Kıskançlık Eşiğinde
Evet, işte tam olarak bu! O asla nişanlısı olmadığımı anlamayacak…
Arzu aynanın karşısında durmuş, dikkatli gözlerle yansımasını inceliyor. Elini yavaşça kaldırıp kaçak bir saç telini kulağının arkasına itiyor. Kalbi, gördüklerinden dolayı biraz daha hızlı atmaya başlıyor; makyajı, saç modeli, yüz ifadesi hepsi öylesine titizlikle kardeşi Melis’ten kopyalanmış ki, kendisi bile şaşırıyor. Şimdi üstüne Melisin en sevdiği elbiseyi de geçirse, hatta öz anneleri bile ilk bakışta hangisinin hangisi olduğunu anlamayabilir.
Bu ihtimal Arzunun dudaklarında hafif bir tebessüm bırakıyor ama hemen toparlanıp raftaki saate göz atıyor. Akrep ve yelkovan belirlenmiş saate yaklaşmakta tam yirmi dakika sonra Serkan burada olacak. Arzu, hafifçe artan heyecanı içinden hissediyor. Her şey kusursuz olmalı! Yanlış bir jest ya da ses tonu olmamalı! Serkan en ufak bir şüpheye düşse, büyük uğraşlarla kurduğu plan bir anda suya düşecek. Bu da demek ki Melis bir kez daha galip gelecek, tıpkı geçmişteki gibi…
Derin bir nefes alıyor, parmaklarındaki hafif titremeyi bastırmaya çalışarak kapıya yöneliyor. Zil çaldığı anda Arzu artık kapının eşiğinde, rolünü oynamaya hazır. Kapıyı açar açmaz Serkanı karşısında görünce yüzüne sıcacık, hafif bir gülümseme yayıyor; gözleri ise içten bir parıltıyla parlıyor.
Merhaba, Serkan! diyor, sesi yumuşak ve kısık, her kelimesi sanki önceden hesaplanmış gibi.
Cevap beklemeden parmak uçlarında yükselip yanağından hafifçe öpüyor onu. Ne eksik, ne fazla Melisi izleyip ezberlediği şekilde. Gereksiz samimiyet yok, her hareketi tamamen programa uygun.
Geç içeri, kahve ister misin? diyor ve bir adım geri çekilip eliyle içeri buyur ediyor. Sesi, akşamlar sık sık bir araya gelirlercesine rahat ve umursamaz.
Serkan kısa bir an için kaşlarını çatıyor, Arzunun davranışlarındaki tuhaflığı sezmiş gibi. Ama bir an sonra hafifçe gülümseyerek olan biteni kavrıyor ve bu, merakını daha da kabartıyor. Nişanlısının kız kardeşi Melisin taklidini neden bu kadar ustalıkla yapıyor? Fakat Serkan belli etmemeye karar verip başını sallayarak içeri giriyor.
Arzu mutfakta harıl harıl hareket ediyor. Yüzünde alışık olmadığı, masum bir tebessüm var; yanakları, gülümsemekten biraz yorulmuş. Aceleyle bardakları, tabakları ve minik kaşıkları masaya diziyor. Ara ara bakışları mutfak rafındaki, bir köşeye saklanmış pahalı şarap şişesinde takılı kalıyor. Tam yeri geldiğinde Serkana bir kadeh şarap ikram edecek; tıpkı planladığı gibi.
Arzu iyi biliyor: Serkan normalde içkiyi pek sevmiyor, alkol onun bünyesine yaramıyor. Fakat samimi bir ortamda, hele ki yanında kendini iyi hissettiği biri varsa bir kadeh içmekten çekinmiyor. Arzunun hedefi de bu: Onun biraz rahatlamasını, gardını indirmesini sağlamak. O zaman plana devam etmesi mümkün olacak…
Kahveyi hazırlarken Serkan masaya oturuyor, kollarını göğsünde kavuşturup Arzuyu dikkatle izliyor. Bakışında hafif bir espri, biraz da şüphe var. Dayanamayıp sessizliği bozuyor:
Arzu, bunu neden yapıyorsun? diyor sakince. Bu arada Melis nerede? Eğer bu bir şakaysa, pek komik sayılmaz.
Kız bir an duraksıyor, doğru kelimeyi bulmaya çalışıyor. Gözlerinde kısa süreli bir şaşkınlık beliriyor; fakat hemen toparlanıyor, zoraki bir gülümsemeyle, sesi doğal çıkmaya çalışarak yanıt veriyor:
Nasıl anladın? Sır değilse tabii… Ve hayır, şaka değil. Daha çok deney diyelim. Melisin bundan haberi yok.
Serkan biraz kaşını kaldırarak kahve fincanını döndürüp duruyor. Merakı giderek artıyor, fakat kendini belli etmiyor; bırakıyor Arzu açılsın:
Siz bambaşkasınız aslında… İkiz olsanız bile karıştırmaları imkânsız gibi… diyor, başını yana eğerek. Cevap beklemeden telefonunu çıkarıp kısaca Melise mesaj yolluyor. Ve bu deneyin amacı ne? diye ekliyor, telefonu cebe atarken.
Arzu hafifçe yerinde kıpırdanıp bakışlarını çay kupasına indiriyor. Küçük bir yudum alırken cesaret toplamaya çalışıyor; sonra ansızın, umutlu bir ifadeyle konuşuyor:
Biliyor musun, hep karıştırılıyoruz. Sen diyorsun ya Bambaşkasınız, ama annemiz bile bazen ayırt edemiyor. Düşünsene, aynı kıyafetleri giyip benzer saçlar yapsak sanki aynadaki yansımayız…
Bir süre duraklıyor, aklına geçmişte yaşadığı tatsız bir anı geliyor, ardından devam ediyor:
Bu, bazen çok can sıkıcı oluyor. Özellikle de sevdiğin biriyle ilgiliyse… Daha önce başımıza geldi. Mesela bir defa sevgilimle buluşacaktım, ama yanlışlıkla Melisi bulmuş o daha yakın bir yerdeymiş. Bir başka kez, Melis senin arkadaşına bir şeyler anlatmak istemiş, o da onu ben zannedip sevimsiz şeyler anlatmaya başlamış…
Neden sadece saç stilini değiştirmiyorsunuz? diyor Serkan, başını yana devirirken. Arzunun değişime karşı çıktığını Melisten duymuştu; hep ayırt edilememekten hoşlandığını biliyor. Melis ise duruma uyum sağlamış sanki.
Arzu hemen tepki veriyor yüzünü, ekşi bir şey yemiş gibi kırıştırıyor.
O kadar basit değil. Birbirimize söz verdik; üniversite bitene kadar görünüşümüzü değiştirmeyeceğiz. Adeta aramızda yazılı olmayan bir kural bu. Ayrıca… duraksıyor, dudaklarında şüpheli bir gülümseme beliriyor bazen işimize de yarıyor. Hocalar bile bizi karıştırıyor!
Kısa, çınlayan bir kahkaha atıyor, bu hileden fazlasıyla memnun.
Hmm, iyiymiş, diyor Serkan düşünceli bir şekilde. O sırada telefonu titreyip-git gel yapıyor ve Melisten mesaj geliyor. Hızlıca okuyor ve gülümsüyor. Melis bizim kafenin önünde beni bekliyormuş. Sanırım burada olduğumdan haberin yok hâlâ.
Gözlerini Arzuya kaldırıyor; bakışında hafif bir merhamet var:
Merak etme. Deneyini ona anlatmayacağım. Endişelendiğini anlıyorum. Aranızı bozmak istemem.
Arzu derin bir nefes alıp, hafifçe gülümsüyor; rahatlamış ve minnettar.
Teşekkür ederim, Serkan. Sen gerçekten iyi bir insansın.
Hadi, görüşürüz, diyor Serkan, sandalyeden kalkarken. Melis endişelenmesin diye çok oyalanmayayım.
Kapı yavaşça kapanıyor ve Arzu bir anda yalnız kalıyor. Evin içi ürkütücü bir sessizliğe bürünüyor. Sandalyeye oturup masanın kenarını sıkarken gözleri dolacak gibi oluyor. Neden olmadı? Neden kandıramadı? Bunca emek, saatlerce prova hepsi bir anda yok olup gitti.
Düşünceleri kendini geçmişteki o güne, Serkanı ilk gördüğü ana götürüyor. İlk karşılaşmada gülüşü, rahat tavırları, kendinden emin duruşu anında Arzunun kalbini fethetmişti. Onun yanında nabzı hızlanıyor, elleri terliyordu. Defalarca konuşma provası yapmış, ne söyleyeceğini evirip çevirmiş ama hep ya cesaret edememiş, ya da korkudan adım atamamıştı.
Melis ise çok daha kararlıydı. Bir gün Serkanı eve getirip, Hadi tanışın, bu Serkan demiş; ailesi de hemen güleryüzle karşılamıştı. Arzu o akşamı dün gibi hatırlıyor. Kapıda durup Serkanın anne babasıyla sohbetini izledi, babasının şakalarına güldüğünü, annesine nazikçe yanıt verdiğini gördü. İçinde bir fırtına kopsa da yüzünde tepkisiz bir gülümsemeden fazlasını belli etmedi. Oysa… O ilk adımı atan, Serkanı ilk fark eden oydu! O hayal kurdu, o umutlandı fakat Melis fırsatı hiç düşünmeden kaptı.
Arzu şimdi derin bir nefes alıyor; ellerindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. Bu düşüncelere yenik düşmemesi gerektiğini biliyor. Ama gönlündeki hayal kırıklığı ve kırgınlık onu bırakmıyor.
Melis, her zaman erkeklerin ilgisini üzerinde toplamayı başarırdı. İçten, neşeli, insanlarla kolay diyalog kuran biriydi. Partileri, kalabalığı, sohbeti… kısacası hayatı doya doya yaşamayı bilirdi. Üniversitede ise üstün başarısı dikkat çekerdi; gecelerce ders çalışmayı sevmese de yine de tüm sınavlardan yüksek notlarla geçerdi.
Arzu ise kendine kapanık, düşünceli, ciddi biriydi. Akşamlarını çoğunlukla kitapla ya da yakın dostlarla edebi sohbetle geçirirdi. Melisin eğlenceye çağrısına çoğu zaman Benim o tür şeylere vaktim yok diyerek hayır der, hazırlıklarına zaman ayırmayı tercih ederdi.
Şimdi dönüp bakınca, Arzu kendini sorguluyor belki bir gece kabul etse, yeni bir arkadaş grubuna karışsa her şey farklı olur muydu? Serkan, hayat planı olan, hedefleri belli, ciddi birine ilgi duyardı belki… Ama olmadı; Serkan Melise aşık oldu dengesiz, anlık hareket eden ama bir o kadar da çekici kıza…
Arzu aslında biliyor; sorun sadece davranış farkında değil. Melis, ilgi odağı olmayı doğal biçimde başarıyor ve çaba göstermiyor; oysa Arzu ne söyleyeceğini defalarca düşünüyor, her ayrıntıyı dert ediyor ve sonucunda gölgede kalıyor.
Bu düşünceler yakasını bırakmıyor. Doğru yolda olduğunu, davranışlarının ve şahsi tercihinin bir gün takdir göreceğini telkin ediyor. Ama akşamları evin sessizliğinde, küçük bir çocuk gibi Ya başka türlü olsaydı? diye hayal kurmadan duramıyor.
Bir akşam Melis sofrada evlenme haberini verirken, Arzunun içi bir parça tuz buz oluyor. Gülümseyerek kutluyor, sarılıp tebrikler diyor ama aklında tek bir cümle yankılanıyor: Bu olamaz! O akşam rolünü iyi oynuyor ancak içindeki boşluk büyüyor.
Günlerce uykusuz dolaşıyor. Bir çıkış yolu arıyor, ihtimalleri tartıyor. Sonra ona kesin çözüm gibi gelen bir plan aklına geliyor.
Serkan eğer Melis yerine beni görür, etkilenirse sonra Melis içeri girip bizi görürse, her şey biter. Serkan kimseye kalmaz, hak yerini bulur. diye düşünüyor.
Her detayı hesaplıyor. Serkanın bazen içtiği şaraptan alıyor fazla değil, bir kadeh olacak. Cümleleri, oturuşu, bakış açısını bile ayarlıyor. Saatlerce aynanın önünde Melisin mimiklerini, oturuşunu, gülüşünü, saçını savuruşunu prova ediyor.
Ve operasyon günü geliyor. Arzu öylesine heyecanlı ki avuçları terliyor, boğazı düğümleniyor. Direnmeye kararlı; hiçbir ayrıntı atlanmıyor. Ancak Serkan kapıdan girer girmez Melis olmadığını hemen anlıyor.
Planı tam anlamıyla çökmüş durumda. Serkan ne kandı ne de etkilenip rolüne devam etti; aksine, kibarlıkla görüşmeyi bitirip gerçek nişanlısına gidiyor.
Şimdi Arzu odada oturup boşluğa bakıyor. Kusursuz sandığı planı, birkaç dakikada paramparça oldu. İçini bir korku sarıyor; zaman daralıyor, düğün yaklaşıyor, hâlâ durumu değiştirecek bir çözüm bulamamış…
Bir şey yapmalıyım, hemen! diyor kendi kendine, masa örtüsünü gergin bir şekilde kavrarken. Kafasında binlerce olasılık dolanıyor, ama hiçbiri yeterince güçlü gelmiyor. Gelecek sefer çok daha dikkatli olmalı, çünkü ikinci bir şans olmayacak…
*******************
Birkaç hafta sonra Melis, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle herkesi sofrada topluyor ve heyecanla haber veriyor hamile! Gözleri mutlulukla parlıyor; uzun zamandır beklediği an sonunda gerçekleşmiş. Anne ve baba sevinçle kutluyor, sorular sorup gelecek planları kuruyorlar.
Arzu ise elindeki çay fincanını sıkıca tutuyor; yüzünde belli belirsiz bir gülümseme, ama içinde sanki ince ince bir ağrı var. Melisin her neşeli sözü, anne babasının her sevgi dolu bakışı yüreğine batıyor.
Aklında kötü bir gelecek resmi: Artık aile sofralarında Serkan olacak Melisin yasal eşi. Serkan, hamile karısına övgüyle bakacak, ailece kutlamalar yapılacak Arzu bu sahnelerin her birini gözünde canlandırıp içinden Ben bu acıya nasıl katlanacağım? diyor.
Bir yandan çaresizlik içinde yeni bir çözüm düşünmeye başlıyor. Acaba Melisin mutluluğunu sonsuza dek gölgeleyebilecek bir şey yapılabilir mi? Sonra aklına korkunç bir şey geliyor; Melisin sevincini, ailesinin umudunu, Serkanın gururunu yıkacak bir olay bebeğin kaybı. Bu düşünce canice, dayanılmaz ve Arzunun içindeki umutsuzluğun yansıması.
Hazır, güvendiği bir doktora ulaşmayı planlıyor; az bir parayla Melisin sağlığını tehlikeye atacak bir ilaç yazdıracak. Suç işlemeden, yalnızca planlandığı gibi tıbbi bir müdahaleyle işler değişecek…
Acı bir kararlılıkla gülümsüyor. Melis ona mutlulukla bakınca, Arzu da sahte bir gülüşle karşılık veriyor. Senin mutluluğun uzun sürmeyecek… diye düşünüyor, elleri titreyerek.
********************
Portakal suyu ister misin? Arzu, gayet doğal bir tavırla soruyor. Yüzünde aynaların karşısında binlerce kez çalıştığı hafif bir gülümseme. Senin en sevdiklerinden aldım.
Çok teşekkür ederim! deyip Melis hemen parlıyor; elini Arzunun eline koyup sıkıyor. Sen dünyanın en iyi ablasısın!
Arzu bir an duruyor, kalbinde hafif bir sızı hissediyor; hemen toparlanıyor.
Hemen getiriyorum, diyor, sesindeki titrekliği bastırmaya çalışarak.
Mutfakta, portakal suyu kutusunu buzdolabından çıkarıyor, dikkatlice bardağa boşaltıyor. Eli cebine gidiyor; parmaklarının arasında küçük bir hap. Onu tutarken birden duruyor.
Ben ne yapıyorum? Eldeki bardağa, sonra ilaca bakıyor. Aklına taptaze sahneler geliyor: Melis gülüyor, bebekten bahsediyor, anne babası başlarında, Serkan eşiyle gururlanıyor…
Bunu gerçekten yapabilecek mi? Böyle bir kötülüğü kaldırabilir mi? Midesine bir yumruk yemiş gibi oluyor. Bu sadece acımasızlık değil, açıkça suç!
Hayır, olamaz! Bu O değil! Geçici bir cinnet bu, bir anlık zayıflık Yüzünde bir pişmanlık dalgası, hapsini tezgâhın üzerine bırakıyor. Eli ürpererek gevşiyor.
O anda Melisin sesi: Arzu, iyi misin? Solgun görünüyorsun, istersen doktora haber vereyim…
Arzu başını kaldırıyor; Melisin gözlerinde derin bir güven, saf bir kardeş sevgisi görüyor. O kadar içten, o kadar doğal ve paha biçilmez ki
Yok yok, başım hafif döndü sadece, diyerek zorlama bir gülümseme ile cevap veriyor. Sana meyve suyunu getirdim. Birazdan kendime de çay koyup gelir, sohbet ederiz.
Bardağı lavabonun altına yerleştiriyor, ellerinde hafif titremeler. O an, kendi içindeki savaşı da durdurmak zorunda olduğunun farkında. Bir adım ötesinde telafisi olmayan bir yanlış var; bu sınırı geçmeye, karanlık hislerine teslim olmaya çok yaklaşmış.
Biraz çay hazırlıyor, çayın tanıdık kokusu onu az da olsa rahatlatıyor. Melis ise sanki hiçbir şeyden habersiz, hafta sonu planlarından bahsediyor yüzünde uğurlu bir huzur ve sıcak bir mutluluk.
Bu kadar kolay mı? Hem de kendi kardeşime… diyor içinden. Bu zamana kadar içini kemiren kıskançlık, kırgınlık, adaletsizlik hissi onu neredeyse uçurumun eşiğine getirmiş. Oysa şimdi, derin bir utanç ve olgunlaşma yaşıyor.
Nihayet açıkça anlıyor ki profesyonel yardım almalı. Bu bir zayıflık değil, doğal bir ihtiyaç. İnsanın en yakınına zarar vermeye kalkışmadan önce, hem kendisi, hem ailesi için durmalı!
Neyin var, Arzu? Çok sessizsin bugün, diye soruyor Melis.
Sadece çok iş birikti. Belki bir uzmandan, danışmandan tavsiye alsam iyi olur, diyor Arzu, güçlükle gülümsüyor.
Yalan değil; Melis de yeterli bulup anlatmaya devam ediyor. Arzu ise başını sallarken içinde yeni bir kararlılık doğuyor artık karanlık duygularına yenilip hayatını karartmayacak. Önce kendine, sonra yakınlarına karşı dürüst olma vakti gelmişti.
Kendine ve, belki de bir uzmana, rahatça “Yolumu kaybettim, zordayım, ama bunu aşmak istiyorum” deme zamanı…
************************
Melis sağlıklı, güzel bir kız bebek dünyaya getiriyor. Bebek, haziran gecesi sessizce doğuyor; sabah aile, hastane camından bakarken minik tombul yanakları, upuzun kirpikleri ile herkesin gönlüne taht kuruyor.
İlk günlerde evde bolca heyecan ve sürpriz var. Melis ve Serkan, uykusuz gecelere rağmen sırayla bebeğe bakıyor, bez değiştiriyor, uyutmayı öğreniyorlar. Anne-baba kucak dolusu oyuncaklar getiriyor, babaanneler minik yelekler örüyor, dedeler gururla torunlarıyla övünüyor.
Ama en çok da küçük teyze Arzu, yeğenine hayran. İçsel değişimden sonra ona daha fazla vakit ayırıyor. Başta yardıma geliyor, sonra daha uzun kalıp bebekle oynuyor, sevimli kıyafetler alıyor, ilk adımlarını neşeyle takip ediyor.
Zaman geçtikçe Arzu, yeğeninin sadece teyzesi değil, en yakın arkadaşı oluyor. Birlikte oyuncak çay partileri düzenliyor, parlak boyama kitaplarına bakıyor, ilk kelimelerini öğretmeye çalışıyor. Yürümeye başladığında elinden tutup destekliyor; her gülüşünde, her kelimesinde yeni bir huzur buluyor.
Melis, aralarındaki bu bağı görünce, bir akşam Arzuya teşekkür ediyor:
Çok teşekkür ederim. Onu bu kadar sevmene minnettarım. Böyle bir teyzeyle büyümesi büyük şans.
Arzu, hafifçe utanıp gülümsüyor. Yeğeniyle ilgilenmenin hayatında bu kadar mutluluk getireceğini beklemezdi. Basit anlarda, masum gülümsemelerde, minik sarılmalarda uzun zamandır aradığı aidiyeti, huzuru ve koşulsuz sevgiyi bulduğunu anlıyor.
Artık Arzu biliyor ki hayat bazen ummadığımız hediyelerle gelir. Bazen de insan, başkasına şefkat gösterdikçe kendi iç barışına ve mutluluğuna yaklaşır…




