Petek, kalabalık bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Babası içkiyi seven, sürekli iş değiştiren biriydi; annesi ise hem PTT’de hem de evde var gücüyle çalışıp üç çocuğunu doyurmak için tüm gücünü harcıyordu.

Petek, kalabalık bir ailede büyüdü. Babası, içkiyi seven bir adamdı; bir işten ötekine savrulur, annesi ise postanede çalışıp eve koşturur durmadan üç çocuğunu doyurmak için canını dişine takardı.

Petek evin en büyüğüydü. Annesine yardım eder, kardeşlerine bakar, çeşmeden su çeker, odun taşırdı. Kız kardeşleri de büyüyünce, ev işlerine onlar da katıldı. Ama o zaman babaları artık yoktu; garibim bir akşam ne idüğü belirsiz bir içki içip arkadaşlarıyla, fena halde zehirlenip göçüp gitti.

Ailenin hali, elbet daha kolay olmadı. Annesi, beceriksiz, sorumsuz kocasına yakınır dururdu:
E, içiyordu ama hiç kıyamazdı bize, kavga da etmezdi. Ne kadar az da olsa, eve üç beş para getirirdi Ahh, Kadir, başımıza kaldık

Annesinin yakınmalarını duymamak için Petek erkenden işlerini bitirip dışarı çıkardı. Akşam olunca, mahalleden çocuklarla eski bir evin önünde buluşurlardı. O evde yıllardır kimse yaşamazdı, ama geniş sağlam basamaklı ahşap verandası tüm çocuklara minder olurdu.

Herkes sırayla ayçiçeği çekirdeği çıtlatarak, kimi uydurma, kimi gerçek hikâyeler anlatırdı. Petekin eline çekirdek geçmezdi, annesi eve alınmazdı tasarruftan. Ama mahalleden arkadaşı, komşunun kızı Gülce, her akşam gizlice Petekin cebine ya da avucuna çekirdek döküverirdi. Hiç de abartmadan, gösterişsiz, sessizce yapardı bunu.

Petek, neredeyse fısıltıyla sağ ol der, keyifle çekirdek yerdi. Bazen düşünürdü, Gülce sırf ona çekirdek vermek için onun yanına oturuyor gibiydi. Önce biraz utanır, sonra alışmıştı; artık o da fırsatını buldukça Gülce’nin yanına kurulurdu, çünkü Gülce cömert ve iyi yürekli bir kızdı.

Ama Petek, başkasının ikramını karşılıksız kabul etmekten hoşlanmazdı. Öğleden sonra, Gülcenin annesiyle bahçede çalıştığı saatlerde uğramaya başladı. Hep aynı soruyu sorardı:

Evdekiler işte mi?
Gülce de: Tabii, bu saatte hep işte olurlar, derdi.
Petek hemen yanına çöker, iki laflaya laflaya, marulun-da, domatesin de, otlarını buruşturarak ayıklamaya koyulurdu.

Gülce yardımı reddetmezdi, muhabbet etmeyi severdi; Petek gelince işi bile daha keyifli gelirdi kıza. Bahçe işi bitince Gülce, bahçeye bir çaydanlık ve tabakta poğaça, şekerleme çıkartırdı. Petek bir-iki numara, yok, istemem numarası yapardı ama Gülce onu asla göndermeden ikram eder, çayını içirirdi.

Petekin evinde şekerleme, çikolata, hele poğaça pek nadirdi; bayramlarda belki, o kadar. İçinden içinden Gülceye minnettardı.

Derslerde de gayretliydi Petek; sınıfın gerisinde kalmazdı fakat ilim irfan ona biraz zor gelirdi. Sadece sporda hepsinden iyiydi. O yüzden liseyi bitirince beden eğitimi okuluna devam etti. Gülce ise hemşire oldu.

Yıllar geçti, artık nadir görüşebiliyorlardı. Bayramlarda köye geldiler mi bir uğrayıp selamlaşıyorlardı. Çelimsiz çocuk gitmiş, yerini kasa kasa kaslı bir delikanlı almıştı. Gülce ise hâlâ o mavi gözlü, nazik, ince, güleryüzlü genç kızdı.

Erken evlendi Gülce. Anne ve babasını bir trafik kazasında kaybedince; bir an önce yuvaya sığınmak, kimsesizliğini unutmak istedi. Petek, Gülcenin köyden Osmanla apar topar evlenmesine hem şaştı hem üzüldü; hiç yakışacak çift değillerdi ona göre. Ama aile kurdular, bir yıl sonra oğulları oldu.

Petek kendi hayatına pek aldırmaz oldu. Anasının hayretine, spor okulunda idarecilik yeteneğiyle dikkat çekti, kısa sürede de şehirdeki spor kompleksine müdür olarak atandı.

Kız kardeşleri evlenip şehirde yeni hayatlarına başlarken, Gülcenin evde huzur yoktu.
Bir akşam annesi Petek’e anlatıyordu:
Bak bak, nasıl benziyor Gülce’nin kocası bizim eski Kadire! O da serseriher gün bir yerde, meyhanede. Karı-çocuğa bakmaz. Badire… Anacığının halini görüyorum, dağ gibi kadın.

Petek sinirle masaya yumruğunu vurdu: Şu şerefsizi! Neden evlendi onunla? Vaktiyle ekmeği, rahatlığı vardı. Şimdiki halini iyi bilirim… Kendi babamdan!

Annesi devam etti: Her şeyi satıp içkiye yatırıyor; teybin, gömleğin, perdelerin, annesinin sakladığı çeyizini bile sattı; hatta geçen havlu götürdü komşuya. Alan da var, ha! Biliyorlar ne için, gene de alıyorlar!

İşte paraya sıkıştı mı, sana gelip borç ister mi? Petek sordu.

“Yok oğlum, kimseden bir kuruş istemez ama hâlinden belli zaten. Hemşire maaşıyla zar zor geçiniyorlar, o serseriden de bir kuruş yok.

Petek odayı bir ileri bir geri arşınladı, kafasında bir şey kuruyordu. Annesi ise telaşlandı:
Oğlum, sakın karışma! Herkesin hayatı kendine… Ellin kızı, kendi bilir. Demek hâlâ seviyorsa, ona laf düşmez!

Petek annesine o çocukluk zamanlarını anlattı: Gülcenin yıllarca kendisine çekirdek, şeker, poğaça ikramlarını… Ve çocukluk arkadaşının bugünkü hâline gönlünün razı olmadığını.

Annesi sordu: Oğlum, ne yapacaksın bakayım? O herifi döveceğim deme, külahıma anlatma. Sana da yazık olur. Sen yardım etmek istiyorsan, gizli gizli et.

Petek başını salladı, şehre gitti. Birkaç gün sonra arabasıyla döndü, eve iki çuval, birkaç koli gıda ve iri büyük torbalarla girdi.

Aman oğlum, taşınıyor musun bana? Buna kalbim dayanmaz vallahi! dedi annesi.

Yok, annecim, işim şehirde ama sana ürün getirdim: Gıdalar, yiyecekler… Çuvallardaki çekirdeğe takılma, onları Gülce anlar; kendim veremem, ayıp olur, konuşurlar. İhtiyaca göre saklarsın, Gülceye gizli gizli götürürsün.

Eee kız kardeşlerine gerekmez mi?

Ayda bir onlara para yollarım, onlar kurt dert görmez. Kocaları iyi, şükür.

Allah şükür!

Ben dönüyorum anne! Utanma, Gülceye götür, fazla dikkat çekmeden ver. Bitince gene yollarım. Aç bırakmam sizi!

Petek annesini öptü, sarıldı, çıktı. Annesi, Yavruma bak, iyice çuvalla getirmiş! diyerek, mutfağa koştu. Çuvallarda koca koca çekirdek; kolilerde pirinç, makarna, helva, yağ, kutu kutu kuru pasta. Şekerlemeleri de büfeye yerleştirdi. Oğlunun şefkatine koskoca kadın çocuk gibi sevindi.

Petekin eskiden de eli boldu ama bugünkü getirdikleri bambaşkaydı.

Ah oğlum, güzel yüreklim Peki senin nasibin nerede? dedi, içinden söylene söylene.

Her şey Petekin dediği gibi oldu; annesi her hafta akşamları Gülceye uğrayıp, gizli gizli bir bohça bıraktı. Başta Gülce almak istemedi. Derken bir gün koca bir kova çekirdek gelip de iş büyüyünce, bunun Petekin eseri olduğunu anladı.

Ağlayarak torbayı kucakladı, parlak çekirdeklerin arasında ellerini dolaştırdı. Sonra dedi ki:
Peteke çok selam söyleyin. Unutmamış, bunca yıl Çok minnettarım ona. Ama dert etmesin; iki haftadır boşanma davası açtım, yakında kurtuluyorum.

Anne başını sallayarak döndü evine. Şimdi Gülce özgür kadın olacaktı. Oğlu da bekâr…

Hadi bakalım, neler olacak daha? diye mırıldandı.

Zaman geçti, Nuriye Hanım düzenli olarak Gülceye yardım etti. Gülce ise borcumu kesin öderim bir gün dese de, Nuriye Hanım gülümserdi:
Evladına cicim; bu tür yardımların hakkı ödenmez. Allah bir yolunu açar, hem çocukların rızkı başka olur.

Boşanan Gülce, bir yıl sonra hayata daha umutlu bakıyordu. Evde yeni perdeler, oğlu anaokuluna başladı. Petekin annesine babaannem diyordu. Petek de her gelişinde Veliye yeni oyuncaklar getiriyordu. Annesinin evinde buluşur, çocukluklarını, gençliklerini konuşur, Gülcenin mutsuz evliliğini hiç açmazlardı sanki o 4 yıl yaşanmamıştı.

Petekin sık sık geldiği artık sır değildi. Hatta annesine:
Gülce uzun zamandır geldi mi? Veli sende mi bugün?

Evladım, önce bir hal-hatır sor artık! Hadi geç kaldın, git bakayım. Kız da mutlaka bekliyordur; bırakın artık saklambaçı. Köyde herkes konuşuyor. Çabuk ol.

Her zaman da bizde böyle, diye güldü Petek. Daha bir düşünmeden komşular karar veriyor!

Annesine sarılıp,
Sağ ol annecim, her şey böylesine kolay oluyor sen olunca, dedi.

Annesi oğlunu dua ederek uğurladı. Petek, paketten bir buket beyaz krizantem aldı, çekinmeden Gülcenin evine yürüdü.
Konuşuyorlar, konuşsunlar… Hele durun daha! diye geçirdi içinden.

Çocukluklarında oturdukları o verandaya doğru yaklaşırken, Gülce de, perde arkasından, Petekin kendisine çiçek getirdiğini utana sıkıla izliyordu…

Rate article
Lifequest
Petek, kalabalık bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Babası içkiyi seven, sürekli iş değiştiren biriydi; annesi ise hem PTT’de hem de evde var gücüyle çalışıp üç çocuğunu doyurmak için tüm gücünü harcıyordu.