayarladım Oğlum, torunum Emir Ama sen yine her şeyi berbat ettin! Sonunda sesi yine buz kesilmişti. Artık sana verecek ne sözüm ne de param var kendi başının çaresine bak.
Ayşe kapıya yöneldi, arkasına bakmadan odadan çıkıp gitti Ardında soğuk bir boşluk bırakarak.
***********************
Elife o zor dönemde sahip çıkan tek kişi arkadaşı Zeynep oldu. Haberi duyar duymaz hastaneye koştu, yanında meyve, bir battaniye ve sadece Elifin elini tutarak yanında oturdu. Zeynep, Elifin en büyük dayanagı olmuştu.
Zeynep, şehrin huzurlu bir semtinde küçük ama sıcak bir evde beraber kalmalarını önerdi. Ayrıca Elif için kendi çalıştığı şirkette yarı zamanlı bir iş ayarladı önce az saatle başlayıp Elifin toparlanmasını sağladı, sonrasında işi yavaş yavaş artırdı. Her ayrıntıyı sabırla anlattı, hiç yılmadı, moral verdi. Onun gücü sayesinde Elif kendini yeni hayata adım adım hazırlamaya başladı.
İş sayesinde Elif, Müdürleri İlker Beyle tanıştı. İlk başta onu sadece ciddi ve adil bir yönetici olarak görüyordu: sesini asla yükseltmeden açık net konuşan, eleştirilerini kimseyi ezmeden yapabilen bir adam. İlker Bey, ekipte kimin doğum günü var takip ediyor, biri yorgunsa iyi misin? diye soruyor, fazla yük varsa destek öneriyordu.
İlker Bey boşanmış, yanında iki oğlu Kerem ve Arda, 4 ve 6 yaşlarında yaşamaktaydı. Eski eşi çekip başka şehre gitmiş, çocukları babaya bırakmıştı. İlker elinden geldiğince oğullarına sahip çıkıyor, işten eve, mutfağa, okula yetişmeye çalışsa da çoğu zaman çocuklara yaşlı annesi bakıyordu.
Bir gün, Elif bir rapordaki hataları düzeltmek için mesaiye kaldı. İlker Bey ona çay teklif etti; sonra samimi biçimde açıldı. Mola odasında otururken, pencereden alaca karanlığı izlerken sesi alışılmamış bir sakinlikteydi.
Elif, sizin ne kadar iyi yürekli olduğunuzu görebiliyorum, dedi. Size bir teklifim olacak; umarım yanlış anlamazsınız. Benimle evlenin. Büyük bir aşkla değil belki, ama bir aile olalım. Çocuklarıma annelik eder misiniz? Her türlü ihtiyaçlarınızı karşılar, isterseniz üniversitenizi bitirmenize yardım ederim. Bizim tek isteğimiz sıcak bir aile ortamı.
Elif donakaldı. Kalbi sıkıştı, boğazı düğümlendi. İlker Beyin başını öne eğerek içten içe huzur arayan o bakışlarını gördü. Gönlünde bir yerlerde ona ve çocuklara yardım etmek, bir aile olmalarını sağlamak gibi bir isteğin yavaşça filizlendiğini hissetti.
Biraz düşünmem lazım, dedi kısık bir sesle. Daha hazırlıklı olup olmayacağını bilmese de, korkup kaçmak istemiyordu.
Tabii, acele etmeyin, diye başını salladı İlker. Sadece bilmek istedim.
O günden sonra Elif’in kafası dolup taştı; anneliğe, aileye tekrar hazır mıydı, geleceğiyle ilgili baştan yazılan bir plan Ama sonunda, riski göze almayanların hayatı da olmuyordu.
Bir hafta sonra kabul ettiğini söyledi. Kararı kolay değildi, günlerce kendi içinde mücadele verdi. Ama sonunda denemek zorundayım, yoksa hep pişman kalırım, dedi.
Düğün sade tutuldu sadece iş arkadaşları ve çocuklar vardı. Elif incecik, sade bir elbise giymişti; İlker klasik ama rahat bir takım. Çocuklar biraz çekinmişti: Kerem babasının bacağına sarılıyor, Arda ise arkasına saklanıyordu. Ama birkaç güne Elif Anne! diye koşmaya, rahatça sarılmaya başladılar. Elif de onları gerçekten sevmeye başlamıştı; ara sıra kurabiye pişirip, bazen de resimli kitaplarla sürprizler yapıyordu.
İlk defa, birilerinin planı ya da beklentisi için değil, kendi olduğu gibi seviliyordu Elif. İstediklerini rahatça konuşabilirdi, hata yapma hakkı vardı. Bu evde, bu ailede kıymetli hissediyordu.
İlk zamanlar, evlilikleri sanki sorumluluk ortaklığı gibiydi: kimin hangi işe bakacağı, aylık bütçe, çocuk eğitimi konuları Haftalık iş listeleri yapıyorlardı. Zamanla aralarındaki bağ büyüdü. İlker bazen Elif çok yorulmuşsa çocukları okuldan alıp ona bir saat dinlenme fırsatı veriyor, ortada biriktirdiği çamaşırları sessizce yıkıyor ve Elifin yükünü hafifletmeye çalışıyordu. Elif ise çocuklarla oyun oynarken yumuşak, huzurlu sesiyle evi dolduruyordu. İlker kimi zaman Elifin Kereme ayakkabı bağlamayı öğrettiğini seyrediyor, Ardanın boynuna sarılıp mıslıyormuş gibi bir şeyler fısıldadığını dinlerken yüzünde istemsiz bir gülümseme beliriyordu.
Bir akşam, çocuklar uyuduğunda, Elif çocukların eşyalarını ütülüyordu. Odada loş bir ışık, taze ütü kokusu, dışarıdan cılız bir sokak sesi İlker yanına yanaşıp kısa bir duraksamadan sonra sessizce,
Biliyor musun, dedi sesi titreyerek, senden yalnızca çocuklarıma anne olmanı istemiştim ama sen bizim her şeyimiz oldun. Sadece minnet değil, seni gerçekten seviyorum.
Elif başını kaldırdı, gözleri dolmuştu. İçinde yıllardır donup kalan şeyler ilk defa eriyordu. Geçmişin bütün acıları bir kenara çekilmişti, yerine yeni bir umut ve sıcaklık gelmişti.
Ben de seni, dedi Elif hafifçe titreyen sesiyle. Böyle bir şey olacak aklıma gelmezdi; bir aile pazarlığı diye başladığı şey gerçek aile olmuş. Mutluluk böyle bir şeymiş.
Günler geçtikçe Elif gerçek anlamda huzuru buldu. Dışarıdan bakınca Hem iş hem okul hem ev olur mu? diye çok korktuysa da İlker ona hep cesaret verdi; ders takibinde yardımcı oldu, kaynak buldu, moralini topladı. Başarırsın, inanıyorum, diyordu hep.
Keremle Arda neşe içinde büyüyordu. Kışın birlikte kartopu oynayıp kardan adam yapıyorlar, yazın çiçek topluyorlar, gece Elifin yanına kıvrılıp masal dinliyorlardı. Arda iki kolunu birden Elifin boynuna doluyor, Sizi çok seviyorum! diye fısıldıyordu.
Ayşe ise torundan çok, yalnızlıkla baş başa kaldı. Abla, bunca baskıdan yıldığı için yurt dışına gitti, kendi kariyerini kurdu. Bir gün kısa bir mektup geldi annesine: Anne, ben mutluyum. Artık kimsenin beklentisiyle yaşamak istemiyorum. Ayşe kağıdı katlayıp çekmeceye koydu, bir daha hiç açıp bakmadı. Onu şimdi sadece telefonun sessizliğindeki uzun sinyaller ve eski anılar teselli ediyordu. Defalarca mesaj attı; önce emir verircesine, sonra kırıcı, sonra sitem dolu. Ama Elif bir daha dönmemeye karar vermişti. Eski hayatında kendine ait hiçbir şey yoktu ve artık başkasının hayaliyle yaşayamazdı.
Elif nihayet, oğlan ya da kız doğacak diye değil, bizzat kendi karakteri ve sevgisiyle değer gören bir ailede yerini buldu. Burada, sadece gülüşü, ilgisi ve varlığı için seviliyordu. İlk defa Burası benim evim, hissine kapılmıştı.
Yıllar sonra, bir sonbahar günü İlker ve çocuklarla parka yürüyüşe çıktı. Yapraklar sararmış, turuncu-kızıl renklere bürünmüşti; toprak kokusu, serin hava Elif, İlkerin elini tutup yürürken Keremle Arda da önden koşturuyor, kimi zaman bir yaprak bulup, kimi zaman bir karıncayı takip ediyorlardı.
Birden Kerem en büyük yaprağı bulup, sevinçle bağırdı:
Anne, bak ne buldum! diyerek kırmızı, hilalli bir yaprağı Elife getirdi. Yanakları terden kızarmıştı, burnunda minicik bir leke.
Elif kahkaha atıp onun boyuna indi, sarıldı. O an çocuklarının kokusu, içini ısıttı. İlker uzaktan onları izliyor, gülümsemesiyle dünyalara bedeldi. Bu bakış, içini öyle bir huzurla doldurmuştu ki, eskiden hissettiği tüm acılar artık hafif birer anıydı.
O sırada Arda elini Elife uzatıp su birikintisine çekti:
Anne, burda kaç tane bulut var bak, tam bir gökyüzü!
Elif onların ellerini tutup birlikte suyun yansımasına baktı. İlker de omzuna elini atınca, hepsi beraber bir aile olmuşlardı. Gökyüzü, ağaçlar suya yansıyıp dalgalanırken, Elif içinden İşte bu, dedi. Bu benim gerçek geleceğim, gerçek mutluluğum. Etrafına baktı, elindeki elleri sıktı. Hayatında ilk kez, başka hiç kimsenin beklentisi değil, kendi mutluluğu için yaşadığını kalbinin derininde hissetti.
O anı tarif etmeye kelimeleri yetmiyordu; çünkü gerçek mutluluk bazen sessizlikte saklanırdıO gün, eve dönerlerken Arda kucağında minik bir taş, Kerem de elinde o büyük kırmızı yaprakla yürüdüler. İlker tebessümle Elife baktı, Hayatımızda eksik olan ne varsa, şimdi tam oldu galiba, dedi. Elif başını salladı. Rüzgar saçlarını hafifçe havalandırınca gözlerini kapattı, içinden geçmişin bütün hüzünlerini, annesinin dikenli sözlerini, karanlık hastane odalarını birer birer bıraktı hafızasının kıyısına.
Artık acılar bir zamanlar kendini tutan, ama büyümesini de sağlayan kökler gibiydi. Onları hatırlamak gerekiyordu, fakat orada yaşamak değil. Sevginin ve güvenin olduğu yeni bir ailede, her yeni güne umutla uyanmak, kendini her haliyle değerli hissetmek O, geçmişin gölgesinden çıkıp kendi ışığını bulmuştu.
Akşam yemeğinde çocuklar ellerinde buldukları hazineyi masaya koyup Elife hediye ettiler. İlker ise mutfağa geçip herkes için sıcak çikolata hazırladı. Bardağını Elifin bardağına değdirirken fısıltıyla, İyi ki varsın, dedi. Elif göz yaşlarını tutamadı, ama bu seferki yaşlar kederden değil, şükür ve huzurdan akıyordu.
Bir gün biri Elife Hayatını değiştirip yeniden başlamak zor olmadı mı? diye sorarsa, cevabı hazırdı: Evet, zor oldu. Ama en zor olan kendi yoluna cesaretle adım atmaktı. Sonrası, sevgiyle kolaylaştı. Çünkü insan kendi hikayesinin kahramanı olmayı seçtiği anda, hiç ummadığı bir yerden bahar açardı içi. Ve Elif artık ne geçmişin zincirindeydi, ne başkasının hayalinde. O günden sonra, mutluluğu kendisine her gün yeniden armağan etmeye yemin etti.
Pencereden içeri batan gün ışığı aileyi eski anılar gibi sarı sıcak aydınlatırken, Elif usulca kendi kendine fısıldadı: Her şeye rağmen, ben buradayım. Ve burası, nihayet, evim.



