Aileye Miras Kalan Değerli Mücevher

Aileye Miras Olan Mücevher

Hayır! Beni ikna etmeye çalışma anne! Yine de yapacağım!

Elifciğim, neden yavrum? Anlat bana, ne diye böyle bir şeye kalkışıyorsun?

Çünkü o odadan benden tam bir dakika önce içeri giriyor! Çünkü aynada kendime bakamıyorum! Çünkü düzgün bir hayatım olmayacak bu burunla! Ne koca, ne çocuk Allah aşkına anne! Gerçekten anlamıyor musun?! Elif gözyaşlarına boğuldu ve elindeki tarağı dalgın dalgın olan kedileri Lokuma fırlattı.

Bu arada Lokum, kafasını yastığa gömüp tırnaklarıyla naçizane işkence ederek, kafasının üstünde geçen tartışmayı ilgiyle dinliyordu. O yastık, Elifin elleriyle özenle işlenmiş, üzerinde rengârenk güller bulunan kadife bir el emeğiydi. Elif bunu aslında anneannesine hediye etmek için yapmıştı ama, vaktiyle aileyi ikiye bölen o büyük kavga yüzünden hediye bir türlü sahibini bulamamıştı. Sonunda o güzelim güller şimdi Elife hizmet ediyor, arada da yaramaz evin kedisi Lokumun tırnaklarına kurban gidiyordu.

Kedi evdeyse, bunun baş kahramanı hiç şüphesiz Elifti. Lokum, bir gün mahallede haşarı çocukların elinden son anda kurtarılmış, o günden beri de Elifi kendisinin sahipliğine almıştı adeta. Elif de, başına bela olan bu kediyi terbiye etmeye, ona sahip çıkmaya kendini borçlu görüyordu. Gerçekten de, o zamanki çocuklar Lokumun sahipsiz olduğunu sanıp fena hâlde hırpalayacaklardı kediciği, ta ki Elif nazikçe ne yaptıklarını sorana kadar. Elifi hiç ciddiye almamışlardı ama Fena yanılmışlardı!

Elif evin kırılgan ve narin evladıydı, annesinin gözbebeği. Ama babası başka bir şey istediği için, kızının kara kemerli bir karateci olmasını sağlamıştı! Raflarda biriken kupalar da Elifin başının belasıydı; çünkü Elif nefret ederdi toz almaktan! Kupaların üzerine biriken tozlar, sanki hayatındaki büyük başarılarının küçük birer azarıydı. Anneden izinsiz o ödülleri ortadan kaldıramaz, annesiyse onların Elifin motivasyonunu yükselttiğinden emindi.

İşte spor geçmişinin faydası Lokumun ilk günlerinde çıkmıştı ortaya. Çocuk tayfası azıcık dayak yiyince, hemen kaçıp mahalle onurunu toparlamaya gitmişlerdi. Elif ise artık cılız, neredeyse tüysüz ve zavallı bir hayvanın sorumlusu olmuştu. Lokum zamanla öyle bir kediye dönüştü ki, Elifin kendi malı olduğuna iman etti. Kendi keyfine bakıyor, Elifin ilgisini bazen bir kafasını kaşıtma izniyle ödüllendiriyordu.

Lokumun eve tam anlamıyla katıldığı gün, Elif konservatuvardan morali bozuk dönüyordu. Katılacağı yarışmaya hazırlanamıyor, parmaklarıysa genelde sabırlı ve çalışkan olmasına rağmen bir anda dert üstüne dert çıkartıyordu. Özellikle, sınıf arkadaşı olan Emre o prova odasına girince bütün motivasyonu dağılıyordu.

Emreyle Elif, neredeyse doğumlarından beri tanışıyordu; aynı okulda, sonra da aynı güzel sanatlarda okudular. Ama yaz tatili ve Emrenin ailesiyle memlekete dönmesi aralarına biraz mesafe koyunca, Elif birden eski arkadaşı karşısında ürkek bir şekilde kalakaldı. Emre ona eski alışkanlıkla kolunu dolayınca, Elif ilk defa içinde daha önce hiç hissetmediği müthiş ve bir o kadar da korkutucu bir mutluluk hissetti. Önceden olsa hemen kolunu kurtarıp, Emreye başının üstünden şakacıktan bir fiske atardı. Ama o an hiç istemedi bunu yapmayı. O dokunuşun ne kadar uzun sürerse sürsün devam etmesini istedi.

Tabii ki, Emre çılgınca sallanan notalarla ve dağılmış bestelerle odaya daldı ve Geldim! diye cümle kurar kurmaz Elif kendine kızdı. Ne saçmalıyorsun sen Elif, tamamen saçmalık! diye içini çekti.

Fakat o garip his peşini bırakmadı; artık Emreyi gördüğünde gözlerini indiyor, hisleriyle baş etmeye çalışıyordu. Uzun lafın kısası, Elif resmen dertleniyordu.

Bunu annesine anlatmaya hiç cesareti yoktu. Zaten annesi de anlayamazdı ki. Yani Öyle sanıyordu. Ama önemli olan buydu, çünkü Elife göre annesine ilk defa aşık olduğunu anlatmak, imkansız bir şeydi.

Anne-kız ilişkileri hep karmaşıktı. Birbirlerini deli gibi seviyorlardı ama aralarındaki benzer inatlar sık sık patlak veriyordu. İkisi de karakterden yana nasibini fazlasıyla almıştı. Bu yüzden bazen zarar vermemek için susmaya karar verirlerdi. Kavgalar çıkardı, fakat tek bir tabak bile kırılmazdı. Ailede böyle durumlarda Elif ya annesinin ya da annesi Elifin burnunun ucuna kapıyı yavaşça kapatır, ardından evde asılı bir sessizlik olurdu.

Birbirini kültürlüce yok etme sanatı.

Bunu Elifin anneannesi söylerdi, o malum büyük kavgadan önce. Sonra da eklerdi:

Akla zarar bir inat!

Elif, anneannesine hak verir ama aile geleneği olduğu için yine de susardı. Sonrasında genellikle ilk adımı Elif atar, zaten kırılgan olan evde huzuru tekrar kurmaya çalışırdı.

Elif, annesinin sevgisinden hiç şüphe etmezdi. Anne sevgisi öyle güçlüydü ki, neredeyse hastalıklıydı. Annesi, yani Nermin Hanım, dünyada Eliften daha değerli hiçbir şey olmadığını Elife hissettirirdi. Elif de bunun farkındaydı.

Ama bu sevgi öyle korumacıydı ki, Elif neredeyse cam fanusta, zincirli ve dünyadan gelebilecek zarara karşı tamamen izole büyüdü. Anne, Elifi korumak için aşırıya kaçınca, Elifin dış dünyayla teması ya evde ya da anne-babayla yapılan nadir gezilerle sınırlı oldu. Hiç kampa gitmedi, sınıf arkadaşlarıyla okul dışında görüşemedi. Arkadaş olarak sadece annesinin onayladığı Ayşe, Zeynep ve benzerlerinden ibaretti. Onlar da Elife hiç samimi gelmiyordu. Özellikle Ayşegül sürekli ona takılır, komik ama kırıcı takma adlar bulur; Kaan ise tam bir haydut çıkıp, Elifin en sevdiği peluş ayısının kafasını ilk tanışma günlerinde koparmıştı:

Hakkıydı!

Hakkı neydi, neden gerekti, Elif hâlâ anlamış değil Ama o günden beri Kaan gelince gözyaşı garanti oluyordu.

Yazık oldu, çocuklar anlaşamadı! Harika bir çift olurlardı
Kaanın anneciği kafasını sallar, Elife teselli vermeye çalışırdı. Ama Elif bu yapay tesellilere hiç kanmaz, samimiyetsizliğin tadını hemen alırdı.

Nermin! Çocuğun hayatını kontrol etme! Elif, anneannesine sokulup, onun annesini mahçup ettiği konuşmaları duyunca dikkat kesilirdi. Seçim hakkı tanı! Şimdi elinden alırsan, çocuk hep kendini eksik sanacak!

Hatice Hanım, bırak ne olur! Elif daha çocuk, nasıl karar verecek? Ben bakıyorum şu an, o yüzden ben karar veririm.

Ama bu iş uzarsa, sonunda Elifi kendi malın zannedersin, ona göre.

Neden bu konuşmayı hiç unutamadıysa Elifin aklına kazındı bir kere. Her seferinde annesi üstüne fazla düşkün olunca, Elif otomatik olarak cevap verirdi:

Anne! Ben senin malın değilim!

Nermin Hanım deliye dönerdi:

Hep başkalarının lafını tekrarlıyorsun! Kendi fikrin yok mu?

Var tabii! Elif alınıp, ardından eve sessizlik çökerdi.

Elif, büyük aile kavgasından sonra anneannesiyle görüşmeyi kesmek zorunda kaldı. Kim haklı kim haksızdı, Elif düşünmek bile istemedi.

Herkes iyiydi(!)

Hele anneannesi İlk başta olayın nedenini anlamadan annesine şöyle fena laf etmişti:

Çocuk taşırken sinirlerini kenara koymayı öğrenmeliydin! Hassas ruh palavra! Kendini değil çocuğu düşünseydin ya! Bilip de böyle savsaklamak nedir? Nermin, neyle düşünüyorsun sen!

Bir de annesi Elifin ikinci kardeşini beklerken romatizmalı krizlere, kaprislere, çılgın gecelerde hiç mi içinizde insanlık yok! diye yere yığılıp ağlamalara bayılırdı. Ama annenin neye dertlendiğini evde kimse anlamazdı. Babası en sonunda bu volkanları idare edemeyeceğini anladı, iki inatçı kadını tartışmakla bir yere varamıyordu, bırakayım da biraz soğusunlar dedi.

O soğuma süreci Hayli uzundu. Elif anneannesini deli gibi özlüyordu ama annesine diklenmeye cesaret edemedi. Annesi gerçek bir annelik krizi geçiriyordu, tek dayanağı Elif kalmıştı.

Bir tek bir kez sormuştu annesine:

Anne, neden bir daha denemediniz? Erkek çocuk çok istediğini biliyorum?

Nermin Hanım öyle bir bakış atmıştı ki, Elif bir daha bu konuda asla tek kelime etmemesi gerektiğini anlamıştı. Yoksa fırtına aileyi temelinden yıkabilirdi.

Elif, gizlice anneannesinin fotoğrafını en sevdiği kitabın arasında saklı tutardı. Annesi görmesin diye gizliden bakar, hasret giderirdi. O fotoğrafı o kadar seviyordu ki Fotoğrafçı nasıl başarmışsa, ailemizin en büyük mirası olan burun o kadar zarif görünüyordu ki, Elif aynada kendine bakınca ağlardı!

Burun. Aile mirası. Görkemli ve küstahça güzel”

Elif, böyle bir tanımlamadan sadece görkemli kısmını kendine uygun bulurdu. Güzellik mi? Asla!

Çok büyük ama! Ayşegül, Elifin on yıldır görmediği eski çocukluk arkadaşı, estetik bakımından nasibini almış parmaklarıyla Elifin burnuna dokunmak istedi. Kusura bakma, komik geliyor! Bir Pinokyo can be Öpüşmekte sorun olmuyor mu? Vay canına! Hiç erkek arkadaşın olmadı mı? Cidden mi?! Hiç çıkmadın mı? Şaka gibisin! Bu yaşta sevgilisi olmadan ha?! Aman Allahım!

O gün Elif savaş baltalarını gömmeyi başardıysa, bile isteye kendini tuttu da, Ayşegülün o pahalı, kabarık saçlarının en azından yarısını yolmadıysa iyidir.

Kimdi ki Ayşegül? Dost, hayır! Tanıdık? O da değil! Yıllardır İspanyada, memlekete arada bir geliyor Annesi ise gene ne saçma gerekçeyle Elife sürpriz karşılaşma ayarlamıştı.

Kızım olmaz! Yıllardır görüşmediniz!

Bir o kadar daha görüşmesek keşke! Neden anne?

Elif! Gerekli.

Kime?

En çok sana, öyle deyip şimdilik geç Sonra bana teşekkür edersin!

Tabii ki, Elif kafasından bin bir türlü kibar (!) teşekkür etti annesine. Lakin, bu konuşma sırasında verdiği karar, Elifin hayatındaki ilk gerçekten yetişkin ve kararlı adımdı.

Estetik ameliyat olacağım!

Hayır! Nermin Hanım dehşetle Elife bakakaldı. İzin vermem! Neden buna kalkışıyorsun?

Beni kimse vazgeçiremez. Babam bile izin verdi bak. Kararım net!

Sakın ha annesinin sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

Devamı gözyaşları eşliğinde geldi. Akşamın ilerleyen saatlerine kadar Nermin Hanım çözüm aradı. Sonra aniden bir çıkış yolu buldu. Eşinden Hatice Hanımın numarasını istedi.

Elif, ertesi gün soluğu Antalyada aldı.

Anne onu havaalanına kadar uğurladı, sarılırken de kulağına fısıldadı:

Hayatta ne çok hata yapıyoruz, kızım Ne cevherleri kaybediyoruz, ne cevherler bulabilecekken Benim hatalarımı tekrar etme! Bil ki, ben seni ne kadar sevdiğimi bazen belli edemesem de, seni bu dünyadaki herkesten ve her şeyden çok seviyorum.

Elif, başını salladı. Anneannesine kavuşma ümidiyle uçağa bindi. O an için önemli olan buydu.

Hatice Hanım Elifi o kadar sıcak karşıladı ki, ancak iki gün sonra konuşabildiler.

Kızım, anneni bu kadar kadınsı yapan sebep nedir anlat bakalım?

Bilmem. Belki de burnumu kestirmeye karar vermemdir.

Neden? Gayet güzelsin! Biraz makyaj belki, ama o da işin hikayesi.

Anneanne! Sen de mi uğraşıyorsun benimle! Gerçekten Pinokyo gibiyim!

Kim dedi o zırvayı sana?

Yaranamam ki Elif dudaklarını sıktı, Ayşegülün kusursuz saçlarını hatırlayıp içi sızladı.

Dış görünüşle dalga geçenler insan değildir yavrum. Onlar Tanrının unuttuğu taslaklar Kimse mükemmel değil Elifim! Bir kadın eğer tamamen dış görünüşünden memnunsa, Guinnessi kapatabiliriz!

Belki başvurmalıyım? Aile rekoru burnumla kitaba gireyim? Eminim birinci olurum!

Dur hele! Hatice Hanım ağır ağır kalktı, yan odadan lacivert kadife ciltli albümü getirdi.

Bak!

Neymiş bu?

Bu ailedeki burunlu ama mutlu kadınların albümü. Senin köklerin. Bazı fotoğraflar yok, çünkü hepsi günümüze ulaşmadı Bak mesela, şu genç kız savaş zamanında kurtarıldı; komşu kadına bütün mücevherlerini bırakıp, küçük kızını sakladı. O kız işte, şu anda fotoğraftaki cerrah olan teyzen!

Bu Lale Teyze mi?!

Evet. Hayat dolu, mutlu, sevgi dolu bir kadındı. Kocasının hastalığı yıllarca sürdü, ama sevgiyle baktı ona. Bir çocuk için yapmadığı fedakârlık kalmadı. Ve ne kadar büyük bir buruna sahip olsa da, hayatında aslan gibi sevilmiş, torun torba sahibi olmuştu.

Ardından, çekmeceden işlemeli bir kutu çıkardı.

Demek ki zamanı geldi. Al bak, Lale Teyzenin sana bıraktığı küpeler. Her kadına ailede bir hatıra düşerdi. Bunlar senin.

Elif küpeleri görünce heyecandan neredeyse elleri titredi.

Bunlar dedenin dedesinin işi Elif. Mükemmel bir kuyumcuydu. Güzelliği her yerde görebilirdi. En çok doğayı severdi. Bak, lilyumları işlemiş.

Bu bir aile hazinesi!

Burnun da öyle, canım kızım! Şimdi düşün; ben bunları modası geçti diye eritip, sıradan bir şey haline getirsem, hiç ruhu olmayanı taksam?

Elif küpeleri sımsıkı tuttu:

Asla olmaz!

O zaman Allahın sana bahşettiği haliyle barış yaşa. Peki, söyle bakayım, kimmiş seni bu kadar telaşa sokan oğlan? Hangi aileden, ne iş yapıyor?

Anneanne! Nereden bildin?! Elif kızıla döndü utancından.

Hayat tecrübesi, yavru kuşum! Hiç genç olmadım mı sanki?!

Sabaha kadar sohbet ettiler. Elif, anneannesiyle konuşunca yeniden hayata tutundu. Artık yarışmaya hazırlanacak, korkusuzca hayal kurabilecekti.

Ertesi sabah, anneannesini valiz toplarken buldu.

Nereye?

Zamanı geldi Elifim. Hatalarım var, en büyüğü de aileyi böldürmek… Senin anneni görmem lazım.

Tartışmasız, Elif anneannesine yardım etti ve havaalanına kadar uğurladı.

Bir yıl sonra, Nermin Hanım karnı burnunda ayakta zor duruyordu. Makyözü Elifin gelin başını bitirince, elini Lilyumlu küpesine götürdü, duvağını düzeltti ve sordu:

Hazır mısın?

Bekle. Aile hazinesini azcık pudralayayım! Elif aynaya döndü, gülümsedi

İlk kez Emreye sormuştu zamanında: Görünüşümde seni rahatsız eden bir şey var mı? Cevabı öyle sahiciydi ki:

Elifim, harikasın! Neden sordun ki?

Onun şaşkınlığı karşısında Elif mutluluktan gözlerini yumdu.

İnce bir tebessüm, sevinç dolu bakışlar, uzun ince kollarını, yeni evleneceği, henüz uluslararası yarışmada ödül almış müzisyen Emreye doladı.

Öylesine, sevgilim. Hiçbir anlamı yokO an aynada gördüğü yüz, artık ona ait olan her şeyle güzeldi; hatıraları, acısı, zaferleriyle. Lilyum işlemeli küpeleri kulağında sallandı, anneannesinin sesi kulağında: “Aslolan yüreğindir, kimliğindir, bak burasıdır…”

Arka odadan çocuk kahkahaları yükseldi, Lokum ayakkabıların arasında geziniyordu. Annesi, Elifin yanına yaklaşıp boğazı düğümlenerek fısıldadı:

Hepimiz aynı kökten geldik. Kalbin, burnun, cesaretin… Hepsi bizim mirasımız.

Elif, bir anda geçmiş kavgaların ve ayrılıkların aslında ne kadar kıymetli bir bütüne dönüştüğünü anladı. Ne zaman aynaya baksa, arkasında duracak kadınlarla dolu bir soyun izini, kendi teninde, gülümsemesinde, o küstah güzellikte hissedecekti artık.

Dışarıda davetliler sabırsızlanıyordu. Elif, Emrenin elini tutu, gözleriyle annesini, bakışlarıyla anneannesini buldu. Hepsi birden gülümsedi.

Mücevher, yalnızca kulakta ya da vitrinde değil, kalpte bir ışıltıydı artık. Ve Elif o an biliyordu: Kendisinin en nadide hazinesi, sonunda bulduğu cesaretiyle, sevgiyle, yepyeni bir hayata giden o yoldaydı.

Çiçekleri, hatıraları, ve burnunu gururla taşıdı; bu defa hiçbirini değiştirmek istemeden, o eski ailenin gücünü yeni ömrüne miras bırakarak.

Ve kapı açıldı; Elif, bir hazineyi yanında, bir başka hazineye doğru yürüdü.

Rate article
Lifequest
Aileye Miras Kalan Değerli Mücevher