Bak, yemin ediyorum, doğmamış çocuklarım üzerine and içiyorumşu otel odasında telefon şarj aletimi unutmasaydım…
Kapı bir anda ardına kadar açıldı, koridordan gelen çığlığımı duyan uzun boylu bir otel güvenlik görevlisi içeri girdi. Onun peşinden ise, koridor kamerası henüz check-in yapılmamış olan odamızda yetkisiz bir hareket algıladığı için yukarı gönderilen bir temizlikçi geldi.
Elif tam bana hamle yapıyorken, elinde makas havada asılı kalakaldı, yüzü anlık kararsızlıkla gölgelendibelki gardiyanlara da saldırmalı mı, düşünür gibiydi. Ama güvenliğin telsizi cızırdayınca ve bir anda daha fazla adım sesi yaklaşınca, onun o meşhur gülümsemesi ilk kez kaçtı. Çünkü bir arkadaşını korkutabiliyordu belki, ama prosedüre sökmedi.
Murat ise hemen arkalarından nefes nefese içeri daldı, hala smokin ceketini üstünde, yüzünde korku okunuyordu. Gözleri beni yerde görünce içinden vahşi bir şey koptu resmen.
Konuşmaya çalıştım ama boğazım düğümlendi, sadece Elifi ve kırık şişeyi işaret ettim; Murat titreyen elimden ne olduğunu çıkarınca pusula gibi ona döndü.
Elif sahnede gibiydi, parmağındaki kendi kesik yerine sarılmış mendille sahte gözyaşı döktü, ilk saldıran benim olduğumu iddia etti. Ama güvenlik, parfüm şişesinin kırık camına ve üzerindeki kana bakınca gram etkilenmedi.
Beyefendi, lütfen geri çekilin,” dedi güvenlik Murata. Avucunu sakin ama kararlı bir set olarak kaldırdı. Bir diğer çalışan ise hemen resepsiyonu arayıp polis ve ambulans çağırdı.
Elif tuvalete doğru kaçmaya çalıştı ama ikinci güvenlikçi yolu kesti, Elifin özgüveni ise elindeki makastan bile kısa kaldı.
Merve, yaralı mısın? dedi Murat, sesi titreyerek yanıma diz çöktü, gelinliğimin eteklerine dikkat ederek. Ben kafamı salladım; henüz bir yara yoktu ama göğsümün içinde çürük gibi bir şok vardı.
Elif bir kez daha atıldı, bu sefer çaresizce. Fakat güvenlikçi bileğinden yakaladı, makası yere düşürecek kadar çevirdi. O makasın fayansın üstünde çıkardığı ses resmen silah patlaması gibiydi.
Bağırmaya başladı. Sanki mağdur oymuş gibi çırpınıyor, bana olmadık hakaretler sayıyorHırsız, sahtekar, cadı!Murat ise ona baktı, sanki insan görmüyormuş gibi.
Polis birkaç dakika içinde geldi. Şişeyle, kanla, makasla odaya bakınca hemen herkesi ayırdılar. Parametikler solunumu kontrol ederken ifademi aldılar.
Tir tir titriyordum, paramedik omuzlarıma battaniye sardı. O an, gecenin soğukluğu ve yaşadıklarımın ağırlığı üzerime çöktüo an neredeyse ölüme ne kadar yakın olduğumu hissettim.
Elif hâlâ Yanlış anlaşıldık, diye diretiyordu ama sahneyle anlattıkları tutmayınca, polis otel güvenliğinden kamera kayıtlarını istedi. Çünkü kamera varsa, gerçek çok daha hızlı bulunur.
Polis memuru parfüm şişesini, komodinin üstündeki kırmızı pudra kalıntısını, makası fotoğrafladı ve delil torbasına koydu. Bir diğeri ise Elife haklarını okudu.
Murat elimi öyle sıkı tuttu ki, nabzı parmaklarımda atıyordu. Kulağıma hep aynı cümleyi fısıldadı: Buradasın, güvendesin. Sanki tekrar tekrar söylemek, dünyamı yeniden bir araya getirecekmiş gibi.
Polis Elifin çantasını arayınca, aynı kırmızı tozdan birkaç paket daha, küçük bir bıçak, lateks eldivenler ve gece sık yazan, oda numarasıyla not buldular.
Elifin yüzünden bütün rengi çekildiçünkü delil, asla korkutamayacağın tek tanıktır. Rolü, inceden delile çarpınca öfkeye dönüştü, o an odadakiler ona artık inanmıyordu.
Polisler onu kelepçeyle götürdü. Hâlâ, Muratın kendisinin olduğunu, adımı lanet gibi bağıra bağıra… Koridorun misafirleri ise şok halinde olan biteni izliyordu, en iyi arkadaş maskesinin düştüğünü yeni fark etmiş gibi.
Adrenalin çekilince dizlerimin bağı çözüldü, Muratın göğsüne sarılıp hüngür hüngür ağladım. Zayıflıktan değil, ölümün ne kadar yakınından döndüğümü vücudum yeni idrak ediyordu.
Hastanedeki beyaz ışıklar gözümü alıyordu, doktor fiziksel yaralarımın çoğunun düşmekten ve şoktan kaynaklandığını söyledi. Ama travmanın röntgende görünmediğini, kemik kırığı gibi sinsice içinde büyüdüğünü de ekledi.
Murat gece yarısı annemi aradı ve telefondaki annemin sesi, hem yas hem öfkeydi. Bilirsin, Türk annesi ihaneti kokusundan tanır, dumanı görmeye ihtiyacı olmaz.
Sabaha karşı polis tekrar gelip Elifin telefonuna el koymak için mahkeme kararı getirdi. Dedektif ciddi şekilde, bulduklarının sırf kıskançlık değil, önceden planlanmış tehlikeli bir komplo olduğunu anlattı.
Elifin telefonunda, Hoca K adında kaydedilmiş bir adama haftalardır gönderdiği mesajlar vardıbüyüler, kanla ritüeller, zamanlama hakkında… Düğün programımı harita gibi paylaşmış.
Başka birine, D. olarak kaydetmiş, sesli mesaj atıyor: Merveyi ortadan kaldıracağım, sonra avuntu olmak bana kalacak, diyor; ardından Muratı teselli edenin de o olacağını söylüyordu.
Dedektif, işin cinayete teşebbüs, silahlı saldırı ve suça iştirak olabileceğini söyledi. Muratın çenesi sıkılandı, öfkeyle yutkunur gibi.
Kana niye parfüme kattı? diye sordu Murat. Memur, Batıl inanç mı, manipülasyon mu, ama önemli olan niyet ve planlı hareket; niyetin sebebi önemini yitiriyor dedi.
Kapı açıldığı anı kafamda bin kez döndürdüm. Keşke açmasaydım diyorum, bir yanım da iyi ki açtım diyor; hayatta kalınca insanın beyni kendisiyle didişip duruyor.
Murat hastanede başucumdan hiç ayrılmadı, yemeden bana yedirmedi. O an anladım; ben sadece sevgiyle değil, inatçı bir varlığın güveniyle evlenmişim.
Bu sırada düğün fotoğrafları internette dolaşmaya başladı. Elifin dans videolarının altına gerçek dostluk yazanlar oldu. O gülümsemelerin kamuflaj olduğunu bilmedikleri için, mideme kramp girdi.
Annem hastaneye başörtüsünü ve şalvarını savaş zırhı gibi kuşanarak geldi, avuçlarının arasına yüzümü aldı, ihanete karşı dua gibi mırıldandı.
Babam daha sessizdi ama Elifin itiraflarının çözülmeye başladığını duyunca, hemen aile avukatımızı aradı. Çünkü bazı savaşlar kanunla verilir, ellerinle değil.
İki gün sonra polis bize kamera kayıtlarını izlettirdi. Elifin oda kartımla süite girdiğini, orada nasıl beklediğini, her hamlesini planlı gibi yürüdüğünü ekrandan izledik.
Bunu görmekte içimde bir şey kırıldı. Artık şüpheye yer kalmamıştı; gerçek duygudan, muğlaktan, belkiden çıkıp gözler önüne serilmişti.
Elifin ailesi de gelip etki altındaydı diyerek, suçu çevresine ve büyüye attı, kendi suçunu kabullenmediler. Murat ise buz gibi sakinliğini korudu.
Sessizce kapatırsak bu işi, başkaları da aynı yoldan devam eder, dedi Murat. Annem de yıllardır bu cümleyi bekliyormuş gibi başını salladı.
Dedektif sonra, Elifin gözaltındayken mesajları silmeye çalıştığını ama adli bilişimin hepsini kurtardığını söyledi. Özür mektubu da varmış, en sonunda Affetmezsen ölürsün diye bitiyor.
O zaman anladım ki bazı insanlar, iyileşmek için değil, tekrar hayatına sızmak için özür diler. En tehlikeli gözyaşı, sana merhametinin anahtarı olarak kullanılanlardır.
Bir hafta sonra eve taburcu oldum ama ev bana farklı geldi. Artık kapıları iki kere kilitlemeye başladım, güvenin fişi çekilmiş gibiydi.
Murat balayını gözünü kırpmadan iptal etti. Ben mahcup olup Her şeyi mahvettim, dediğimde ise yüzümü avuçlarıyla tuttu ve Sen bir şey mahvetmedin, hayatta kaldın, dedi.
Otel resmi bir özür mektubu ve tazminat önerdi ama Murat, Parayla sorumluluk olmaz, diyerek parayı kabul etmedi ve otelin polisle tam iş birliği yapmasını, güvenliği artırmasını şart koştu.
Duruşmada Elif sade bir elbiseyle, gözleri boş ve masum görünmeye çalışıyordu. Ama savcı, onun kendi elleriyle yazdığı mesajları yüksek sesle okuyunca, kelimeleri makastan bile keskin geliyordu.
Hakim kefaleti reddedince mahkeme salonu hep birden rahatladı. Adalet bazen nefesin geri gelmesi gibi, kutlama değil ama omzunda ağırlık aza iniyor.
Polis, mesajlarda adı geçen bir nedimeye daha ulaştı. O da baskı altında bana sabotaj yapacağını, ama işin cinayete varacağını hiç düşünmediğini itiraf etti.
Bu itiraf suratımda tokat gibi patladı. Çünkü kötülüğün asistan bulması bazen çok kolay, bir şaka başlar, biri sürekli iter ve bir bakmışsın işler kopmuş.
Psikoloğum sonradan İhanet travması insanın iç yazılımını bozar, iyi niyete şüpheyle yaklaşırsın, dedi. En çok da Elifin, yumuşak kalbimi de çalmasından nefret ettim.
Muratla küçük rutinlerle yeniden başladık her şeyesabah çayları, akşam yürüyüşleri, korkusuz dualar, aceleye gelmeyen sohbetler… Huzurun korumaya değer olduğuna içten inanmaya çalıştık.
Bazı arkadaşlarım hikaye karışınca çaktırmadan kayboldu. Düğünün ışıltısı vardı onlarda, sonrası hoşlarına gitmedi. Kim ışıkta benimle, kim yaralarımda belli oldu.
Annem bir gece karşıma geçti: Düşman yüzünü gösterir, ama sahte dost gülüşün ardında saklanır, dedi. O zaman anladım; neden büyükler lafı hiç bıkmadan tekrarlar.
Aylar geçti, dosya kapanıp karar tarihi belli oldu. Rahatladım ama aynı anda yas da tuttum. Çünkü bir dostunu nefrete gömmek, öldürmek isteyen de olsa, hala kayıptır.
Sonunda ertelediğimiz balayında, Muratla sakin bir otelde balkonda el ele gün doğumunu izlerken, kendi kendime fısıldadım: Şarj aletini unutmasam şimdi yaşıyor olmayacaktım, dedim. O da başını salladı.
Artık buna şans demiyoruz dedi Murat, buna kısmet diyoruz, ve bunu korumak zorundayız. O anda, düğünden beri ilk kez göğsümdeki düğüm gevşedi.
Dava ise düğünden altı ay sonra başladı. O süre zarfında manşetler unutulmuştu ama benim için hikaye bitmemişti. Trauma haber döngüsüne veya sosyal medya modasına uymaz.
Mahkeme salonuna girmek, düğün yürüyüşünden daha ağırdı. Çünkü bu defa kutlamaya değil, bir zamanlar dostum dediğim gerçeğe yüzleşmeye gidiyordum.
Elif önce gözüme bakmadı. Sonra göz göze geldik ve suçluluk aradım ama hâlâ bir taktik hesap, vicdan değil… Suçunu hafifletmeye çalışıyordu.
Savcı, düğünden haftalar önce Elifin toksinler, büyüsel ritüeller ve manipülasyon teknikleriyle ilgili internet aramalarını dosya dosya gösterdi.
Arama geçmişinin duvardaki yansıması yangın gibi parladı. Kimse sadakat zannettiği şeye gerçekte ne niyet yüklendiğini inkâr edemedi.
Murat yanımda parmaklarımı sıkı sıkı tuttu; Elifin küçük şişelerde karışım test ettiği, kokuyu değiştirmeden pudra nasıl eritilir diye evde deneme yaptığı ortaya çıkınca, midem bulandı.
Duyunca şunu fark ediyorsun; acımı değil, planını evde çalışmışbirinin acısına sahnede rol verir gibi, provalarını yaparsan, düşünce eyleme dönüşür.
Avukatı; kıskançlık kökenli duygusal çöküntü savundu. Ama savcı belgeleri, alışveriş fişlerini, ve Elifin yazdığı Düğünden sonra Muratı avutarak kuşkuyu temizle diye senaryoları gösterdi.
Bir dokümanda Aşama 2: Muratı teselli et, şüpheyi uzaklaştır, anlatıyı kontrol et yazmıştı. O an ürperdim; benim yasımı bile fırsat olarak kodlamış.
Elifin ailesi arka sırada sessizce ağlıyordu, bir an empati duymak istedim, ama hatırladım: Merhamet kendini harcamak anlamına gelmez.
Sıra bana geldi konuşmaya. Sesim ilk başta titredi; sonra kapıyı açıp parfümümün içine mezar tozu gibi kızıl pudra döküldüğünü anlattıkça güçlendi.
Salondaki herkes bir an için nefesini tuttu. Elifin Rahmin kurur, eşin ceset görür fısıltılarını tekrar anlattım. Korkunun tazeliği iliklerime işledi.
Abartmadım, çünkü sahici olan zaten yeterince ağırdı. Her detay, gözlerin önünde kendi kendine duruyordu.
Elif ifadem boyunca gözlerini kaçırdı; bir anlatı uydurmuş kendine: Haksızlığa uğramış, kötü biri değil, sanki.
Murat kendi ifadesinde beni yerde görünce ve Elifin elindeki makasını tarif ederken sesi iki büklüm oldu. Tek istediği intikam değil, sorumluluktu; yoksa sessizlik aynı şeyleri tekrar getirir.
Adli uzman, tozun zehirli olmadığını ama kanla karıştığında, ciddi alerjilere ve enfeksiyonlara sebep olabileceğini açıkladı. O an anladık ki, batıl inanç veya büyü diye bile olsa, fiziksel risk can yakacak cinstendi.
Hakim taş gibi bir yüzle dinleyip arada not aldı, arada Elife, insanlık izi arar gibi baktı.
Günlerce süren ifadelerden sonra karar açıklandı: Birden fazla suçtan suçlu sözü tokmak gibi salonda yankılandı.
Elif o an ilk kez gerçekten küçüldü, oynadığı bir rol olarak değil; bitkin bir teslimiyetle. İçimde ne zafer, ne nefret; sadece tükenmiş bir kapanış hissi vardı.
Ceza: Yıllarca hapis, zorunlu psikiyatri değerlendirmesi ve kalan ömrüme yaklaşmaması için sürekli uzaklaştırma kararı.
Gardiyan onu götürürken, bir kez arkaya baktıözür için değil; sanki başına gerçek sorumluluk geleceğine inanamayarak.
Dışarıda gazeteciler vardı ama Murat nazikçe koruyup, Adalet yerini buldu, şükür, deyip arabaya bindirdi.
Sonraki haftalarda insanlar bana farklı yaklaştı; bazıları başından geçen göre acıyan gözlerle, bazıları da bana benzer ihanet hikayelerini ilk kez fısıldadı.
O zaman anladım; yalnız değilim. Pek çok kadın, gülümsemelerin ardına saklanmış kötülük ve suskunluğun açık kapı bırakmasına maruz kalmıştı.
Bir gün kilisede genç bir kadın sessizce beni kenara çekip, Sanırım arkadaşım nişanımı baltalamaya çalışıyor, dedi. Ağzından çıkan sorumluluk bir anda omuzlarımda ağırlaştı.
Ona panik yapma, belgeleri koru, sınırları sessizce inşa et dedim. Çünkü bazen önlemek, en güçlü silahtır.
Murat beni daha içe dönük, detay paylaşmada daha dikkatli görünce, Tecrübeye dayalı tedbir paranoya değildir diye teselli etti.
Evlilik öncesi danışmanlığı yeniden başlattık; evliliğimiz bozuk diye değil, yaşanan travma başlangıcı bölmüş olduğu için, gücümüzden büyümek istedik.
Terapistimiz Ölüme yakın anlar çiftleri ya güçlendirir ya da böler, dedi. Biz ise bilinçli şekilde büyümeyi seçtik.
Ertelenen balayında, denize karşı otururken dalgalar her zamankinden gürültülüydühayat, ne fırtına, ne dert olursa olsun, sürekli yoluna devam ediyor.
Bir akşam Murat, Hala Elifi özlüyor musun? dedi. Şaşırtıcı bir şekilde evet dedim. Çünkü kayıp ve ihanet arasında yas tutmak ayrım yapmaz.
Özlediğim, sandığım Eliftisırlarımı bilen, küçücük esprilere gülen o dost… Onun hayaline elveda demek, başka bir dostu toprağa vermek gibiymiş.
Ama anladım ki, hayale tutunmak tehlikeyi davet ediyormuş. Büyümek, bazen hiç var olmamış bir şeyi yas tutmak demekmiş.
Evde, sosyal çevremi sessizce sadeleştirdim. Dedikoduyla beslenenlerden uzak durdum, gerçekten hesap verebilir ve samimi olanlara yaklaştım.
Annem Güven, azar azar verilir, toptan ve denemeden sunulmaz. Gerçek bilgelik ve yara birlikte gelir, derdi; şimdi daha iyi anladım.
Murat, evin her köşesine ek güvenlik sistemi taktırdı; korkudan değil, başımıza gelebileni unutmadığımız için.
İşe yavaş yavaş döndüm, uzaktan bakıp merak eden iş arkadaşlarına fazla ayrıntı vermeden dürüstlükle yanıt verdim. Bu hikayem, meraktan izlenen bir gösteri değildir.
Geceleri bazen o kırmızı tozun şişeye dökülüşünü tekrar tekrar gördüm; kalbim ağzımda uyandım. Murat hep yanımda, sabırla içimi rahatlattı.
İyileşme, öyle destansı değil, sinsice gelir: Fırtınasız sıradan günler, sakinliğin en kıymetli hali olur.
Bir yıl sonra, sadece en yakınlarımızla sahil kenarında bir yenileme töreni yaptık. Geçmişi silmek için değil, hayatta kaldığımız için kendimizce bir kutlamaydı.
Muratın nikah tazeleme sözü, sanki krizle yoğrulmuştu: Sadece sevmek değil, aynı zamanda uyanık ve ortak koruma vaat ediyordu.
Güneş batarken başını omzuma yasladığında düşündümşarj aletini unutmak tesadüf değilmiş; bazen tehlikeye akan yolu, görünmez bir el kesiyormuş.
Şimdi, başıma gelenleri sadece şans diye değil; yaşamı görünmeyen bir lütuf olarak görüyorum.
Her kadına, her gelinlik giyen insana içten tavsiyem: Sevincinin etrafında gülenlere dikkat et ama yine de iyi kal; çünkü ayırt etmek, yaşanmışlığın öğretisidir.
Bugün Murata masada bakarken içime hem sevgi hem şükran doluyor; çünkü bizi birlikte tutan şey sadece aşk değil, karanlığı birlikte aşma cesaretiydi.
Şimdi Elifin adı sohbetlerimizde neredeyse hiç geçmiyor; o artık hikayenin başlığında değil, bir sayfasında.
Yine de iyileşmesi için dua ediyorum ama artık mesafemi hem kanun, hem akıl koruyor; affetmek, kapılarını açık bırakmak değildir.
Ve her seyahatte çantama şarj aleti atarken ister istemez gülümsüyorum; bir kablo, bir ölüm planını koparmıştı.
Bizim masal gibi başlayan düğün, bir anda tanıklığa, sesim ise şimdi güçlü bir şekilde sınır, ihanet ve şefkatin önemine dönüştü.
Eğer bu satırları okuyan biri, çevresinde her şey mükemmel sanıyorsa biraz durup baksın, çünkü bazen hayatta kalmak, küçücük bir ayrıntıya dikkat etmekle başlar.




