Şükürler olsun Rabbime! Beklediğim gün geldi yavrum diye nefes nefese ama gözleriyle gerçek bir huzur saçıyordu yaşlı kadın. Torununun yüzüne kuru elleriyle şefkatle dokundu, sonra elleri yorulup yorganın üstüne düştü.
Dinlen biraz anneanneciğim, diye yalvardı Burak. Yarın koca bir günümüz var, doyasıya sohbet ederiz.
Yok, Burak, üzgünce gülümsedi anneannesi. Allahtan bir tek şeyi istedim, seni tekrar görebilmek. Başka bir dileğim yok; gördüm, sarıldım, yetti bana. Şimdi biraz soluklanayım, sonra uzun uzun konuşuruz. Gözlerini yorgunlukla kapattı. Kevser abla, çocuğa sofra kur da bir karnı doysun, yol yorgunu nihayetinde.
Anneannenin durumu iyi değildi. O da farkındaydı vaktinin az kaldığını. Burak, onun tek yakınıydı, o da Burakın. Burakın anne-babası serseriliğe kapılmış, önce ellerindeki ne varsa içkiye vermiş, sonra evin eşyası, sonunda da daireyi harcamışlardı. Ve en son kendilerini feda etmişlerdi bu batağa. Anneanne, Burakı bu çukurdan çekip çıkarmış, okutmuş, ehliyetini aldırmış, hem otomobil hem de kamyon şoförlüğü kurslarına yollamış, ardından askere gönderip yolcu etmişti. Ve işte, o gün onu karşısında görüyordu. Keşke daha güzel bir sevinçle kucaklayabilseydi torununu ama şartlar buna pek izin vermedi.
Kevser abla, anneannenin eski dostu ve karşı komşusu, Buraka mutfakta çeşit çeşit güzellikler hazırlarken, yaşlı kadın gözlerini dinlendirip doğru kelimeleri arıyordu aklından, kalbinden gelerek konuşmak istiyordu ama hafızası karışıyordu artık. Bir yandan da yanındaki, can yoldaşı, yıllardır yanında olan minik kedisi Zeytini okşuyordu. Son günlerde Zeytin pek bir ayrılmamıştı yaşlı sahibinden, sanki bir şeyleri seziyor gibi. Sonunda Burakı yanına çağırdı:
Burak, gel bakayım yanıma Yanına oturan torununa sessizce başladı: Torun sevgisini, çocuklarını severek, büyüterek yaşamak isterdim ama nasip değilmiş. Bir sen varsın bana kalan. Zor olur tek başına. Bir gün iyi bir kız çıkarsa karşına, bırakma oğlum, zor gününde gidecek biri olmasın yanında. Kolay hayat diye bir şey yok, hep zor, hep mücadele. Kutusuz usanmaz, eğlenmekle oyalanma, sakın alkol belasına kapılma! Bir kişi içerse bütün aile yanar. Hayat yolları çoktur Burak, doğru yolu seçersin umarım Bir soluklandı, belki de Burakın anne babasını anımsadı Sonra toparlandı ve devam etti: Evi senin üstüne yaptım, genç gelinini rahatça getiresin diye. Cenazeye ait olan parayı ayırdım, Kevser abla sana gösterir. Kalanı da kartına gönderdim, ilk zamanların rahat geçsin diye. Zeytine de iyi bak, yabana bırakma, çok akıllı ve duygulu bir kedidir. Hem hatırlarsın, zamanında sen evin önünden yavruyken bulup getirmiştin Sanırım söyleyeceklerim bu kadar. Hadi git, biraz dinlen, ben de dinleneyim, yoruldum biraz.
Sabah anneanne uyanmadı
Burak, arkadaşlarının sayesinde internet altyapı firmasına işçi oldu. Altı kişilik bir ekiple fiber kablo döşeyip kullanıcılara bağlantı sağlıyorlardı. Yorucu gibi görünse de maaşı fena değildi, yaptığı işte de tatmin buluyordu.
Eve geldiğinde onu Zeytin karşılıyordu artık, Burakın sekiz yıl önce sokağın köşesinden sahiplendiği gri kedi. Anneannesinin ölümünden sonra Zeytinin ne keyfi kalmıştı ne iştahı Günlerce yaşlı kadının en sevdiği koltukta, gözünü kapıya dikmiş öylece beklerdi, sanki sahibi her an gelecekmiş gibi. Gelmiyordu ama, bir türlü.
Burak, Zeytini biraz neşelendirmek için türlü numaralar yapmış, omzuna oturtup dertleşmiş, başından geçenleri anlatmış, en güzel mamalardan ikram etmiş ama ancak bir ay sonra minik hayvandan bir tepki gördü.
O gün ilk maaşını almıştı. Arkadaşları, Buraya borçlusun, herkes iş bulduğunda ya da ilk maaşında bir sofra kurar, yoksa ayıp olur! demişti. Burak, onları mahalledeki güzel bir kafeye davet etti, kendisi de ağız tadıyla yedi içti. Eve gece yarısına yakın, keyfi yerinde döndü. Kapıda Zeytin onu bekliyordu. Nedense gözlerinin içine bakmaya utanıyordu; Zeytinin kocaman, anlamlı gözleri insanı delip geçiyordu çünkü. O başını eğdi, Zeytin ise inatla gözlerini kaçırmasına izin vermedi. Sonunda işi çözüp, bir feryatla miyavladı, üzüntüyle koltuğun altına kaçtı.
Zeytinim, açıklama yaptı Burak, Arkadaşlara hayır diyemedim. Onlar sayesinde işe girdim, ayıp olurdu. Sanki açıkçası kedisine değil de anneannesine hesap verir gibiydi.
Ertesi gün Zeytin yine onu karşıladı, yokladı, Burakın durumu yerindeydi, keyifle kuyruğunu sarıp mırlamaya başladı. İştahla mamasını yedi, peşinden ayrılmadı, gece de Burakın yanında, başını omzuna yaslayıp uyudu.
Her şeyi anlıyorsun sen, diye fısıldadı Burak onu okşarken. Ama merak etme, büyüdüm ben, artık ne yaptığından sorumluyum. Gerçi bunu bir tek insanlar içkiye kapıldığı zaman kaybediyor O yüzden ille bu işten ayrılmalıyım; bizim ekip bir içki sofrası buldu mu, bahanesi hep hazır; biraz ısınmak, yorgunluğu atmak, kutlamalar, cuma günleri Ben direndikçe bana bakışları değişiyor. Olmuyor, başka iş bakmalıyım, ama ne? Hep hayalim kamyon şoförü olmaktı, ama ehliyetim yetmiyor, TIR kolayına teslim edilmez
Yine bir cuma, Burak arkadaşlarıyla kafede oturuyordu. Ekip haftanın yorgunluğunu atıyor, herkes neşeli, masada kahkahalar havada uçuşuyordu. Masayı genç, hoş bir kız servis ediyordu. Arkadaşlar sürekli davet ediyor, şef ise genç kızı kolundan tutup kendine çekince iş çirkinleşiyordu. Kız korku içinde kurtulmaya uğraşıyordu, ne var ki adam sarhoşluğun etkisiyle gücünü bilmiyordu.
Bırak kolunu! dedi Burak sandalyeden kalkarken. Masada sesler bir anda kesildi. Şefe karşı çıkmak büyük olaydı! Adam şaşkınlıkla gevşetti elini, kız hemen sıyrılıp birkaç adım uzaklaştı, göz ucuyla tedirgin bir şekilde Burakı süzdü.
Kafenin sahibi, iri yapılı, kolları dirsekten sıvanmış gömleğiyle bir adam, ortamı toparladı. Erkekler kabadayı bakışlarla Buraka dikilip dışarı çıkarken, Sen dur, evlat, dedi adam. Biraz dışarıda hava alsınlar, kafaları belki çalışır. Sonra Buraka gülümseyerek, Niye bu adamlarla geziyorsun ki? Sen içki filan da içmiyorsun, görüyordum hep. Kimi buldun ki bu kadar kötü bir camia?
Ekip işte omzunu silkti Burak. İşte beraber, masa başında beraber.
Bırak, homurdandı adam, adını da söyledi: Mehmet. Ne biçim dostluk bu? Hele böyleleriyle! Elif kızım, güzel bir çayımızı tazele, hadi. Ben de biraz soluklanayım.
Kızın mı? diye sorunca Burak, Mehmet başını salladı.
Evet. Okuldan sonra yardım eder, beni yalnız bırakmaz. Aynı masada, tavşan kanı çaylarını yudumlayarak sohbet ettiler. Mehmet, Bugünden sonra orada tutmazlar seni, seni de çekerler o ortama. Mesleğin var mı? diye sordu. B ehliyetim var, lise biter bitmez aldım, askerde bir yıl direksiyondaydım. Hep TIR şoförü hayalimdi ama kim alır ki beni tecrübesiz?
Hemen kimse almaz, dedi Mehmet. Ama ben yardımcı olurum, arkadaşlarım var gerçek tırcılar, önce bana gel. Önce hafif kamyonet kullanırsın, şehirlerarası işler de olur, yavaş yavaş tecrübe kazanır, TIRa geçersin. Yalnız, ağır vasıta ehliyetini de almalısın.
Kabul! dedi Burak gülümseyerek. Mehmet amcayı iyice sevmişti, koskoca vücudunun ardında şaşılası bir huzur ve iyilik yatıyordu. Üstelik Elifin babası! Yine Elifin gözlerine dalarken, Mehmet döndü:
Toparla kızım işlerini, sağ ol yardım ettin. Burak seninle gelsin. Ve gülerek gençlerin utangaç yanaklarını izledi.
***
Aradan beş yıl geçti. Burak, karlı bir gecede kocaman TIRı kullanıyordu.
Kente otuz kilometre kalmıştı; onu evde karısı Elif, küçük kızı Derya ve ailenin sevimli yaşlı kedisi Zeytin bekliyordu. Yol kenarında mevsime uygun giyinmemiş, tek başına bekleyen bir adam gördü.
Şimdi donar bu adam burada diye içinden geçirerek yanaştı.
Ekrem abi? dedi içeri oturduğunda. Ekipten o bilindik, eskimiş adamdı gerçekten.
Ekrem, sarhoşluk ve yorgunlukla Buraka şöyle bir baktı:
Hah, Burak sustu bir süre. Şeflik bitti, kadro dağıldı. Yerimizde başkaları var. Eskilerden yarısı kaldı. Biri dondu gitti, biri gölde boğuldu, alkol bela etti, bir diğeri de içkili içecekle zehirlendi. Kalanlar böyle, ek işlerle zar zor dönüyor Cebinden bir şişe çıkardı, kafasına dikti. Bakarsın toparlanırız!
Burak, onu şehrin merkezinde indirdi, ardına bakarken sadece üzüntü hissetti. O an eskiden kalma sarhoş cesaretlerine acımsı bir gülümsemeyle baktı
Evine yaklaşınca apartmanın ışıklarına baktı. Mutfakta ışık yanıyor Elif uyanık, onu bekliyor. Belki Kevser abla uğramıştır, dertleşmiştir Deryayla. Ama yok, Derya çoktan çocuk odasında uyumuştur, üzerinde anneannesinin, yani yaşlı kadının fotoğrafı asılı duvarda. Küçük Derya her gece ona gününün nasıl geçtiğini, arkadaşlarını, oyunlarını anlatır, cevap alamasa da fotoğrafın o yumuşacık yüzünden, sıcak gülüşünden huzur bulur. İşte Zeytin camda kıvrılmış, geceyi izliyor. Beni görünce ayağa kalkacak, hızla kapıya koşacak.
Artık yalnız değilim, anneanne, dedi Burak gülümseyerek evine doğru. Herkes evde, hepimiz birlikteyiz; sen de bizimlesin. İşte, bu da benim yolumDaire kapısını açınca sıcak evin huzuru Burakı sarıp sarmaladı. Zeytin, patilerini yere vura vura kapıya koştu; Elif derin bir hoş geldin gülümsemesiyle mutfaktan başını uzattı. Burak, montunu askıya astı, ayakkabılarını çıkarırken Zeytinin kendini bacaklarına dolayan minnet dolu bakışını gördü.
Sessizce içeri geçti; Elifin ellerini tuttu, gözleriyle günün yorgunluğunu okudu. Hoş geldin, yolun hep açık olsun dedi Elif, yumuşacık sesiyle.
Birlikte çocuk odasına yürüdüler. Küçük Derya, kucağında en sevdiği yumuşak oyuncağıyla derin uykuda, başucunda anneannesinin fotoğrafı, anlatacak neşeli rüyalarını sabırla bekler gibi gülümsüyordu.
Burak, sessizce diz çöküp fotoğrafa baktı. İçinde nice fırtınadan kalan huzurlu bir limanın sıcaklığı vardı artık. Bir zamanlar kayıp sandığı her şey, şimdi burada, bu küçük odada hayat bulmuştu.
Elifin omzuna başını yasladı, kızı usulca öptü. Zeytin gelip hepsinin yanında kıvrıldı.
Dışarıda kar tipiyle dans ediyor, geçmişin zimni anılarını beyaz bir sessizliğe bürüyordu. Evin içinde ise Burak, derin bir nefes aldı. Hayat, bazen kayıplarla, bazen umutla, ama her zaman sevgiyi bulana kadar sürdü.
Ve Burak, anneannesinin fotoğrafına bir tebessüm armağan ederek, mırıldandı: Bize bıraktığın sevgi, hep yolumuzu aydınlatacak. Artık evimiz tamam, yuvamız eksiksiz ve sıcak. Yolun hep açık olsun, anneannem
O gece, Burak ilk kez geçmişle barışıp, geleceğe tam anlamıyla umutla bakarak uyudu. Sevginin ve aile olmanın iyileştiren gücüne kalben şükrederek



