Kocam, annesinin bizimle yaşamaya geleceği için kariyerimin bekleyebileceğini söyledi…

Eşim bana kariyerimin bekleyebileceğini söyledi çünkü annesi bizimle yaşamaya gelecekti.

O an, ona asla unutamayacağı bir ders vermeye karar verdim.

Kariyerin bekleyebilir. Annem geliyor ve ona sen bakacaksın. Nokta. Tartışmıyorum bile.

Burak bu cümleyi telefondan gözünü kaldırmadan söyledi.

Mutfakta eski bir tişörtle, evde giydiği dizlerinin çıkmış eşofmanla oturuyordu, elinde simit ve reçel vardı, ekrandaki haberleri parmağıyla kaydırıyordu sanki havadan sudan konuşuyordu, hayatımdan değil.

Ben ise ocağın başında, elimde cezveyle donakaldım.

İlk düşüncem, kaynar kahveyi suratına fırlatmaktı.

İkincisi, arkamı dönüp kapıyı öyle bir çarpmaktı ki, duvarlar titresin.

Ama hiçbirini yapmadım.

Tekrarlar mısın, lütfen? dedim, kendime şaşırarak sakinliğimi koruyordum.

Burak sıkılmış gibi başını kaldırdı.

Ay lütfen, Zeynep, abartma. Annem iyi değil, yalnız kalması imkânsız. Sen de tüm gününü ofiste geçiriyorsun, tam bir müdür hanımefendi oldun maşallah.

Dışarıda İstanbul sokaklarına Ekim ayının ince ince yağmuru yağıyordu.

Yedi yılını paylaştığım adama baktım.

Bir çocuğumuz, bir ev kredimiz, hayallerimiz, anılarımız olan adama

Ama şimdi gözümde yabancıydı.

Burak, bir özel şirkette pazarlama müdürüyüm. Yüz milyonlarca liralık projenin başındayım, sekiz kişiyi yönetiyorum, dört yüz milyondan fazla bütçeye sahibim.

Omuz silkti.

Eee? Başka birini bulurlar. Anne bir tane.

Elimdeki cezve titriyordu.

Kahve neredeyse taşacaktı.

Oğlumuz da bir tane, hatırlatırım.

Keremin aklı fikri kreşte, sorun yok onunla. Ama annem sürekli ilgiye muhtaç.

Cezveyi ateşten alıp ağır ağır fincanlara döktüm.

Düşünmem için zamana ihtiyacım vardı.

Kayınvalidem, Gül Hanım, kısa süre önce bacağını kırmıştı.

Ama ona hasta, çaresiz demek, büyük bir abartı olurdu.

Altmış beş yaşında, çoğu kırk yaşındaki kadından daha aktiftir.

Taksimde tiyatroya gider, arkadaşlarıyla kahve içer, her ziyarete geldiğinde bir yolunu bulup ev hayatımızı karıştırmayı başarırdı.

Ne zaman geliyor? diye sordum.

Haftaya, pazartesi.

Her şey çoktan kararlaştırılmıştı.

Bensiz.

Annesiyle konuşulmuş, planlanmış bana sadece bilgi verilmiş.

Sanki ben burada çalışan bir hizmetçiyim.

Ayrıca evden de çalışabiliyorsun, diye ekledi. Esnek çalışıyorsun ya!

Burak, serbest meslek çalışanı değilim ki.

Kaşlarını çattı.

Aman neyse. Bir erkek yaşlı kadına bakamaz. Erkek işi değil bu.

Erkek işi değilmiş.

Ama üç yıldır içsel dünyasını keşfediyor diye grafik tasarımıyla oyalanırken benim maaşımla evi geçindirmek, kredi ödemek, aidat, faturalar, market alışverişi yapmak bunlar kadın işi demek ki!

Ve şimdi işimi bırakıp annesine bakmam gerekiyor.

Tabii ki!

Ya ben istemezsem? dedim, sesimi alçaltarak.

Sanki saçma bir şey söylemişim gibi baktı.

Zeynep, lütfen. Annem beni büyüttü, benim için her şeyi feda etti. Şimdi onu bırakacak değilim. Hem, sen yabancı değilsin.

Yabancı değilim.

Demek ki, yine fedakâr olan ben olacağım.

Karşısına oturup, ellerimde sıcak fincanı sıktım.

Elim yanıyordu ama kafamı soğuk tutmamı sağlıyordu.

Peki, dedim, düşünmek için bana biraz zaman ver.

Ne düşünmesi? diye mırıldandı, yine telefona gömülerek. İstifanı veriyorsun, süreni tamamlıyorsun, mesele kapanıyor.

O an her şeyi anladım.

Adam gerçekten de dediğinin aynısını yapacağımı sanıyordu.

Çünkü karısıyım.

Çünkü bizde böyle.

Çünkü onun annesinin üstünde kimse yok.

Gülümseyerek baktım.

Tatlı bir gülümsemeydi.

Tabii canım. Tam istediğin gibi olur.

İğneyi anlamadı bile.

Ofiste tüm gün aklımda aynı cümle vardı: Kariyerin bekleyebilir.

Toplantılara girdim, stratejiler tartıştım, kampanya planladım Ama sürekli o cümleyi düşündüm.

Zeynep iyi misin? diye sordu yardımcım, Sevda.

Aile meseleleri, dedim.

Gün sonunda bir planım vardı.

Pek asil sayılmazdı.

Ama kesinlikle adildi.

Burak kendi kafasına göre bana rol biçmeyi seçtiyse

güzel.

Kuralları ben koyacaktım.

Genel Müdürümüz Hülya Hanımın kapısını çaldım.

Hülya Hanım, özel konuşmam lazım.

Her şeyi anlattım: eşimin baskısı ve planımı.

Ücretsiz izin istiyorum, iki ay kadar. Resmiyette hâlâ kadrodayım.

Gülümsedi.

Ve bunun püf noktası ne?

Burak ararsa ya da gelirse, İşi bıraktı dersiniz.

Kahkaha attı Hülya Hanım.

Bir ders mi vereceksin?

Kimin adına karar verilirse ne olurmuş göstereceğim.

Evde ne yapacaksın peki?

Gülümsedim.

Mükemmel bir gelin olacağım.

Kısa bir duraksama.

O kadar mükemmel olacağım ki, illallah edecekler.

Hülya Hanım başını salladı.

Tamam. Ama iki ayı geçme, sensiz işler aksıyor.

Bence çok daha erken biter.

Eve, içim hafiflemiş şekilde döndüm.

Uzun zamandır ilk kez, hayatımın iplerini elime aldım.

Burak yine mutfakta telefondaydı.

Kerem odasında oyun oynuyordu.

Burak, dedim sakin bir tonla. İstifamı verdim.

Şaşkınlıkla başını kaldırdı.

Gerçekten mi?

Evet. Haklısın. Aile her şeydir. Annen ilgilenilmeyi hak ediyor. Ben de elimden geleni yaparım.

Mutlu bir şekilde gülümsedi.

Biliyordum anlayacağını.

Tabii, dedim. Tam olarak ne zaman geliyor?

Pazartesi sabahı.

Mükemmel.

Gülümsedim.

Tüm hafta sonu hazırlık yapabilirim.

Kaşlarını çattı.

Neye hazırlanacaksın?

Sakin baktım ona.

Anneni tamamen hazır biçimde karşılamaya.

Onun bilmediği ise

hazırlığım

hayatını tamamen değiştirecekti.

Burak mutluydu.

Her şeyin istediği gibi gittiğini sandı.

Gerçeği anlaması sadece iki hafta sürdü.

Bölüm 2

Pazartesi sabahı, çalar saat çalmadan gözümü açtım. Altıdan biraz fazlaydı. Son zamanlarda hissetmediğim kadar net ve sakindim. Burak yanımda derin uykudaydı, yatağın yarısını işgal etmişti, telefonu başucundaydı. Ona birkaç saniye baktım. O kadar emindi ki Benim sadece boyun eğeceğimi düşündüğüne inanamadım.

Sekize on kala Sirkeci Garındaydım. Gül Hanım trenden inerken bastonuna yaslanmış, büyük bir valiz çekiştiriyor, her zamanki memnuniyetsiz yüz ifadesini taşıyordu.

Zeynep mi? Sen tek mi geldin? Burak nerede? dedi selam bile vermeden.

Bu sabah yoğun. Ama merak etmeyin, her şeyi ben hallederim, dedim sakinlikle.

Buz gibi yüzünü buruşturdu ama bir şey demedi.

Eve gelir gelmez kendisine bir dosya verdim. İçinde dakikası dakikasına programlanmış saatler, yazılı yönergeler.

Sekiz buçuk kahvaltı, dokuzda hafif egzersiz, onda kısa yürüyüş, on birde bitki çayı ve dinlenme, on ikiye masaj

Masaj mı? kaşını kaldırdı kuşkuyla.

Tabii, iyileşme için istikrar ve düzen gerekli.

Sonraki günlerde tam anlamıyla kusursuzdum. Fazlasıyla.

Gül Hanım nereye gitse peşindeydim. Nasıl oturacağına, ne zaman kalkacağına, neyi yiyip neyi yemeyeceğine dikkat ettim, iyileşme sürecini engellemesin diyerek. Türk kahvesini, tatlıyı, böreği menüden çıkardım. Hepsinin gerekçesi vardı.

Zeynep, ben ömrüm boyunca böyle yedim, diye itiraz etti her seferinde.

Biliyorum, ama bu bir tedavi süreci artık, dedim hep sabırlı, suni bir gülümsemeyle.

Burak ise kendi kararının sonucunu çabuk hissetmeye başladı. Birkaç gün sonra önemsiz bir konu gibi bahsettim: Bütçeyi azaltmamız lazım.

Ne azaltması? dedi şaşkınlıkla.

Artık maaşım yok. Birikimler gitti, ilaç, vitamin, diyet yemek Normal değil mi?

Abonelikleri iptal ettim, gereksiz harcamaları azalttım, onun yaratıcı projeler için kullandığı parayı da kısıtladım. Annesini doktora götürmesini, yoruldum dediğimde banyosunda yardımcı olmasını rica ettim.

Ben bunu nasıl yapacağım ki diye mırıldandı zorlanarak.

Nasıl yapamazsın Burak? Annen. Ben de yoruluyorum, hepsine yetişemem ki.

İki hafta sonra işler belli olmaya başladı.
Gül Hanım huysuzlanıyor, Burak da bitkin düşüyordu. Ben ise şaşırtıcı biçimde sakindim.

Bir gece, Kerem uyuduktan sonra Burak karşıma oturdu.

Omuzları düşük.

Zeynep galiba hata yaptım.

Bakışımı bozmadım.

Her şeyde Sana nasıl konuştuğumda, senin yerine karar verdiğimde. Kendi hayatından vazgeçmenin ne anlam taşıdığını anlamamışım.

Şimdi anladın mı? dedim.

Evet. Ve kendimden utandım.

Ertesi gün Gül Hanım konuşmak istedi.

Zeynep, galiba eve erken dönsem daha iyi olacak, dedi soğuk bir sesle. Kendim başımın çaresine bakarım ya da birini tutarım.

Nasıl isterseniz, dedim, ses tonum değişmeden.

Aynı gün Hülya Hanım Burakı aradı. Benim işi bırakmamdan sonra projelerin kilitlendiğini, çok önemli bir müşterinin de memnuniyetsizliğini anlattı.

Burak kanepeye yığıldı.

Bana yalan söyledin diye fısıldadı.

Hayır, dedim. Sadece yanlışını düzeltmedim.

Gül Hanım ayrıldıktan iki gün sonra, Hülya Hanımı aradım. Ofisime döndüm. Hayatıma, kendime geri döndüm.

O gece Burak beni, özenle kurduğu bir masa ve yemekle bekliyordu.

Senden af istemiyorum dedi. Ama şunu bilmeni isterim: Bir daha asla senin adına karar vermem.

Uzun uzun baktım.

Burak, artık emirlere razı olan bir kadın değilim. Kariyerin bekleyebilir lafını bir daha duyarsam, bu hikâyenin sonu olur.

Başını eğdi.

Anladım.

O zaman dersin yerine ulaştığını biliyordum.

Ses yükselterek değil,

Sitem ederek değil,

Hayatın gerçeğiyle

O gün anladım: İnsan bazen hakkını sessizce aramalı. Kim olduğunuzu ve neyi hak ettiğinizi unutmazsanız, kimse size sahip olduğunuz hayatı dayatamaz.

Rate article
Lifequest
Kocam, annesinin bizimle yaşamaya geleceği için kariyerimin bekleyebileceğini söyledi…