Gece Misafiri ve Huzurun Bedeli

Yine mi, Allah aşkına… diye mırıldandı Meryem, bulaşık dolu lavaboya bakarken.

Mutfakta saat tam 01.15i gösteriyordu. Ev suskun, herkes uykudaydı. Yan odadaki küçük Elif derin bir nefeste uyuyordu. Muhtemelen, Efe de yatak odasında çoktan uykuya dalmıştı. Sönük lambanın altında, masada yalnız başına duran, artık tamamen soğumuş papatya çayı vardı.

O anda gelen kapı zili, geceyi bıçak gibi kesti. Israrcı, sabırsız, arada kısa molalar var; her zil vuruşunda insan, “Ne olur başka zamana kalsaydı…” diye içinden geçiriyordu.

Yatak odasından Efenin uykulu ama tanıdık fısıltısı duyuldu:

Yine mi o geldi?

Meryem ellerini bornozuna sildi, esnemesini bastırdı; dünyaya, “Ben uyuyorum, rahat bırakın,” dercesine ve kapıya doğru gitti. Bir yandan sinirliydi ama sonra hafiften bir utanç da duydu. Hem o kadar da uykusuz hissediyordu ki, sanki vücuduna ıslak bir battaniye sermişler gibi

Dürbünden bakan siluet tanıdıktı. Gösterişli omuzlar, eski deri ceket, başında şapkası arkaya kaymış. Kayınpederi, Mehmet Bey. Her zamanki gibi, hafif yana dönük durmuş bekliyor. Bir elinde hacimli bir karton kutu.

Ayak ucunda, yeşil logolu market poşeti vardı Meryem, içinde bisküvi olduğunu biliyordu; hep aynı paket

Kapıyı açtı:

Meryemcim! Mehmet Bey sanki öğle vaktiymişçesine gülümsedi. Hâlâ uyumadınız mı? Ne güzel! Vallahi on dakikamı bile almayacak…

Hoş geldiniz Mehmet Bey, zoraki tebessüm etti Meryem. Yani biraz geç oldu aslında, hani gece…

Oho, gece daha yeni başlıyor! eliyle salladı. Hem daha enerjim var, bak yürüyorum işte! Hadi içeri almayacak mısın yaşlı adamı, yanında hazineyle geldim bak…

Kutuyu kaldırdı. Üzerinde solmaya yüz tutmuş bir etiket: 8 mm film. Köşesinde eski tarih: 1978. Yılbaşı. Ev. Meryeme eski fotoğraflardaki geçmişin kokusu gelir gibi oldu.

Bul bakalım nereye denk geldi! dedi Mehmet Bey kenara çekilmeden içeri girdi. Komşunun üst rafında çıkmış. “Bu bizim!” dedim ona. Önce inanmamış, sonra yazıyı görünce anladı. Hanımın el yazısı…

Yıllar önce vefat eden Leyla Hanımın ismi, koridorda bir gölge gibi yankılandı.

Derken Efe de uykulu gözlerini ovuşturup ortaya çıktı, üzerinde solda logosu silinmiş bir tişört ve eşofman.

Baba… hafif boğuk bir öksürükle, saat bir oldu.

İşte en güzel anlar! coşkuyla karşılık verdi Mehmet Bey. Hatıra yudumlamanın tam zamanı. Ya Efe, senin yaşında bu saatte bizim danslar başlamış olurdu!

Meryem, yaşlının neşeli sesiyle daha da baş ağrısı hissetti. Ama bir yandan Adam çok yalnız, evde bir başına, belki korkuyor bile diye içinden geçirdi.

Mutfağa geçelim, dedi içini çekerek. Sakin olalım ama, Elif uyuyor.

Tabii tabii, sessizce, diye onayladı Mehmet Bey, ceketini gürültüyle çıkarıp sandalyeye bırakarak. Ben tam fare gibiyim…

Fare… Ama itfaiye sireni gibi zili çalıyor, diye düşündü Meryem.

***

Mutfakta her zamanki yerine, petek dibindeki sandalyeye oturdu. Sırtım cereyandan hoşlanmaz der hep. Meryem, oto pilota bağlamış gibi bir kupa daha çay koydu.

Efe gene esneyip karşısına oturdu, kutuya baktı.

O ne? dedi.

Bizim film, ciddi bir ifadeyle gösterdi Mehmet Bey. Burada annen, minikken sen, çam ağacı, meze, rahmetli halanın burnu… (güldü) Tam hayat hikâyesi…

Meryem sandalyeye yandan ilişti, başını eline dayadı. Duvara bakıp geçip giden her dakikayı işitiyordu: “01.27”, “01.28” Mehmet Bey ise yeni başlıyormuş gibi açılmıştı.

O sene o kapıyı nasıl açtığımızı unutmam. Saat gece yarısı; bizim Sedatla eşi geldi ziyaretimize. Kar, ayaz Leyla o zaman dedi ki: “Gece, gerçekten ihtiyacı olan için kapılar kapalı olmamalı.”

Meryem başıyla onayladı. Laf içini kazıdı.

Baba, Efe gözünü ovuşturdu, peki filmi ne zaman izleyeceğiz? Onun için getirdin, değil mi?

Tabii tabii, atıldı Mehmet Bey. Ama projektör bende yok artık. Belki sizde vardır?

Dördüncü katta, iki odalı bir evde, 8 mm lik film makinesi mi? sinirle güldü Meryem. Tabi canım, piyanonun yanında bir de matbaa var…

Şakayla dalga geçmeyi her zamanki gibi kaçırdı Mehmet Bey.

Olsun, buluruz bir yolunu, umutlu devam etti. Seni anlarım evladım, teknolojiden iyi anlarsın, halledersin. Şimdilik ben anlatırım.

Ve başladı. İlk fotoğraf makinesini nasıl aldıklarını, yazlıkta nasıl çekim yaptıklarını, Leyla Hanımın kar yaka içine girince gülmelerini… Kelimeler bitmeyen çaydanlık gibi akıyordu. Onun sesi sanki geceye meydan okuyor, hep hafızasında yaşıyor gibiydi.

Meryemin ise gözleri kapanacak gibi, aklında tek bir cümle dönüyordu: Yarın yedide kalk, Elifi kreşe götür, iş dosyası, gözler kapanıyor…

***

Derken sessiz bir hışırtı… Kapıda pijamasıyla minik bir figür. Elif gözlerini ovuşturuyor, saçları dağılmış.

Anne… mırıldandı. Eşiğe takıldı.

Elifciğim, neden kalktın? Meryem koşup çocuğunu tuttu.

Su… içeceğim… bir de… yine dedemi gördüm uykuda… dedi Elif mahmurca.

Dedesi lafını duyan Mehmet Beyin gözleri ışıldadı:

Bak gördün mü! Çocuklar hisseder…

Küçük kız hâlâ uykunun etkisinde dedesine baktı.

Her gece geliyor, kapıyı çalıyor, çalıyor… Ben kapatamıyorum çünkü kapı kolu yanıyor…

Meryemin karnına soğuk bir taş oturdu. Efenin kaşı çatıldı.

Nasıl rüyalar bunlar? alçak sesle sordu.

Kötü değil onlar, güvenle cevapladı Mehmet Bey, Torun dedesine özlem duyuyor, o kadar.

Mesele o değil, huzur istiyor, diye düşündü Meryem ama sadece:

Hadi Elifciğim, yatağına geçelim. Deden yine gelir… eee… başka bir gün…

Gece mi? diye sordu kız.

Meryem göz göze geldi Mehmet Beyle. Gerçekten şaşkındı adamcağız.

Gündüz de olur Elifciğim, nazikçe karşılık verdi. Hem gündüz daha güzel.

Elif mızmızlandı, annesinin omzuna gömüldü.

Meryem usulca kızını yatırırken mutfaktan hâlâ konuşmalar geliyordu, düşük tonda, ama gereğinden canlı.

Kızını sardı, başını okşadı ve düşündü: Görüyor musun, hep böyle. O yalnızca on dakika bir saate uzuyor, bisküvi, çay, kan çanağı gözler ve ritmimizde onarıklar…

Saate baktı; ikiye yaklaşıyordu. Derin bir nefes aldı. Sabır da alarm gibi, olmak üzere…

***

Yok böyle bir şey… diye şikâyet ediyordu geçen hafta Meryem, telefonda. Hiç utanması yok, gece yarısı sanki ev 24 saat açık… Oğlumun kafesi!

Üniversiteden arkadaşı Ayşe, telefonda güldü.

Meryem Hanım, tiyatral ciddiyetle, geçmiş olsun. Evin ruhunu sabaha devralan kuşaktan korkulur.

Güldürme Allah aşkına, ciddi konuşuyorum. Uykum kaçıyor, her an ya yine gelir endişesi. Hep de gelir! Saat bir, on iki buçuk, bir buçuk… Hep yalnız on dakika…

Resmen görev gibi, gece modunu aç, çay koyup stand-up dinliyorsun, ödül bisküvi! diye güldü Ayşe.

Meryem de sinirli gülümsedi:

O da hep aynı bisküviyi getiriyor. O marketin yeşil kutulu yulaflısı. Yeminle kusacağım neredeyse.

O senin için bir simge olmuş resmen, keyifle düşündü Ayşe. Bir gün sen de gece onun evini arasana.

Kızım, gaddarsın! dedi Meryem.

Şaka şaka, ciddiyim; ama bir yerde sınırını çizeceksin. Yoksa gerçekten hiç fark etmiyorlar, sen kapıyı açınca normal sanıyorlar. dedi.

Ama ne diyeyim ki… O tek başına, eşi vefat etti, Efe tek oğlu. Lütfen gece gelmeyin nasıl diyeceğim? Kalbi var, ya üzülürse…

Senin de kalbin var Meryem. Çocuğun, işin, sağlığın… Sınır, kötülük değil. Bazen en çok da yakınlarının iyiliği için gerekiyor.

Meryem sustu. Sınır meselesi hep içini kemiriyordu ama o, İyi gelin susar, idare eder, öyle öğrenmişti.

***

İlk gece ziyareti, Leyla Hanımın ölümünden altı ay sonra olmuştu.

Meryem o zaman bir seferlik sanmıştı. Geceyi, iyi gecelerden ayırmak için paylaşmak lazımdı. Yatakta Efeyle neredeyse uykuya geçmişken aniden kapı zili çaldı.

Kim o saatte? diye korkuyla fırladı Meryem.

Zil uzun ve neredeyse yalvarır gibi ısrarcıydı. Efe aceleyle üzerini giyip kapıya gitti.

Mehmet Bey kapıda. Derbeder, ceket yok, eski bir kazak, başı açık. Gözleri yaşlı.

Affedersiniz… daha içeri almadan sanki suçlu gibi. Evde duramadım… Çok boş orası…

Tütün ve soğuk kokuyordu. Elinde yine o yulaflı bisküvi…

Baba, kötü bir şey mi oldu? Tansiyon falan?

Yok el salladı; ama bambaşka biri gibiydi. Sadece sizi görmek istedim…

Meryemin o sıkışan boğazı çözülüverdi. Cenazedeki çaresiz Mehmet Beyi, elinde Leyla Hanımın başörtüsünü sıkan bakışını hatırladı.

O gece ona çay koyup mutfakta oturduklarında hiçbir espri yoktu. Sadece arada bir cümle çıkarıyordu:

En çok Leyla ile… gece çay içme…

Eller titreyerek böldü bisküviyi.

Markette bugün yine gördüm bunu. Orada tanışmıştık. Aynı rafta. Aynı bisküvi için ikimiz uzanmıştık. Al sen, ben diyete başladım, dedi. O an dedim ben bu kadınla evlenirim…

O gece Meryemin siniri kalmamış, acıma içini sarmıştı.

Ne zaman istersen gel, Mehmet Bey, demişti vedalaşırken. Biz buradayız…

Dedikleri gerçek oldu. Ne zaman ihtiyacı olsa geldi. Ama o ihtiyacın saati hep gece yarısıydı…

İlk ziyaretin gecesi bir hafta sonra bir tane daha, sonra yenisi… Artık uzun parça aralar olmuyordu.

***

Efeye anlatmaya kalktığında çocuk gibi omuz silkti.

Sen biliyorsun, babam zaten gece kuşudur, dedi. Hep böyleydi. Ben daha çocukken bile geceleri kitap okurdu, sabaha kadar otururdu…

Ama o zaman kendi evindeydi, hafif sitem etti Meryem. Şimdi bizde…

Burası ona evi gibi geliyor, mazeret uydurdu Efe. Orada yalnız, gece özellikle…

Ben de korkuyorum ama, içini döktü Meryem. Uykusuzum, Elif uyanıyor, her zilde yangın çıkar gibi fırlıyorum…

Efe mahçup sustu. Babasının arasında çözülmemiş bir şeyler, O sadece babam, idare edilecek, aralarındaki havayı dolduruyordu.

Bir gece Meryem gitmedi mutfağa. Yatakta gözlerini kapatıp uyuyor taklidi yaptı. Efe kapıyı açtı, konuşmalar düştü, sustu.

Bir süre sonra tuhaf bir hışırtı geldi. Merak dayanmadı. Sessizce kapıdan mutfağa baktı.

Masada yalnız oturmuştu Mehmet Bey, Efe sızmış. Elinde bir deste eski fotoğraf. Sadece masa lambası aydınlatıyor. Yalnız bir sahne…

Leyla, bak burada… fısıldıyordu. Sen bu elbiseyle boyumdan vazgeçerim, evde kalırım demiştin. Ben de sus pus… Oysa deseydim, sana olan aşkım bitmez…

Bir fotoğrafı çevirdi.

Efe daha sümüğü akarken burada… O televizyonun önünde birlikte sinema izlerdik. Sedat gece birde çıkıp gelirdi, Leyla bırakmaz, ikimize çay yapardı… Gelin isterse eve gece gelsin, mekan bizim derdi…

Kendine konuşuyordu ama içinde bir dua vardı: Ne olur, şu kapı gece hep açık kalsın. Çünkü başka eve dönerim.

Meryem kapıya yaslandı. Adam kötü biri değildi, sadece fazlasıyla çocuk, zamansız bir büyüktü.

Kızgınlığı dinmedi ama üzerine bir de acıma geldi. İş daha da zor oldu.

***

Bir gün mizaha vurdu.

Yaz gecesiydi, cam açık, hava ılık… Zil yine… Bu kez telaşla bornoz değil, üzerine en cafcaflı sabahlığını geçirip, Ayşenin hediye uyku bandını taktı, komik dursun diye bandı alnına koydu.

Setteyiz maşallah, dedi Efe bakınca.

Tabii canım, güldü Meryem. Geceler Mehmet Beyin Mutfağında programı başlıyor!

Kapıyı abartılı açtı.

Buyurun, gece seansımıza hoş geldiniz. Çay, bisküvi, kronik uykusuzluk menümüzle karşınızdayız…

Mehmet Bey kahkahaya boğuldu.

Helal olsun size gençlik! övgüyle. Sizde enerji çok maşallah. Eskiden ben zannediyordum ki, millet ancak dokuzda yatır.

Mutfakta dolabı açıp yeni kahve paketi çıkardı. Fırının saatini tıklattı.

Hadi İtalyan gibi gece yarısı yapalım. Çay, bisküvi, mandolin… Ama sabah alarm maalesef iptal olmuyor…

Olsun, el salladı o. Ama bak, hatırası başka olur! Gece yolculuklarının sohbeti başka olur.

Birden dedi ki:

Hayatta bazı kapılar var, gece de açık tutulmalı; gün gelir, birinin gerçekten ihtiyacı olur…

Meryeme laf balçık gibi yapıştı. Hem duygusal hem tehlikeli…

Unutur bazen gelenler içeride de insan var, diye geçirdi içinden. Ama güldü sadece:

Bir de, hayatta bazı pencereler var, zamanında kapatmak lazım, yoksa üşürüz…

Her zamanki gibi bir şey anlamadı, anısını anlatmaya devam etti.

***

Bir gün açmadı kapıyı.

Elif hasta, ateşli, Meryem yeni uyutmuş, kendini yatağa bırakmıştı. Zil gene çaldı.

Şimdi olmaz, nolur… diye mırıldandı.

Efe nöbetteydi, evde sadece ikisi. Meryem kımıldamadan bekledi. Zil bir daha, bir daha… Sonra durdu.

İçinden yüz, iki yüz saydı. Kalbi ağzında atıyordu. Bak, açmadın, bir şey olmadı, dünya yıkılmadı, dedi iç sesi.

Sabah çöpü dışarı çıkarmak için açınca, kapıda o yeşil logolu poşeti gördü. Hafif nemlenmiş yulaflı bisküvi. Yanında minicik bir not: Uyudunuz, uyandırmak istemedim. M.

O kadar, ne sitem ne şikayet. Yalnızca bu…

Bir anda hem vicdan azabı, hem öfke… Sırf uyumak istedim diye niye suçlu hissediyorum?

***

Bir gece sonra, ev sırılsıklam battaniye gibi ağırdı.

Elifin öksürüğü arttı, gece birkaç kez bisküvi muhabbetine mutfağa çıktı. Meryemin gözleri panda gibi mosmordu, işte kendine kahveyle zor dayanıyordu.

O akşam sonunda tencereyi ocağa koyup Efeye döndü, boğazında bir yumruyla konuştu.

Böyle devam edemem, dedi bakmadan.

Ne oldu yine? dedi Efe, çaydanlığın başında.

Ben, birden döndü, onun temposunda yaşamak istemiyorum. Bu ev misafirlikten çıkmalı artık. Çocuğum var, işim var. Kendi evimin sahibi gibi hissetmiyorum…

Efe alışmış savunmaya başlayacaktı ki, Meryem el kaldırdı.

Yeter! Hep O senin baban, yalnız, zor durumda, idare et… Ama ya ben kimim? Ben de kadınım, anneyim, sinir sistemim, duvarlarım var. Kimse bana Ya sen nasılsın Meryem, iyi misin? diye sormuyor!

O susunca, Meryem ekledi:

Bu akşam, gelirken hep beraber konuşalım. Mizah, susturmak yok. Ben söyleyeceğim: Gecede bana gece lazım, huzur lazım. Zil değil, uyku istiyorum.

Yani… gelmesini yasaklıyorsun? çekingen sordu Efe.

Sadece saatini… Gündüz gelsin, hadi onda, dokuzda… Atmıyorum, sadece gece ziyaretini istemiyorum…

Efe derin iç çekti.

Kırılır… buruşturdu ağzını.

Ben çoktan kırıldım… dedi Meryem. Hem sana, hem ona karşı. Çünkü bir yıldır, boş ver dedim dedikçe içim içimden kırılıp durdu…

Açıkça söyleyince, bir yük kalktı üstünden. Efe de ilk kez başıyla onayladı.

Tamam, dedi. Bu gece, konuşalım…

***

O gece, Mehmet Bey elinde kutuyla geldiğinde her şey daha belirgindi.

Üzerinde Aile Kutlamaları 1979 yazıyordu. Büyük gururla kutuyu masaya koydu.

Bak bak, nelere denk geldim! Koca bir ömür sığdırmışsın!

Önce bir konuşalım, olur mu? diye çatallaşan sesiyle Meryem’ başladı. Efe çay koyarken…

Ne konuşacağız? Gelin, sevinelim…

Meryem, Efeyle göz göze geldi. Efe başını salladı: Söyle.

Kendisini güç toplayıp kutunun karşısına oturttu.

Mehmet Amca, dedi Meryem; sevgiyle, Biz çok sevindik kutuyu bulmanıza. Gerçekten. Hep bekliyoruz zaten sizi. Ama… bir konuyu açmamız lazım.

Yani ne oldu, gece gece dertleşiyoruz madem, diye şaka yapmaya çalıştı.

Geceyle ilgili, ciddi şekilde cevapladı Meryem. Hem sizinkilere, hem bizimkilere…

Gülme sustu. Mehmet Bey dikkat kesildi.

Siz sık sık gece yarısı uğruyorsunuz, yumuşak konuştu Meryem. Genelde birden sonra. Sizce hatıraların zamanı gece. Ama bizim için orası uyku. Yarın işler var, Elifin kreşi var. Her gece bölününce çok yoruluyoruz…

Adamcağızın yüzü düştü.

Rahatsız mı ediyorum? dedi neredeyse fısıldayarak.

Efe araya girdi:

Baba, rahatsızlık değil bu… Seni seviyoruz. Sadece geceleri uyanık olmuyoruz; özellikle Meryem ve Elif için…

Meryem başını salladı.

Onu da açıkça söyleyeyim: Her ondan sonra çalan zilde inanın kalbim ağzıma geliyor. Gece boyu rahat edemiyorum. Elif de mesela, Gece biri kapıyı çalıyor, elim yanıyor, kapatamıyorum, diyor…

Mehmet Bey, Efeye, sonra kutuya baktı. Yavaşça konuştu:

Ben… bizde hep gece çay içilirdi, kapı açık olurdu. Derdi olan gelsin, ayıp olur mu demeden… Sanki öyle olması gerekir gibi…

Ama bizim için gerekiyor ki, gece uykuya… yumuşak ama net söyledi Meryem. Kapı geceleri kapalı olursa, bu sizi sevmediğimizden değil, artık kendimiz için. Elif için.

Bir süre suskunluk…

Mehmet Bey ellerine baktı, biraz titriyordu.

Yani… gelmemi istemiyor musunuz?

Tam tersine, dedi Meryem hızlıca. Yine gelin ama gündüz, akşam, dokuzdan önce. Arayın. Bir dahaki sefere en sevdiğiniz çayı da hazırlarız.

Efe ekledi:

Baba, birlikte olmaya devam edelim. Sadece bitkin olmayalım. Gündüz daha çok paylaşırız…

Mehmet Bey uzun sustu, sonra hafifçe:

Vallahi, böyle düşündüğünüzü bilseydim… Benim için gece, başkası için de gecedir sandım…

Meryemin içindeki düğüm hafifledi.

O zalim değil, zamanı olanı kaybetmiş bir çocuktu. Onun için sanki zaman o gece durdu…

O zaman şöyle yapalım, dedi yavaşça. Ben de bu filmi izlemek istiyorum. Ama gece üçte değil, cumartesi gündüz, Elif de gelsin, siz de. Ben de bisküvileri getiririm!

Mehmet Bey kutuya, sonra onlara baktı.

Ya ben gece yine… dedi, yarım kaldı.

Canınız sıkılırsa, arayın. Ufacık bir şey olsa açarız. Ama sadece çay için gündüze bırakın…

Efe ekledi:

Baba, ben senle sohbet etmek istiyorum, ama yorgunluktan bir şey anlamıyorum ki. Şimdi… anlattıklarını bile hatırlamıyorum…

Bir an, Mehmet Bey hüzünlü gülümsedi.

Yaşlandım be… Hep on dakika uğrayayım dedim… Ama her geceye döndü…

On dakika oldu bir sene… tebessümle ekledi Meryem.

Başını salladı.

Tamam, derin nefes aldı. Cumartesiye kadarki merakıma sabredeceğim…

Çıkarken ben eşlik edeyim, dedi Meryem.

Koridorda ceketini uzun uzun düzeltirken, vedalaştı:

Meryemcim, olur da bir gece… yanlışlıkla ararsam…

İçimden, kötü hissediyor olmalı, derim. Ama her zaman açmam. Ben de insanım…

Onun bu dürüstlüğüne, gözlerinde yeni bir şey vardı sanki saygıyla karışık kabulleniş…

***

Söz verilen cumartesi akşamı geldi.

Evde mucize gibi eski bir projeksiyon cihazı bulundu, Efenin arkadaşı ödünç verdi. Odanın perdeleri çekili, beyaz bir çarşaf duvara sabitlenmiş, sanki küçük bir sinema salonu.

Mehmet Bey, çocuklar gibi heyecanlı, filmin kutusu kucağında. Elif annesinin dizinde, elinde peluş tavşanı. Efe kablolarla boğuşuyor, arızalı cihazı çalıştırmaya çalışıyor.

Sonunda projektör vızıldadı, ışık duvara vurdu, soluk görüntüler canlandı: Genç bir kadın, çiçekli entariyle gülümsüyor; yanında Mehmet Bey, daha gür saçlı, mutlu… Minicik Efe aralarında.

Ekranda yılbaşı, mandalina, mezeler, eski süsler. Kapıda bir kartona yazılmış: “Evimiz her zaman açık. Geceleri bile… Bizdendir.” Aniden duygusu kabaran Meryemin gözleri doldu.

Mehmet Bey hıçkırdı.

Onu Leyla yazmıştı, dedi yavaş. Bilsinler, gelmekten çekinmesin kimse, demişti…

Filmde Leyla gülerek, birine kapıyı açıyor, el sallıyor. İçeriden saat: 01.05. Altında yazılı bir not: Evimizde her zaman mutluluk var, kapı açık…

Mehmet Bey gözyaşlarını tutamadı…

Meryem de kızını kucağında biraz daha sıktı. Elif uykuya dalmış.

Projektörde anlar geçti; annesi mutfakta tabak kurular, Mehmet Bey yanağından öper, minicik Efe yılbaşı etrafında dolanır…

O gece ziyaretleri sadece alışkanlık değilmiş… Zamanı geri almak için bir çaba, özlem…

***

Film bitti, oda karardı. Elif annesine sokulmuş uykuda. Mehmet Bey ellerini yüzüne kapattı.

Affedin beni… dedi birden. Gece gelince iyilik sandım. Sanki sizle, yalnız değilim dedim.

Yalnız değilsiniz ki… dedi Meryem. Sadece artık geceleri kapı çalmayacak. Gündüz gelsin…

Bir iki gün sonra markete uğradı Meryem. Yine yeşil kutu bisküvi aldı, bir de küçük, şık bir termos: “Sıcak tutar, sekiz saat garantili.”

Evde kutuya yerleştirdi: Bisküvi, termos, bir de anahtarlıkta küçük bir anahtar.

Yanına küçük karta yazdı: Mehmet Bey, evimize her zaman başımız gözümüz üstünde yeriniz var. Özellikle sabahları! Termos sizinle, evi sıcak. Anahtar da sizde. Ama lütfen önceden arayın. Sevgiyle… Meryem, Efe, Elif.

O gün ilk defa GÜNDÜZ telefon etti:

Mehmet Bey, yarın sabah bize gelin. Kahvaltı-çay, her neyse… Ne zaman isterseniz ama saat on ikiyi geçmesin…

Adamcağızın sesi mutluluk doluydu.

Bu resmi davet mi? dedi.

Yeni bir gelenek yaratıyoruz, dedi Meryem. Gece mesaisi yok bundan sonra…

Ertesi sabah, Mehmet Bey onda aradı: Çıkıyorum! Kapıda elinde papatyalarla.

Bunlar sana, Meryemcim, sabrın için…

Koltuğunun altında peluş bir ayı, başında gece şapkası.

Bu da Elife, ekledi. Artık rüyasında dedesi ona hikaye anlatsın, kapı tıklamasın…

Meryem bu kez gerçekten içten gülümsedi.

Buyurun, çay hazır…

Mutfakta sabah güneşi masaya dikdörtgenler çizdi. Çay tazecik, bisküvi çıtır, Elif haftalardır ilk kez deliksiz uyumuştu; peluş ayısına sarılıp mırıldandı. Efe babasına yeni projesini anlatıyordu; Mehmet Bey ise eski trende yaşadığı gece macerasından bahsetti.

Yine aynı Mehmet Bey, yine hikayeler… Ama vakit başka. Sabah, gece değil. Misafirlik saatli, vuslat planlı…

O akşam Elifi yatırırken Meryem sordu:

Bugün rüyanda dede var mıydı?

Yok… dedi kız. Ama sabah uyandım, dedem gerçekti.

Meryem karanlıkta sessizce güldü.

Öyle de kalsın…

Gece saat 01.15te ev sessizdi. Zil çalmadı. Meryem ilk defa, alarm olmadan, uykusunu almış halde uyandı.

Şunu anladı: Kendi duvarlarını kelimelerle çizmek, bağırmadan, utanmadan… Dünya yıkılmıyor. Kayınpeder eksilmiyor. Sadece gecenin kapısı, kendi hakkıyla kapanıyor.

Ve bu, hem Meryemin hem evdeki herkesin minik ama anlamlı bir zaferiydi.

Rate article
Lifequest
Gece Misafiri ve Huzurun Bedeli