Laleler: Türk Bahçelerinin Zarif ve Renkli Simgesi

Laleler

Allahım, ne güzel olmuş! Zeynep Hanım, siz tam bir sihirbazsınız!

Rengârenk laleler göz kamaştırıyordu. Sevgi, bu güzellik için Zeynep Hanımın nelerden vazgeçtiğini iyi biliyordu. Yıllarca komşusu uğraşmış, bu solgun, gri apartman avlusunu yemyeşil bir bahçeye dönüştürmüştü. Şimdi Nisayla birlikte gittikleri çocuk parkı bile Zeynep Hanımın eseriydi. Bir insan güzellik yaratmaya böylesine yatkın olur mu? Bambaşka bir yere dönüştü avlumuz. Hem nasıl temiz, nasıl ferah Ama asıl bahçedeki çiçekler apayrı bir hikaye. Her birini kendi elleriyle dikti Zeynep Hanım. Sevgi neredeyse on beş yıldır burada oturuyordu; ailesi Ankaraya yerleştiğinden beri kimseyi çiçek dikerken görmemişti bu avluda. Sadece Zeynep Hanım O da son birkaç yıldır. Kocasını kaybettikten sonra iyice kendini bahçeye vermişti.

O yaşta tek başına kalmak kolay mı? Oğlu uzakta, bir başına. Zeynep Hanım, ne kadar ısrar etseler de taşınmayı kesinlikle reddetti. Bu şehirde çocukluğu geçmişti, bütün anıları bu sokaklarda, sevdiği herkes burada kalmıştı. Oğluysa bambaşka bir hayata sahipti, kendi ailesiyle ilgileniyordu artık. Geliniyle de yıldızları hiç barışmamıştı. Gelinin annesi de yan yazda oturuyordu zaten; yardıma ihtiyacı yoktu ki. Zeynep Hanım ise nazikti, iyi geçinirdi ama sonuçta yabancıydı onlara.

Hiçbir zaman dert yanmadı Sevgiye. Fakat Sevgi, her zaman fark ediyordu onun yalnızlığını, kederini. Yalnızlık çok zordu.

Sevgi bunu çok iyi bilirdi; ilk eşinden ayrıldığında duvara tırmanmak istemişti adeta. Oysa biraz göz yummayı bilseymiş, evliliği devam edecekti. Ama bir insan, kocasının arkadaşı olarak sekiz yıl boyunca aynı sırayı paylaştığı Meryeme göz yumabilir mi? Olan olmuştu bir kere. Sevgi, gözlerini Meryemin yüzüne dikti, eski eşiyle anahtarlarını aldı, acıya sarıldı. Günlerce kendine acıdı, iş yerinden bile kendi isteğiyle izin aldı ki rahatça dert yanabilsin!

Ama o üzüntüsünü doya doya yaşayamadı. Ellerinde dondurma kutusuyla, gözleri şişmiş bir halde, tarifsiz bir öfkeye gömülmüşken kapı öyle bir tıklandı ki Bela! dedi, böyle çalan başka bir anlama gelmezdi. Düşünmeden kapıyı açtı.

Zeynep Hanımı öyle görmek korkutucuydu. Onu daima sakin, kendine güvenen bir kadın olarak bilirdi. Avluda herkese selam verirdi, çocuklarla şakalaşır, annelere hal hatır sorardı.

Egenin midesi nasıl, uyuyor mu güzelce? Pamuk Hanıma süt yetiyor mu, Elifçiğim?

Doktordu Zeynep Hanım, hem de çocuk doktoru. İşini unvan olsun diye yapmaz, gerçekten yüreğiyle yapardı. Herkesi önemser, kime ne zaman yardım gerekse koşardı.

Ama o gün başka bir Zeynep vardı karşısında. Saçları dağınık, gözleri kederden donmuştu. Sevgiye bir an bakınca bir anlığına kendi acısından sıyrıldı ve net bir sesle; Ne oldu Sevgi, neden bu kadar üzgünsün, hasta mısın? diye sordu.

Ve Sevgi, yaşadığı hayalkırıklığından sıyrıldı. Kendine acımayı bırakmanın zamanının geldiğini anladı. Elbette Zeynep Hanımın yaşadığı kayıp bambaşka bir boyuttaydı. Bir eşi kaybetmek, onu hâlâ bir yerlerde sağ ve mutlu bilmekle aynı şey değildi ki. Zeynep Hanımın kocasına yardım çok geç gelmişti. Her zaman kullandığı ilaçlara güvenmiş, hastaneye gitmeyi ertelemişti. Ama o gün, Zeynep Hanım pazar alışverişinden döndüğünde kapıda kocasını öylece bulmuştu.

Sevgi hemen komşusunun peşinden koştu, yanından ayrılmadı. Akşama dönünce artık eski dertlerini çöpe atmış, eve çekilip çayını karıştırırken düşündü, düşündü.

Ertesi gün boşanma işlemlerini başlatmaya karar verdi. Hayatını ertelememeliydi. Dert etmek, üzülmek Hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Ya adım atarsın ileri, ya olduğun yerde çürürsün. Ama ömürde bir kere yaşanır. Hiçbir anı geri getiremezsin. O zaman niye acına tutunup yaşayasın? Tozunu silkinip yeni bir yol çizmek daha iyi.

Bir süre zordu, ama Sevgi toparlandı. Yeni bir iş, yeni bir aşk Zordu, ama başardı. Şimdi kocası Emir ve kızları Nisa ile bambaşka bir hayatı vardı.

Ama Zeynep Hanımın hayatında böyle bir renk yoktu. Kocasının kaybına alıştı gibi görünse de, aslında eskisi gibi canlı ve neşeli değildi. Sevgi bunu her gün daha net görüyordu. Zeynep Hanımın gülümsemesi, selamları, çocuklara olan ilgisi bile bir alışkanlıktan ibaretti artık. O içindeki sıcaklık donmuştu sanki.

Birkaç yıl geçti, Zeynep Hanım emekli oldu ve neredeyse tamamen yazlığa kapandı. Ama oğluna para gerekince yazlığı da satmak zorunda kaldı. Başka seçeneği yoktu, tek çocuğu

Sevgi, işte o noktada değişikliğe karar verdi. Onca yıl aynı apartmanda yaşadığı, kendisine her daim koşan, çocuğunu hastalandığında şefkatle muayene eden, gecenin bir vakti kapısına dayanınca beni unutma diyen birini öylece bırakmak olmazdı. Bir insana birazcık destek olmazsan, sonra kendine yapılan iyilikleri de bekleyemezsin.

Ailesi Sevgiye hep; Katkı ver, elinden geldiğince. Zor anında insanlar da sana sahip çıkar, derdi. Herkesin derdi var belki ama bir el tutmak dünyanın en kıymetli şeyi. Bazen birinin elini tutup Seninleyim, demek yeter.

Sevgi, anne babasını örnek alırdı. Onun için aile, birbirine destek olmak, çekirdek gibi birlikte dayanmak demekti. Şimdi annesiyle babası küçük kızkardeşlerinin yanına, İzmire taşınmış olsalar da her gün telefonda konuşurlardı. Sevgi, sevilmenin ve önemsenmenin insanı ne kadar mutlu ettiğini bilirdi Sevilmek hayatta duyabileceğin en güzel şeydi çünkü.

Ama ne yazık ki, Zeynep Hanıma söz yetmez olmuştu. Onunla konuşsa bile, yaşama sevinci günden güne sönüyordu. Artık nadiren bahçeye iniyor, eskisi gibi avluda görünmüyordu.

Oğlu da dönmeyecekti, yeni şehirde yeni hayat kurmuştu. Onun dışında Zeynep Hanımın elinde olan bir avuç komşu çocuğu, arada bir görüşülen eski dostlar Akşam olup televizyon kapandığında her yanını saran bir sessizlik ve tarifsiz bir yalnızlık

Oturup uzun uzun düşündü Sevgi. Demek ki, sohbet etmek çözüm değildi. O zaman başka bir şey yapmak, Zeynep Hanımın dikkatini başka bir yere çekmek lazımdı.

Cevap, Emirin Sevgiye olan küçük sürprizlerinden birinde gizliydi. Sevgi, kızına doğum yapmadan bir gün önce kocaman bir lale buketi getirmişti Emir. O an Eureka! diye bağırmıştı Sevgi, Emir de korkup güldü. Ertesi sabah, elinde yeni alınmış lale soğanlarıyla, Zeynep Hanımın kapısını çaldı.

Geri kalanı bana bırak! dedi Emir ve çekildi.

Sevgi, yaşlı bir teyzeden çiçek alırken dayanamamış, ne yapacağını bilemediği çiçekleri bahçeye dikmek istediğini büyük bir saflıkla anlatınca, Zeynep Hanım hafifçe gülümsedi. Avluda çiçekler olursa çok güzel olurdu! dedi. Zeynep Hanım, soğanları elden geçirip, Bir-iki lale yetmez kızım, bahar bitince hepsi solar, başka çiçekler de dikelim, dedi.

İşte böyle başladı apartman avlusunda yeşil cennet serüveni.

Önceleri kimse hevesli değildi ama fide ve tohum parası toplayınca komşular işin ucundan tuttu. Sonra Nisa doğdu, Zeynep Hanım tüm sorumluluğu üstlendi.

Bir süre sonra çocuk parkı, yeni banklar da eklendi. Avlu adeta yeniden doğdu.

Erkekler de değişimi görünce sahip çıktı, bahar temizliğinde etrafı düzenlediler, yeni çitler yaptılar. Zeynep Hanım, beyaz çiti görünce sevincinden ağlayacaktı neredeyse.

Artık hayatının çoğu avluda geçiyordu Zeynep Hanımın. Toprakla uğraşıyor, çiçekler eker, sular, boyar Onun tekrar bir amacı olmuştu, Sevgi bununla gurur duyuyordu. Kucağında Nisayla avluyu turlarken, Emirin aldığı laleler için defalarca şükrediyordu.

Derken, Nisa yürümeye başladı. Her gün, annesinin meraklı bakışları arasında lalelerin açmasını bekledi Sevgi.

Ve işte, o gün Bahar gelmişti!

Palizeddeki laleleri gördüklerinde, Sevgi hayranlıktan dondu kaldı, Nisanın elini bir anlığına bıraktı. Küçük kız hemen firar edip koşmaya başladı.

Nisa! arkasından koştu Sevgi, kaldırımın ucuna varmadan yakalayabilmek için.

Zeynep Hanım, elindeki fırçayı bırakıp gülmeye başladı:

Yakala bakalım kızını! İşte sana spor! Hani, vaktim yok diyordun ya!

Hiç sormayın! dedi Sevgi nefes nefese, Nisayı yakalayıp öperken. Nereden buluyorlar bu kadar hızlı çocukları?

Hepimizin çocukları böyledir Sevgi Ama fark ettin mi, senin kız sürekli parmak uçlarında koşuyor? dedi Zeynep Hanım endişeyle.

Evet, evin içinde de çıplak ayak öyle koşuyor. Kötü bir şey mi bu?

Bir nöroloğa götür, baksınlar. Ben tanıdık birini araştırırım, akşama gel kontak vereyim, olur mu?

Çok teşekkür ederim!

Günler böyle geçti. Bir gün Zeynep Hanım, Sevgiye evliliği hakkında küçük önerilerde bulundu:

Kocan işten geç geliyor diye üzülme. Çoğu kadın ilgisizlikten şikâyet eder, kocasına dırdır ederek bir çözüm arar. Ama kavgayla hiçbir sorun düzelmez. Bir derdin varsa önce yemeğini ver, bir çay koy, sonra akıllıca konuş. Seni özledim, de. Tek mesele uslüp. Ben kocamla yarım asır yaşadım, bir kez ciddi kavga ettik; o da köpek yüzünden! Sibirya kurdu istedi oğlum, ben karşıydım. Sonra ne oldu Onun sayesinde on kilo verdim, sabah akşam yürüdüm, alıştık gittik. Hayat böyledir. Her şeye alışırsın, yeni bir yol bulursun.

Gülerek ayrıldılar o gün. Sevgi kızıyla oynadı, keyifli bir gün geçirdi. Ama ertesi gün avluda şoke edici bir sahne ile karşılaştı: Apartmanın yeni sakini olan küçük bir oğlan, çoğu lale kökünden sökülmüş, topraklar dağılmış, annesi ise izliyordu.

Ne oluyor burada? dedi Sevgi

Kadın, Çocuk dünyayı tanıyor, çiçekler de onun gelişimi için deyince, Sevgi kendini zor tuttu, bağırmadı. Kızını kucağına alıp polise haber vermekle tehdit etti. O kadın, Size ne, çocuk istediğiyle oynar! diyerek çekip gitti. Zeynep Hanım o ana şahit oldu ve bakışları kırıldı; ağır ağır evine çekildi.

Sevgi ne yapacağını bilemedi; defalarca kapısını çaldı ama Zeynep Hanım kimseyi içeri almadı. Ertesi gün, Sevgi komşuları dolaştı, durumu anlattı. Kimse duyarsız kalmadı.

O akşam neredeyse bütün apartman halkı işten döner dönmez yardıma koştu. Erkekler getirip fide kutuları taşıdı, kadınlar çiçekleri ekti. Sevgi ise çoktan Emiri uyuyan kızını içeri göndermiş, son kalan kutuları palize diziyordu.

Ertesi sabah apartman önünde toplanıp Zeynep Hanımı aşağı çağırdı:

Zeynep Hanım, lütfen açar mısınız? Sizi çok özledik, ne olur gelin!

Sonunda kapı açıldı. Zeynep Hanımın gözleri doluydu.

Katılacak gücüm yok Sevgi, kalbim kırık dedi.

Lütfen, sizi istiyoruz yanımızda, dedi Sevgi, Sadece bir beş dakika

Apartman kapısından güneşe çıkınca Zeynep Hanım önce gözlerini kıstı, sonra olduğu yerde kalakaldı, nefesi kesildi. Çünkü avlu yine baştan sona laleydi. Her köşe, her paliz rengarenk açmıştı.

Bunlar Nasıl?..

Yeni diktiğimiz laleler bunlar, dedi Sevgi. Eski çiçeklerinizi koruyamadık ama yeni bir bahar yarattık. Hep birlikte. Sizi çok seviyoruz, siz olmasaydınız burada hiç biri olmazdı. Bundan sonra birlikte dikeceğiz, birlikte bakacağız. Bahçemizi bırakmayın, olur mu? Sizin elleriniz olmadan burada hiçbir şey yaşamıyor biliyorsunuz.

Zeynep Hanım, Sevgiye sarıldı, yaşlarını sildi, sonra gülümsedi. Haydi, bakalım ne çiçekler ekmişsiniz? diyerek avlumuzu incelemeye başladı.

Ve o an Sevgi anladı: Hayatta bazen tek bir insanın yarattığı güzellik, herkesin yüreğine umut ve neşe eker. Kimi zaman sevgimizi sözle değil, davranışla göstermek gerekir. Güzellik çabuk yok olabilir ama sevgi ve dayanışma, toprağa bir kere düştü mü asla kaybolmaz.

Rate article
Lifequest
Laleler: Türk Bahçelerinin Zarif ve Renkli Simgesi