Şaka
– Elif! Elifçim! Şuradan biraz kopya versene!
Derenin fısıltısı bütün sınıfa yayılmıştı bile. O anda Ayşegül Öğretmen, defterine bir şeyler yazarken başını kaldırdı.
– Deren, biraz sessiz olur musun? Kendi başına hallet!
– Ama Ayşegül Öğretmen, harbiden çok zor! Deren, lafını hiç saklamaz zaten, yine direk konuştu.
– Kim kolay olacağını söyledi? Hem Elifin farklı bir versiyonu var. Yani ondan medet ummana gerek yok.
– Ama nasıl ya?! O ön sırada!
– İşte öyle! Ayşegül Öğretmen gülerek Dereni taklit etti. Elife özel soru verdim ben.
– Haksızlık ama bu! Deren anında suratını ekşitti ve defterine gömülse de, çok geçmeden başka bir kurtuluş yolu aramaya başladı.
Hiç kimse fark etmedi, Elif o sırada sessizce, adeta nefes bile almadan oturmuştu. Başını kaldırmaya ya da arkaya bakmaya korkuyordu. Tüm öğretmenlerin bildiği bir şey vardı: Elif sınıfın kurtarıcısıydı. Akıllı çocuk olmuş doğuştan. Kim kime ne demeye gelirse gelsin Elif bir yolunu buluverirdi. Ama ya hayır dese? O zaman küslükler, sitemler bitmez tabii.
Oysa Elif hiç fesat bir kız değildi. Kopya veriyordu, evet; ama annesinin öğüdüyle hep dikkatli olurdu, öğretmenlerin gözüne batmamak için.
– Elifim, sen iyi kalpli bir kızsın biliyorum. Ama bazen kendi çıkarlarını da düşünmen gerekir. O hayal ettiğin okula gidebilmen için iyi bir karneye ihtiyacın var. Başkaları birkaç kural öğrenemiyor diye senin hayatını riske atmana gerek yok.
Annesinin sözleri doğruydu, ama Elif onları duyunca iç çekmekten kendini alamazdı. Çünkü annesi hiçbir zaman sınıfta en çalışkan olmak kimseye kolay olmuyor, nasıl bir yük olduğunu bilmezdi…
Bu okula annesi, Elifi babasından ayrıldıktan sonra almıştı. Bir sürü sebebi vardı bu kararın. Hem Elifin yeni bir kardeşi olmuştu. Her şey iyi güzel de, o çocuk, babasının yeni evliliğinden, anneyle babası hâlâ evliyken dünyaya gelmişti.
Olanı kimse Elife açıkça anlatmadan büyüdü. Büyükler kendi derdine düşerken, Elif çocuk odasında karalamalar yapardı, siyah pastel kalemlerle bütün sayfayı titizlikle kaplardı, tek bir açık yer bırakmadan…
Bunu ilk fark eden de babaannesi oldu.
– N’apıyorsunuz siz? Bu çocuğu ne hale getirdiniz?
Gerçi babaanne, Elifin annesini tutmuştu bu boşanma hikâyesinde. Niyeyse, oğlunu savunmazdı.
– Aynı babası! O da bana evli olduğumuz sürece hep kaçamak yapardı. Karakteri öyle Kötü huy… Ne yazık ki tip olarak da Elif ona çok benziyor. Fakat benimki hep eve dönerdi ve başkasından çocuğu olmazdı.
– Siz o zaman affeder miydiniz hep?
– Sevim, mecburdum kızım, seviyordum… Bir de eminim ki o da beni seviyordu. Yoksa tekrar tekrar dönmezdi ki evine.
– Affetmek zor muydu?
– Zor kelimesi yetersiz! Tam affedemedim de zaten. Süründüm resmen, yıllarca Şimdi bakınca niye katlandım, bilmiyorum. Ömrümden ömür gitti. Ama bil ki, torunum, eşin dışarıda çocuk yaptıysa belki şükretmek gerek. Sen de benim gibi, sonunda affederdim diye düşünüyorum, değil mi?
– Bilmiyorum Aşırı acı veriyor
– Haklısın. Bir de Elifçik şimdi fena arada kaldı. Biraz o çocuğu düşünün Benim oğlan beni dinlemez zaten, ama sen akıllı kadınsın. Elifin psikolojisini düşünmeliyiz. O suçsuz…
– Evet, haklısınız. Sadece biz suçluyuz…
Ve Elifin annesi, Sevim, hiç kimseden beklemeden yaptı gereğini. Küçük kızı altı yaşındayken karşısına oturttu ve tüm hikâyeyi anlattı, olduğu gibi.
– Elifcim, babanla bundan sonra aynı evde yaşamayacağız.
– Neden?
– Boşanıyoruz. Artık ikimiz birlikte olmayacağız. Seninle ben birlikte olacağız, babanla haftasonları veya müsait olduğu zamanlar görüşeceksin. Elif, korkma, baban senin baban olarak kalacak, hiçbir yere gitmeyecek! Söz veriyorum.
– Ya sen? Elif kızgın kızgın ağladı. Büyükler çok saçma, hep aykırı yapıyorlar istediklerini!
– Ben senden niye ayrılacakmışım?
– Gitme…
İşte o an Sevim anladı, Elifin karalamalarında niye sadece kara çizgiler, kocaman bir karanlık olduğunu
Elifin bu korkusunu kırması, her şeyi anlatıp ikna etmesi zaman aldı. Kolay da olmadı elbette ama bir zaman sonra düzen oturdu. Elif, babasıyla da görüşüyordu. Eskisi gibi olmasa da, fena değildi. Anladı ki, babası aslında sadece annesini terk etmişti, onu bırakmamıştı. Babası hala Elifi sever, şımartır, onun iyiliği için annesiyle anlaşmaya çalışırdı. Elif babası ve yeni ailesiyle tatile gider, kardeşiyle oynar, üvey annesiyle de iyi geçinmeyi öğrenmişti. Zaten İrina abla hiç aksi biri değildi, çocukları severdi ve Elife karşı hep ılımlıydı. O yüzden aralarında anlaşmazlık da olmazdı.
Yine de, yaşananlar Elifte derin iz bıraktı. Sıkça düşünürdü acaba babam gitti çünkü yeterince iyi bir kız değildim, babam ne isterse İrinada buldu, beni istemedi mi diye Tabii annesi ve babaannesi, Elife böyle olmadığını söylerdi ama yine de içindeki o şüpheci kurt kemirmeye devam ederdi.
O kurt öyle sinsiydi ki, tam Elifin kendine en çok güvenmesi gerektiği anlarda, pat diye ortaya çıkıverirdi…
Başlarda pekte belli değildi. Ne olmuş yani, dizlerin titriyor, ilkokul birinci sınıfta tüm okul önünde şiir okumanı istediklerinde.
Bunun için Elifle annesi bütün hafta pratik yaptı, aynada defalarca tekrarladı… Kreşte en zor roller Elife verilir, tam zamanında ezbere ve en güzel şekilde anlatırdı. Ama bu sefer olamadı! Elif eline mikrofonu aldı, gözleriyle ailesini aradı Ve tüm kelimeleri bir anda unuttu. Gözlerinden yaşlar süzüldü, hiç ağzını açıp konuşamadı.
O an yanına gelen müdür yardımcısı dizlerinin üzerine çöktü, Elifin yanaklarından usulca gözyaşlarını sildi ve fısıltıyla sordu:
– Sonra anlatırsın, olur mu?
Elif başını salladı, başka da yapabileceği bir şey yoktu.
Neyse ki Ayşegül Öğretmen bunu unutmadı. O gün okul çıkışında Elifin yolunu bekledi.
– İşte geldin! Hadi bana şiiri oku, çok merak ediyorum!
Belki önemsiz bir şey, birincilerin şiiri unutması ama Elif için o anda ondan önemli bir şey yoktu. Derin bir nefes aldı, annesinin elini bıraktı ve şiiri baştan sona öyle güzel okudu ki yanlarında duran büyükler alkışa boğdu.
– Bravo sana! Biliyordum başaracağını!
– Ama yapamadım ki… Elifin gözleri yine yaşla doldu.
– Nasıl yapamadın? Hem de nasıl başardın! Bak, burada kaç kişiyiz, herkes seni alkışladı. Şimdi ya da törende olmuş, hiç fark etmez! Sen harikasın Elif, bunu okulun müdür yardımcısı olarak söylüyorum! Anladın mı?
– Galiba
Bunu Elif hep aklında tutacak. Ve yıllar sonra Ayşegül Öğretmen onun sınıf öğretmeni olduğunda içi rahat edecekti, Bu kadın benim tarafımda! diye hissedecekti. Bunu Ayşegül Öğretmen de bildiğinden, Elife hep gözetici ve şefkatli davrandı.
– Kızınız çok naif biri. Şahane bir çocuk, çok zeki ve kırılgan! dedi bir gün Elifin annesine. Onu koruyun. Hiç düşündünüz mü matematik ağırlıklı bir okula göndermeyi? Kızınız matematiğe çok yatkın. Burada sıradan bir okuldayız, çoğu çocuk için ders çok önemli değil, hayat beklentileri başka. Elif tam tersi, sıradanlıkta kayboluyor adeta. Sanki üst üste birkaç battaniyeyle örtülmüş gibi… Bakın ona uygun ortam lazım.
Sevim haklıydı ama yapacak bir şey yoktu. O önerilen okul başka bir semtteydi, Elifi oraya götürecek kimse yoktu. Babasının evinde bir bebek daha yolda, babaanne hastaydı, annesi iki işte çalışıyor, ev için para biriktiriyordu. Zaten eski evden kalan küçük odada birlikte sığamaz olmuşlardı.
– Biraz daha dayan Elifciğim. Az kaldı, işleri yoluna koyunca yeni okula da bakarız, olur mu? Annesi yorgunca gözlerini kapatıp, yanındaki koltukta Elifi sarıp sarmalardı.
– Üzülme anne, ben dayanırım
– Okulda nasıl gidiyor?
– İyi canım! Elif mümkün olduğunca neşeli cevap verirdi, ama içten içe her şey yine iyi değildi.
– Onu bana yutturamazsın! Sevim hemen Elifi gıdıklar. Haydi anlat, ayrıntılı olsun!
Elif güler, gıdıklanmaktan kurtulmaya çalışırdı, en sonunda her şeyi dökerdi.
Bak, kimse ona açıkça zorbalık yapmıyordu. Ama arkasında hep şu ses gelir:
– Yine bu Elif ortalığı karıştırdı! Duydun mu tarihi nasıl ezbere salladı? Bunun gibi olanlar yüzünden biz asla beş alamayacağız! Normal cevap versene bir zahmet!
Yüzüne karşı bir sorun yaşanmazdı, ama bir gün o da oldu.
– Elif, on dakika! Benimkiler yetişmeyecek! Derenin sinirli mırıldanması Elifi yine yanlışlıkla bir taslak vermeye itti.
Ayşegül Öğretmen o sırada bir şeylerle meşguldü, Derenin taktiğini görmedi bile.
Yan sıradaki Kerem, Elife kendi defterini hafifçe itti, Derenin seçeneklerinin sorularını görsün diye.
– Teşekkürler, Elif fısırdayarak söyleyip hemen Keremin yanlışını işaretledi.
İkisi zaten ilkokuldan beri yan yana oturduklarından bir bakışla anlaşırlardı. Birkaç rakam, hafif bir baş hareketi ve Kerem hemen hatasını düzeltti.
Elifin taslağı Derenin sırasına geçti, ders sessiz tamamlandı.
Ama ders çıkışı ortalık karıştı.
– İyi mi? Heykeltıraş gibi susuyorsun! Dönem bitiyor, ben sıfırım, sen… Bu mu arkadaşlık?! Deren Elifin masasına yumruğunu vurdu.
– Deren, yanlış yapıyorsun! Elifin sesi sakindi ama içinde ateş yanmıştı.
Neden hep bi şey yapmak zorundayım ki?
Bu neden Elifin babaannesi gibi konuştuğu zamanlardandı. O kızınca tüm argo kelime yerine neden diye haykırırdı, Elife asla argo yakıştıramazdı.
– Kızsın sen, liman işçisi gibi konuşma!
– Babaanne, sen de kızsın! Ben seni duydum!
– Benimki nolursa olsun eski hamam eski tas! Ben yaşlandım, arada bir sigara da içerim, kızmak da hak… Seninki başka! Genç kıza argo yakışmaz… Sen de sıradan bir çocuksun sanma!
– Erkekler küfrediyor ama!
– Onlarınki hariç! Bak, erkekle kız bir olmaz, hayat… Sen de kendi hayatını yaşa!
– Niye? Kızlar niye hep zarif olmalı?
– Çünkü kızların gizemi güzeldir. Hem, erkekler arkadaş gibi olanları eş olarak seçmez çoğu. Bir gün kendin anlarsın…
– Babaanne, annemle babam da mı öyleydi?
– Bir kısmı, evet. Gerisini annene sorarsın… Ama unutma bak, o şiirde olduğu gibi kadın zarif ve biraz sisli olmalı! Kız çocuklarına argo gitmez. İster kabul et, ister etme.
Elif gülmekten kendini alamazdı.
O gün de tam öyleydi. Aslında aklından Deren gibi arkadaşların laflarıyla çatır çatır küfretmek de geçti, ama içi el vermedi.
– Deren, bırak şunu! Kerem çatık kaşla fizik kitabını çantasına tıkıştırdı. Sanki herkes sana borçlu!
– Çünkü arkadaş dediğin böyle yapmaz! Deren bir daha Elifin masasına vurup hırsla çekildi. Sen de Kerem, hep ondan kopya çekiyorsun!
– Yalan! Elif dayanamadı, patladı Ne dediğini bilmiyorsun. Keremle sadece hata var mı diye bakıyoruz! Yeter artık, sana yine yardım ettim mi? Ettim. Daha ne?
Elif çantasını kaptığı gibi Derenin yanından geçti, gözyaşlarını saklamak için kimseye bakmadan sınıftan çıktı.
Deren peşinden gelmedi ama hafifçe içinden homurdandı.
– Anlaşıldı Elif Hanım! Yakanı bırakmayacağım. Biraz alçakgönüllü olsanız iyi olur!
O gün, ertesi gün, sonra da bir hafta hiç konuşmadılar.
Deren Elifle tamamen iletişimi kesti. Tüm sınıf şaşkındı, bakalım Deren eski arkadaşına ne yapacak diye gizliden izliyordu.
Çünkü Derenin hayal gücü bitmezdi. İstemediğine hayatı zindan eder, pişman ettirirdi.
Elif ise, şimdi başına ne geleceğini düşünüyordu ki Deren onu şaşırttı.
– Yeter Elif, küsüşme bitsin. İki haftadır ne konuşuyorsun, ne selam! Barışalım artık! Deren öyle içten gülümsüyordu ki, Elif de gevşedi.
– Küsmedim ki.
– Tabi canım Neyse, boşver! Anlat bakalım yeni yılı nerede kutlayacaksın? Evde misin, tatile mi gideceksin?
Derenin sesinde en ufak bir kırgınlık bile yoktu. Elif de rahatladı, demek bir anlık sinirdi, olur öyle dedi içinden
Ama yanıldı! Keşke yanılmasaydı. Deren, kin tutar, affedemezdi kolay kolay.
Elif çantasından tuhaf bir not bulduğunda bunu Derenin oyunu ile ilişkilendirmedi ilk başta.
“Elif, senden çok hoşlanıyorum! Kerem”
El yazısı Keremin el yazısına çok benziyordu, Elifin aklına başka biri gelmezdi ki
Elif bilmiyordu tabii, Deren neredeyse bir haftadır Türkçe öğretmenine ödev taşımasına yardım edip, başka şubeden Keremin yazısına benzer el yazıya sahip birinden bu notu koparmış, arkadaşlarını seferber etmişti.
– Sıra sende Elifçim, şimdi gözyaşı dökersin! Kısaca, benim başıma gelen senin de gelsin! diye notu Elifin çantasına koydu ve fermuarı çekip uzaklaştı.
Spor salonunun soyunma odasında kimse yoktu. Elif voleybol antrenmanı yapıyordu, Deren ve onun tayfası ise onu oyalıyordu.
– Elif, haydi biraz daha sert vur!
Kimse yüzüne bile bakmadı, Elif notu eline alınca.
– Ne ki o? Şaşırdım! Elif, sen baya sessizmişsin! Bakın kızlar, meğer Kerem bizim Elife aşıkmış! Deren notu Elifin elinden kaptı, başının üstünde salladı. Hemen taktik maktik yok, direkt ilerle!
– Deren, yeter! Ver o notu!
– Yok, vermem! Hadi, Kerem! Deren kızlar soyunma odasından koştu, diğer kapıya vurdu.
Elifin suratı bembeyaz kesildi.
Keremden hoşlandığını sadece günlüğü ve bir de annesi bilirdi.
– Kötü bir şey mi bu anne?
– Neden?
– Erken değil mi?
– Aşk için erken mi olur Elifcim?
– Bunu hissetmek aşk mı ki?
– Şu an farkı şu; bu aşık olmanın ilk hali. Hoşlanma, ilk heyecan… Kapıdan bakıyorsun, içeride her şey var; mutluluk, sevinç ama bazen acı da…
– Neden acı ki anne?
– Çünkü aşk çok güçlü. Büyük hisler yaratıyor. Zor bir şey ama onsuz da hayat eksik. İnsanlar hep arar. Neden mi, yalnızlıktan korkarız, kimse yalnız olmak istemez…
– Sonra ne olur?
– Kolay değil, ama bulunca karşındakine güvenmek en zor olanı Kapıdan geçmek başka bir aşama. Ama o heyecan dünyanın en güzel hali. Bil bakayım ne?
– Ne ki?
– Hayatta hiçbir şey bundan güzel değildir (belki seni doğurduğum gün hariç).
– Yani iyi bir şey mi?
– Tabii, çok güzel! Ama akıllı olmak lazım…
Elif gizli sevgisini bir sır gibi özenle saklardı. Utanır, tek kelimeyle bile açığa çıkmasından korkardı. Ama bu büyük sır ona huzur veriyordu.
Deren her şeyi anlamıştı tabii. Elifin notu hemen kıvırmasından, Kereme bakışından; halbuki aynı takımda olup voleybol oynarken koyamazdı ki Bunu Deren anlamıştı ama Elif, Derenin bağırmasıyla hepten paniklemişti, düşünememişti ki.
Erkekler soyunma odasından dışarı fırladı, herkes gülerken Elif köşeye sinmişti, korkudan.
– Ne oluyor burada?
Ayşegül Öğretmen bir anda kapıda belirdi; herkes sustu, çünkü bilirdi ki Ayşegül Öğretmen birini yakaladı mı, ders verir!
– Öğretmenim haberiniz var mı? dedi Deren, notu öptü, başının üstünde salladı Tili tili oyna! Damat ve gelin!
– Deren, ne yapıyorsun? Ne o elindeki?
– Not! Bizim Kerem Elife aşkını ilan etmiş! Düşünebiliyor musunuz?
Kıkırdama başlamıştı ki Ayşegül Öğretmen hemen susturdu.
– Hadi bakalım, Elifciğim?
O sırada Elif, o ilkokul birincide yaşadığı törene gitti aklı. Ayşegül Öğretmen, Kara kara bakarken, ona güven vererek: Anlarsın bir gün, başaracaksın! derdi.
Bu defa Elif duvardan ayrıldı, birkaç adım atıp öğretmenin karşısına geldi, annesinin bakışı gibi yumuşak, koruyucu bir gözle karşılaştı.
– Deren notumu aldı, istemedim göstermeyi.
– Tamam canım. Kerem?
Ayşegül Öğretmen erkeklere döndü; beklenmedik bir şey oldu.
– Evet, ben yazdım!
Kerem yanına gidip notu Derenin elinden aldı.
– Başkalarının notunu okumamak gerek Deren!
– Yalan söylüyorsun! Deren, her şeyin boşa gittiğini anladı, sinirden ağlayacak gibi oldu.
Ama dalga, zorbalık, dedikodu olmadı. Elif her zamanki gibi dimdik yürüyebilecekti koridorlarda.
Deren farkında değildi, Elifin bu özgüveni, korkudan doğmuştu hep… Ama artık o gün değişti bir şeyler. Elifin çenesi yukarı kalktı, sanki omuzlarının arasında tatlı bir gıdıklanma hissetti; insanlarda kanat çıkmazdı ama Elif o gün uçuyormuş gibi hafif hissediyordu.
– Deren? Ayşegül Öğretmen kaşlarını çattı.
– Ben şaka yapmıştım! O yalan söylüyor
– Ver. Kerem Elifin eline notu verdi. Sana! Başkasına gösterme tamam mı? Ayşegül Öğretmen, kompozisyon olacak mıydı? Emine Öğretmen ödev demişti. Hazırlanamadım…
– Cesurmuşsun, aferin! Vermemek daha kötü olurdu! Tabii olacak kompozisyon. Ama bir bakıma bugünün konusu başka olacak. Haydi, herkes derse! Zil çaldı, hâlâ hazır değilsiniz.
Ve yedinci sınıf, Ayşegül Öğretmenin peşinde, Derenin öfkeden kıpkırmızı yüzünü, Elifle Keremin mahçup gülücüğünü, Elifin sımsıkı tuttuğu küçük notu unutup derse koştu.
Elif o notu, günlüğüne yapıştıracak. Hiç kimseyi bilmesine izin vermeyecek, düğünü olduğu gün o eski defteri Kereme verecek…
– Al, kocacım.
– Ne bu eşim?
– Her şeyimizin başlangıcı…
– Hepsini bana gösterecek misin?
– Zaten biliyorsun!
– Eksik kalan ne var daha?
Elif sarılır Kereme, davetliler Öpüşün!, Çok yaşayın! derken fısıldar:
– Hani aşık olmak kapıdan bakmaktı ya… Ben geçtim aşkın kapısını. Arkadan da kapattım!
– Nasıl yani? Kerem şaşkın.
– Şimdi seni seviyorum, anladın mı?
– Şimdi anladım! Eh, ELif, öpüşelim mi?
– Öpüşelim!




