Sabah yine mutfaktan gelen blender sesiyle uyandım. Dördüncü gün üst üste Saat daha 6.15ti. Elif, taytı ve spor atletiyle mutfakta yeşil bir şeyler karıştırıyordu, yanında yoga matı. Beni görünce gülümsedi:
Günaydın! Sade bir smoothie ister misin? Ispanak, kereviz sapı, muz ve biraz da çiya tohumu var.
Ben başımı sallayıp kendime bir Türk kahvesi koydum ve masaya oturdum. O ise bitirdiği bardağını tezgaha bırakıp yoga matını aldı, odasına geçti. Kapanan kapının ardından meditasyon müziği çalmaya başladı.
Ben 53 yaşındayım, Elif ise 35. 18 yaş fark var aramızda. Altı ay kadar görüşüp üç aydır birlikte yaşıyoruz. Başlangıçta her şey şahane diyordum kendime. Şimdi kahvemi yudumlarken fark ediyorum ki
Nasıl oldu da beraber yaşamaya başladık?
Tamamen tesadüf, bir kitabevinde tanıştık. Ben polisiye romanlara bakıyordum, o ise mindfulness ile ilgili bir kitap karıştırıyordu. Muhabbet ilerledi, numaraları aldık verdik. Bir hafta sonra buluştuk, sonra işte bir ay içinde sevgili olduk.
Polisiye mi okuyorsun? demişti.
Evet, ya sen neler okursun? diye cevaplamıştım ben de.
Elif bir yazılım şirketinde pazarlama alanında çalışıyordu ve maaşı gayet iyiydi, merkezi bir yerde tek odalı ev kiralıyordu. Ben ise uzun yıllar beyaz yakalı olarak çalıştım, ayrılmış durumdayım; iki yetişkin çocuğum ayrı yaşıyorlar, Pendikte kendime ait üç odalı bir evim var.
İlk birkaç ay masal gibiydi. Haftada iki-üç kez buluşuyorduk: sinemaya, yemeğe veya sahil yürüyüşüne gidiyorduk. Hem zeki hem espiriliydi, sohbeti keyifliydi. Ne güzel, diyordum içimden, yaşı genç olmasına rağmen olgun bir kadın işte
Altı ayın sonunda bana şöyle dedi:
Kira kontratım bitiyor. Nasıl olsa neredeyse her akşam birlikteyiz, neden gel evinde beraber yaşamayalım?
Kabul ettim. Evim büyük, ondan kira talep edecek halim yok; zaten giderleri paylaşmayı teklif etti, gayet mantıklıydı.
İlk ay herhalde alışıyorum diye düşünüyordum. İkinci ay bazı ufak detaylara sinir olmaya başladım. Üçüncü ayda ise böyle gidemeyecek düşüncesi aklıma yer etti.
Farklı bir yaşam akışımız vardı
Elif her sabah altıda kalkardı, hafta sonları bile Ya spor ya yoga yapar, smoothie hazırlar, bazen evde çalışır bazen erkenden ofise geçerdi. Akşam dokuzda yatakta olurdu. Alışkanlık işte yıllardır böyleyim derdi. Yoksa enerjim düşüyor.
Ben ise sekizde kalkar, keyifli bir kahveyle uyanır, yavaş yavaş hazırlanır dokuz buçuk gibi işe çıkardım. Akşam yedide dönerdim. O saatte bir koltuğa uzanıp haberler izler, belki bir bira açar, gece yarısına doğru uyurdum.
Böyle olunca, gün içinde birbirimizle neredeyse kesişemiyorduk. Onun enerjisi tavan yaparken ben yeni yeni ayılıyordum. Akşam ise tam gevşemeye başlamışken, o Ben erken kalkacağım, deyip odasına çekilirdi.
Uymaya çalıştım, erken yatmayı denedim; ama hiç dinlenmiş uyanmıyordum, gün boyu sersem gibi geziniyordum. Daha sessiz davranmasını rica ettim ama kırıldı:
Ben sadece kendi ritmimde yaşamak istiyorum.
Ev hayatına bakışımız da bambaşkaydı
Elif tam bir minimalist idi. Eve taşınınca eski kupalarımı, yırtık tişörtlerimi, yıllardır biriktirdiğim dergileri, küllüğümü neredeyse yarı yarıya attı.
Bunların sana ne faydası var ki? diye sordukça ben şaşıp kalıyordum.
Hiç yemek yapmazdı. Ya salata ya hazırlanmış yulaf, en fazla dışarıdan bir şeyler söylerdi. Ben ise ev yemeği olmadan yapamam: kuru fasulye, köfte, pilav Ne bulursam pişirip yerim. Misafirliğe gelen çocuklar gibi o daima burun kıvırıyordu:
Bu kadar ağır, yağlı yemekleri hala nasıl yiyorsun anlamıyorum.
Evde podcast dinlemeden duramıyordu: mutfakta, banyoda, arabada Kişisel gelişim, yatırım, psikoloji Sen de dinlesen çok iyi olur derdi. Ben ise işten sonra sadece sessizlik isterdim.
Arkadaşlarını çağırırdı; hepsi ITci ya da pazarlamacı, yaşlar otuz civarı. Kripto para, startup sohbetleri, Asyadaki coworkingler Ben ise köşede başımı sallıyor, bir an önce sohbet bitecek diye bekliyordum. Yabancı gibi bakıyorlardı sanki, bu adam bizim ne işimiz var der gibiydiler.
Bir de mahremiyet konusu çıktı aramızda
Elif, yakınlık konusunda benden daha talepkardı. Benim de elbette isteğim var ama 30umda değilim, arada ruh halim, yorgunluğum oluyor. Gün içinde yanıma gelip Ne dersin, gelsek mi? diyordu.
Her zaman hazır olamıyordum, o ise kırılıyordu:
Demek ki beni istemiyorsun?
Yorgunum dediğimde Sen yaşlanıyorsun, kabul etmek istemiyorsun derdi bazen.
İnsanın içine dokunuyor. Çünkü haklılık payı da vardı; onun temposuna yetişemiyordum. Hayat doluydu, hep daha fazlasını isterdi. Ben ise huzur ve sadelikteydim.
Hani konuştuk, diyalog kurduk; vitamin tavsiye etti, spor dedi, doktora gidelim dedi. Ben ise sinirlendim; tavsiyelerine değil, onun yanında eksik hissettiğim için.
Bazen düşünüyorum, sanki rol yapıyordum
Bir akşam, yine mutfakta Elif heyecanla işinden ve yeni reklam projesinden bahsetti. Ben ise kafam başka yerde; Ne zaman bitse de oturup bir Fenerbahçe maçı açsam diye içimden geçiriyordum.
Gerçekte ilgimi çekmeyen şeylere ilgi gösteremeye başladım, sırf sorun olmasın diye Böyle olması gerekiyor düşüncesiyle hareket ediyordum.
Sonra dank etti: genç ve enerjik bir sevgilinin rolüne giriyorum. Halbuki ben, huzur isterim. Oturup biramla maç izlemek, eski dostlarla çay içmek isterim.
Doğrudan söyleyemedim hemen. Birkaç hafta Belki alışırım diye bekledim ama nafile, her geçen gün ağırlaştı içimde.
Ayrılma zamanımız geldiğinde
Bir akşam netçe söyledim. Karşıma oturttum, televizyonu kapattım:
Elif, bence bizim yolumuz farklı. Senin hiçbir hatan yok, benim de yok. Ama ritmimiz başka. Senin hayatında heyecan, hareket, yenilik istiyorsun. Ben ise dinginlik ve huzur Senin aradığın şeyleri veremem, sen de bana benim istediklerimi veremezsin.
Bir müddet sustu, sonra sadece şu cümleyi kurdu:
Olacağını biliyordum. Sadece değişmeni umut ettim.
Üç ayda en dürüst konuşmamız buydu. Ne gözyaşı ne kırgınlık vardı. Ertesi gün eşyalarını topladı ve çıktı. Bir hafta sonra mesaj attı:
İçtenliğin için teşekkür ederim. Umarım yolların açık olur, seninle rahat edeceğin birini bulursun.
Ben de ona aynı şekilde yazdım.
Yaş farkı bana neyi gösterdi?
Dile kolay, üstünden altı ay geçti. Kendi evimde, kendi düzenime döndüm ne zaman istersem kalkıyorum, istediğimi pişiriyor, canım ne isterse izliyorum. Yalnızlık değil bu, huzur
Şunları anladım:
Birincisi: 18 yaş fark sadece rakam değil, tamamen hayat temposu meselesi. O kariyerinin en tepe noktasında, yeni deneyimler peşinde. Ben ise hayatımda daha sabit, refahı tercih eden kafadayım.
İkincisi: Kendi temel alışkanlıklarından vazgeçerek uyum sağlamak uzun vadede zor. Ben kendimi zorladım olmadı, o da bana ayak uyduramadı. Sonunda birbirimize el alem için oynadık.
Üçüncüsü: Genç biriyle ilişki, insanın egosunu zorluyor. Kendini ister istemez onun yaşıtlarıyla kıyaslıyorsun, eskidim mi? derken rahatsızlık başlıyor. Bu da enerji emiyor.
Dördüncüsü: Sevgi tek başına yetmiyor. Hem sevgi hem de uyum, konfor, ortak yaşam temposu çok önemli. Bunlar yoksa ilişki yürümüyor.
Şu an kimseyi aramıyorum, yalnız olmaktan hiç şikayetim yok. Belki yaşıma daha yakın, dünyası bana uygun biriyle karşılaşırım, belki de karşılaşmam. Acelem yok.
Sence elli yaş üstü bir adamla otuzlu yaşlarda bir kadının beraberliği gerçekten yürür mü? Aradaki hayat ritmi farkı her zaman sorun olur mu? Genç bir kadına beklediği enerji, hareket ve yakınlığı verebilmek mümkün mü yoksa tümüyle bir şehir efsanesi mi? Kırklardan sonra insan ille de yalnız kalmamak için kendine benzerini mi aramalı? Düşünüyorum, hâlâ net bir cevabım yokBelki net bir cevabı yok bu soruların. Belki de önemli olan, yaş ya da ritim farkından çok, hayatın belli bir döneminde insanın iç huzurunu bulması. Elifin gidişinden sonra, kendime itiraf ettim: Gençlik arayışından, yeni bir heyecan düşünden değil, kendi hayatımı sevmem gerektiğinden geçmişim. Şimdilerde pencereden dışarı bakarken, içten içe bir huzura tutunuyorum yılların biriktirdiği, alışkanlıklarımda kök salan bir huzur.
Bazen mutfaktan hala blender sesi duyar gibi oluyorum. Hemen ardından gülümseyip kendi kahvemi koyuyorum. Belki de gerçek mutluluk, başkası uğruna değişmekte değil, kendiyle iyi geçinmekte saklı. Elifin ayak izleri silindi evde ama bende bıraktığı öğreti baki: Her yaşın, her insanın ritmi başka; önemli olan, o ritmi korkusuzca, huzurla kabul edebilmek.
İçimden şöyle diyorum: Yeni bir macera başlarsa, bu defa sırf başkası için değil, kendim için yaşarım. Şimdi ise, kendi tempomdaki günler; sessiz, sade ve kendime göre Bazen bir yalnızlık akşamı, bazen eski dostlarla bir çay sohbeti. Her haliyle hayat, olduğu gibi güzel.



