36 Yaşımda Evsiz Bir Kadınla Evlendim; Evlendikten ve İki Çocuğumuz Doğduktan Yıllar Sonra, Evimizin Önünde Üç Lüks Araba Durdu ve…

Ben 36 yaşımdayken evsiz bir kadınla evlendim. Evlendikten ve iki çocuğumuz doğduktan birkaç yıl sonra, evimizin önünde üç lüks araç durdu işte ancak o zaman onun kim olduğunu gerçekte öğrendim.

Otuz altı yaşıma geldiğimde mahalledeki komşular gizli bakışlarla fısıldaşıyorlardı:
Bu yaşta hâlâ bekar mı? Galiba ömrünü yalnız geçirecek.

Bunları duyuyordum ve sadece tebessüm ediyordum. İnsanlar başka insanların hayatını yorumlamayı, normdan sapanı konuşmayı severler. Gerçek ise şuydu: Gerçekten yalnız hissediyordum. Yıllar içinde sessizliğe alışmıştım. Evim küçük bir Anadolu kasabasının kenarındaydıarka tarafında meyve ağaçları, birkaç tavuk ve bahçem vardı. Çitleri onarır, komşulara alet edevat yardımı yapar, sade ama dürüst yaşardım. Bazen hayatın sanki durağan bir ırmak gibi akıp gittiğini düşünürdüm, ne büyük ne de önemli bir olay yok gibi

Ama her şey, soğuk bir kış gününde değişti.

Yine de, hayatım boyunca kimseye gerçekten dert yanmadım. Kasabanın pazarında elma ve tavuk yemi almak için çıktığım gün, otoparkta onu gördüm. Eski bir manto giymiş, soğuktan elleri titriyordu; yanıma yaklaşıp yiyecek isteyince göz göze geldik. Gözlerindeki o derin, berrak hüznü hiç unutamam. Yanına yaklaşıp sandviç ve bir şişe su verdim. Utangaçça başını bile kaldırmadan teşekkür etti.

O gece kadının yüzü aklımdan çıkmadı. Zihnimde tekrar tekrar canlandı; insanın bazen maddi yardımdan daha çok bir sıcaklığa ihtiyacı olduğunu hatırlatan bir yüzdü bu.

Birkaç gün sonra şehrin başka bir köşesinde, otobüs durağının bankında yine karşılaştık. Yanında bir çanta vardı, göğsüne bastırıyordu ve soğuktan sarsılıyordu. Yanına oturdum ve konuşmaya başladık. Adı Nalandı. Ne ailesi, ne evi ne de işi vardı. Bir zamanlar başka bir şehirde yaşıyormuş; ama üst üste gelen dertlerden sonra her şeyi bırakıp çıkıp gitmiş, yeni bir başlangıç yapacak gücü de kalmamış. O günden beri, şehir şehir dolaşıp durmuş, umutla bir gün hayatının düzeleceğini beklemiş.

O gün boyunca onu dinledim. Sonra, kendim de anlamadan:
Nalan, dedim, istersen benimle evlen. Küçük bir evim, bahçem, birkaç tavuğum var. Büyük bir zenginlik sayılmaz ama sıcak bir yuva ve bir çatı sözü verebilirim, dedim.

Nalan bana şaşkınlıkla baktı, ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. Etraftan geçenler tuhaf bakışlar atıyor, hatta bazıları gülümsüyordu ama benim umurumda değildi. Birkaç gün sonra kapımı çalınca anladım ki o da bana güvenmişti.

Nikâhımız son derece sadeydicami imamı, birkaç dost, mütevazı bir sofra. Fakat benim için, o gün ömrümün en mutlu günüydü.

Tabii ki dedikodular eksik olmadı:
Necati evsiz bir kadınla evlenmiş. Kim tahmin edebilirdi ki?
Yine de ilk defa uzun zamandır kendimi bu kadar mutlu ve huzurlu hissediyordum.

Nalanla hayat kolay değildi. Yemek yapmayı, tavuklara bakmayı bilmiyordu ama her gün denemeye çalışıyordu. Her şeyi birlikte öğrendik; ona bahçede ekim dikimi, tavuklara yem vermeyi, sobayı yakmayı öğrettim. O da yeniden gülümsemeyi öğrendi. Eskiden sessiz olan evimiz şimdi taze ekmek kokusuyla, çocuk kahkahalarıyla, akşam sohbetleriyle doldu.

Bir yıl sonra oğlumuz dünyaya geldi, bir yıl sonra kızımız. Çocuklarımızın anne ve baba dediğini ilk duyduğumda içimde tarifsiz bir mutluluk vardI; dünyanın hiçbir yalnızlığı o sıcaklığın yanında değildi.

Köylüler arada hâlâ şakalaşır:
Bak, Necati karısını sokaktan topladı! derlerdi. Zaman geçtikçe herkes Nalânın ne kadar değiştiğini de gördü. O artık neşeli, kendine güvenen; börekler açan, çocuklarına sahip çıkan, başkasına yardım eden biri olmuştu.

Ve bir gün, hayatımızı kökten değiştiren şey oldu.

İlkbaharda, bahçede çit tamir ederken evimizin önünde aniden üç siyah cip durdu. İçlerinden takım elbiseli adamlar indi. Çevreye bakıp doğruca Nalanın yanına geldiler. Biri öne çıkıp saygılı bir şekilde:
Hanımefendi, sizi sonunda bulduk, dedi.

Nalan bembeyaz kesildi, elimi sımsıkı tuttu. Az sonra saçları bembeyaz bir beyefendi gelip titrek sesiyle:
Kızım Seni on yıldır arıyorum, dedi.

Şaşkınlıkla donup kaldım. Meğerse Nalan hayatında hiçbir zaman evsiz olmamış. Ünlü bir İstanbul holdinginin sahibinin kızıymış; yıllar önce büyük bir miras kavgası yüzünden her şeyi bırakıp gitmiş, aile içindeki çatışmalardan ve hırslardan yorulunca kimseye haber vermeden izini kaybettirmiş.

Nalanın gözlerinden yaşlar süzüldü, bana sarılıp:
O gün kimsem yok sandım. Sen olmasaydın ayakta kalamazdım, dedi.

Babası bana uzun uzun ve sıkıca sarıldı:
Sana minnet borçluyum. Kızımı parayla değil, sevgiyle kurtardın, dedi.

Daha önce bizle alay eden kimse artık bir şey diyemez oldu. Evsiz dediğimiz o kadın aslında milyonluk bir servetin sahibinin kızıymış. Ama inanır mısınız, benim için hiçbir şey değişmedi.

Nalanı soyundan, zenginliğinden dolayı değil, kalbi için sevdim. O kalpten gelen sıcaklığın ailemize kattıklarından dolayı minnettarım. Artık hayal bile edemediğimiz imkanlarımız oldu ama yine de asıl gerçek varlığımız; aile içindeki sevgi, saygı ve dayanışma.

Zamanla, kasabada hikâyemiz dilden dile dolaşır oldu. İnsanlar artık bizim hikayemizi alayla değil, saygıyla, sevgiyle anlatıyor. Gerçek sevgi asla çıkar gütmez, insanın geçmişine bakmaz, başkalarının sözünden etkilenmez.

Her kış kar yağdığında, pencereden Nalana bakarım ve bir tesadüfün hayatımı nasıl değiştirdiğini hatırlarım. Kimi zaman kader en güzel mucizelerini sıradan bir günde, hiç beklemediğin anda karşına çıkarır.

Gerçekten aşka inanıyor musun? diye soran olursa: Evet, inanıyorum. Çünkü bir gün aşk geldieski bir mantoyla, yorgun gözlerle. Ve beni, dünyadaki en mutlu insan yaptı.

Rate article
Lifequest
36 Yaşımda Evsiz Bir Kadınla Evlendim; Evlendikten ve İki Çocuğumuz Doğduktan Yıllar Sonra, Evimizin Önünde Üç Lüks Araba Durdu ve…