Bu hikâye, yıllar önce, gençliğimin ince yollarında yaşanan bir olaydır. Şimdi geriye dönüp baktığımda, hayatıma nasıl yön verdiğini daha iyi anlıyorum. Her şey, bir teknik resim ödevim yüzünden başladı. O gün, annemin ustalığına sığınmamın ve bunun sonuçlarını kendi tenimde hissetmemin hikâyesidir bu.
Bölüm 1: Mükemmel Çizgi Çabalamak Yeterli Olmayınca
Bir sonraki gün, büyük bir hevesle çizimimi Mehtap Hanıma sundum. Kalbim küt küt atıyordu.
Mehtap Hanım, kağıdı iki parmağıyla incitmekten korkar gibi tutup ışığa kaldırdı, gözlerini kısıp inceledi. Cetvelini çıkarıp çerçeveyi yokladı, çizgilerin boyunca bakışını gezdirdi. Sanki bir sahtekârlık seziyormuş gibi.
Sandalyenin ucunda, adeta ateşin üstünde oturuyordum. İçimde hep aynı umut: Şimdi “beş” diyecek, annem zaten mükemmel yapmıştı. Annem hatalı bir iş yapmazdı ki.
Fakat Mehtap Hanım gözlerini kaldırdığında, alışılagelmiş soğuk alay yerine farklı bir şey vardı bakışlarında. Saygı değil Belki öfke, ince bir merakla örtülmüş.
Sen mi çizdin bunu? diye sordu fazlasıyla sakin bir sesle.
Yutkundum.
Evet.
Dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
Peki şu simetri ekseninde neden bu tip bir çizgi kullandığını açıklayabilir misin? Ya da şurada neden çizginin kalınlığı farklı?
Boğazımda düğümlenen kelimelerle bakakaldım. Hiç düşünmemiştim o detayları. Sadece dün annemin kararlı elini izlemiş, onun ne kadar kolay yaptığını görmüştüm. Sanki bir fabrikanın teknik çizimi idi, lise ödevi değil.
Ben dedim güçlükle.
“Ben” dedi öyle bir tonla ki, sanki kişisel olarak kendisine hakaret etmişim gibi. Güzel. Otur. İki.
Sınıfta adeta nefes dahi alınmadı. Gülüşmelere alışık olanlar bile sus pus olmuştu. Yüzümün yandığını hissettim.
Ama neden? dedim güç bela. Her şey doğruydu
Mehtap Hanım, çizimi masaya koyarken noktayı koymuş oldu.
Çünkü bu SENİN değil. Bunu görüyorum.
Yerin dibine girdim sanki. İçimde çığlık atmak geçiyordu: Çok çalıştım, yoruldum, hep “dört” almak istemiyorum, artık Ama boğazımda bir düğüm vardı.
Ve yarın, ekledi velinle buraya geleceksin. Madem evde böyle yardımcılar var, konuşalım bakalım.
Ve bana bir daha dönmeden yüzünü çevirdi.
Bölüm 2: Evdeki Mahkeme Annem İlk Defa Ciddileşiyor
Eve dönüşümde bembeyazdım. Annem, mutfakta, sabahlığıyla ve çay bardağı elinde, yorgunlukla oturuyordu. Çantamı yere attım ve bir solukta anlattım:
İki verdi. Dedi ki çizim benim değilmiş. Yarın da velimi istiyor.
Annem önce sessizce baktı. Ardından çayını kenara koydu.
İki mi? diye tekrarladı. Mükemmel bir çizime?
Evet.
Velini mi istiyor?
Başımı salladım.
Annem kalkıp dolaptan bir dosya çıkardı; içi kimlikler, eski sertifikalar ve başarı belgeleriyle dolu kalın bir dosya. Onun için her belge bir hayat parçası gibiydi.
Tamam, dedi kararlı bir sesle. Yarın ben geleceğim.
İçimde tuhaf bir rahatlama hissettim. Bir yanım, annem her şeyi çözer diye ferahlamıştı; diğer yanımda ise, ya işler daha da karışırsa diye korku vardı.
Anne belki gelmesen mi? dedim çekinerek. Daha da üstüme gelir
Annem ciddiyetle baktı bana.
Sude. Senin için çizimi ben yaptım, kanıtlamak istedim. Hata ettim. Asıl sorun, şimdi SEN kendi çizimini savunamıyorsun. Çünkü gerçekten senin değildi.
Başımı öne eğdim.
Ama haksızlık yaptı
Belki, dedi annem. Ama yarın çizimi değil, dürüstlüğü ve bazen yetişkinlerin de ne kadar küçük düşebileceğini konuşacağız.
Bölüm 3: Veliler Günü Öğretmen İlk Defa Susuyor
Ertesi gün annem okul koridorlarında erkenden belirdi. Saçları özenle toplanmış, dosya kolunun altında, huzurlu ve kararlı. O, kavga etmeye gelmemişti. Doğrularını savunmaya alışık olanların ağır başlılığıyla yürüyordu.
Mehtap Hanım bizi çizim atölyesinde karşıladı. Havası tebeşir, lastik silgi ve kasvetle doluydu. Duvarda eski TSE standartlarının afişleri asılıydı.
Demek ki, dedi şekerli bir ses tonuyla, Veli geldi, çok güzel. Sude ödevlerini kopya çekiyor haberiniz var mı?
Annemin hiç kaşı oynamadı.
İlginç, dedi. Yani diyorsunuz ki kızım bu çizimi tek başına yapamaz.
Elbette, dedi Mehtap Hanım memnuniyetle. Yetişkin işi bu.
Kağıdı kaldırıp delil gibi gösterdi.
Fazla düzgün. Fazla temiz. Onun yapamayacağı kadar iyi.
Yanlarında sanki küçücük kalmıştım; aleni bir ifşanın ortasındaydım.
Annem kağıdı uzatarak istedi.
Bakayım.
Öğretmen uzattı. Annem gözden geçirdi, sonra hafifçe gülümsedi.
Evet, dedi. Bu gerçekten yetişkin işi. Benim seviyem.
Mehtap Hanım şaşkındı.
Affedersiniz?
Annem dosyasından kimliğini çıkarıp masaya bıraktı.
Emine Kaya. Makine mühendisi, otuz yıllık çizim tecrübesi.
Mehtap Hanım ilk kez laf yetiştiremedi.
Annem devam etti:
Kızım benden rica etti, yorgundu, hep dört almak onu çok üzüyordu. Ben de yaptım. Ama şimdi başka bir şey soracağım: Bir çocuğu sınıfın ortasında aşağılarken kendinizi iyi hissediyor musunuz? Önce bilgisini ölçmek varken?
Ben asla dedi iltifat eder gibi başlamışken annem kibarca hatırlattı:
Az evvel O yapamaz dediniz. Bu aşağılamadır.
Mehtap Hanım dudaklarını sıkıca kapadı.
O zaman buyurun; kızınızın gözümün önünde aynı çizimi yapmasını istiyorum, sıfırdan.
Annem bana döndü.
Yapabilir misin?
Ağzımı açtım ama yine yapamayacağımı hissettim. Çünkü o çizimi ben yapmamıştım. Sadece kanıt istemiştim, ama aslında kurtarılmak istemiştim.
Anne dedim kısık sesle.
Annem başını salladı ve şaşırtıcı biçimde sonuna kadar savunmadı.
Yapar, dedi. Ama bugün değil. Bugün başka bir şey konuşacağız. Söyleyin: Hataların mı, yoksa kızımın kendisini mi görüyorsunuz?
Öğretmen kızardı.
Ben seviyeye bakarım!
O zaman kriterleri yazılı verin, dedi annem sakince. Net olarak. Sonra kontrol ederiz.
Mehtap Hanım birden ayağa fırladı.
Hesap vermek zorunda değilim!
O anda annem öyle bir cümle kurdu ki, atölyede sessizlik hâkim oldu:
O zaman siz öğretmen değilsiniz. Sadece bekçisiniz.
Bölüm 4: Gerçekleri Öğrenme Haftası
Akşam, annem bana ne kızdı, ne ahkâm kesti. Temiz bir çizim kağıdı, masa lambası çıkardı ve dedi ki:
Otur, baştan başlayalım. Bu defa sen yapacaksın.
Ben yapamam, dedim fısıltıyla.
Yaparsın, dedi annem yine o güvenli sesiyle. Ama öğrenmek acıtır. Çalışmak gerekecek.
Geceye kadar oturduk. Annem bana kalemi nasıl tutacağımı, nasıl bastıracağımı, nasıl düz çizgi çekeceğimi gösterdi. Elimi titretmemeyi, sildiğimde utanmamam gerektiğini yeniden öğrenmemi sağladı.
Hata utanç değildir, derdi. Hata büyüyeceğin yer.
Uykuya yenik düşene kadar çalıştık. Üçüncü gün çizgim düzleşmeye başladı. Beşinci gün çerçeve sallanmamaya başladı. Yedinci gün ise ilk kez çizime bakıp mahcup hissetmedim.
Bak, dedi annem. Bu senin işin.
Çizime baktım; annemin yaptığı kadar düzgün değildi. Ama bana ait, dürüst ve emek kokan bir çalışmaydı.
Bölüm 5: Tahtada Sınav Öğretmen Kaçamadığında
Bir hafta sonra Mehtap Hanım sınıfta sürpriz bir uygulama sınavı yaptı: Hepimiz çizimi sıfırdan, hazırlıksız yapacaktık.
Masama oturdum, araçlarımı dizdim. Ellerim titriyordu; ama annemin bana öğrettikleri aklımdaydı.
Yavaşça çizmeye başladım. Bir hata yaptım sildim. Bir hata daha yine sildim. Ama yıkılmadım.
Mehtap Hanım yanıma geldiğinde çizimimi neredeyse bitirmiştim.
Uzun uzun baktı. Sessizlik boğucuydu.
Eee? dedim sabredemeyip.
Başını kaldırdı.
Dört, dedi sonunda.
Eskisi gibi patlamadım. Sadece sordum:
Beş yok mu? Hata neredeymiş?
Elini hafifçe oynattı.
Burada dedi, Çizgi kalınlığı farklı.
Yaklaştım.
Nerede tam olarak?
Sessizce bekledi ve düşük bir sesle dedi ki:
Peki, beş.
Sınıftan Vay canına! diye bir fısıltı yayıldı.
Mehtap Hanım çizimimi masama bırakır gibi sessizce:
Çabalamışsın dedi.
Bir özür değildi belki. Ama tüm yıl boyunca ilk insancıl sözüydü.
Bölüm 6: Kırılan Taç O Neden Böyleydi?
Birkaç gün sonra müdür yardımcısı beni çağırdı. Yine bir azar beklerken, beklenmedik bir şey oldu.
Sude, aferin. Ve fazla kafana takma. Mehtap Hanımın zor bir dönemi var.
Şaşırdım.
Ne demek?
Eskiden projelerde çalışıyordu. Fakat işten çıkarıldı. Bu okul onun için mecburiyet. Hayatına kızgın, bazen çocuklara yansıtıyor. Yanlış, biliyorum, ama insanlar böyle.
Odadan yumruğum boğazımda çıktı. Kolaylaşmadı, ama anladım. O bir canavar değildi. Kendisiyle baş edememiş biriydi.
Ve ilk defa, annemin adalet anlayışını kavradım: Adalet, herkesi mutlu etmek değil, gerektiğinde başını eğmemekmiş. Karşıdaki ne yaşıyor olursa olsun, kendini ezdirmemekmiş.
Bölüm 7: Son Ders Kendini Seçmek
Yıl sonunda ben Mehtap Hanımın yanına kendi isteğimle gittim. O, cam kenarında öğrenci kâğıtlarını inceliyordu. Ben yılın en iyi çizimini önüne koydum.
Bu benim, dedim.
Baktı ve başını salladı.
Görüyorum.
Derin bir nefes aldım.
O zaman hani iki verdiğinizde haklıydınız. O bana ait değildi.
Gözlerini kaldırdı.
Annen dedi uzun bir aradan sonra, Güçlü bir kadın.
Evet, gülümsedim. Ve bana öğretti ki: Kötü de olsa, kendi elinle yapmak başkasının mükemmelliğinden değerlidir.
Mehtap Hanım ilk kez gerçek bir tebessüm etti.
Doğru bir sonuç, dedi.
Ve karneye çekincesiz beş yazdı.
Epilog: Yıllar Sonra Çizim Kader Olunca
Seneler geçti. Mimarlığa girdim kendim için de beklenmedik bir yoldu bu. Her projeye başladığımda elim titrediğinde, yine o mutfağı, o çizim masasını ve annemin Hata, gelişme alanındır deyişini andım.
Bir gün, mezun olduktan sonra, mesleki bir fuarda tanıdık bir siluet gördüm. Mehtap Hanım okullardan çıkan eserlerin olduğu stanttaydı. Önce kendisi fark etti beni.
Sude? dedi.
Benim, dedim gülümseyerek.
Uzun bir sessizlik. Sonra düşük bir sesle:
Ben haklı değildim. Her konuda. Ama temel konuda belki Affet.
Kısa, sade bir cümleydi. Bana yeterdi.
Başımı salladım.
Ben çoktan affettim. Çünkü sizin sayenizde haksızlığın ne demek olduğunu öğrendim ve boyun eğmemeyi.
O da boynumdaki kimliğe, mimar yazısına baktı.
Demek ki çizim öğrendin, dedi.
Öğrendim, cevabını verdim. Ama asıl öğrendiğim, kim olacağımı seçmekti.
Odayı terk ederken, anneme telefon etmek geçiverdi içimden. Sadece şunu söylemek için:
Anne, teşekkür ederim. Bir zamanlar benim yerime kanıtlamadığın, ama bana kendi yolumu çizme şansı verdiğin için.




