Düğün İptal: Evlilik Hayali Suya Düştü

Düğün Olmayacak

Hale, odanın kapısında durup kaldı. Karşısında, gelinliğin içinde muhteşem görünen arkadaşı Selin vardı. Elbisesi onu adeta baştan aşağı sarmıştı; gözlerinde, hafifçe parlayan, neredeyse yerinde duramayan bir mutluluk vardı. Hale, heyecanını bastıramadı:

Allahım, parlıyorsun resmen! diye haykırdı, gözlerini Selinden ayırmadan. Senin adına o kadar mutluyum ki! Sonunda geçmişi arkanda bırakıp yeni bir aşka yelken açabildin, Tarıkı unuttun Gerçekten büyük iş başardın!

Selinin yüzünde belli belirsiz bir gölge dolaştı, hafif tebessümü aniden kayboldu. Telaşla elbisesinin yanındaki ince kopçaları çözmeye başladı, Haleye bakmamaya çalışıyordu.

Çıkarsam iyi olacak, diye mırıldandı, minik düğmeleri hızla açarken. Düğüne iki hafta kaldı. Elbiseye bir şey olursa aynısını bulamam artık.

Hale dudaklarını ısırdı; haddinden fazla konuştuğunu o an fark etti. Neden Tarıkı anmıştı ki? Selinin hayatına nihayet düzgün biri girmişken geçmişteki hatırlatmalar tamamen gereksizdi! Tarık, Selinin bir damla gözyaşına değmezdi, hele yaptığı onca şeyden sonra!

Bir vakitler Selin, Tarıkın o büyük aşk olduğuna inanmıştı. İlişkilerinin sonsuza dek süreceğini, gerçek bağ kurduklarını düşünürdü. Ama zamanla her şey çürümeye başladı. Önce Tarık uzaklaşmaya, buluşmamak için bahaneler bulmaya başladı. Sonra Selinin seçimlerini, arkadaşlarını, hayallerini açıkça eleştirmeye koyuldu. İşte önemli bir proje bırakmasını, yurt dışındaki stajdan vazgeçmesini sağladı, en sonunda ise alanını tümüyle değiştirme baskısı yaptı.

Selinin ailesi, kızlarının hallerine bir türlü anlam veremiyordu. Eski halinden eser kalmamıştı; kendi kabuğuna çekilmiş gibiydi. Konuşmak istediler, nafile! Tarık ona, ailesinin kendi aşklarını çekemediğini, sadece aralarını açmak istediklerini inandırmıştı. Tartışmalar büyük kavgalarla sonuçlandı, Selin sonunda nerdeyse ailesiyle ilişkisini tamamen kesti.

Ve bir gün Tarık aniden ortadan kayboldu. Ne bir açıklama, ne bir veda Geriye zalim bir yara, ve her şeye rağmen Selinin karar verip karnındaki bebeği doğurmaya karar vermesi kaldı.

Şimdi arkadaşının alelacele gelinliği çıkarışına bakarken Halenin içini büyük bir pişmanlık kapladı. Sadece Selinin yanında olup sevincini paylaşmak istemişti, kötü anıları yeniden canlandırmayı değil

Bugün, Selinin küçük oğlu Tarıkın tam dört yaşına bastığını hatırlıyorum. Cıvıl cıvıl, meraklı bir çocuktu; her an soru sorar, neden gökyüzünün mavi olduğunu, bulutların nereye gittiklerini sorar, dışarıda böcekleri saatlerce incelermiş. Anaokulu öğretmenleri onu çok zeki bulur, Tarık yeni şeyleri çabucak kavrar, şiirleri kolayca ezberler, masalları dikkatle dinlermiş.

Vaktinin çoğunu Selinin anne-babasının yanında geçiriyordu. Dedesinin ve anneannesinin hayatta en büyük neşesi bu küçük delikanlıydı. Onlar anaokulunu seçti, yüzmeye ve folklora başlatan da onlardı. Selin ise oğlunu haftada birkaç kez ziyaret eder, fakat asla saatlerce kalmazdı.

Bunun acı ama basit bir nedeni vardı. Küçük Tarık, babasına inanılmaz benziyordu. Aynı kıvırcık koyu saçlar, aynı bakış, o hafif alaycı gülümseme Her bakışında Selin, geçmişine dönerdi: Aile kuracağız diye inandığı günlere Oğlunu tüm kalbiyle seviyor, başarılarıyla gururlanıyor, bir tebessümüne bile mutlu oluyordu. Ancak o sevgiye, her defasında yakıcı bir sızı eşlik ediyordu. Çocuğunu kucağına alınca ya da gözlerine bakınca yaşlar gözlerini yakar, dönüp kendini toparlıyor gibi olur, sonra sessizce arkasını dönüp ağlardı; Tarık ona bakmasın diye.

Bir akşam Selin, oğlunu almak için ailesinin evine gitti. Tarık yerde bir halının üzerinde puzzlela uğraşıyordu, kaşlarını öfkeyle çatmış; anası geldiğinde büyük bir sevinçle atılıp yanına koştu.

Anne, bak! çekiştirdi onu halının başına. Neredeyse tamam Şurada ev, ağaç, şu köşede de köpek olacak!

Selin onun yanına çömeldi, gülümsemeye çabaladı.

Çok güzel, dedi, oğlunun başını okşayarak. Ne kadar dikkatli yerleştiriyorsun, aferin sana.

Tarık bir an durup gözlerini annesine dikti:

Anne, benim babam nerede? Kreşte herkesin babası var, benim yok

Selin, kaskatı kesildi. İçinde her şey düğümlendi ama sakin kalmaya çabaladı:

Bilemiyorum, yavrum. Baban şu an uzaklarda Ama seni düşündüğüne eminim.

O neden aramıyor peki? Tarık kaşlarını büzdü, sanki zor bir problemi çözmeye uğraşıyor gibiydi. Ona artık ayakkabımı tek başıma bağlayabildiğimi anlatmak isterdim.

O sanırım çok meşgul, dedi Selin, boğazındaki düğümü yutmaya çalışırken. Ama eminim seninle gurur duyuyordur.

Çocuk bir an düşündü, sonra başını sallayıp tekrar puzzlea döndü.

O zaman bu evi bitiririm, babam da ne kadar akıllı olduğumu görür!

Selin yanında oturup onu izledi, gözyaşlarını içine akıtarak. Oğluna bir şeyler söylemek istedi, teselli etmek Lakin kelimeler boğazında düğümlendi. Onun yerine tekrar oğlunun saçlarını sevdi, çocuk şampuanının kokusunu içine çekti ve bu küçük huzurlu anı unutmak istemedi. Çünkü çocuğu yanındaydı, dünyadan habersiz, mutlu ve hala güven doluydu.

Fakat Selinin aklından Tarıkın adı hiç çıkmıyordu. Onun için bahaneler uydurmaya devam etti kendi kendine: Belki başına bir şey geldi Belki bana dönmek istiyor ama fırsat bulamıyor Bu umutlar sayesinde ayakta kalıyordu.

Annesi sık sık onunla açık açık konuşmak ister, Artık geçmişi bırak, oğluna ve kendi hayatına odaklan diye tembihlerdi. Arkadaşları ise lafı dolandırmaz, Bıraktı seni, bunu kabul et ve hayatına bak artık! derdi. Fakat Selin hiç kabullenmedi. Ona nasıl mutlu olduklarını, Tarıkın verdiği sözleri anlatıp durdu. Sohbetler genellikle onun kabuğuna çekilmesiyle sonuçlanır, karşısındakiler de pes ederdi.

Ok yaydan çıkmıştı artık. Selin sosyal medyayı karıştırır, eski tanıdıklara ulaşır, sağa sola haber salardı; Tarıkı bulmak için. Ama sonuç çıkmazdı! Gerçekten giderken sadece gitmişti adam, ve Selinin aklı hâlâ oradaydı.

Sonra, beş uzun yıl sonra, Selinin karşısına yüreğini ısıtan başka birisi çıktı. Her şey tesadüf eseri oldu: Ortak bir dostlarının doğum günüydü, Cengiz oradaydı. Bu adam güven verici biriydi, anlatılmaz yaşanır. Dürüst, iyi, yardımsever O an Selin, aradığı adamın o olduğunu hissetti. Cengizin yanında Selin, kendisi olabiliyordu. Sahte bir gülüş, abartılmış neşe beklemiyordu. Yorulduysa İstersen erken gidelim, derdi. Susmak istiyorsa sessizce yanında otururdu. Cengiz, ciddi, seviyeli, en önemlisi candan bir insandı.

Onun sevgisini küçük ayrıntılarla gösterirdi: Hangi kahveyi sevdiğini soruşunda, arkadaşlarının adlarını bir kerede ezberlemesinde, gündelik sorunları kendiliğinden üstlenmesinde Selinin duygularını hiç zorlamıyordu. Aralarında bir bağ oluştu; Selin de, itiraf etmeli, bunu sonuna kadar kullandı.

Cengizin küçük Tarıkla kurduğu bağ Selini en çok bu etkiledi. İlk karşılaşmalarında Tarık çekingenlikle annesinin eline sarılırken, Cengiz yere çömelip onunla aynı seviyeye indi, En çok hangi çizgi filmi seviyorsun? diye sordu. Yarım saat sonra ortak bir oyuncakla oynuyorlardı. Tarık heyecanla Cengize bütün oyuncaklarını gösteriyordu.

Zamanla, Cengiz Selinin ailesinin evinde sık sık görünmeye başladı. Tarıkı parka götürüyor, bisiklete binmeyi öğretiyor, yatmadan hikaye okuyordu. Bir keresinde Selin içeri girdiğinde ikisini birlikte resim yaparken bulmuştu, Cengiz sakin bir sesle, Onun gerçek babası olmak isterim. Eğer izin verirsen, Tarıkı nüfusuma alıp soyadımı vermeye hazırım, dedi.

Hale, Selinin yanında mutlu olup değiştiğini her gün biraz daha görüyor, gözlerinde yeniden bir ışık, yüzünde gerçek bir tebessüm beliriyordu. Ama bugünkü o talihsiz an Eski Tarıktan söz açınca, acaba Selin yine eski karanlık günlerin içine çekilecek miydi?

Selin bu kez sakinliğini korudu.

Büyüdüm artık, hafif bir tebessümle dedi, elbiseyi yatağa sererken. Eski duygularım geçmişte kalmalı. Bazen oğluma Tarık adını verdiğim için pişman oluyorum. O zamanlar genç ve inatçıydım, kimseyi dinlemezdim Siz de ne sabrettiniz bana!

Hale usulca elini tuttu:

Peki, oğlunu ailenden almayı düşünüyor musun?

Evet, dedi Selin ciddiyetle. Özellikle Cengiz istiyor bunu. Hatta Tarıkın adını da değiştirmeyi teklif etti. Böylece benim için daha kolay olurmuş. Nüfus kağıdını zaten değiştirmemiz gerekecek, evlat edinme sonrası.

Bir süre pencerenin önünde, yağmur damlalarını seyretti.

Önceleri Tarık bana geçmişi hatırlatır diye korkuyordum. Fakat yanılmışım. O benim oğlum ve mutlu bir çocukluğu hak ediyor; iki ebeveyniyle! Anneanne ve dede iyidir ama anne-babanın yerini tutamaz. Cengiz de bunun farkında. Tarıka çok bağlandı, görsen şaşarsın!

Çok mantıklı! heyecanlandı Hale. Oğluna hangi ismi daha çok sevdiğini sorabilirsin. Böylece değişime kolay alışır.

Kararsızım Zaman gösterecek. Henüz kararımı vermedim.

Aslında Selin içini olduğu gibi dökmüyordu. İçten içe Tarıkı seviyordu; bu sevgi hiçbir zaman silinmedi. Fakat ona hiçbir hayır getirmemişti. Ailesi, neredeyse oğuluyla görüşmesine izin vermiyordu, çünkü her karşılaşmada kızcağız ağlamaktan harap oluyordu, çocuğu korkutuyordu. Arkadaşları artık yok sayıyor, aklının yerinde olup olmadığını aralarında konuşuyordu. O yüzden geçmişi aklından atıp bugüne odaklanmanın zamanı gelmişti.

Düğün mesela.

Fakat ne zordu bu!

Cengiz iyi biriydi; ama Tarık değildi. Selin ona derin bir aşkla bağlanmamıştı, sadece ona olan sevgisinden faydalanıyordu.

Tarık dönerse Bütün hayatını değiş tokuş etmeye razıydı

***************

Düğün olmayacak! diyerek içi kıpır kıpır, neredeyse dans edercesine odada dolandı Selin. Biz artık dalgalarda savrulan iki gemiyiz!

Cengiz ona şaşkın gözlerle bakarken, düğüne sadece bir hafta kalmıştı. Menü seçilmiş, çiçekler ayarlanmış, davetliler çağrılmıştı Her şey çok yakın, çok gerçekti. Şimdi de çıkıp düğün yok, demişti.

Ne demek yok? Bir yandan şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştı Cengiz. Selin, ciddi misin, ne oldu?

Ama Selin ona kulak asmadan telaşla raftan eşyalarını alıp açık bavula fırlatıyordu. Yüzü parlıyor, dudaklarında alışık olunmayan gerçek bir gülümseme vardı.

Tarık döndü! dedi birden, Cengize bakmadan. Sesinde öyle bir mutluluk vardı ki, Cengizin içi buz kesilmiş gibiydi. Dün gece geldi, konuştuk Önce inanamadım, rüya sandım!

Sonunda durdu, Cengize döndü; gözlerinde pişmanlık yoktu, sadece heyecan ve coşku.

Bu altı ay için minnettarım sana, dedi sesi biraz daha yumuşayarak. Seninle huzurluydum, dostça bir konfordu bu Harika birisin Cengiz. Ama sana hiçbir zaman gerçek bir aşk duymadım. Şimdi ise gerçek bir şansım varken bunu kaçıramam.

Cengizin içi acıyla doldu. Yine Tarık Yıllardır Selinin adını sevgiyle andığı adam Onu hâlâ unutmadığını bilse de, zamanla değişir umuduna kapılmıştı.

Onunla konuştun mu? diye sordu, sesi kısık ve boğuk. Ne dedi, ne hikaye anlattı bu kez?

Hiç bahaneler üretmedi, dedi Selin sertçe. Sadece bir hata yaptığını anladığını söyledi. Bütün bu zaman boyunca yalnız beni düşündüğünü

Yeniden dönüp bavul hazırlamaya koyuldu, Cengiz ise donup kalmıştı.

Telefonda konuştuk, dedi eşyalarını karıştırırken. Anne-babası onu yurtdışına okumaya zorlamışlar, bir şey diyememiş. Her şeyde seni düşündüm, demişti. Artık hep birlikte olacağız, çok mutlu olacağız!

Selinin hafızasında, Tarıkla yaptığı o ilk telefon konuşması yankılandı. Tarıkın sesi telaşlı ve titrekti:

Selin, biliyorum, bu rezil görünüyor. Ama anla, ailem beni mecbur etti. Londraya gitmemi istediler, aksi halde evlatlıktan reddedeceklerdi. Direndim, vallahi uğraştım Hesaplarımı kapattılar, telefonum bile yoktu!

Bir kere bile beni arayamaz mıydın? dedi Selin, sesi titreyerek.

Arayamazdım. Ne derdim? Onlara boyun eğdiğimi mi?

O vakit Selinin içini bir sıcaklık sarmıştı. Bütün kırgınlıklar, üzüntüler, Tarıkın sesiyle eriyip gitmişti. O an, yıllarca bu telefonu beklediğini anladı.

Şimdi her şey değişecek, dedi Tarık. Okulu bıraktım, döndüm; bir daha gitmem.

Şimdi, Cengizin karşısında ayakta öylece dururken de, Selinin aklında bu sözler yankılanıyordu.

Bir an duraksadı, odanın içinde göz gezdirdi, gözünden kaçan bir şey var mı diye. Sonra Cengizin yüzüne baktı; bembeyaz kesilmişti, gözleri bir noktada donmuştu.

Merak etme, dedi Selin, hâlâ kararlı bir sesle. Düğünün iptalini herkese ilettim. Hepsine anlattım, gereksiz yere seni aramasınlar. Tabii sana üzülenler olacak ama sen güçlüsün.

Bavuluna yaklaşıp fermuarı çekti, en önemli şeymiş gibi kulpunu düzeltti. Sonra tekrar Cengize döndü, bakışları sertti.

Lütfen bana ne mesaj at ne arama, ses kaydı bırakma, dedi sert bir tonla. Kararım kesin, asla değişmeyecek!

Elini valize geçirip kapıya yöneldi; sanki bir an duraksarsa kararından cayacakmış gibi acele ediyordu.

Cengiz odanın ortasında dururken, ciğerleri acıdan kasıldı. Sesini yükseltmek, isyan etmek istedi fakat tutundu. Güçlü görünmek istiyordu.

Bir süre sonra, kısık fakat kararlı bir sesle,

Acele etmiyor musun? dedi.

Selin durdu, bavulun sapını tutuyordu; ona bakmadan omuzlarını gerdi.

Ya aradığın bulduklarını bulamazsan? dedi Cengiz, yaklaşarak. Ya çocuğu kabul etmezse? Ya aslında niyeti evlilik değilse?

Selin hızla döndü, gözleri öfkeyle yanıyordu. Birkaç adım atıp ona karşı diklendi.

Beni ciddiyete çağırdı! diye patladı. Sakın kötüleme onu; Tarık öyle biri değil!

Sonraki cümlesinde sesi titredi ama kendini toparladı, tekrar bavulu çekmeye başladı.

Yardım da edebilirdin, diye söylendi dişlerinin arasından, valizi güçlükle kaldırırken.

Cengiz ileri atıldı, refleks olarak yardım edecek gibiydi ama hemen durdu. Neden sevgisini çiğneyen birine yardım edecekti ki? Göz göre göre, Selinin aklı çoktan başka yerdeydi. Gözlerinde bir heyecan, neredeyse sarhoşluk Sanki yeni bir hayat başlıyordu; orada, Tarıkın yanında

Ama gerçek bambaşkaydı. Tarıkın ciddi bir konuşmadan anladığı, evlenmek ya da sonsuza dek aşk ilan etmek değildi. Sadece eski defteri kapatmak istiyor, kendi yoluna gidiyordu. Çünkü hayatında yeni biri vardı zaten.

Fakat Selin, hayaliyle kendini ikna etmişti; gerçekleri görmeyecekti.

Zorlukla bavulunu kapıya kadar sürükledi, bir an kapının kolunda durup söyleyecek gibi oldu Sonra karar değiştirip hızla kapıyı açıp çıktı.

Cengiz öylece kapıya baktı. Hâlâ Selinin parfümü odada gezinirken, son sözleri aklında çınladı: Tarık öyle biri değil!

Her şey hızla ve geri dönüşsüz olmuştu. Şimdi, bundan sonra nasıl yaşayacağını öğrenmeliydi; Selinsiz, hayalsiz, geleceksiz

***************

Tarık, sabah gelen ziyaretçilerin nedeni anlaşılmayacak kadar erken kapıyı açtı. Selin iki bavulla kapıda duruyordu, yüzünde ışıltı ve gözlerinde umut. Tarık dondu, ne söyleyeceğini bilemedi. Aklında tek düşünce vardı: Bu kadar yanılabilir miydi?

Çünkü o her şeyin çoktan bittiğini sanıyordu. Selinin Cengizle yeni bir yaşama başladığını öğrendiğinde hafiflemişti. Zaten kendi memleketine dönmüş, evlenmiş ve huzur arıyordu. Artık korkmadan yaşayacaktı, telefonlar ve gözyaşları bitmişti. Hatta yeni hayatı için Seline içten teşekkür bile etmişti.

Evet, bir ara aradı ve artık her şeyin değiştiğini, buluşmanın iyi olacağını söyledi. Ama bu tamamen bir nezaketti!

Şimdi ise Selin, bavullarıyla kapıda durmuş daha fazlasını bekliyordu. Tarık istemsizce geriye çekildi.

Tarık! dedi Selin, onu görünce. Kararımı verdim. Buradayım, sonunda beraberiz!

Sesi öyle sarsılmazdı ki, başka ihtimal düşünülmemişti sanki. Yaklaşıp bir adım attı ama Tarık istemsiz elini kaldırıp durdurdu.

Selin, bir dakika yumuşakça konuştu. Sanırım bazı şeyleri bilmiyorsun.

Selinin tebessümü soldu.

Ne demek bu? Buluşup konuşacağımızı kararlaştırmamış mıydık?

Tarık uzun bir iç çekti, Ne yapacaksın, dedi kendi kendine.

Evliyim Selin. Üstelik iki yıldır. Çok mutluyuz

Bir anda Selinin gözleri büyüdü, şoktan dondu. Bir süre hiç konuşamadı. Sonra yüzünde panik, öfke, acı Hepsi bir arada.

Ne diyorsun sen! Sen bana aradığında Her şey değiştiğini söyledin!

Aradım, bir veda konuşması yapmak için, dedi Tarık. Benim için ikimizin ayrı yolları olacağı açıktı. Ama sen farklı sanmışsın.

Selin bir adım geri çekildi, elleri titremeye başladı. Yumruklarını sıktı, zorla kendini topluyordu.

Beni kandırdın! diye bağırdı, sesi çatallandı. Her şeyimi bıraktım senin için!

Tarıkın içi sıkıldı. Şimdi kavga istemiyordu ama Selin gitmeden sakinleşmeyecekti.

Sana hiçbir zaman bir söz vermedim, dedi kararlı bir şekilde. Birlikte olacağımızı hayal eden sendin. Kırmamak için düzgün konuştum. Artık anlamış oldun, değil mi?

Selin bir anda bavulu yere savurdu, eşyalar koridora saçıldı. Bağırdı, suçladı, açıklama bekledi, sesi giderek yükseliyordu.

Sonunda Tarık, kibar ama kesin bir şekilde, onu apartmana kadar çıkardı. Kapıyı kapattı. Ama Selin koridora çıkıp tekrar tekrar çaldı, Tarıkın adını bağırdı. Komşular kapılardan bakmaya, bazıları kızgınca söylenmeye başladı.

Bir saat sonra, komşular polisi çağırmakla tehdit ettiğinde Selin pes etti. Giderken son bir kez dönüp, gözyaşları içinde,

Yeniden geleceğim! Pişman olacaksın! diye haykırdı.

Tarık içeri çekildi, yorgunluktan başı dönercesine oturdu. Biliyordu ki bu son değil. Selin inatçıdır, peşini buraya kadar bırakmaz.

Koltukta oturup kendini topladı. Kafasından Bu ev artık bana olmaz, yeni bir yere taşınmalıyım diye geçirdi. Hemen cep telefonunu alıp emlak ilanlarını karıştırmaya başladı.

Başka bir semte taşınmak lazım

***************

Selin de sokaklarda yürüyüp durdu. Gözlerinden yaşlar dinmedi. Oysa hayalinde Tarık onu kollarını açık bekleyecek, Nihayet kavuştuk! diyecekti. Gerçek ise sert, acımasızdı.

Ağlaya ağlaya, bir bilinçle yolunu Cengizin evine çevirdi. Apartmanın önünde gözyaşlarını sildi, saçlarını düzeltti; ayakta durmaya çalıştı. Derin bir nefes aldı, yukarı çıkıp zile bastı.

Cengiz, kapıyı hemen açmadı. Bakışları soğuk ve ilgisizdi, içeri davet etmedi.

Cengiz, lütfen dedi Selin, sesi titriyordu. Ne yaptığımı biliyorum. Yapmamam gereken her şeyi yaptım çok iyi biliyorum. Fakat Her şeyi düzeltmek istiyorum.

Bir zaman kelimeleri toparlayamadı, sonra gözleri yeniden yaşlarla doldu.

Bir daha asla Tarıkın adını anmayacağım, diye ekledi bakışlarını kaçırmadan. Söz veriyorum. Bütün bunlar bir hataydı. Seninle mutlu olabilirim. Lütfen, bir şans ver bana.

Sesinde içtenlik ve çaresiz bir umut vardı. Gerçekten inandığı bir şeydi bu Eğer Cengiz affederse hayatı rayına girecekti sanki.

Cengiz başını salladı, artık ikinci defa kandırılmazdı.

Selin, dedi kısık sesle, saatler önce bavulların elinde benim evimde gidiyorum diyordun. Seçimini yaptın.

Yanılmışım! diyerek ona atıldı Selin. Ne yaptığımı bilmiyordum! Duygular girdabındaydım!

Cengiz derin bir nefes aldı, saçını geriye attı. Zordu, ama kararlıydı.

Benden sadece vazgeçmedin, ona gittin. Kararın buydu, ben de bunu kabul ettim. Şimdi sadece işler yolunda gitmedi diye mi döneceksin?

Evet! diye bağırdı Selin. Çünkü seni seviyorum. Sadece seni!

Cengiz birkaç saniye sustu, sonra acı ama net bir ifadeyle,

Sözlerine artık inanmıyorum. Güle güle, dedi.

Selinin içi burkuldu. Cengizin yüzünde acı yoktu; karar kesindi.

Lütfen fısıldadı, sesi duyulmaz oldu.

Affet, dedi Cengiz. Her ikimiz için de en iyisi bu.

Kapıyı kapattı. Selin, koridorda tek başına kaldı. Birkaç an öylece bekledi, sonra yavaşça basamaklara oturup yüzünü ellerine gömerek ağladı. Bu kez gözyaşları öfke ya da hayal kırıklığı değil; hem Tarıkı hem Cengizi hem de umudunu kaybetmenin acısıydı

Bir zamanlar her şeyi göze alan Selin için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktıO apartmanın soğuk, dar koridorunda Selinin ağlayışı, geceye yavaşça yayıldı. Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı; damlalar pencere pervazına vuruyor, ayakta kalmaya çalışan birinin çaresizliğini yankılıyordu. Selin omuzlarında ağırlığa benzeyen hüsranla, başı eğik, aceleyle sildikçe çoğalan yaşlarla çırpınıyordu. Bir an kala kaldı; başını yukarı kaldırıp çevreye baktı, camdan süzülen sokağın ıssızlığı gözlerine değdi.

Telefonunu çıkardı, telaşla ekranı yokladı: Gelen bir mesaj, bir cevapsız çağrı Hiç yok. Herkes suskun, sanki dünya sessizliğe bulanmıştı. O an bir şeyi fark etti: İçinde, yıllarca sandık sandık sakladığı ne varsa bir anda boşanmıştı artık. Ne Tarıkın hayalinin kırıntıları, ne Cengizin nazik sevgisi Hiçbiri tutunamamış, hiçbiri geride bir yuva kuracak kök salamamıştı. İçinde elinde kalan tek şey, kendi yalnızlığıydı.

Bir süre öylece kaldı basamakların ucunda. Ardından, derin bir nefes aldı. Sonra yavaşça doğruldu; gözyaşlarını eliyle silerken aynada kendini ilk kez bu kadar net gördüğünü, önündeki yolun yalnız kendi ayaklarına kaldığını hissetti. Eski sevdalar, geri dönülmeyen pişmanlıklar, yarıda kalmış cümleler, hepsi bir bir düştü eteklerinden.

Yağmurda yürümek kolay olmadı. Bir otobüs durağına sığındı. Kendiyle baş başa, tedirgin ama yeni bir güçle dolu, gözlerini yavaşça kapadı. Ve ilk defa, bir yanıt ya da kurtarıcı beklemeden usulca fısıldadı:

Artık kendim için yaşayacağım. Geçmiş, olduğu yerde kalacak.

Sabahın soğuk ışıklarında, Selin uzun bir aradan sonra ilk kez bir kahvaltı masasında tek başına oturdu. Çayını doldurdu, pencereden sokağa baktı; yağmur durmuş, güneş yeniden parlamıştı. Havadaki temizlikte bir huzur vardı.

O an, Tarıkın küçük elleriyle yaptığı puzzledan bir parça gibi hissetti kendini: Nihayet yerine oturmuş, resmi tamamlamış Henüz bütün cevaplara sahip değildi, ama artık kendi hikayesinin başrolündeydi.

Bir dilim ekmek aldı, hafifçe gülümsedi. Kendiyle barışmak o kadar da zor değildi aslında. Bazen en büyük başlangıç, en sessiz vazgeçişte saklıydı.

Rate article
Lifequest
Düğün İptal: Evlilik Hayali Suya Düştü