Nasıl ki Gülseren iyi kalbi sayesinde anne oldu…
Gülseren apartmana girdiğinde kendi dairesinin kapısının önünde bir kutu gördü. Kadın şaşkınlıkla kutuya bakıyordu. İçinde, kıvrılmış bir şekilde bir köpek ve bir kedi yatıyordu. İkisi de korku dolu gözlerle Gülserene bakıyor ve heyecandan titriyorlardı.
Bu da ne? Siz kimsiniz bakalım? dedi Gülseren, sanki konuşamayan bu yavrular ona cevap verecekmiş gibi.
O sırada karşı dairenin kapısı açıldı ve komşusu Nermin Teyze başını uzattı.
Aaa, Gülserencim, iyi akşamlar. Vay canına! İkinci katta oturan Sema Hanım vefat etti ya, yeğeni de hayvanlarına bir çözüm bulamamış.
Herkese teklifte bulundu, kimse almak istemedi. Bende zaten bir kedi var, başkasını istemiyor. Kiminde ise alerji… Belki sen ve Engin alırsınız? Çocuğunuz yok, gençsiniz, bir de fena para kazanmıyorsunuz.
Hiç hayvan sahiplenmeyi düşünmemiştik, hem de iki tane birden… diye şaşırdı Gülseren.
Ayırmak da olmaz. Birbirlerine alışıklar, yazık olur. Hatta her zaman beraber uyurlardı. Sema Hanım köpeği gezdirirdi, kedi de başına buyruk dışarı çıkardı; ikisiyle de pek uğraşılmaz.
Belki almak istersin? diye üzgün bir sesle rica etti Nermin Teyze.
Peki almasak ne olacak? diye sordu Gülseren.
Duymuştum ki uyutulacaklardı. Kutuyu da o yüzden bırakmışlar. Daire de neredeyse satıldı, yeni gelenlere hayvan lazım değilmiş… dedi Nermin Teyze.
Tam o sırada apartmana Engin girdi ve Gülserene baktı. Göz ucuyla kutuyu gösterdi:
Almak ister misiniz? Sessiz sakin hayvanlar, zaten yaşlılar. Zaten uzun yaşayacak değiller… Kimsenin işine yaramıyorlar, yazık. Sema Abla çok severdi bunları.
Tamam, getirin. Uyutulmaları fikrine dayanamam. İsimlerini biliyor musunuz? Biz buraya taşınalı iki yıl oldu, kimseyle pek samimi olamadık… dedi Gülseren. Adam memnuniyetle kutuyu içeri taşıdı.
Köpeğin adı Poyraz, kedinin adı ise Tufan. Allah razı olsun… Koridorda bir miktar Türk lirası ve tasma bırakıp, şimdilik idare edersiniz, tekrar teşekkürler…
Gülseren kapıyı kapatıp pardesüsünü çıkardı. Ardından çömelip yeni misafirleriyle konuşmaya başladı:
Eh, çocuklar? Engin şimdi şaşıracak. Şimdi ona sürpriz yapıyorum. Umarım bizi evden kovmaz… Ama iyi kalpli adamdır, büyük ihtimal kabul edecektir, dedi yumuşak bir sesle.
Merak etmeyin, kimsenin size bir şey yapmasına izin vermem. Uyutmak neymiş! Ne saçma bir iş…
Kedi sanki ne konuştuğumu anladı, yavaşça kutudan çıktı, etrafı dolaşmaya başladı. Köpekse biraz yerinden kıpırdamadan, kadın ve kediyi izlemekle yetindi.
Gülseren mutfağa gidip buzdolabına baktı. Tabii ki hayvan maması yoktu. Hemen biraz pilav yapıp içine et doğradı, iki dostunun açlığını bastıracağını düşündü.
Neyse ki kedi evi inceleyip mutfağa geldi, geniş kasadaki pilava ilgi gösterdi. Gülseren, Poyrazı da davet etti.
Biraz tereddüt etti, ancak kedisi iştahla mamayı yerken köpek de gelip umut dolu gözlerle Gülserene baktı.
Birazdan eşi Engin işten gelip kapıyı açtı. Gerçekten de duruma çok şaşırdı fakat çift, ileride daha geniş evi olan iyi birini bulana kadar hayvanlara bakmaya karar verdi.
Gülseren ve Engin dört yıllık evliydi. Bu evi daha yeni iki yıl önce alabilmişlerdi. Birbirlerini sever, huzurlu yaşarlardı. Tek üzüntüleri çocuklarının olmayışıydı.
Sen de temizliğe çok düşkünsün, hayvan almayı hiç istemezsin sandım… diye hayrete düştü Engin.
Ben de çocuğumuz olur sanırdım. Şimdi bak, bunlar çıkageldi. Uyutulmaları fikrine dayanamam… Affet beni… derken gözleri dolmuştu Gülserenin.
Ben de hayvanları severim ya. Ne yapalım, bakacağız işte. Yarın iş yerinde arkadaşlara sorarım, isteyen olursa belki veririz, dedi Engin ona sarılarak.
O günden sonra evde hayat değişti. Kedi ve köpek çok hızlı ortama alıştı. Eski daireleri de zaten Gülserenlerin dairesinin üstündeydi, planlar aynıydı, bahçe ortaktı.
Aferin benim güzel çocuklarım, diyordu Gülseren, sanki hep burada yaşıyordunuz…
O günden sonra Gülseren, köpeği günde üç kere dışarı çıkarıyor, kedi ise mutfak penceresinden bahçeye inip inip dönüyordu; yani yeni sahipleri için hayli kolaylık olmuştu.
Nermin Teyze de Gülserenin hayvanları sahiplendiğine çok sevinmiş, katkıda bulunuyordu: Poyraza tavuk kemikleri getirir, Tufana da evdeki pilavdan arttırırdı.
Akşamları Engin ve Gülseren, kedinin yeni oyuncaklarla neşeyle oynamasını, köpeğinse yeni yatağında rahatça uyumasını izlerken kahkahalar atıyorlardı.
İki dost, her zamanki gibi yan yana uyurlardı. Birbirlerine sevgileri büyüktü, çift de onların asla ayrılmamaları gerektiğine iyice inanmıştı.
Birkaç ay sonra, hayvanlara yeni yuva aramaktan vazgeçtiler, çünkü kendileri onlara o kadar alışmıştı ki, ayrılık düşüncesi bile hüzün vericiydi.
Hafta sonları Gülserenin annesi Saliha Hanım da ziyarete gelirdi. Kızının böyle bir sahiplenme yapmasına başta şaşırsa da hayvanları çok sevmişti.
Ben ki kediyi alırım ama üçüncü kattayım, alışkın o bahçede dolaşmaya… diye sızlandı bir kere.
Ama Gülseren kararlıydı:
Olmaz anneciğim, onlar burada kalacak. Sen tatile gittiğimizde gelip bakarsın, çiçekleri de sularsın, hayvanlara da bakarsın.
Yaz gelince tatile, denize gittiler. Gülseren annesini ve hayvanları neredeyse her gün arayıp soruyordu.
Merak etmeyin, iyiler, iyi yiyorlar, birlikte uyuyorlar, her gün bahçede dolaşıyoruz. Siz keyfinize bakın! diyordu annesi.
Tatil dönüşü Gülsereni Poyrazla Tufan öyle bir karşıladılar ki, kadının içi sevgiyle doldu. Poyraz kuyruğunu sallayıp zıpladı, havlayıp Gülserenin etrafında dolandı.
Tufan ise, Poyrazın heyecanı dinince Enginin yanına gelip yüksek sesle mırlayarak bacaklarına sürtündü.
Vay be, biz ikimize iyice bağlandılar, güldü Engin. Gülseren de Poyrazı okşayıp, hemen ikisini de yemeğe oturttu.
Artık sabahları erkenden kalkıyor, Poyrazı gezdiriyor, sonra kedisine de mamalarını veriyordu.
Bir iki ay geçmeden heyecanla Engine müjde verdi: Hamile olduğunu öğrendi! Çok arzuladıkları, hayli gecikmiş bir haberdi.
Saliha Hanım da şöyle demişti:
Bak, boşuna gelmemişti sana Poyrazla Tufan. Sanki Yüce Allah sana merhametin için sınav gönderdi evladım. Gönlünün karşılığını gördün; artık anneliğe hazırlan.
Haklısın anne. Her ne kadar inanmasam da bu tür işaretlere dedi Gülseren. Ama anneliğe alıştırma oldum resmen, daha kediler-köpekler gelir gelmez başlamış bu hazırlık.
Temizlik, bakım, ilgi, sevgi… Onlar da bir çocuk gibi!
İstersen yavrular doğunca ben alayım hayvanları, senin işin kolaylaşır, dedi annesi.
Yok anneciğim, gerek yok. Biz hepsine bakarız, hiçbir şey engel olmaz bize. Sen arada gelirsin, bebek uyurken bizimle parka çıkarsın ya da yardımcı olursun. O daha iyi, dedi Gülseren. Annesiyle sarılıp gülüştüler.
Gülserenin hamileliği gayet olumlu geçiyordu. Vakti gelince dünyalar tatlısı bir oğul doğurdu. Engin sevinçten havalara uçtu; Gülseren ve aile perişan mutluydu.
Yaşlı köpek Poyrazın sesi hiç çıkmaz, uslu dururdu. Tufan da evde huzur bozmazdı. Yazın gün boyu bahçede olur, ya çardağın altında ya da eski ıhlamur ağacında gölgelenirdi. Yani evdeki herkes uyum içindeydi, hiçbir sorun çıkmazdı.
Mahallenin yaşlıları, özellikle Nermin Teyzenin anlattığı bu hikâyeyi kulaktan kulağa gezdiriyordu: Gülserenin iyi kalbiyle anne oluşunun gerçek bir örneği olduğunu söylerlerdi herkese.
Gülseren ise, bunu yaşanmış bir mucize gibi anlatır, iyiliğin karşılıksız kalmayacağını söylerdi:
Sizce de Nermin Teyze haklı mı? Düşüncelerinizi yorumlara yazın, beğeninizi belirtin…




