80. yaş gününü kutlamak için on kişilik masa ayırttı. Ancak yanına gelen tek kişi, restoran müdürü oldu… o da sandalyeleri geri vermesini istemek için.

On kişilik masa ayırtmıştı, sekseninci yaş günü için. Oysa yanına gelen tek kişi, restoran müdürüydü Sadece sandalyeleri iade etmesini istemek için.

Mekânda havada Cuma akşamına özgü o tatlı gürültü hâkimdi; tabak çanak sesleri, kahkahalar, yüksek sesli müzik, birbirine karışan sohbetler Dışarıda ise sıra kapının önüne kadar uzamıştı.

Ama bütün bunların ortasında, 4 numaralı masada ağır bir sessizlik hâkimdi.

Hanımefendi diye iç geçirdi müdür, not defterine kalemiyle hafifçe vururken. Cuma akşamı, bekleyen çok misafirimiz var. Konuklarınız henüz gelmediyse masayı ayırmam lazım. İsterseniz sizi bara alalım, olur mu?

Kadının üstünde özel günler için sakladığı o şık kıyafeti vardı, kendini zarif hissetmek için. Omzunda parlak, üzerinde 80 ve muhteşem yazılı bir şerit asılıydı.

Boş sandalyelere baktı.

Her bir yerine özenle yerleştirilmiş kâğıt parti şapkalarına sanki düzen, insanları çağıracakmış gibi.

Kendi getirdiği İyi ki Doğdun yazılı süslemeye göz gezdirdi.

Sonra, bardak kenarındaki telefona Ne bir arama, ne bir mesaj.

Belki trafikte kaldılar diye fısıldadı. Sesi titredi. Ama haklısınız. Bu kadar yere ihtiyacım yok.

Utanmış gibi, elinin titrediği belli bir hâlde, yavaş yavaş süsleri toplamaya başladı.

İçim burkuldu.

O an daha fazla oturup seyredemezdim.

Kendi masamdan kalkıp tabağımı aldım, onun yanına gittim.

Eh, sonunda geldik! dedim, müdürün duyacağı bir ses tonuyla. Kusura bakmayın, park edecek yer bulamadım.

Müdür donakaldı.

Kadın kafasını kaldırdı, gözleri şaşkınlıktan büyüdü. Belki de bir süredir engel olmaya çalıştığı o yaşlar, artık gözlerinde parlıyordu.

Efendim? diye kekeler gibi sordu.

Karşısandalyeyi çekip oturdum, sanki en doğal şeymiş gibi. Eğildim, alçak bir sesle konuştum:

Hepsini duydum dedim. Sizi yalnız bırakmak istemedim. Bugün bana da birisi söz vermişti, ama gelmedi. Yirmi dakikadır yemeğime bakıyorum.

Gülümsedim, sanki utanmasın diye.

Yalnız yemek yemeye dayanamıyorum. Sizin doğum gününüze katılabilir miyim?

Tereddüt etti, önce tozlu iş ayakkabılarıma, sonra biraz yağ lekeli tişörtüme, sonra da çalışmaktan nasırlaşmış ellerime baktı. Sonra tekrar boş sandalyelere göz gezdirdi.

Ve yavaşça yüzünde içten, sıcacık bir gülümseme belirdi. Hani içini aydınlatan cinsten

Eh dedi, şeridini düzelterek. Başlangıçlar ziyan olmasın. Fakat uyarayım, bol konuşurum.

Ben de sizi dinlemeye bayılırım dedim.

Adı Suzandı.

Bu sıradan bir akşam yemeği değildi. Beklenmedik, ama gerçek bir kutlama oldu.

Bana rahmetli eşi Kemal Beyden bahsetti; her yıl ona sarı güller alırmış, hep sarı. Evin güneşi artsın diye, dermiş.

Üç çocuğundan bahsetti; işleri, programları, uçuşları, o hep askıda kalan Daha sonra ararım cümleleriyle Egeye, Marmaraya gitmişler, uzaklarda

Çocukluğunun geçtiği kasabadan bahsetti; zamanın ağır aktığı, akşam üstlerinin mis gibi ekmek koktuğu, pazar sofralarında aileyle uzun sohbetlerin tadına doyulmaz olduğu günlerden

Ben de oto tamircisindeki işlerimden, gün sonunda dayanılmaz sırt ağrısından ve koca şehirde insanların sıradan, soğuk iş görüşmeleri gibi davrandığından dert yandım.

Suzan Hanım gerçekten güldü. Hem de öyle içten, öyle yürekten ki

Ben de ona katıldım.

Fark ettim, bazıları bizi izliyordu. Ama bu defa bakışlarda acıma değildi; sanki sessizce haset eder gibiydiler. Keşke o masada ben de olsam bakışı vardı yüzlerinde.

Genç garson kız, başından beri durumu izlerken, hemen anladı. Bara yanaşıp fısıldadı, ardından mutfağa gitti.

On dakika sonra, loş ışıklar biraz daha kısıldı.

Tüm personel çıktı. Küçücük bir pasta değil, koca bir kâse dondurmayı, üzerinde çikolata, krema ve pırıl pırıl maytapla getirdiler.

Ve salonun tamamı bir ağızdan şarkı söylemeye başladı:

Nice yıllara Suzan teyze, nice yıllara

Suzan Hanım elini ağzına kapadı. Omuzları titredi. Ağladı ama bu sefer güzel yaşlardı, acıtmayanlardan.

Hesap geldiğinde, hemen çantasına uzandı. Hızlı davrandım.

Bu akşam benden dedim. Gri Cuma akşamımı kurtardığınız için teşekkür ederim.

Doğal olarak, itiraz etti. Ama sonra bana bakıp başını salladı: Anladı, mesele para değil. Asıl mesele, yalnız kalmamak.

Dışarıda, otoparkta hava serindi. Sarı lambaların ışığı her şeyi yumuşatıyordu.

Suzan Hanım bana sıkı sıkı sarıldı. Öyle bir sarılıştı ki, insanın yüreğini düzene sokanlardan.

Biliyor musunuz? dedi, gözlerimin içine bakarak. Buraya kendimi görünmez hissederek gelmiştim. Şimdi çıkıyorum sanki kraliçe gibi.

İyi ki doğdun, Suzan Hanım dedim.

Arabaya binip kapısını kapatana kadar bekledim.

Kendi arabama geçtim. Motoru bile çalıştırmadım. Annemi düşündüm. İki haftadır aramamıştım. Sebepsiz. Nasıl olsa vakit bol diye

Telefonu aldım, numarasını çevirdim.

Alo anne dedim. Yalnızca sesini duymak istedim.

Bazen insana gereken tek şey, masada bir sandalyedir.

Ve kimse doğum gününü sessizlik içinde geçirmemeli.

Rate article
Lifequest
80. yaş gününü kutlamak için on kişilik masa ayırttı. Ancak yanına gelen tek kişi, restoran müdürü oldu… o da sandalyeleri geri vermesini istemek için.