Herkes yardım eder, ama bir tek sen bizde özelsin
Sevda, bak, belki bugün bana gelirsiniz? diye umutla sordu ablası. Yağız evde yok, çocuklarla tek başıma sıkıldım.
Sevda, burnunun ucunu ovuşturdu. Kafasında bahaneden bahane dönüyordu; biri birinden saçma. Acil iş var deseHandan inanmazdı, bugün cumartesi sonuçta. Yorgunum derse, ardı arkası kesilmeyen sorular, öneriler, nasihatler başlardı. Sevda dudaklarını ısırdı, derin bir nefes aldı, cevap vermeden önce düşüncelerini topladı.
Handan, bugün olmaz, pişmanlıktan bir gölge bulaştırdı sesine Sevda. İpek biraz rahatsız, evdeyiz, dışarı çıkmıyoruz.
Telefonun ucunda bir sessizlik, ardından ağır bir iç çekiş duyuldu.
Ah, ne yazık, mızmızlandı Handan. Otururduk, sohbet ederdik çocuklar oynarken…
Sevda gözlerini yuvarlayıp sevindi; ablası bunu nasıl olsa görmüyordu. Çocuklar oynardı tabii. İpek, miniklerin peşinden koştururken büyükler mutfakta çay içerdi.
Evet, çok üzücü, Sevda başını salladı. İyileşsin hemen arayacağım.
Handan biraz daha iç çekti, İpeke geçmiş olsun diledi, sonra kapattı. Sevda telefonu bırakıp ekrana bakarken tuhaf bir farkındalık geldi. Bu bütün konuşma dört dakika sürmüştü. Ablası Sevdanın halini hatırını bile sormamıştı. İşini, sağlığını, ruh halini… Handan aramıştı çünkü sadece bir amaç vardı: gelip gelmeyeceklerini öğrenmek. Ona beleşe bir bakıcı lazımdı, tek derdi buydu.
İpek, odanın kapısından görünüverdi. Kız dikkatle annesine baktı.
Yine Handan teyzem aradı değil mi? diye sordu İpek.
Sevda başını sallarken telefonu kenara bıraktı. Kızı yanına geldi, yanına kıvrılıp oturdu; yüzünde kızgınlıkla hafif bir rahatlık arası tuhaf bir ifade vardı.
Anne, ben bir daha ona misafirliğe gitmek istemiyorum, dedi İpek kararlılıkla.
Sevda, kızına döndü, devamını bekledi. İpek dudaklarını büzdü, düşündü, sonunda bir çırpıda döktü içini.
Sürekli çocukları bana bırakıyor, dedi İpek kaşlarını çatıp. Hep onlarlayım, oynuyorum, eğlendiriyorum, peşlerinden koşturuyorum.
En büyüğü beş yaşında, diye ekledi. Anne ben onlara bakıcı değilim.
Sevda, dokuz yaşındaki kızına baktı ve istemsizce gülümsedi. İpek şimdiden sınırlarını net koyabiliyor, neye razı olmadığını söyleyebiliyordu. Düşüncesini korkmadan dillendiriyordu. Sevda, kızıyla gurur duyduğunu hissetti.
Merak etme, dedi Sevda, İpekin başını okşayarak. Bu bir daha olmayacak.
İpek minnetle gülümsedi ve odasına geçti.
Sevda, tavana bakarak düşüncelerin akmasına izin verdi. Ailede işler hep tuhaf ilerlemişti. Handan, Sevdadan dört yaş küçük ama dört çocuğu var. Hem de dört tane! Kafasında ova gibi dönüp durdu bu düşünce. Sevdanınsa bir tek İpeki vardı; o da hâlâ çocuktan halliceydi. Ona daha ne emek, zaman, sevgi akacaktı, kim bilir!.. Ama işte, Handan bir çırpıda dördü başarmıştı.
Sevda, şakaklarını ovaladı, gözlerini kapadı. Handan, kendi çocuklarının bakımını herkesin görevi sayardı hep. Onların anne-babasıSaime Hanım ve Hakkı Beyilk sırada görevli idi. Sonra Handanın kayınvalidesi, komşular, tanıdıklar, uzak akrabalar… Büyük aile, Handanın dört çocuğunun emrine amade çalışıyordu. Hepsi… Handan hariç.
Sevda, bu düşünceyle hafifçe gülümsedi, gözlerini açtı. O, farklıydı. Annesinin yardımını ancak mahvolacak noktadaysa isterdi. Hem hasta olup hem iş yetiştirmek gerektiğinde… Diğer her durumda kendi başa çıkardı. Zordu, özellikle ilk başlarda. Ama atlattı! Bir şey olmadı; iyi bir kız yetiştirdi. Akıllı, özgüvenli, karakterli…
Ama Handan her yıl daha da yüzsüzleşiyordu.
Sevda, sıkıntılı düşünceleri kenara savurup koltuktan kalktı. Bugünü ablasından kurtarabilmişti; bu da küçük bir zaferdi. Önünde cumartesinin bitmez ev işi, soğumuş mutfağı duruyordu. Sevda, mutfağa yönelip bulaşık makinesini boşaltmaya başladı.
…Günler, iş-ev arasında alışılmış telaşla geçti. Cuma akşamı telefon titredi; ekranda ablasının adı. Sevda derin bir nefes aldı, açtı.
Sevda, nasıl oldu İpek? Handanın sesinde yapmacık bir şefkat vardı. İyileşti mi artık?
Evet, iyi, Sevda duvara yaslandı. Normalde koşup oynuyor.
Harika! coşkulandı Handan. O zaman bu hafta sonu illa ki bize gelmelisiniz, gece kalmalısınız!
Sevda gözlerini devirip içtence söylendi. Yine başlıyordu, müzakereler turu.
Tek başıma çok sıkılıyorum, diye yakındı Handan. Çocuklar huysuz, Yağız yine iş gezisinde.
Handan, gece kalamayız, Sevda başını iki yana salladı. Ama yarın sabah uğrayabilirim.
Karşıda somurtuk bir sessizlik oldu. Handan daha fazlasına ümitliydi. Fakat kısa bir pazarlıktan sonra gündüz misafirliğine razı olmak zorunda kaldı.
…Cumartesi sabaha karşı hava gri ve serindi. Sevda hazırladı kendini, montunu aldı, tek başına evden çıktı. Ablasının evine otobüsle yarım saat, ardından on dakika yürüdü.
Handan kapıyı açıp, hemen Sevdanın arkasından bakındı.
İpek nerede? dedi, kaşlarını çatıp.
İpek meşgul, Sevda kapıdan geçti. Ödevleri var, yazılısı yaklaşıyor.
Handan, limon yemiş gibi ekşidi. Küçük abla kapıyı hışımla kapattı.
Yeğen iyice yaramaz oldu, dedi, Handan kollarını kavuşturdu. Ne uğruyor, ne arıyor, ne yazıyor.
Sevda montunu çıkardı, kapının arkasına astı. Bir yerlerde çocuklar cıvıldıyor, bir yerde eşyalar yere düşüyordu. Sevda, ablasının gözlerinin içine baktı.
O, senin evinde bakıcı olmak istemiyor artık, dedi Sevda, nötr bir sesle.
Handan birden patladı; Sevda adeta kuru ota kibrit çakmıştı. Ablası kıpkırmızı oldu, gözleri öfkeyle daraldı.
Bu çok normal! Handan sesi yükseltti. Büyük çocuklar küçüklerle ilgilenmeli!
Hayır, Sevda direndi. Başkasının çocukları için değil.
Nasıl başkası? Handan elini salladı. Onun kuzenleri onlar!
İpek daha on yaşında Handan, Sevda yumruklarını sıktı. O çocuk, hizmetçi değil.
Handan dibine kadar geldi, öfkeyle gözlerine mıhladı. O anda çocuk odasından minik ağlaması duyuldu; Handan aldırış bile etmedi.
Ona iyi gelir! parmağını Sevdaya salladı ablası. Çocuk bakmayı öğrenir!
Böyle bir dersi ihtiyacı yok! Sevda da sesini yükseltti. Hem kendinin kardeşi yok zaten!
Tamam işte! Handan bağırdı. Seninkilerle uğraşsın! Alışsın!
Sevda bir adım geri gitti, kendi kulaklarına inanamıyordu. Handan, niyetini saklamıyordu.
Farkında mısın ne diyorsun? başını sağa sola salladı Sevda. Kızımı beleş bakıcı yapmak istiyorsun!
Ee, bunda ne var? Handan ellerini beline koydu. Tek başıma altından kalkamıyorum!
O zaman niye dört çocuk yaptın! dilinden döküldü cümle, kendini tutamadan.
Handan nefessiz kaldı, yüzü iyice morardı, boynunda damarlar şişti.
Senin kız neredeyse reşit! sesi çığlığa çıktı ablası. Haftada bir gelsin baksa bari!
Bu laflar Sevda için bardağı taşıran damla oldu. İçinde ne biriktiyse, dışarı taştı.
İyice sınırı aştın, dişlerinin arasından fısıldadı Sevda. Herkese işini yıkıyorsun.
Sadece yardım istiyorum! Handan vazgeçmedi.
Hayır, mecbur tutuyorsun, Sevda montunu kaptı. Sanki herkes sana borçluymuş gibi.
Ee nolmuş? Annem babam bana yardım ediyor! Kayınvalide de ediyor! Siz niye kaçıyorsunuz!
Anne babamız yaşlandı, Sevda montunu geçirirken. Dinlenmeleri lazım, torun bakımı değil!
Kendi istiyorlar! Handan hışımla Sevda’nın bileğini tuttu.
Sevda kolunu kurtarıp kapıya yöneldi. Handan, öfkesinden kıpkırmızı ortada kaldı.
Biz artık gelmeyeceğiz buraya, kapıyı açtı Sevda. Başka bakıcı bul.
Arkadan ablasının bağrışlarını duymadan çıktı, kapı hızla kapandı arkasında.
…Aynı akşam annesi aradı. Sevda ekrana bakıp telefonu açtı.
Sevda, ne yaptın sen? Saime Hanımın sesi kızgındı. Handan perişan, ağlayıp duruyor! Kız kardeşini bunalıma sokmuşsun!
Anne, sadece gerçeği söyledim, Sevda kanepeye oturdu.
Ne gerçeği? annesinin sesi yükseldi. Kendi öz ablaya yardım etmezsin ha?
Yardım etmekle köle olmak aynı değil, Sevda telefonu sıktı.
Handan tek başına dört çocukla! Saime Hanım ağıt yaktı. Kocası ortada yok! Çok zor onun için!
Kendi tercihi, Sevda tavizsizdi. Ne benim, ne kızımın tercihi.
İpek bazen bakabilirdi çocuklara! annesi ısrar etti. Zaten herkesi yardım ediyor, bir tek sen farklısın!
Hayır, araya girdi Sevda. Benim kızım başkasının çocuğuna bakıcı olmaz.
Onlar aile! Saime Hanım neredeyse bağırdı. Aileden saymazsınız onları!
Sevda pencereye yürüdü. Akşam çökmekteydi, sokak lambaları teker teker yanıyordu.
Anne, siz babamla gönlünüzden koca ömrü Handanın çocuklarına adamaya razıysanız buyurun, ciddi dedi Sevda. Ama ben bunu istemiyorum.
Bencil olmuşsun! dedi annesi, sertçe.
Benim kendi ailem var, Sevda kararlıydı. Eşim, kızım. Ben kardeşimin hayatı için yaşayamam.
Sevda cevap beklemeden kapattı. Telefonu kanepeye attı, yüzünü ellerine gizledi.
Sıcak iki kol Sevdayı arkasından sardı. İpek annesine sokuldu, başını onun omzuna yasladı.
Anne, her şeyi duydum, fısıldadı kızı.
Sevda döndü, kızını sımsıkı sardı, saçındaki çocuk şampuanının kokusunu içine çekti.
Her şeyi senin için yaptım, başını okşadı. Yapmaya da devam edeceğim.
İpek, annesine baktı ve gülümsedi. O gülümsemede öylesine teşekkür, öylesine sevgi vardı ki…
Biliyorum anne, Sevda annesinin elini sıktı. Sağ ol.
Pencerede yan yana durdular, sarılmış; şehrin akşamına baktılar. Bir köşede Handan kesin kaynanasına dert yakınıyordu. Başka yerde, anne, akrabaları arayıp büyük kızının nankörlüğünü anlatıyordu. Ama bu evde sıcaklık ve huzur vardı.
Sevda kararını vermişti ve asla geri adım atmayacaktı. Bu, annesi ve ablasıyla aralarındaki bağa mal olsa da… İpek daha önemliydi. Kızının çocukluğu, özgürlüğü, sadece çocuk olma hakkı…




