Bir motosikletli, 31 yıl önce kaybettiği kızını sonunda buldu, fakat kızı onu gözaltına alan polis çıktı… Kız babasına kelepçe takarken, babası üzerinde kendi isminin yazılı olduğu rozete bakıyordu… Ve o an baba öyle bir cümle kurdu ki, gerçekten tüylerim diken diken oldu…

49. Karayolu, öğleden sonra güneşinin hafifçe alçalmaya başladığı saatlerde neredeyse sessizliğe bürünmüş durumda insan, böyle zamanlarda güneşin ufka kaymadan hemen önce ortalığı saran huzur dolu sessizliği hisseder. Gökyüzü, sıcak bir kehribar tonuna bürünmüş; yol ise uzun bir şerit gibi önünde uzanıyor, Okan Karamana her virajı kadar tanıdık. Motosikletin tekdüze homurtusu ona yıllardır eşlik ediyor sanki bu ritim, geçmişin peşinden tamamen gelmesine izin vermiyor.

Birdenbire, dikiz aynasında ışıklar çakıyor.

Kırmızı. Mavi. Net ve ısrarcı göz ardı etmek mümkün değil.

Okan, sakin bir şekilde yol kenarına çekiyor ve motorunu durdurup kontağı kapatıyor. İç çekiyor; neden durdurulduğunu tahmin ediyor. Arka far yine arızalı. Sabah tamir etmeyi planlamıştı, fakat zaman her zamanki gibi akıp gitmiş. Yaş ilerledikçe bazı alışkanlıklar değişiyor, bazıları ise yalnızlıkla birlikte yerleşiyor.

Yollara alışkın ama kalbini darmadağın eden sürpriz karşılaşmalara asla alışmak mümkün değil.

Kaskını çıkarmıyor, ellerini gidona bırakmış bekliyor. Çakıl taşlarında yaklaşan adımlar Emin, kararlı ve işi bilen.

İyi günler, beyefendi.

Ses sakin. Kadın, genç ama ciddi bir ton.

Neden sizi durdurduğumu biliyor musunuz? diye soruyor görevli.

Okan, hafifçe başını sallıyor.

Muhtemelen far yüzünden, sesi boğuk, yollarla ve rüzgarla yoğrulmuş bir adamın sesi.

Doğru. Lütfen evraklarınızı görebilir miyim?

İç cebine elini uzatıyor, parmakları hafifçe titriyor, cüzdanını çıkarıp belgeleri veriyor ve ancak sonra bakışlarını kaldırıyor.

İçinde bir şey kırılıyor, zaman duruyor adeta.

Polis memuru, hemen karşısında. Üniforması tam oturmuş, dimdik. Göğsünde, batan güneşin ışığında parlayan bir rozet var. İsim kartında okunan isim: Memur Derya Yalçın.

Derya.

Bu isim, kırmızı-mavi ışıklardan daha derin bir etki bırakıyor.

Göğsü daralıyor, nefesi kesikleşiyor. Belleğinin ona bir oyun oynadığını, belki de pişmanlığın ona bir tesadüf süsü verdiğini söylemeye çalışsa da, gözleri kendini ele veriyor.

O bakışlar Annesinin annesinin gözleri. Herkesten farklı; karanlık, dikkatli ve sadece birini izlerken kısa anlarda ortaya çıkan bir yumuşaklık var o bakışta.

Sol kulağının az altında, nereye bakacağını bilenin fark edebileceği ince bir hilal şeklinde doğum lekesi.

Hep aradığı işaret, o bakışlar, neredeyse akraba bir hareket.

Bacakları hafifçe titriyor. O an, yol, motosiklet, polis arabası arka plana itiliyor.

Otuz bir yıl.

Otuz bir yıl, Okan işte bu işareti aradı.

Memur Yalçın tekrar evraklara göz atıyor:

Okan Karaman Bu adres halen geçerli mi?

Evet, hanımefendi, diyor, neredeyse otomatik bir şekilde.

Adı artık tam haliyle hemen hiç kullanılmaz. Yollarda, kısa süren tanışıklıklarda ona Hayalet derlerdi: bir görünüp bir kaybolan, hiç uzun süre tutunmayan adam.

Onun ismini kızının tanımaması, annesinin zamanında isimleri değiştirmiş olması, başka bir soyadıyla büyütülmesi Elbette. Ama Okan, küçük ayrıntıları da seçiyor: nasıl ağırlığını arka ayağına verirken, savrulan bir tutam saçı zarifçe kulağının arkasına atarken, evrakları odakla incelerken bu aynı hareketleri, çok önceden, odada pastel boyaların arasında oturan küçük kızından görmüştü.

Beyefendi, sesiyle gerçekliğe döndürüyor Derya. Yavaşça motosikletten inmeniz gerekiyor.

Nazik ama mesafeli; işini yapıyor, başka bir şey değil.

Okan başıyla onaylıyor, yavaşça ayağını atıp iniyor. Eklem yerleri inliyorsa da umursamıyor. Hafızası, geçmişle şimdiki anın tam ortasında, fırtınalı bir rüzgar gibi.

Bir zamanlar küçük parmaklarının kendi parmağını kavrayışını, fısıltıyla verdiği sözleri hatırlıyor: Seni hep bulacağım. Her zaman.

Onu bebekken kucağına alışını, geceleri kimse duymadan asla vazgeçmemeye söz verişini Ve bir gün eve dönüp yalnızlığın karşısında kalakalışını ne bir açıklama, ne bir mektup, ne bir iz Yalnızca yıllar boyunca susmayan bir sessizlik.

Onu aradı: belgelerde, telefonlarda, ürkek ipuçlarında, diğer insanların konuşmalarında Bir noktada ipler koptu. Yaşam devam etti, başka türlü olması mümkün değildi. Ama içindeki arayış hiç bitmedi.

Lütfen ellerinizi arkaya alın, diyor memur Derya Yalçın.

Sözler gecikmeli ulaşıyor ona. Sonra soğuk metalin bileklerini kavradığını hissediyor.

Donakalıyor.

Derya, kelepçeyi özenle, sertleştirmeden, tamamen prosedürüne uygun takıyor.

Ödenmemiş bir trafik cezanız var, hakkında yakalama kararı çıkarılmış. Sizi karakola götürmem gerekiyor, diyor kararlı bir sesle.

Bir ceza Belki Okanın bile fark etmediği bir kağıt hatası. O an için önemi neredeyse yok.

Önemli olan tek şey var: Yıllardır kayıp kızı karşısında kim olduğunu bilmeden görevi gereği hareket ediyor.

Bir adım geri çekiliyor, gözlerinin içine bakıyor. Bir anlığına yüzünde hizmet dışı bir ifade bir merak, belirsiz bir şüphe, tanıdık bir his.

Okan, onda yıllardır peşinde koştuğu geçmişi görüyor.
Derya ise karşısında bir yabancı var; fakat sanki bir şeyler ona gözünü ayırmamasını söylüyor.

Memur Yalçın, diye fısıldıyor Okan.

Derya irkiliyor, yine de yanıtlıyor:

Evet?

Bir soru sorabilir miyim?

Derya kısa bir duraksamadan sonra başını sallıyor.

Hemen.

Kaşınızın üzerinde küçük bir yara izi olduğunu fark ettiğiniz oldu mu?

Eli ister istemez kelepçenin zincirine gidiyor.

Anlamadım?

Üç yaşınızdaydınız, diyor Okan yumuşakça. Bahçedeki kırmızı üç tekerlekli bisikletten düşüp yaralanmıştınız. Beş dakika ağlayıp sonra dondurma istemiştiniz, sanki hiçbir şey olmamış gibi

Hava birden ağırlaşıyor.

Gözleri hafifçe büyüyor; Okan, sözlerin tam hedefine vardığını anlıyor.

Bunu nereden biliyorsunuz? sesi artık eskisi gibi sakin değil.

Yoldan arabalar geçiyor uzakta, ama bütün o uğultu başka bir hayata ait gibi. Güneş daha da düşüyor, asfalt üstünde gölgeleri uzatıyor.

Okan yutkunuyor.

Çünkü yanındaydım, diyor. Seni kaldırıp eve taşımıştım.

Derya, duyduklarıyla gördüklerini kafasında bir araya getirmeye çalışıyor. İçinde, göğüs kafesinde tanımsız bir huzursuzluk, anlatması imkansız, talimat kitabında yeri olmayan bir his dalgalanıyor.

İki ayrı hayatın, onlarca yıl paralel ilerleyip sonunda kesiştiği kısacık bir an bu.

Ve bu an her ikisi için tamamen yeni bir yolun başlangıcı.

Sonuç: Sıradan bir yol kenarı kontrolü, tahmin edilmesi imkansız bir karşılaşmaya dönüştü. Okan, yıllardır aradığı sorulara yaklaşma şansı buldu; Derya ise geçmişinde eksik bir sayfanın varlığını ilk kez hissetti. Bundan sonra ne olacağına protokol ya da siren değil, onlarca yıldır peşinde oldukları gerçek karar verecek.

Rate article
Lifequest
Bir motosikletli, 31 yıl önce kaybettiği kızını sonunda buldu, fakat kızı onu gözaltına alan polis çıktı… Kız babasına kelepçe takarken, babası üzerinde kendi isminin yazılı olduğu rozete bakıyordu… Ve o an baba öyle bir cümle kurdu ki, gerçekten tüylerim diken diken oldu…