Bugün, arabamın torpido gözünde tam üç yıldır duran bu para için önemli bir gün. Hiç harcamayacağım bin lira, orada öylece duruyor.

Bugün, arabamın torpido gözünde duran o paranın üzerinden tam üç yıl geçti. Beş bin lira Hiçbir zaman harcamayacağım bir para bu.

O gün de 14 Şubattı. Şehir adeta kırmızı balonlar, peluş ayıcıklar ve çiçekçi önlerindeki kuyruklarla çalkalanıyordu. O zamanlar taksicilik yapıyordum; tüm bu telaşı camın arkasından izliyordum: mutlu çiftler, kahkahalar, öpüşmeler. Her şey sanki çok parlak, gürültülü bir maraton gibiydi.

Akşam sekiz civarı, kalabalık yavaşlamışken bir müşteri aldım. Elinde güller taşıyan gençlerin arasında, bu adam fazlasıyla farklı duruyordu. Saçları bembeyaz, ütüsü hala bozulmamış eski bir pardösü giymiş, sadece küçük bir valiz ve şemsiye vardı yanında, halbuki yağmur da yoktu.

Arka koltuğa oturdu; etrafına huzur veren bir koku yayıyordu. Eski kitaplar ve sabun gibi

Evladım, dedi sessizce, Dört yere uğramam lazım. Biraz vaktimizi alacak. Ücretini baştan vereyim, lütfen acele etmeyelim.

Beş bin lirayı uzattı. Reddetmek istedim, ama başını salladı:

Ne olur, al. Bugün acele etmemem önemli benim için.

Yola çıktık.

İlk durakta, eski bir taş binanın önündeydik. Arabadan inmedi. Sadece camı biraz aralayıp ikinci kattaki pencerelere yaklaşık on dakika boyunca baktı. Yanlarından çiçekli kalabalıklar geçerken, onun hareketsiz duruşu taşı bile kıskandıracak cinstendi.

Burada doğdu çocuklarım, dedi en sonunda, sesi çatallaşmıştı. Şimdi hepsi uzakta, kendi bayramları var. Ama benim için gençliğimin ışığı hâlâ o pencerelerde yanıyor.

İkinci durak eski bir okuldu. Okul kapkaranlık ve sessizdi. İndi, bahçe kapısının parmaklıklarına eliyle dokundu. Orada kırk yıldan fazla fizik öğretmenliği yapmış meğer.

Her Şubatta öğrencilerim bana kartlar verirdi, dedi araca dönerken gülümseyerek. Bugün o duvarlara teşekkür etmeye geldim; bana hayatımın anlamını verdikleri için.

Üçüncü durakta içim sızladı. Küçük, samimi bir kafe; masalarda sevgililer oturmuş. O tek başına içeri girdi. İki tane tarçınlı kahve aldı. Birini içti, diğerini ise karşısındaki boş sandalyeye koydu. Yaklaşık on beş dakika öyle oturdu, gözleri uzaklara dalmıştı.

Sonra araca döndü.

Bugün tam üç yıl oldu Sırma gideli, dedi fısıltıyla. Her yıl burada kutlardık. Sırma derdi ki, aşk çiçekler değil. Suskunluğunu paylaşacak birin varsa gerçek aşk odur.

Son durak tren garıydı. Artık yalnız yaşayamayacağı için ailesinin yanına taşınacaktı. Arabadan inerken, bu geceyi neden seçtiğini anladım. Herkes geleceğe sevinçle bakarken, o kendi geçmişine usulca veda etmek istemişti.

Peronda elimi sıkıca tuttu:

Teşekkür ederim, gereksiz soru sormadığın için. Bugün herkes âşıkları izliyor, kimse yalnız kalanları görmüyor. Teşekkür ederim, beni gördün.

Trene doğru gitti ve ben uzun süre motora basamadım. O beş bin liraya bakarken, sanki elimde para değil, bana güvenip son akşamını emanet etmiş bir insanın inancını tutuyordum.

Zaman geçti, hayat değişti. Ama her 14 Şubatta o öğretmeni hatırlıyorum. Binlerce çiçeğin, tüm o curcunanın arasında sessiz sevenleri ve yalnız başına iyileşenleri arıyor gözlerim.

Çünkü gerçek sevgi sadece el ele tutuşmak değil. Yıllarca, mesafelere ve hatta ölüme rağmen gönülde taşımak.

Bugün çevrendekilere biraz daha dikkatli bak. Belki birinin hayatında, senin sessiz varlığın, penceresindeki son ışıktır.

Neden bugün yazıyorum bunları?

Çünkü hepimiz bir yerlere yetişiyoruz. Yolcuları, yayaları, komşuları sadece görev olarak görüyoruz. Oysa her insanın ardında bir dünya var.

Şimdi daha farklı araba sürüyorum. İnsanların gözlerine bakıyorum, onları dinliyorum. Çünkü asla bilemezsin, kimin yolculuğu belki de hayatının en önemlisidir.

Duranlardan, dinleyenlerden ol. Son ana kadar insan kalabilenlerden.
Çünkü bu hayat, parayla değil, işte böyle akşamüstü edilen birkaç sükûnetli sohbetle ayakta duruyor.

Rate article
Lifequest
Bugün, arabamın torpido gözünde tam üç yıldır duran bu para için önemli bir gün. Hiç harcamayacağım bin lira, orada öylece duruyor.