Renkli ve Yumuşacık Türk Desenli Çoraplar

Çoraplar

Ah, benim tatlım! Güzel oğlum! Allahım, neden çocuklar bu kadar tatlı oluyor ki? Emine Hanım kameraya karşı gururla torunuyla oynuyordu.

Efenin altı ayı büyük bir coşkuyla kutlandı. Palyaçolar, rengârenk balonlar, çok katlı şahane bir pasta. Dede ve babaanne hiçbir masraftan kaçınmamışlardı. Asuman bu fikire çok sıcak bakmasa da, ailesinin hem kendisine hem de bebeğine sevinç yaşatmak istediklerini biliyordu; fakat tıpkı çocukluğunda olduğu gibi, gürültülü kutlamadan çabucak yorulmuştu. Görünüşe bakılırsa Efe de annesine çekmişti; kutlamadan yarım saat geçmeden avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı ve Asuman oğlunu içeri taşımak zorunda kaldı. Perdeleri sımsıkı kapatıp koltuğa oturduktan birkaç dakika sonra Efe huzurla uykuya daldı.

Yoruldun yavrum, daha çok erken senin için böyle kalabalıklar.

Emine Hanım hediye paketini antredeki masadan alarak çocuk odasına yükseldi.

Uyuyor mu?

Çok yorgun. Anne, bu kadar eğlence ona daha çok erken, sana söylemiştim zaten.

Olsun, alışsın kızım! Bizim imkanımız var; torunumuza layık bir kutlama yapmak istedik. Ne kadar bekledik gelmesini! Bak bak, ne aldım ona! Ne kadar şirin değil mi?

Paketi açarken çıkan hışırtı Efeyi tedirgin etti, bebek hafifçe kıpırdandı.

Anne, biraz sonra gösterelim mi? Asuman oğlunu odada dolaştırarak sallamaya başladı.

İşte böyle! O kadar düşünüp seçtim ama ilgilenmiyorsun bile. Emine Hanım buruk bir ifadeyle kutuyu masaya bıraktı.

Yok öyle deme anneciğim, elbette merak ediyorum! Eminim hediyen yine harikadır! Asuman uzlaşmacı bir gülümseme takındı. Bana biraz su getirir misin? Çok susadım.

Bırak çocuğu aşağı in, orada içersin.

Uyanır.

Uyansın! Sonra yine çıkarız dışarı!

Anne, şimdi uyanırsa uzun süre ağlar, hem de çok. Bence hiç iyi bir fikir değil, değil mi?

Asumancığım, çocuk her yaşta eğitilir. Ne demek ağlar? Terbiyeli çocuk ağlamaz!

Asuman bir an durdu ama sonra oğluyla birlikte odada yavaşça gezmeye devam etti. Onun bu yumuşak, akıcı dansı sanki bütün hayatı boyunca çalıştığı bir figür gibiydi. Terbiyeli çocuk, yetişkinlerin hoşuna gitmeyene asla izin vermezdi. Ve terbiyeli kızlar her konuda kusursuz olmalıydı. Sırt dik, çene yukarıda, ilk pozisyon! Asla itiraz yok!

Ben aşağı gidiyorum. Sen çocuğu yatır, bizimle birlikte ol. Ev sahibesi olmadan misafir ağırlanır mı?

Beni idare et anne.

Emine Hanım odadan çıktı. Asuman tekrar koltuğa oturup oğluna sıkıca sarıldı. Bunca yolu onun için kat etmişti zaten

Asuman çok saygın bir ailede doğmuştu. Dedesinin profesörlük ünvanı vardı, anneannesi ise ünlü bir hastanenin başcerrahıydı. Babası da geleneğe uygun şekilde doktorluğu seçmişti. Asuman, babasının neden böylesine akıllı ve güçlü birisiyken annesinin sözünden çıkmaz hale geldiğini bir türlü anlayamamıştı. Emine Hanım bilime uzak, üniversiteyi zar zor bitirmiş biriydi, diplomasını da rafta unuttuktan sonra hayatını koca aramaya adamıştı daha doğrusu, kızına koca bulmaya. Ve Nevin Hanım bu işi büyük bir ustalıkla başarmıştı. Ebeveynler ilk kez, Emine Hanımın ailesinin yıldönümünde tanışmışlar, işler hemen yoluna girmişti. Güzel ve girişken Emine, Kürşatı kazanmış ve gösterişli bir düğünün ardından ebeveynlerin satın aldığı eve taşınmışlardı. Asuman iki yıl sonra doğmuş, hemen anneannesinin sıkı gözetimine girmişti. Nevin Hanım, bakıcıyı seçmekten, ders programını planlamaya kadar, Asuman için gerektiğine inandığı her şeyi üstlendi. İki yabancı dil, bale okulu, özel müzik dersi…

Çocuk her yönüyle kusursuz olmalı!

Asuman, dedesiyle birlikte hafta sonlarını müzelerde ve tiyatrolarda geçirirdi. Ebeveynlerini pek az görürdü; babası sürekli hastanede olur, annesi ise kızına sarılıp onu öpücük yağmuruna tuttuktan sonra bir başka davete koşardı.

Anneannenin sıkı disiplini sonuç vermiş, Asuman önce konservatuvara alınmış, sonra ünlü bir bale grubunda yer bulmuştu. Kariyerinde her şey yolunda giderken, hayatının aşkı ile tanıştı. Okanı ailede pek kimse benimsememişti, babası hariç.

Aman Allahım, ne biçim bir seçim bu böyle! Nevin Hanım ellerini şakaklarına dayamıştı. Kızım, iyi düşün, ne yapacaksın bu kabadayıyla? İki lafı bir araya getiremiyor!

Anneanne, senin yanında herkes kekeler zaten Asuman koltuğa büzülmüş, bu rahat tavrı yüzünden başka zaman olsa azar işitecek bir pozisyondaydı ama Nevin Hanımın düşünceleri bambaşka yerlerdeydi.

Ne demek istiyorsun?

Demek istiyorum ki, dünyada senin zekâ seviyene yaklaşacak insan sayısı azdır.

Nevin Hanım şüpheyle torununa baktı.

Bir de şunu ekleyeyim, Okan bana sadece hoş gelmiyor. Onu seviyorum anneanne. Ve biliyorsun ki, sanatın ruhu, aşk değil de nedir?

Sanat kalsın bir yana, peki, bu adamla nasıl yaşayacaksın?

Uzun süre ve mümkün oldukça mutlu.

Asuman o gün kaderini kendi çizdi. Zorlu da olsa, sayısız azar ve nasihate rağmen aşkını seçti. Okana gözlerinin içine bakıp kararlı bir evet dedi. Okan için Asuman, yeryüzüne inmiş bir melek gibiydi. Kırılgan, zarif ama içinde kuvvetli bir irade ve savunmasızlık birlikte Okan onu sarmalamak, korumak istiyordu.

Sana şimdi çok fazla bir şey sunamam. Ama mutluluğun için elimden gelen her şeyi yapacağım. Belki maddi gücüm yok, ama sana sevgimi veriyorum.

Bunlar Asuman için fazlasıyla yeterliydi. Olduğu gibi kabul ediliyordu; artık hiçbir beklenti yoktu hayatında.

Ama yolları kolay değildi. Okanın ne zengin akrabaları ne de tanıdığı vardı. Babasını küçükken kaybetmiş, annesi Mükerrem Hanım tarafından büyütülmüştü. Mükerrem Hanım ilkokul öğretmeni, sonra da müdür yardımcısıydı. Öğrenciler onu çok sever, Okan ise ona hayrandı. Mükerrem Hanımın oğluna olan sonsuz güveni sayesinde Okan iyi bir üniversite okuyup, mezun olup, işini kurmuştu. Annesi, eski evini satarak yeni bir başlangıç için Okana yatırım yapmıştı. Okanın aklı ve dirayetiyle birkaç yıl içinde şirketleri gelir getirmeye başlamış, on yıl sonra sektörün önde gelenlerinden olmuştu. Nevin Hanımın bile hayranlığını kazanmıştı. Ama asıl sevgi büyük torun doğunca içten gelmişti.

Asuman evlat sahibi olmayı deli gibi istiyordu. Büyük olmak istemiyordu, yalnızca kadın gibi mutlu olmak istiyordu. Ama kader ona kolay anne olma şansı tanımadı. Yıllar süren tedaviler, iki ameliyat ve sonuç sıfır. Geceleri gözyaşını kocasından gizleyerek ağlıyor, Okanın baba olmaya hakkı olduğunu düşünüyordu. Ayrılmayı teklif etti ama aldığı cevap kahkaha oldu:

Affedersin Asumancığım, gülmem benim için savunma mekanizması. Nerden çıkardın sevgimin ve hayatımızın sırf evlatla sınırlı olduğunu? Sen benim her şeyimsin! Bunu hala anlamadın mı?

Asuman bu sefer rahatlamaktan ve çaresizlikten gözyaşına boğuldu.

Çocuğu olamayacağını kabul etmek kolaydı, ama içine sindirmek bambaşka bir acıydı. Kendini teselli etmeye çalıştı ama annesi sürekli Benim tüm arkadaşlarım torun torun diye geziyor, ben ise hâlâ genç ve yüküm yok tarzı laflarla ateşe benzin döktü. Arkadaş buluşmalarında hediye seçmek, çocukların doğum gününe gitmek Asumanı tekrar tekrar hüzne boğdu. Ama zamanla bu tutkusu azaldı, çocuklu annelere bakmayı bıraktı, sonunda kendi bale kursunu açtı.

Bir işle uğraşmazsam kafayı yiyeceğim!

Okan, motivasyonu tam anlayamasa da, Mükerrem Hanım devreye girdi.

Okan, eşinin ne kadar zorlandığını biliyor musun? Sevdiği adama çocuk vermek isteyen bir kadın için bundan büyük acı yoktur. Elinden gelen desteği ver, ne yapmak isterse bırak yapsın.

Haklısın anne.

Uygun bir salon buldu, Asuman mekanın ferahlığını severek alkışladı.

Tam bana göre! Süper bulmuşsun!

Salonu donatmak, öğrencileri toplamak, dersler derken Asuman kendini iyice işinde buldu. Ama ilk belirtileri atladı, eskiye bağladı, önemsemedi.

Asumancığım, bir şey soracağım; cevap vermezsen de olur! Mükerrem Hanım bir gün dikkatlice baktı. Hamile misin?

Asuman buz kesildi, nerdeyse öfkeyle kaynanasına baktı. Yarası vardı bu konuda, onlar da biliyordu…

Lütfen, kırılma! Sadece bir his…

Değilim! Asuman kalkmak istedi ancak başı döndü ve yeniden oturdu. Uzun zamandır gittikleri samimi kafede garip bir mide bulantısı vardı.

Mükerrem Hanım garsona seslendi ve su istedi.

Sakince otur.

Kısa süre sonra yanına geri döndü ve bir küçük kutu uzattı.

Boşuna tahmin etmeyelim, değil mi?

Kafedeki garsonlar, kısa bir süre sonra sarılmış iki kadının birlikte ağlayıp güldüğünü, dans ettiğini izliyordu hayretle. O kadar mutluydular ki, herkes Bir mucize oldu galiba! diye gülümsedi.

Efe sağlıklı, güçlü doğdu; doktorları biraz yordu.

Bale mi yaptı annen? yenidoğan doktoru bakışlarını kaçırmadan Asumana sordu.

Evet.

Harika bir çocuk olmuş.

Şaşırdınız mı?

Azıcık. Normalde daha çok sorun çıkar, ama bu çocuk harika. Annesi iyi uğraşmış. Aferin!

Artık Asuman her sabah öylesine müthiş bir mutlulukla uyanıyordu ki, korkmaya başlamıştı. Bir insana bu kadar mutluluk fazla mıydı?

Ama yalnız değilsin, sevgilim. Biz iki kişiyiz. Okan, Efeyi işlemiş kundakta izlerken huzur buluyordu.

Hastaneden çıkış Asuman için kabustu. Okan ne kadar karşı dursa da, Emine Hanım her şeyi kendi bildiği gibi yaptı. Fotoğrafçılar, yakınlar, herkes kapıda; evde kocaman masa hazırlanmıştı.

Asuman ise yorgunluktan ayakta duramıyor, tek istediği sıcak bir duş ve uyuyabilmekti.

Anne, neden bunların hepsi?

Kızım, olur mu? Her şey usulüne uygun olmalı! Bu da bir kutlama! İlk defa babaanne oldum, mutluyum!

Tartışmanın faydasız olduğunu anlamıştı. Asuman zorla merdivenleri çıktı, gelenlerin kalabalığını görünce içi daraldı.

Kızım, en yakınlarımız bunlar!

Asuman, koridorda duran Mükerrem Hanımın bakışını yakaladı; kayınvalidesi hafifçe yüzünü buruşturdu. Ayakta durmak giderek zorlaşıyordu, misafirler ardı ardına geliyordu.

İzin verir misiniz, bu harika torunu ve annesini biraz kaçırıyorum? Mükerrem Hanım kararlı bir şekilde Asumanı kolundan tuttu. Biraz dertleşeceğiz.

Okana başıyla işaret verdi, yukarı yatak odasına götürdü.

Uzan biraz. Sana bir çorba hazırladım, yersin, sonra güzelce duş al. Aç mısın?

Yorgun bir baş sallamayla cevap verdi Asuman, Okan bebeği kundağından çıkarıp beşiğe yerleştirirken huzursuzca kıpırdandı.

Aşağı inmeliyim.

Kimin için? Mükerrem Hanım kaşlarını çattı. Oralarda gayet iyi idare ederler, onlara yeterince zaman verdin.

Bir an önce uykunun kollarına bırakıp, gözlerini kapattı. Mükerrem Hanım huzurlu şekilde odada dolaşıyordu.

Uykun mu geldi? Mükerrem Hanım yumuşacık bir battaniye alıp Asumanın üzerini örttü. Uyuyuver. Ben Efeye göz kulak olurum.

Efe Asuman uykuya geçerken oğlunun adını fısıldadı.

Birkaç dakika sonra Emine Hanım yukarı çıktı, kızının uyuduğunu görüp bozuldu.

Bak bak, bu ne hal?

Bu hal demek ki yeni doğum yapmış bir anne. Dinlenmesi şart. Yoksa torunun anne sütüne doyamaz.

Sorun değil ki! Ben Asumanı günlerce emzirmedim, çok da sağlıklı büyüdü! Emine Hanım odaya girmek istedi ama Mükerrem Hanım onu hafifçe kolundan tuttu.

Hadi gel de, bizim yeni statümüzü kutlayalım. Bu anı yıllarca bekledik! Sence bize babaanne anneanne mi, adımızla mı hitap etsinler?

Okan kapıyı arkadan kapadı ve içtenlikle annesine teşekkür etti. Kayınvalidesiyle ilişkisi her zaman gergindi. Emine Hanım, damadının sunduğu imkânları seve seve kullansa da asla fikirlerini önemsemez, tartışmaya gerek bile duymazdı. Okan sessizce sabrederdi, Asumanın babasıyla ise erken anlaşmışlardı. Kürşat, damadının iş insanı olarak yeteneklerini takdir etmiş, ama evdeki matriarşi konusuna girmemiştir.

Asla değişmez, tartışmaya değmez.

Asuman bir buçuk saat sonra uyandı ve nerede olduğunu çıkaramadı. Fakat Efe’nin hareketlenmesi, aşağıdan gelen kahkahalarla kendine geldi. Bebeğini emzirdikten sonra Okanı bekleyip sonunda uzun zamandır hayalini kurduğu duşuna girdi. Sonra pencere önündeki minik masada Mükerrem Hanımın hazırladığı çorbayı yerken, çocuk bakımını sordu.

Hastanede gösterdiler, ama bunlar denizin damlası bile değil. Korkuyorum! Asuman kaşığını bıraktı.

Ye! Korkma! Çocuklar sandığından çok daha sağlam olur. Sen zaten annesin. Kendi içgüdüne güven, ben de ilk doğumumda tek başıma kalmıştım ama başardım. Hatalar yaptım tabii, ama kim yapmaz ki? Çocuğun için en iyisini sen bilirsin. Buna hiç şüphen olmasın. Zamanla her şey yoluna girer.

Gerçekten de Mükerrem Hanım’ın dediği gibi oldu. Asuman çabucak alıştı her şeye; korkuları bitti mi bitmedi ama kesinlikle azaldı.

İlk altı ay çabucak geçti. Mükerrem Hanım haftada birkaç kez torunuyla ilgilendi, sonunda mutfakta kalıp evi de çekip çevirdi. Önceleri rahatsız olan Asumana kayınvalidesi hemen açıklama yaptı:

Bu anlar çok kısa. Her bakış, her gülümseme çok kıymetli. Tadını çıkar, ben daha yere paspas atabiliyorum!

Emine Hanım ise arada bir gelişiyle evde şenlik havası yaratıyordu.

Kızım, bak şu arabayı nasıl buldum! Harika!

Annem, bizim arabamız gayet güzel!

Olur mu! Kat kat fark var! Hadi hazırlan, yeni arabayla geziye çıkıyoruz.

Emine Hanım uzun süre Efenin adını beğenmedi.

Nereden buldunuz bu ismi? Başka isim yok muydu? Efe! Daha kolay isim mi bulamadınız!

Anne, eski bir hükümdar ismi. Nesi eksik?

Oğlun bu isimle nasıl yaşayacak? Okulda alay konusu olur!

O zaman normal bir okula gider! Ayrıca çocuk adını anne-babası seçmez mi?

Hayır, sana ismini anneannen verdi. Ben olsam farklı koyardım.

Ama oğlumun adı konusunda kendi kararımı verdim. Kimseden dert işittirmem.

Emine Hanım surat asıp torununu alıp gezintiye çıkardı. Şık araba, minik bebek ve kendisi genç, bakımlı bir kadın. Herkes Ne tatlı bebek, annesi de çok zarif! deyince hoşuna gidiyordu. Genç sanılmasına gururla gülümsüyor, örtüsünü düzeltiyordu. Fakat kısa sürede kasabadaki herkes meseleyi anladı, bir süre torunuyla gezmekten vazgeçti. Artık kahve içmeye uğruyor, torununa temsili bir öpücük kondurup yine işlerine koşuyordu.

Ben onun bayram-tipi babaannesi olacağım! Her seferinde parlak bir oyuncak rafı süslüyordu.

Böylece ailede roller oturdu, herkes kendi mecrasında huzura kavuştu.

Ancak Emine Hanımın Efenin yarım yaş kutlaması için hazırladığı gösterişli parti az kalsın kavga sebebi oluyordu.

Asuman uyanan oğluna gülerek, Emine Hanımın getirdiği kutuya uzandı. Parlayan gümüş çıngırak gözlerini parlatmıştı.

Efe, bak ne kadar güzel!

Bebek oyuncağı eline alıp döndürdü, ilk dişlerini göstererek gülümsedi.

Peki babaannen ne hediye etti? Asuman Mükerrem Hanımın odada bıraktığı paketi açtı.

Beyaz, el örgüsü bir takım; yumuşacık, ipek gibi. Asuman takımın içinde minik çorapları yanaklarına bastırdı.

Ve çoraplar… Ne güzeller! Babaannen marifetli bir kadınmış, oğlum!

O anda içeri giren Emine Hanım ilk başta takımı övgüye boğdu:

Harika! Markadan mı aldınız?

Hayır. Mükerrem Hanım ördü.

Emine Hanım ürünü evirip çevirdi.

Böylesi özel bir günde başka bir hediye düşünemez miydi? İlk defa yaş gününü kutluyorsun. Al bari bir şeyler alsaydın! Bence bu cimrilik!

Anne!

Ama yanlış mı söylüyorum?

Asuman öylece kalakaldı, kapıdan konuşmaları dinleyen kayınvalidesine bakıyordu. Mükerrem Hanım elindeki kompostoyu bırakıp sessizce çıktı. Oğlu ağladığı için Asuman biraz bekledi, sonra alt kata inince Mükerrem Hanımın gitmiş olduğunu öğrendi.

Okan! Çok mahcup oldum! Utanıyorum!

Sen söylemedin ki! Niye utanacaksın?

Anneme hemen müdahale etmeliydim! Olmadı!

Sakin ol! Annem akıllı kadın, neyin ne olduğunu anladı.

Asuman yaşananları telafi etmeye çalıştı ama Mükerrem Hanım hep aynı şekilde konuyu geçiştirdi.

Boşver, Asumacığım. Kalbini yorma buna. Hiç darılmadım.

Ama Asuman ne olursa olsun, bir şeylerin kırıldığını hissediyordu. Onarmak için yol aradı.

Bir gün evde kimse yokken aniden fenalaştı. Efe üst katta uyuyordu. Acı gittikçe dayanılmaz oldu, Okana ulaşamadı, babası ameliyattaydı. Annesini aradı; annesi telefonda çabuk konuştu:

Merhaba! Her şey yolunda mı? Efe nasıl? Uzun zamandır görüşmedik. Parti muhteşemdi, herkes çok memnun kaldı, iyi ki böyle yapmışız!

Anne

Teşekkür etme! Torununum ben! Ah, başka çağrı var! Emine Hanım çağrıyı kapattı, yeniden aradığında hep meşgul çaldı.

Acıdan bitap düşmüşken ambulans aradı ve ardından Mükerrem Hanıma ulaştı.

Asuman?

Lütfen Oda gözünde dönmeye başladı, bayılmak üzereydi. Efe

Mükerrem Hanım hayatında hiç bu kadar hızlı koşmamıştı. Ev terliğiyle sokağa fırladı, bir taksiye el etti.

Ne yapıyorsun teyze, ezilecektin! Şaşkın bir taksici ani fren yaptı.

Kızım kötü, lütfen acele edin!

Atla!

Koltukta korkuyla dualar etti. Şoför teskin etti:

Korkma! Otuz yıldır ehliyetim var, tek kaza yok! Yetişiriz!

Ambulans, taksiyle aynı anda evdeydi. Mükerrem Hanım hızla içeri koştu.

Buradayım, koşun! diye kapıyı gösterdi.

Asuman hastaneye kaldırıldı. Mükerrem Hanım, Efeyle ilgileneceğini söyledi, Okana haber verdiler.

Ameliyat başarılı geçti, iki haftada taburcu edildi. Eve dönmesi gerekse de babası ısrar etti:

Şaka değil! Sağlığın önemli, Efeye güçlü bir anne lazım!

Eve döner dönmez oğluna sarıldı ve annesini aradı.

Anne!

Asumancığım nasılsın?

Pek iyi değil, yardıma ihtiyacım olacak.

Nasıl yardım edeyim? Emine Hanımın sesi tuhaftı.

Bir süre bizde kalman gerekecek; ağır bir şey taşıyamam, Efeye bakmamda destek lazım.

Tabii, ama İki gün sonra Antalyaya biletim var, iptal sınırı da yok. Dört gözle bekliyordum!

Asuman bir süre telefona bakakaldı, sonra sessizce kapattı. Demek yine kendi başınaydı. Oğlunu besledi, başını yastığa koyup sızladı. Acısı hiç hafiflemedi.

Birden hareket sesine uyandı.

Uyandırmak istememiştim! Mükerrem Hanım Efeyi sevecenlikle kucağına almıştı. Aç mısın? Çorbanı, kompostonu hazırladım. Şimdi Efeyi Okana bırakıp sıcak taze çörek getireceğim. Birkaç hafta yanında kalırım, iyileşene kadar.

Asuman gözyaşlarına hakim olamadı.

Kızım, yok yok! Olmaz! Doktor iyi hissetmeni söyledi. Hadi mutlu olalım, tamam mı? Bak şimdi ne göstereceğiz.

Mükerrem Hanım Efeyi yere koyup hafifçe ellerini bıraktı. Efe sevinçle ilk adımlarını attı annesine. Asuman oğlunu kucaklarken gözleri parladı.

Nasıl, mutlu oldun mu? Mükerrem Hanım gülerek sarıldı. Şimdi mutfağa gidelim de sen güzelce yemeğini ye. Çünkü bu genç adam birazdan koşmaya başlarsa, tam gücünü ortaya koyman gerekecek!

Rate article
Lifequest
Renkli ve Yumuşacık Türk Desenli Çoraplar