Sekiz aylık hamile eşimi gecenin onunda tek başına bulaşık yıkarken görünce, hemen üç kız kardeşimi arayıp öyle bir şey söyledim ki herkes şaşkınlıktan dona kaldı. Ama en şaşırtıcı tepki ise annemden geldi.

Eşim Elifi, sekiz aylık karnıyla, gece saat onda hâlâ tek başına mutfakta bulaşık yıkarken görünce hayatım değişti. Telefonu elime alıp üç ablama öyle bir şey söyledim ki, herkesin ağzı açık kaldıen çok da annemin.

Otuz dört yaşındayım.

Bana Hayatında en çok neye pişmansın? deseler, ne kaçan fırsatlar derim ne de kaybolan paralar.

En ağır gelen pişmanlığım, içimde bir köşede sessizce dolaşır.

Ve fazlasıyla utanç verici.

Yıllarca eşimin, burnumun dibinde kendi evimizde mutsuz olmasına göz yumdum.

En fenası ne biliyor musunuz?

Bunu, kalpsizliğimden yapmadım.

Farkında bile değildim.

Belki de… fark ettim de görmezden gelmeyi seçtimkim bilir.

Dört kardeşin en küçüğüyüm.

Üç ablam… ve sonra ben.

Ergenlik çağımda babam ani bir şekilde hayatını kaybetti. O günden sonra annemHacer Hanımbütün evin yükünü tek başına omzunda taşıdı.

Ablalarım yardım etti, çalıştı, evi geçindirdi, hatta beni de büyüttüler.

Belki de bu yüzden çocukluğumdan beri evle ilgili kararlar onlar tarafından alınmasına alıştım.

Ne tamir edilecek onlara sorulurdu.

Pazardan ne alınacak, hangisi daha taze onlar seçerdi.

Hatta benimle ilgili olan konularda bile: ne okusam, nerede çalışsam, kiminle görüşsem…

Sesimi çıkarmadım.

Bana göre aile böyleydi işte.

Ta ki Elifle tanışana kadar.

Elif Demirtaş, kafayı bağırtmaya takacak bir kadın değil. Sessizdir. Naziktir. Sabırlıdır. Açık konuşayım, fazla sabırlıydı. Beni kendine çeken de bu sessizliği oldu.

Tatlı sesi, insanı yatıştıran gülümseyişi… Dinler, düşünür, sonra konuşurdu. Zorlukta bile gülmeyi bilirdi.

Üç sene önce evlendik.

Başlarda her şey sütliman gibi görünüyordu.

Annem aile evinde yaşamaya devam etti. Ablalarım da eksik kalmadı, sürekli ziyaret ediyorlardı.

Küçük bir Ege kasabası olan Akyaylada aile bireylerinin gelişi gidişi doğaldı.

Pazar günleri sofralar kurulur, geçmişin anıları anlatılırdı.

Elif, herkes kendini evinde hissetsin diye uğraştı.

Çay demledi, kek yaptı, kahve servisi yaptı. Ablalarımı saatlerce dinledi, sıkılmadan gülümsedi.

Ben de normal sandım.

Ama yavaş yavaş bazı şeyler dikkatimi çekmeye başladı.

Önce ufak şakalar sanıyordumama değildi.

Yemek güzel ama annemizinki gibi olmamış yine de, diyor en büyük ablam Zehra.

Diğeri, Suna, lafı yapıştırdı:

Eskiden kadınlar bu işleri hakkıyla yapardı ama!

Elif kafasını öne eğip bulaşığa devam etti.

Duyuyordum.

Ama sesimi çıkarmadım.

Çünkü… her zaman böyle olmuştu.

Sekiz ay önce Elif hamile olduğunu söyledi.

Mutluluktan uçtum.

Sanki evimize birden geleceğin umudu doğmuş gibi hissettim.

Annem gözyaşlarına boğuldu.

Ablalarım da o an çok sevinçliydi.

Ama aylar geçtikçe işin rengi değişmeye başladı.

Elif çok daha çabuk yoruluyordu tabii. Hafta hafta büyüyen karnı iyice ortadaydı.

Yine de kimseye yük olmamak için canhıraş uğraşıyordu. Ablalarım geldiğinde yemeği Elif yapıyor, servis açıyor, ardından bulaşığını da topluyordu.

Arada Dinlensen biraz, derdim.

Her defasında aynı cevabı verirdi:

Sıkıntı yok Harun, iki dakika sürer.

O iki dakika genelde saatlere dönüşüyordu.

Her şeyi değiştiren o akşam cumartesiydi.

Üç ablam da yemeğe geldi. Sofrada bir tabak, bir kaşık, bir bardak, yemek artığı… Mutfak savaş alanı gibi.

Yemek bitince, annem ve ablalarım dizi izlemeye salonun yolunu tuttu.

Kahkahalar, diziden diyaloğular çalınıyor…

Ben de arabanın anahtarı için dışarı çıkmıştım.

Döndüğümde mutfağa uğradım.

Olduğum yerde kalakaldım.

Elif tezgaha eğilmiş, belli ki koca karnıyla zorlanıyordu.

Sekiz aylık karnı tezgaha yaslanmış, elleriyle bulaşık dağına saldırıyordu.

Saat: Tam on.

Evde akan su dışında ses yok.

Ben sadece seyre dalmışım, Elifin haberi bile yok.

Ağır ağır hareket ediyordu.

Arada derin nefes alıp veriyor, bir kupayı elinden düşürüyordu. Gözlerini kısa bir an kapattı, yeniden güç topluyordu sanki.

İşte o an, göğsümde bir şey çatladı.

Hem öfke hem de utanmabelki de ilk kez aynı anda.

Göz göre göre, yıllardır görmezden geldiğim gerçeğin yüzüme çarptığını hissettim.

Eşim…

Evdeki tek kişi olarak, kendi halinde bulaşık yıkıyor, diğer herkes keyif yapıyor.

Üstüne bir de çocuğumuzu bekliyor.

Derin bir nefes aldım.

Cebimden telefonu çıkarıp ablam Zehrayı aradım.

Zehra abla, dedim, salona gelir misin? Bir şey konuşacağız.

Sonra Sunayı.

Sonra da Emineyi.

İki dakika olmadan hepsi annemle salonda kuruldular.

Meraklı gözlerle bana baktılar.

Ben karşımda, arka fondan hâlâ akan musluk sesi.

Elif hâlâ mutfakta.

Bir şey koptu içimde.

Ve belki de bu evde ilk defa asla demeyeceğimi sandığım bir laf ettim.

Bugünden sonra… kimse eşimi bu ailede hizmetçiniz gibi görmeyecek.

Sessizlik odayı doldurdu.

Ablalarım bana sanki Bursa lehçesiyle konuşuyormuşum gibi baktı.

Annem davranışlarıyla alıştığım o tona girdi.

Ne diyorsun Harun?

Ama bu kez…

Gözlerimi kaçırmadım.

Dediğim gibi. Elif artık kimsenin hizmetçisi değildir.

Suna sırıttı:

Oho, Harun abartma hadi!

Emine kollarını kavuşturdu:

Bulaşığı yıkıyor işte, bunun neresi mesele oldu ki?

Zehra ayağa fırladı.

Biz de yıllarca bu evde çalıştık, ne var yani? Şimdi her şey Elifin etrafında mı dönecek?

Kalbim çarpıyor ama bu sefer geri adım atmıyorum.

Çünkü Elif sekiz aylık hamile, dedim.

Siz salonda yayılırken, o tek başına mutfakta çalışıyor.

Emine hemen çıkıştı:

Elif hiçbir zaman şikâyet etmedi ki!

Bir an sustum.

Çünkü doğruydu.

Hiç sesini yükseltmez, yakınmaz, yorgunum demezdi.

Ama bir anda her şey netleşti.

Birinin şikâyet etmemesi, çekmediği anlamına gelmiyordu.

Kim ne kadar çok yaptı yarışında değilim, dedim, Ama artık bir şeyi netleştirmek istiyorum.

Bir adım öne çıktım.

Eşim hamile. Ona hâlâ aynı muameleyi reva görmeyeceğim.

Karşı atağa geçen Emine oldu:

Bu evde işler hep böyleydi!

O zaman artık değişecek, dedim.

Annem donmuş bakıyordu.

Yani ablaların artık gelmesin mi?

Başımı salladım.

Gelmek isteyen gelsin. Ama herkes elini taşın altına koyacak.

Suna biraz alaycı güldü:

Bak bak, Harun adam olmuş da haberimiz yokmuş!

Zehra bana dikkatle baktı.

Hepsi bir kadın yüzünden mi yani?

O anda ben de koptum.

Hayır, dedim.

Ona gözlerinin içine baka baka.

Ailem için.

Bir anda ev bıçak gibi sessizleşti.

Çünkü ilk kez…

Gerçekten kimin ailem olduğunu belli ettim.

Eşim.

Ve karnındaki bebeğimiz.

O sırada kapıdan ses geldi.

Elif, gözleri nemli bir şekilde kapıda.

Her şeyi duymuş olmalı.

Harun, keşke böyle tartışmasaydın, dedi.

Elini tuttum.

Eller buz gibiydi.

Yapmasam olmazdı, diye mırıldandım.

Derken asla beklemediğim bir şey oldu.

Annem ayağa kalktı.

Elife doğru yürüdü.

Bir an bağıracak sandım.

Ama gitti, tezgâhtaki süngeri eline aldı.

Otur yerine, dedi.

Elif şaşkın.

Anlamadım?

Annem derin bir iç geçirdi.

Bulaşığı ben tamamlayacağım.

Oda küt diye sessizleşti.

Sonra annem baktı ablalarıma.

Ne bakıyorsunuz kızlar?

Haydi mutfağa! dedi sert sert.

Dörtlü çete olmuşuz, işi bitireceğiz.

Ablalar teker teker kalktı.

Hepsi mutfağa daldı.

Birazdan tekrar akan su sesi geldiama bu sefer arada kahkaha, muhabbet, kendi aralarında çekişme var.

Elif bana baktı.

Harun, neden bütün bunları yaptın? dedi.

Güldüm hafifçe.

Çünkü üç yıldır geç fark ettiğim bir şey var, dedim.

Merakla bekledi.

Elini sıktım.

Ev dediğin, emir verilen değil… sahip çıkılan yerdir.

Elif gözlerini kapadı.

Yeniden açtığında ağladığını gördüm.

Ama bu, üzüntüden değildi.

Ablalarım mutfakta kimin kurulayacağına tartışırken…

İlk defa uzun zaman sonra hissettim ki

Belki de bu ev, nihayet ev olmaya başladı.

Rate article
Lifequest
Sekiz aylık hamile eşimi gecenin onunda tek başına bulaşık yıkarken görünce, hemen üç kız kardeşimi arayıp öyle bir şey söyledim ki herkes şaşkınlıktan dona kaldı. Ama en şaşırtıcı tepki ise annemden geldi.