Kibri̇ni̇n Bedeli
Esra, bana birkaç eşya ödünç verebilir misin? diye yalvardı Elif, ablasının şık ve huzur dolu evinin kapısından geçerken.
Gözleri istemsizce ferah antreye, zevkli dekorlu mobilyalara, zarif çerçeveli aynalara ve kapıdaki pufun üstündeki derli toplu düzene takıldı her şey sanki bir derginin kapağından çıkmış gibiydi. İçinde eskimeyen ama her zaman acıtan bir kıskançlık duygusu kıpırdadı: ablasının her şeyi her zaman mükemmeldi.
Esra, oturma odasının kapısında birden belirip kardeşine dikkatli bir bakış attı. Yumuşacık kaşmiriyle bile, hafta içi rahatlığında bile, Elifin ulaşmak için yıllardır didindiği o doğal zarafet, Esrada vardı.
Anlat bakalım, neyin var? dedi Esra sakin bir ifadeyle, kapıya yaslanarak.
Elif, çoktan eskimiş ama hâlâ sağlam olan kabanının kolunu istemsizce düzeltti. Karşı duvardaki büyük tabloya, kusursuz tertibe ve evi kaplayan taze demli kahve kokusuna bakmamaya çalıştı.
Aslında çok önemli bir şey değil… diye mırıldandı, kafasını toparlamak isterken.
Esranın bakışlarının bir an bile üstünden çekilmeyişi Elife susturamayacağını hissettirdi. Derin bir nefes aldı, her şeyi bir çırpıda söyledi:
Cumartesi günü mezunlar buluşması var. Orada mutlaka olmalıyım! Hem de harika görünmeliyim, anlıyor musun? Herkes hayatımın çok iyi gittiğini sansın istiyorum!
Neden? dedi Esra, sonunda içeri dönerek. Yıllardır bir arada olmadığın, günlük hayatında neredeyse hiç karşılaşmayacağın insanlar için mi bu çaba? Üstelik başka bir şehirde, hatta başka bir bölgede yaşıyorsun!
Elif, saçlarını elinin tersiyle düzeltti. Bir anda, ablasının mutfağının hayalini kurdu bar tezgâhlı, ankastreli ve o havalı avizelerle döşenmiş Sabahları koşuşturmadan, huzurla bir kahve içerek geçen bir hayatı olsaydı keşke.
Bunu anlayamazsın! diye patladı. Bu benim için çok önemli. Herkes, başardığımı, her şeyin yolunda gittiğini görmeli. Kimsenin Elif başaramadı demesini istemiyorum.
Kıskanç bakışını farkederek sustu. Esra ise sanki bunu hissetmemiş, ya da en azından önemsememişti.
Gerçekten olmadığın biri gibi davranmak mı istiyorsun? dedi Esra yumuşakça, bir sandalyeye otururken. Sence bu insanları etkileyecek mi sahiden?
Mesele o değil, başını salladı Elif. Sadece, liseden beri hayal ettiğim her şeyin gerçek olduğunu bilsinler istiyorum.
Peki, dedi sonunda Esra. Hadi bakalım, dolabımda ne var bakalım. Ama söz ver bir daha insanlara yalan söylemeyeceksin! Doğru olan bu değil.
Sen anlamazsın ki!
Ve Elif anlatmaya başladı…
~~~~~~~~~~~~~
Okuldayken sınıfın yıldızıydı bunu herkes kabul ederdi. Koridorda sürekli peşinde dolaşan bir grup çocuk, ilgisini kazanmak isteyen gençler ve onun hüzün dolu bakışına adeta büyülenen öğretmenler… Ebeveynleri ise, azıcık kaşını kaldırıp derin bir iç geçirdiğinde bile her istediğini yerine getirirdi.
Her istediğini elde etmeye alışmıştı. Kentte yeni çıkan spor ayakkabı modelini gözüne kestirmesi yeterliydi annesi bir gün sonra kutusuyla getirirdi. Sınıfa sempatik biri geldiğinde, bir hafta sonra Elif onunla eve kadar yürür oldu. Onun için bir tür oyuna dönüştü bu: Sınırlar ne kadar zorlanabilir, istekler ne kadar çabuk yerine gelir, kimleri kendi tarafına geçirebilir?
Hak ediyorum çünkü! diye tekrarladı hep kendine, bir tür mantra gibi. Bu, tüm davranışları için uygun bir mazeretti. Bir arkadaşı kendi hoşlandığı çocukla konuşmaya başladığında Elif hemen devreye girip hemen onun ilgisini kendine çekerdi. Hissettikleri aşk değildi, sadece bir nevi meydan okumaydı: Bunu yapabilir miyim? Ve çoğunlukla da herkes kaybetmeye mahkûm olurdu.
Eskisi kadar yakın olduğu arkadaşları yavaş yavaş Eliften uzaklaştı; biri onu dışarı çağırmamaya başladı, diğeri yeni bir arkadaş çevresi kurdu. Elif önemsemedi, çünkü hep birilerini yanında tutacak güce sahipti. O oyuna ayak uyduramayanlar, Elife göre yanında bulunmayı haketmiyordu.
Mezuniyet gecesinde Elif kendini gerçek bir kraliçe gibi hissetti. Balonlar ve ışıklarla süslü salon onun için özel hazırlanmış gibiydi. Sınıf arkadaşları çevresinde dönüyor, her bakışına, her sözüne dikkat kesiliyordu. O, merkeze ait olduğunu hissediyordu.
Bu ilgi sarhoşluğunda, Elif kendini biraz fazla kaptırdı. Sohbet okul anılarına gelince, Elif bir anda kız arkadaşlarına kırıcı laflar söylemeye başladı. Eski kırgınlıkları, küçük hataları birer birer hatırlatıp, dış görünüşlerine atıfla alaycı cümleler sıraladı. Sözler su gibi dökülüyor, gözlerinde yine o malum zafer kıvılcımı parlıyordu: Tepkilerini izlemek, onları nasıl savunmaya geçireceğini görmek hoşuna gidiyordu.
Benim hayatım harika olacak! dedi Elif kibirli bir sesle, başını kaldırıp arkadaşlarını süzerek. Sesi yüksek ve kendinden emin çıkmıştı, sanki gerçekten o muhteşem geleceğin eşiğindeydi.
Bir süre durdu, ilgiyle bakışları topladığını hissedip biraz daha özgüvenle devam etti:
Benim geleceğim belli: zengin bir eş, her isteğimi yerine getirecek, bahçeli koca bir ev, hizmetçiler… Belki de kendi işim… Gerçi çalışmayacağım zaten! Her şey kendiliğinden olur, anlıyor musunuz? Para, lüks, ilgi hepsi benim olacak.
Gözlerinde heyecan; dudaklarında ise kendine aşırı güvenli bir gülümseme vardı. Sanki tüm bu lüks hayatı şimdiden yaşıyormuş gibi…
Siz ise… tonunu değiştirip ön sıradaki, sessiz ve çalışkan kız arkadaşına dönerek …sıradan bir okulda öğretmenlik yapacaksın. Ya da bir markette çalışacaksın. Çünkü sen, kendine bakmayı bile bilmeyen birisin! küçümseyici bir bakış attı. Kocan ise muhtemelen gece eve zor yetişen, işçi biri olacak.
Sözleri akıp giderken, alay bir kenara, gerçek bir üstünlük duygusuyla konuşuyordu.
Diğer arkadaşına dönerek devam etti:
Sen de… bir muhasebe bürosunda kuruş hesabı yapacak, yeni bir elbise almak için hayal kuracaksın. Asla benim sahip olacağım şeyleri elde edemeyeceksin!
Her sözüyle, bir sonrakine daha da acı bir öngörü sunuyor, her kehaneti bir miktar küçük düşürücü yorumla destekliyordu.
Kızların gözleri yere indi, bazıları mahcupça gülümsedi, çoğu ortamı terk etmek ister gibi sessizleşti. Elif ise kasıtlı bir kahkaha attı, bu kez erkeklerin bazıları da ona eşlik etti; kimi onunla birlik olduğu için, kimi ise sadece dışında kalmak istemediği için…
Elif, ilginin devam ettiğini kanıt sayıp iyice kendinden geçti. Gerçekten de, kaderleri o belirliyor, kim neyi hak ediyor sanki onun elindeydi.
Üniversiteyi bile, ilgisini çeken bölüm değil, daha prestijli, daha fırsat dolu olduğu için başka bir şehirde okumaya karar verdi. Özellikle de babasından kalan bir ev orada olduğu için, yurt ya da kiralık evle uğraşmasına gerek kalmayacaktı. Bu da diğer kızlara karşı bir avantajdı.
İlk haftalar hayal ettiği gibi geçti. Evi kendi zevkine göre döşedi, çabucak arkadaşlar edindi, partilere gitti. Dikkat çekmeyi yine başardı; gülümsemesi, bakımlı hali, sohbetiyle… Biraz daha sabır, istenilen erkek bulunacak! diye düşünüyor, kendine güveni tamdı.
Ama dersler başlayınca gerçek yüzleşti. Eğitim sandığından zordu. Dersler dikkat ve ödev isterken, sınavlar ise ciddi hazırlık istiyordu. Elif, çabasızca her şeyi elde etmeye alışmıştı; yeni düzene ayak uydurmak zordu. Dersi kaçırıyor, ödevlerini erteliyor, cazibesi ve yüzeysel bilgisiyle idare edebileceğini sanıyordu.
Ama sınav dönemi gelince gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı: Çoğu dersten kaldı. Hocalar, başta ona şans vermiş olsa da, şimdi netti: Ya toparlanırsın, ya okuldan gidersin! Elif ilk defa, o her zamanki özgüveninin azalmaya başladığını hissetti.
Büyüdüğünü ilk defa kabullendi aslında. Fakat etrafında güzellik, zeka ve hırs dolu başka kızlarla kendini kıyaslayınca, artık eskisi kadar parlak gelmiyordu. Birçok sınıf arkadaşı hem çalışıp hem okuyor, gelecek planları yapıyordu. O ise hâlâ eski kendini sürdürmeye çalışıyordu.
İçsel bir silkelenme yaşadı ama çözümü derslere asılmakta değil, iyi bir koca bulmakta gördü. Güzelliğimden daha ne kadar faydalanabilirim? diye düşünerek geçen zamanı saymaya başladı.
Artık daha fazla buluşmaya gidiyor, büyük beklentilerle erkeklerle tanışıyor, dış görünüşüne olabildiğince özen gösteriyordu. Konuşmalarında aileden, ciddi ilişkilerden bahsediyor, bu ihtiyacı hissettiriyordu. Ama aradığı yeterlilikte bir erkek bulamadıkça daha da gerginleşiyor, bu ise onun cazibesini azaltıyordu.
Bir genç adam dikkatini çekti ve belli ki ciddiyet de düşünüyordu…
Ama hayat ona bir ders daha verecekti.
Oğuz adında gençte kağıt üzerinde aradığı her şey vardı. Ailesi büyük hastane zincirlerinin sahibiydi, İstanbulun seçkin semtinde oturuyor, sosyal çevresi üst kesimdi. Oğuz özel üniversiteden mezundu, aile işinde çalışıyordu, tüm hayatı programlıydı.
Oğuzun büyük bir cazibesi yoktu; boyu biraz kısa, yüz hatları yuvarlak, biraz da kambur. Ama Elif bunları önemsemedi. Benim aradığım yakışıklılık değil, güven ve gelecek, diye kendini ikna etti. Bununla hayatı garantilerim; statü, maddiyat, ayrıcalık!
Elifin planı hazırdı. Önce Oğuzun sık gittiği kafe ve sporlara tesadüfen gitmek, zamanla sohbet başlatabilmek ve kendini ona göstermek. Daha sonra şık giyinip, çekici olup, sohbete katılmak. Her detayını hesap ederek ilerlemeye başladı.
Sonunda Oğuzla samimi bir seviyeye geldiler; buluşuyor, birlikte zaman geçiriyorlardı. Elif, onun ilgilendiğini anlıyor, ilişkiyi yavaş yavaş ciddileştirme sinyalleri veriyordu: aileden, evlilikten bahsetmeye başlamıştı.
Ama hesaba katmadığı bir şey vardı: Oğuzun ailesi için köken ve geçmiş çok önemliydi. Oğuz annesine ilk defa Eliften bahsettiğinde, annesi memnuniyetsiz bir sesle Kim bu kız? Ailesi kim? dedi.
Yani, sıradan insanlar. Başka şehirden… Öğrenci, ailesi sıradan orta halli…
Orta halli mi? annesi suratını buruşturdu. Bizim ailemiz belli bir çevreye ait. Hastane sahibinin oğlu aileden çok farklı bir kızla evlenmiş dedirtmek istemiyorum.
Oğuz karşı çıksa da annesi netti: Akıllı insan çok! Statümüze uygun kız lazım!
Elif ise hâlâ hayaller kurmaya devam etti. Oğuz bir gün konuşmamız lazım diye aradığında ise Oğuzun ailesinin ilişkiye karşı çıktığını, bu yüzden Elif ile devam edemeyeceğini açıkladı.
Elif zorla gülümsedi, Önemli mi ki? Biz büyüğüz, kendi kararımızı verebiliriz… dedi.
Onlar için önemli, dedi Oğuz. Zaten başka birini bulmuşlar bile. Aileme karşı gelemem. Üzgünüm.
Elif uzun süre mekanda oturdu; ağlamadı ama içindeki öfkeyi bastıramadı.
Neden? diye düşündü. Her şeyi düzgün yaptım! Neden hala aile sözü daha etkili?
Sonra, kısa süre sonra, erkek çevresinde onun hakkındaki söylentilerin yayıldığını fark etti. Birileri onun zengin koca peşinde olduğunu, Oğuzu sadece para için kullandığını anlatıyordu. Konu ağızdan ağıza taşınıp kısa sürede yayılmıştı.
Gittiği partilerde fısıltılar, soğuk bakışlar, gönülsüz selamlar başlamıştı. Eskiden ilgilenen gençler artık mesafeli, bir tanesi selam verip hemen uzaklaşmıştı.
Elif bunları dışa yansıtmamaya çalıştı. Ama içinde bir şeyler netleşiyordu: Onun için bu ortamda iyi bir evlilik artık imkânsızdı.
Memleketine dönmek istemedi. Bu demekti ki yenilgiyi kabul edecekti; ailesine yıllardır anlattıklarından sonra gerçekleri açıklayamazdı. Telefon konuşmalarında pembe yalanlarına devam etti: Prestijli okulda harika gidiyorum. İyi bir şirkette projeler veriyorlar, çok iyi bir iş teklifi aldım, kısmetli bir evlilik adayı var
Ailesi gururlanıyordu, hatta başkalarına anlatıyordu. Elif, anne babasının yüzünün nasıl parladığını akıllarında canlandırıyor, onlara gerçeği söylemeye hazır hissetmiyordu.
Sadece Esra gerçeği biliyordu; çünkü istemeden hayatına şahit olmuştu.
Evine dön Elif, burada umut yok, dedi ablası ciddi şekilde. Ailene doğruyu anlat.
Elif derhal toparlanıp gözyaşlarını sildi ve ısrarla dedi ki:
Yalan söylediğimi asla itiraf etmem! Sonuna kadar mücadele edip en iyi hayatı kuracağım!
O an kendine gerçekten inanıyordu. İsteyince her şeyin düzelebileceğini sandı. Yeni insanlarla tanışıyor, şansını deniyor, bir umut arıyordu Ama zaman geçti, hep umduğu zengin koca bir türlü hayatında belirmedi. Erkekler, Elifin beklentilerinden ve tavizsiz hallerinden kısa sürede uzaklaştı.
Bu sırada babaannesinden kalan birikimi de (daire harici nakit) yavaş yavaş eridi. Önce idareli davranmaya çalıştı, sonra harcamalarını iyice kıstı: Kafeler azaldı, kıyafet harcamaları azaldı, spor salonunu bıraktı. Ama faturalar ve yaşam giderleri artmaya devam etti.
Bir sabah elindeki parayı sayınca, bundan böyle iş bulmak zorunda olduğunu kavradı. Uzun süre, kendine uygun bir iş aradı, ama ne tam bir diploması ne de anlamlı bir tecrübesi vardı, her işletmede nazikçe reddedildi.
Sonunda, lisenin kraliçesi bir süpermarkette kasiyer olarak çalışmaya başladı. İlk zamanlar çok zor oldu. Kasada dururken, müşterilerin eleştiren bakışlarını, Bu güzellikte biri neden burada çalışıyor? fısıltılarını duyuyordu. Her seferinde gülümsemek, ürün okutmak, uğurlamak zorunda kaldı; kendine sık sık, Bu sadece geçici, demekle yetindi.
~~~~~~~~~~~~~~~
Dün mezunlar buluşmasından davet aldım! dedi Elif, iç karartıcı bir ifadeyle hikâyesini noktalamıştı. Gitmem lazım, anlasana! Gitmezsem, herkes halimi anlar!
Esra, çayını karıştırdığı kaşığı bıraktı ve kardeşine dikkatlice baktı. Gözlerinde kuşku vardı ama aceleyle bir yorum yapmadı.
Hiç düşündün mü, belki herkes gerçek hayatını biliyor ve seni alaya almak istiyor? Geçmişte dediklerin unutulmadı. Mezuniyette söylediklerini hatırlıyor musun?
Elif başını kaldırarak öfkeyle yüzünü buruşturdu.
Saçmalık! dedi ellerini sallayarak Kimsenin gerçekleri bildiği yok. Ben iyi saklandım. Gitmem lazım, kendimi göstereceğim!
Esra sandalyesine yaslanıp bir an sustu. O yıllarda herkesi aşağılayarak konuşan, hayatlar üzerine söz söyleyen kişiyi, şimdi niye davet etsinler? diye geçirdi içinden. Ama bunu yüksek sesle söylemedi. Çünkü Elif hep kendi bildiğini okur, sonuçlarıyla da kendisi baş ederdi.
Peki, dedi sadece. Karar verdiysen git. Ama orada neler olabileceğini de iyi düşün.
Ne olabilir ki? Elif kaşlarını çattı. Her şey yolunda olacak. En iyi kıyafetimi giyerim, saçımı yaptırırım Kimse sıkıntımı anlamaz.
Tamam. Ne giyeceğini seçmek ya da saç için yardıma ihtiyacın olursa bana gel. Yardım ederim.
Elif gözle görülür şekilde rahatladı; sanki sırf bunu duymak istemiş.
Sağ ol, dedi içini çekerek. Gerçekten fikrine ihtiyacım olacak. Hiçbir açık vermek istemiyorum.
**********************
Elif, gözlerinden akan yaşları silerken restorandan dışarı fırladı. Soğuk akşam havası yanaklarını yaktı ama fark etmedi; ayakları kendiliğinden, o masadan, az önce olmadığı birine benzemeye çalıştığı mekandan uzaklaşıyordu. Demek ki Esra haklıymış! diye yankılandı kafasında. Keşke gelmeseydim!
Oysa başlarda her şey yolunda gitmişti. Salona girer girmez dikkatler üzerinde toplanmıştı. Elif her hareketini planlamıştı: Yavaş adımlar, hafif bir gülümseme, kolundaki saate kasıtlıca bakış Her hareketi, meşgul ama sınıfa yine de zaman ayıran biri havası vermeliydi.
Çok samimi olmadığı birkaç kişinin yanına gidip kendi hikayesini anlattı: Yurtdışında işi olan bir eş, bahçesinde güller açan villası, sık sık yurtdışı tatilleri Elif, kendi yalanlarını anlatırken kırpmadan konuşuyordu. Etrafındakilerin bakışları, alaycı gülümsemeleri ya da telefonlarına göz atmaları dikkatinden kaçmadı.
Kendini gecenin yıldızı gibi hissediyordu ki bir anda, liseden kalma bir erkek sınıf arkadaşı gayet yüksek sesle: Ben Elifi geçen ay markette gördüm, anlattıklarıyla alakası yoktu, diye laf attı.
Salonda bir sessizlik oldu. Herkes dönüp ona bakınca Elifin gülümsemesi dondu.
Diğer bir kız arkadaşı elini telefonuna attı: Bende de fotoğrafları var. Geçenlerde karşılaştık, dedi.
Ve başladı: Telefonundan bağlantı kuran biri, büyük ekrana Elifin gerçek hayatından kareleri yansıtmaya başladı.
İşte markette, kasada çalışırken gergin müşterilerine zoraki gülümserken; işte indirim reyonunda uzun uzun bir şeyler hesaplıyor; işte minibüste elinde bakliyat dolu poşetle yolculuk yaparken Hatta eski yıpranmış apartmanın girişine ağır poşetlerle girerken
Salonda birkaç kişi güldü. Ardından kahkahalar yükseldi. Yok böyle villa! dedi biri; Eşi de markette kasiyer galiba? diye alay etti diğeri.
Elif o an yerinde mıhlanmıştı, yanağı yanıyordu, dizlerinin titrediğini hissetti. Oysa ki, yüz binlerce insanın yaşadığı bir hayatı yaşıyordu. Fakat demin harika bir hayat yaşadığını öyle ballandıra ballandıra anlatırken bu fotoğraflar acımasızca gerçeği ortaya çıkarmıştı.
Bir sonraki soruyu beklemeden, Elif kapıya yönelip koşarak dışarı çıktı.
Kim ne dedi, kim arkasından seslendi duymadı. Hızlı hızlı yürüp ilk bulduğu banka oturdu. Soğuk havayı içine çekerken, Şimdi ne yapacağım? diye düşündü.
O sırada karşıdan gelen bir adamı fark etmeyip çarptı ve neredeyse yere kapaklanacaktı.
Hanımefendi, iyi misiniz? diye endişeli bir ses duydu. Bu samimi ve içten tonda öyle bir sıcaklık vardı ki, Elif bir an için durdu.
Başını kaldırıp, elinde market poşetiyle sıradan giyimli bir adam gördü; gözlerinde ise saf bir merhamet vardı. Son savunması da yıkıldı.
Hayır diye fısıldadı gözyaşları içinde. Nişanlım beni düğünden önce terk etti
Hayat Elife hiçbir dersi öğretmemiş gibiydi
Hayat bazen en büyük dersi, kendimize dürüst olmayı öğrenmeden vermez. Kibirle başkasını küçümseyen, er ya da geç gerçekleriyle yüzleşir. Her şeyin dış görünüşten ibaret olmadığını, insanın gerçek değeriyle var olduğunu unutmamak gerekir. Gerçekten mutlu olmak için önce kendine dürüst olmak gerekir. Ve unutma: Hayatta en değerli şey, başkalarına özenmek değil, kendi yolunda yürüyüp, başkalarına ve kendine saygı göstermek.




