Boşanma Sonrası Hayat
Elif, neden bu kadar inat ediyorsun? Annem Nerimanın sesi yine o bildik sabırlı ama üstten bakan bir tondaydı; sanki bir çocuğa çok bariz bir gerçeği açıklıyor gibiydi. İçimde bir sıkışma hissettim yine, annemin bu sesine alışkındım. Cem harika bir adam. Yakışıklı, akıllı, maaşı yüksek, evi arabası var. Daha ne istiyorsun?
Çorba karıştıdığım kaşığı bir kenara bırakıp başımı kaldırdım. Ellerim hafifçe titredi; hemen masanın altına sakladım ki annem fark etmesin diye.
Anne, beni aldattı, dedim, sakin ama kararlı bir sesle gözlerinin içine bakarak. Üstelik bir defa değil, defalarca. Altı aylık evliliğimizde elimde öyle çok delil birikti ki hakim uzlaşma süresi bile tanımadı. Düşünsene, tanımadığımız bir insan bile bu evlilik kurtulmaz diyebildi!
Ne olmuş yani? Annem omuz silkip önlüğünü düzeltti, sanki üzerinde konuşmaya bile değmeyecek ufak bir detaymış gibi. Erkek milleti böyledir, unutma. İyi bir eş olsaydın böyle şey olmazdı! Biraz kendine yatırım yapmalıydın. Bir kursa yazıl, spor salonuna git, saçını başını değiştir mesela. Ama sen hemen boşanıp kaçtın!
İçimde tarif edilemez bir yorgunluk yükseldi. Son iki haftada onuncu kez aynı tartışmanın tavsiye kısmına gelmiştik. Boşandıktan sonra annemin evine taşındım rahmetli babaannemden kalan kendi dairemde kiracılar vardı, çıkmalarını bekliyordum. O daireye geçip kendi alanımı, ölüm sessizliğini, gerçek özgürlüğümü inşa etmeyi hayal ediyordum.
**************
Zil ansızın çaldı, hem de o bildik ısrarcı tonda; hemen tahmin ettim Cem, yine o. Kalbim yerinden sökülüyor gibiydi, ellerim avuç avuç terledi. Annem, bir terslik olsun diye mi bilmem, her defasında onu da çağırıyordu eve; sanki benim sancım, huzursuzluğum yokmuş gibi.
Kızım, Cem gelmiş! Neriman duvardan başını uzatarak neşeyle seslendi, ifadesi neredeyse çocukça bir sevinçle aydınlanıyordu. Durma, gir içeri, oğlum! İçeriye doğru bağırdığında öyle bir misafirperverlik vardı ki, insanın midesi bulanırdı.
Kaşığı öyle bir sıktım ki kemiklerim parmaklarımda ağarmıştı, soğuk metal avucuma gömüldü. Boğazıma bir yumru oturdu, göğsümde kapanan bir baskı
Anne, konuşmak istemiyorum onunla, dedim usulca, sesimi titretmemeye çalışarak.
Kimseye sormadım zaten! dedi aniden gergin bir tonda. Burası benim evim, kimi istersem çağırırım. Sen burada misafirsin, kurallara uyacaksın.
Gözüm doldu, ama yutkundum, ses etmedim. Sessizce masadan kalkıp neredeyse bardağı devirecek şekilde yerimden doğruldum, annemle aynı anda evin girişinde ayakkabısını çıkaran Cemin önünden hızlı hızlı geçip balkon kapısına yürüdüm. O bildik kolonyalı kokusu, keskin ve odunsu tonda bir koku, burnuma dolup midemi bulandırdı.
Elif, bir dakika! Arkadan seslendi eski kocam; sesi yapmacık bir şefkatle doluydu, bu da öfkemi daha da körüklüyordu.
Cevap vermedim. Hızla kapıyı açtım, balkona çıktım, neredeyse kapıyı çarparak üstüme kapattım. Soğuk anında boğazıma, omzuma yayıldı ama umurumda bile değildi. Parlak beyaz binalara, seyrek ışıklı pencerelere, koşturup giden bir adamın minik siluetine baktım. Aşağıdan çöp kamyonunun gürültüsü geliyordu, karşı apartmandan cıvıl cıvıl müzik o anda da bana en çok acı veren ironiydi bu huzurlu neşe.
Yeter ki hemen gitsinler dedim içimden, ince hırkama sarılarak. İçeriden annemin mutlu sesiyle Ceme bir şeyler anlatmasını, çatal bıçak seslerini, akan suyu ve annemin umarsız kahkahasını duydum. O an kendi başıma topuklarım titrer halde dikilmek çok ağır geldi.
Zaman sanki dondu. Parmaklarım buz oldu, kulaklarım yandı, omuzlarım titredi. Eve dönmeyi istemiyordum. Derin bir nefes aldım, kendimi yatıştırmaya çalıştım. Gözlerimi kapayıp şehir sesine, arabalar uğultusuna, uzaktan gelen konuşmalara, hiç olmazsa başka bir şeye odaklandım.
Birden arkamdan kapı kırt etti, az ama net bir ses. Döndüm ve balkonda Cemi gördüm.
Elif, İki adım geride durdu, elleri cebindeydi, eğilerek gözüme bakmaya çalıştı. Oturup adam gibi konuşalım mı?
Konuşacak bir şeyimiz yok, dedim, başımı çevirerek sokaktaki yağmur damlalarını izleyerek.
Bak, Bir adım daha yaklaştı, varlığını tüm hücrelerimde hissettim. Yaptığım hataların farkındayım gerçekten. Değiştim. Bir şans daha verelim. Her şey çok farklı olacak, bunu sana söz veriyorum.
Düzgün bir özür bile dilemedin, diye karşılık verdim, içimden öfke volkan gibi yükseldi. Tek istediğin alıştığın düzene geri dönmek. Sen değişmedin, Cem. Sadece eski rahatına kavuşmak istiyorsun.
Ama
Yeter! Onu yarıda kestim, sesim sertleşti, kendime ilk defa şaşırdım bu kararlılığa. Artık sözlerine, vaatlerine ihtiyacım yok. Benimle olamayan, bana saygı duyamayan bir adam istemiyorum hayatımda. Kendi isteğini benim hakkımdan üstün gören bir adamla ilgilenmiyorum.
Kapı koluna asıldım ama kilitliydi. Tabii ki, annem yine iş başında!
Anne! diye haykırdım o an, kendimi bile tanıyamadığım bir çöküntüyle. Aç kapıyı!
Bir dakika sonra dışarıdan anahtar sesi geldi, Neriman kapıyı açtı, parlak bir gülümsemeyle balkona çıktı. Üzerinde vişne desenli önlük, elinde buharı tüten bir çay bardağı
Hadi çocuklar, burada mı donacaksınız? bardakları küçük balkona koydu, masa örtüsünü düzeltti. Yemekler hazır, mızmızlanmayın. Meyan çayı demledim, en sevdiğinizden.
Annemin gözlerinin içine bakmadan hızla mutfağa geçtim. Öfkeden, kırıcılıktan yalnızca Ceme değil anneme de küplere biniyordum. Hayatıma böylesine hoyratça müdahale edip duyguma, seçimine hiç saygı göstermiyor, acımı umursamıyordu.
Anne, koridorda durup yüzüne baktım, lütfen yeter. Cemi görmek istemiyorum. Onu tekrar çağırmanı istemiyorum. Bu benim hayatım, en doğrusunu ben bilirim.
Elif, omzuma dokundu annem, bu dokunuş bana yabancı geldi. O pişman. Erkekler hata yapar, anlayış göstermek gerekir. Biraz daha yumuşak olsan, biraz esnek davransan
Gözlerimi kapayıp ona kadar saydım. Tartışmanın faydasız olduğunu biliyordum ama göz pınarlarım yine doldu. Kendi odama geçtim, kapıyı sımsıkı kapattım. İçerisi havasız, ağır ağır karanlık Elim titredi, yumruk yapıp dizime yasladım sakinleşmek için.
Mutfaktan anneyle Cemin sesleri hala geliyordu. Annemin sesinde, bana on dakika önce evi benim evim, kuralım bu! diye hatırlatan tonundan hiç eser kalmamış, neredeyse zafer kazanmış gibi sevinçliydi. Cemin tonu ise bildik şekilde, ben ona iş yerinde ya da bir arkadaş ortamında yakalayıp hesap sorduğumda kullandığı yumuşak, ikna etmeye çalışan gizli alaycılıkla doluydu.
Nasıl hâlâ buraya gelebiliyor? diye düşündüm, ellerim avcumun içinde yaralar açana kadar sıktım. Altı ayda üç kere işinden arkadaşım diyerek bahsettiği kadınlarla yakaladım. Kaç kadın daha vardı gerçekten?
Bir süre sonra sesler kesildi, kapı tık dedikten sonra çıktım. Mutfakta hâlâ nane ve vanilya kokusu, annemin fırından sabah çıkardığı kekin davetkâr kokusu Bir an için çayın yanına oturup çocukluğumdaki gibi olmak istedim ama kendimi frenledim.
Kızım, neyin var yine? Annem bana çevirdiği gülümseme bu sefer yapmacıktı. Cem pişman, kendini affettirmeye çalışıyor. Ben de dedim ki, Elife göster bakalım değiştiğini.
Anne, değişmesini falan istemiyorum, gelmesini istemiyorum dedim; sesimde tükenmişlik vardı. Ben sadece kendimi toparlamak, taşınana kadar huzurlu yaşamak istiyorum. Bu çok mu zor?
Annem derin bir iç çekip önlüğünü sıyırdı, sandalyeye oturdu.
Çok kesin konuşuyorsun, kızım dedi, farklı bir ciddiyetle. Hayat siyah beyaz değildir. Cem hata yaptı, peki kim yapmıyor ki? Biraz daha gitseydin üzerine Belki biraz daha emek sarf etseydin Belki kendine daha iyi bakardın
Gözlerim doldu, kalbimin sıkıştan paramparça olduğunu hissettim.
Yani şimdi suçlu benim? dedim, sesim titredi. Ben mi sebep oldum aldatmasına?
Öyle değil, annem pencereden gökyüzüne bakarak kekeledi. Karı koca ilişkisi iki kişiye bağlı. Belki biraz fazla sert, mesafeli davrandın
O ise sadık kalabilirdi, dedim ve sesimin kararlılığına ben bile şaşırdım. Bir insana sadık kalmak bu kadar mı zor? Evlilik böyle başlar: sadakat, dürüstlük, güven
********************
Cem, sanki eski bir hayalet gibi her fırsatta karşıma çıkmaya başladı. Bazen çöp atarken apartman girişinde tesadüfen yakalıyor, avare bir gülümsemeyle dikiliyordu karşımda. Bazen kutular dolusu çikolata ve çiçekle kapımı çalıyordu: Geçerken uğradım, dese de biliyordum ki planlıydı.
Bir gün kırmızı güller ve çocukluğumda hastası olduğum vişneli çikolatalarla geldi.
Bunlar sana, dedi utangaç bir ifadeyle. O yüzündeki gamzeli gülümseme bir zamanlar hoşuma giderdi. Şimdi yalnızca yorgunluk halkaları, samimiyetsiz bir tebessüm görebiliyordum.
Sağ ol ama gerek yok, dedim, elim bile gitmedi güllere. Gelmeni istemediğimi söyledim.
Biliyorum, bakışlarını kaçırdı; bir anlığına saf bir mahcubiyet yansıdı. Ama bırakamıyorum. Sen benim için çok önemlisin.
Önemliydin, dedim sesimi toparlayarak, zorlanarak. Eskiden.
Bir süre durdu, başını eğdi, sonra kısa bir baş hareketiyle vazgeçti.
Anladım. Zorla güzellik olmaz. Affedersin, rahatsız ediyorum.
O esnada annem kapıdan çıkıp hemen Cemi kolundan tuttu.
Hadi içeri gel, Cem! dedi suni bir neşeyle. Kapıda mı kalacaksın? Elif, ayıp oluyor. Bu güzel çiçeklerin hakkı mutfakta sergilenmek
Anne, gidiyor zaten, dedim mümkün olan sakinlikle ama öfkeden yanıyordum. Ve o çiçekleri istemiyorum!
Saçmalama kızım, Annem bırakmadı, Cemin kolunda ısrarlı. Gel mutfağa, taze kek var. Kahve içeriz, sohbet ederiz.
Cem kararsızca içeri süzüldü. Direnmenin boşa olacağını anladım, tekrar odama çekildim.
Arkamdan annemin sesi:
Bak, biraz alttan al, onun da gururu var. Sen de çok sinirlisin. O pes etmesin, devamlı gelsin, bir gün takdir edersin sabrını.
Ellerimle kulaklarımı tıkasam da, lafları zihnimi zehirledi. Haykırmak, dökmek, acımı anneme anlatmak istiyordum. Ama onun yerine defterimi açıp bir şeyler karalamaya başladım. Garip, biçimsiz desenler çizerken yavaşça içim toparlandı.
*************
Aylar geçti. Kendi evime çıktım, işime daha yakındı. Yeni arkadaşlar edindim, zaman zaman onlarla kafeye gittim. Hafta sonları yoga kursuna başladım. O seanslar bana sadece bedensel değil, ruhsal güç de verdi. Sabahları ağaç pozu yaparken köklerimi yeniden ektiğimi, geçmişi saldığımı hayal ediyordum.
Bir gün dersten sonra yoga hocamız Orhanla lafa daldık. Birkaç yaş büyüktü, huzurlu bir yüzü ve güven verici bakışları vardı. Numara değiştik, birkaç kere çay içtik.
Orhan, Ceme hiç benzemiyordu. Abartılı iltifatlar ya da anlatamayacağı vaatler sunmuyordu ama yeri geldiğinde sadece orada olarak yetiyordu. Konuşmamı bekliyordu, gerektiğinde susup birlikte sessizliği paylaşabiliyorduk. Onun yanında asıl kendim olabildim; hatalarım, eksiklerim, olduğum gibi.
Orhandan ilk defa bahsettiğimde annem hemen gardını aldı:
Kim ki bu? Ne iş yapar? Nerede oturuyor? Soru üstüne soru.
Yoga eğitmeni, dedim, içim buz gibi. Ofisime yakın bir stüdyoda çalışıyor. Komşu mahallede ev kiralıyor.
Hepsi bu mu? Alaycı bir büzüşme geçti yüzünden, Ne itibarı, ne parası var. Tüm ömrünü kirada mı geçireceksin? Ya da adam senin evine mi taşınacak? Erkek mi besleyeceksin?
Anne, ne kadar kazandığı umrumda değil, dedim sabırla, gözlerinin içine bakarak. Orhan iyi biri, bana değer veriyor ve saygı duyuyor. Bu bana yeter.
Hıh, diye geçiştirdi annem, Cem de sana saygı duymuştu, ama kıymetini bilmedin. Sen hep abartıyorsun, zorlaştırıyorsun.
Annemin gözünde iyi bir koca, evi arabası olan, yüksek maaşlı, şişman olmayan kadın; iyi bir karı ise idare eden, affeden kadın Artık biliyordum, onu değiştiremeyecektim.
Orhanla ilişkim yavaş ve dingin ilerledi; zamanla kendime yeni bir hayat kurabileceğime inancım arttı. Birlikte yürüyüşe, yemeklere gittik, hayallerimizi paylaştık. Yanımda olması yetiyordu.
Altı ay sonra bana evlenme teklif etti. Baharda, parktaki bir bankta avucumu tutup
Elif, bir ömür birlikte olmak istiyorum. Benimle evlenir misin? dedi.
Gözlerinde huzur, samimiyet, güven İçimde unutulmuş bir sıcaklık doğdu.
Evet, diye fısıldadım gülümseyerek. Evet, kabul ediyorum.
Anneme bahsettiğimde tabii yeni bir kriz çıktı.
O adamla evlenemezsin, kapı girişinde elleri kolları bağlı karşımda dikiliyordu. Büyük hata ediyorsun. Sen göremezsin kendi önünü. Hep böyle inatçıydın işte!
Anne, karar verdim. Kabanımı giyerken kalbimde ilk kez korkudan çok yeni bir cesaret vardı. Ve mutluyum. Bu yetmez mi?
Yetmez, dedi annem keskin bir şekilde. Kıymet bilmeyeceksin, elindekini çöpe atacaksın, anlarsın gerçeği bir gün!
*************
Düğün sade oldu. Bizim istediğimiz gibi. Her iki taraftan birkaç yakın akraba ve dost Elbisen bile sade, Orhan lacivert takım elbise ve çizgili bir kravat taktı. Nikah memuru eş olmayı kabul ediyor musunuz dediğinde, hayatımda ilk kez kendi seçimime şahitlik ettim.
Annem düğüne gelmedi; beyaz zambaklar ve üzerine siyah kurdeleyle Umarım aklın başına gelir yazılı kart yolladı. Uzun uzun onlara baktım sonra bir köşeye bıraktım. İçimi sızlattıysa da üzülmemeye çalıştım.
Bir sürpriz daha vardı: Annem Cemi davet etmiş! Orhanla kol kola nikah dairesinden çıkarken kapıda onu gördüm. Ellerini cebinde, donuk bir ifadeyle bakıyordu. İçimde bir buruk his, ama eski acı yoktu.
Ne işin var burada? dedim, içsel huzurum bozmadan.
Annen söyledi, omuzlarını silkti, yorgun bir teslimiyetle. Hata yaptığını, ama geri dönmeye gururun izin vermediğini söyledi.
Annem çok şey söylüyor, Orhan sakince elimi tuttu. Onun elleri sıcaktı, güven verdi. Ama anneler her zaman haklı olacak değil.
Boş verin, dedi Cem, sinsi bir gülümsemeyle bana döndü. Eğer varsıllıktan sıkılırsan, beni ara. Hiçbir şart koşmam, yine kabul ederim.
Ve arkasına bile bakmadan gitti, içimizi bulandırdıktan sonra.
Düğünden hemen sonra yeni bir şehre taşınmamız için iş teklifi aldık kalabalık, enerjik, umut vaat eden bir yer. Hiç düşünmeden gidiyorum dedim. Yeniden başlama şansım vardı, geçmişin izinden uzak, kendi hayatımı kendi bildiğim gibi kurabilmek için.
Gitmeden önce annemi son kez görmeye gittim. O, pencereye dönmüş, suskun, uzaklara bakıyor.
Anne, biz gidiyoruz, dedim kapıdan. Ülkenin bir ucuna yerleşeceğiz.
Ne olmuş yani? dedim Neriman, camdan ayrılmadan, sesi kısık. Sorunlarından mı kaçıyorsun?
Hayır, dedim kararlılıkla. Ben mutluluğa gidiyorum. İstersen hayatımda yerin olsun. Ama bana saygı gösterirsen.
Aniden bana döndü. Gözlerinde kırılmışlık ile öfke var, alnında damarlar kabarmış. Ellerini göğsünde kavuşturdu, aramıza duvar çekti sanki.
Saygı mı? Sesi yükselip mutfağı çınlattı. Sen yoga eğitmeniyle şehrin öbür ucuna kaçıp bana mı saygıyı anlatıyorsun? O adam ne verecek sana? Güvenli bir gelecek mi?
İçimde gene o ağırlık arttı. Kaç defa anlatmaya çalışmıştım ki; mutluluk sadece para, statü, ev araba değil! Derin bir nefes alıp bakışımı anneme sabitledim.
Orhan harika bir insan, dedim net bir sesle. Yanımda olduğunu hep hissettirdi. Saygı duydu, güvendirdi. Cemden görmediğim huzuru ondan buldum. Huzur anne, her an diken üstünde olmayacağım bir hayat
Huzur? Annem acı acı güldü. Kiracı kal, tanımadığın şehirde çalış, olur mu öyle mutluluk? Cem istediğin her şeyi verecekti, araba, ev, yaz tatilleri Sen ise inatla her şeyi bir kenara itiyorsun!
***********************
O gece annem Orhana telefon etti. Ben kutu kutu eşyaları yeni evimiz için kolilerken Orhanın telefonu çaldı. Numara bilinmiyordu. Bir süre açmadan baktı.
Orhancığım, dedi annem alışık olmadığım bir yumuşaklıkla. Kızımı düşünmeden karar veriyor, duygu seliyle Emin misin, doğru mu yapıyorsun? Yakında pişman olur ama çok geç olur.
Orhan sessizce, sinirini saklamaya çalışarak dinledi.
Kızım hâlâ Cemi unutamadı, sadece gurur yapıyor. Sen geçici bir çıkışsın. Kendi hayatını bu uğurda yakma, oğlum.
Neriman Hanım, diye söze girdi Orhan, sesi sakin ve kararlıydı. Elifi sanırım sizden daha iyi tanıyorum. Yanımda ne kadar değiştiğini, özgüven bulduğunu gördüm. Hem ben ona güveniyorum.
Ah evladım, annem alaycılığa döndü. Hiçbir kadın yabancı bir şehirde, dostsuz, alışkanlıklarından uzak mutlu olamaz. Bir süre sonra yuvayı, evini, Cemi arar. O zaman yanında kim olur? Elbette yine Cem!
Orhan derin bir nefes aldı. Elifin yüzünü, gülüşünü, ciddileştiğinde çatılan kaşlarını, başını geriye atıp gülerkenki halini hatırladı. Ona duyduğu sevgiyle cevap verdi.
Bu konuşmayı bitirelim, dedi kesin bir ifadeyle. Elif yetişkin bir kadın, kararını verdi. O seçimini yaptı ve ben de onu asla yarı yolda bırakmam.
Telefonu kapattı, içinde az acı, çok kararlılık Zavallı Elif, böylesi bir anneyle büyümüş olmak hiç kolay değil.
*************
Sonraki gün anneme tekrar uğradım bu sefer helallik için, belki olumsuzlukları bir kenara bırakabilmek için. Yanımda onun çocukluğunda sevdiği bisküvilerden bir kutu vardı, ayrıca bir demet papatya aldım Basit, samimi, içten.
Ama karşılamasında yine eleştiri vardı.
Biraz düşünemez misin? Mutfak masasının örtüsünü düzeltirken gerginlikle dolaşıyordu. Bir ay kal bari. Düşünmekten kaçma. Belki yorgunsun, kafan karışık
Anne, kararımı verdim, omuzlarım düşüktü. Her şeyimizi kurduk. Evin anahtarı elimizde, işimiz ayarlandı Orhan stüdyoda çalışacak, ben de yeni iş yerimde başladım bile.
Her şeyini o mu ayarladı? Birden durdu, gözleri parlıyordu; ne sinirden ne de gözyaşından anlayamadım. Seni yanına mı bağlamak istiyor? Burada olsan, gözümün üstünde yerin var. Cem de bakardı. Ama orada onun eline bakacaksın!
Donup kaldım. O kadar absürt, o kadar adaletsiz ki Konuşamadım. Annemin gözlerinin içine baktım; tanıdık biri değil yabancı biri gibiydi.
Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? dedim neredeyse fısıltıyla. Orhan mı kendine bağlamak istiyor beni? Gerçekten mi?
Elbette! Ellerini göğsünde kavuşturdu. Erkekler hep böyledir. Cem en azından dürüsttü. Bu çocuk ise iyi niyetinin arkasına saklanıyor.
Yeter, Gözlerim yanmaya başladı, boğazım düğüm düğüm oldu. Artık yeter! Sürekli verdiğim kararlarımı sorgulaman, sürekli beni suçlu göstermenden bıktım! Ben sadece mutlu olmayı hak ediyorum!
Arkamı döndüm, çıkarken annem koluma yapıştı, acı verecek kadar sıkı
Dur, dedi ilk kez gerçek bir çaresizlikle. Ana yüreği işte Ben sadece iyiliğini istiyorum.
Benim için en iyisi, benim seçtiğim şey Elif gibi hissettim o an Orhanı ve onunla kurduğum yaşamı seçiyorum. Seni ise, bana sürekli baskı uyguladığında değil, olduğum gibi sevdiğinde hayatımda isterim. Bunu veremiyorsan şimdilik görüşmeyelim. Herkese alan lazım.
Nasıl istersen, pencereye döndü annem, sırtı titriyordu. Aklın başına gelirse, nerde olduğumu biliyorsun.
Birkaç saniye öylece kaldım; onun omuz bağını, gri saçını, parmaklarını pervaza kenetleyişini izledim. Yaklaşıp sarılmak, her şey güzel olacak demek istedim Ama bunun bir yalan olduğunu biliyordum. Sadece sessizce kapıyı çektim. Cebimde yeni telefonum, anneme vermeyeceğim numara. Belki bir gün yine konuşuruz, ama şimdi kendi alanıma, özgürlüğüme ihtiyacım var.
Hayatımda ilk kez, bir kadın yüzünden değil, kendim için nefes almış oldum. Herkesin mutluluğu, kendi bildiğini seçmesinden geçiyor. Annemi affetmek için değil, kendimi özgür kılmak için gitmeliydim.
Ve şunu öğrendim: Kendi yaşamını başkalarının değerleriyle değil, kendi doğrularına göre şekillendirmek, en büyük cesarettir.




