Onu bulduklarında herkes arkasını döndü. Ama iki yıl sonra, onun hikayesi Amerika ve Japonyada yazıldı.
Bir gün öğle yemeği için bahçeden maydanoz toplamak isteyen Zehra, birden donup kaldı. Kompost yığının kenarında, birbirine sokulmuş halde iki minik kedi yavrusu zavallıca miyavlıyordu. Biri güçlü ve tüyleri upuzundu, diğeri ise… Zehra çömeldi ve zayıf olan küçüğü dikkatlice avuçlarına aldı.
Allahım, sana ne olmuş kuzum?
Yavrunun gözleri neredeyse tamamen çapakla kapanmıştı, öyle birbirine yakın duruyordu ki, tabiat sanki araya göz için yer bırakmamış gibiydi. Patileri hafifçe titriyor, tüyleri düğümlenmiş, keçeleşmişti. Yanında ablası ise tam tersiydi: şişman, derli toplu, adeta küçük bir prenses.
Zehra hiç konuşmadan içeri gidip ecza dolabını, göz damlasını aldı ve ılık suyla ıslattığı pamukla minik kedinin yüzünü yavaşça temizlemeye başladı.
Yaşayacak, mutlaka yaşayacak bu yavru.
İlk haftalar art arda veteriner kliniğine gitmekle geçti. Mamaya alerjisi çıktı, koordinasyonunda sorun vardı, eklemleri güçsüzdühastalıkları sanki bitmek bilmiyordu. Yavruya Kerem adını verdik ve o da hayata büyük bir mücadeleyle tutundu, her yeni gün ona biraz daha zorluk getiriyordu.
Şuna bak, ne kadar komik! diye gülüyordu Zehra, Kerem kendini yalamaya çalışırken yerde yuvarlanınca. Keremciğim, sen benim mucizemsin!
Ablası güzelliği sayesinde hemen sahiplenildi, ama Kerem Zehrada kaldı. O da hiç kararından tereddüt etmedi.
Yarım yıl kadar geçtikten sonra, yavru büyüyüp güçlenmeye başlamıştı. Zehra o zaman ilk defa Keremin yüzüne dikkatle baktı. Eskiden sanki bir eksiklik gibi gelen o tuhaf gözleri şimdi Kereme sürekli şaşkın bir ifade veriyordu. Her şey ona yeniymiş gibi, her an bir şeye hayret ediyor gibiydi.
Kerem, senin yüzün sanki ütüyü fişte unutan adam gibi bakıyor! diye güldü Zehra, bu sırada ona bir fotoğraf daha çekiyordu.
Telefonunda Keremin fotoğrafları çoğalmıştı. Divanda acayip pozlarda yayılmış halde Kerem, ebedi şok ifadesiyle Kerem… Camdan atlamaya çalışıp başaramayankeremin koordinasyon sorunu hiç geçmedi.
Bir gün Zehraya mahalleden arkadaşı uğradı. Keremi görünce neredeyse kahvesini boğazında bıraktı.
Zehra, bu ne böyle?!
Kerem, benim kedim, çok seviyorum.
O… o hep böyle mi bakıyor?
Hep. Sanki tam o anda dünyanın döndüğünü ilk öğrenmiş gibi.
Arkadaşı telefonuna sarılıp birkaç fotoğraf çekti hemen.
Bunu En Uzun Kuyruk yarışmasına yazdır! Bu hafta bizim mahallede düzenleniyor.
Zehra omuz silkti. Keremin kuyruğu gerçekten uzundu ama rekorluk değildi. Neden olmasın, hem dolaşırız, diğerleriyle tanışırız diye düşündü.
Yarışma günü görevliler Keremi uzun uzun inceledi, birbiriyle bakışıp alçak sesle fısıldaştılar. Zehra sadece onun tuhaf yüzüne şaşırdıklarını sandı.
Biliyor musunuz, genç bir kadın etkinlik tişörtüyle yanına geldi sizin kediniz çok özel. İnternette paylaşmalısınız, videosunu çekip sosyal medyaya koyun.
Sizce ilgilenen olur mu ki?
Eminim, dedi genç kadın.
Eve geldiğinde Zehra telefonu elinde çevirip durdu. Sonra Kereme bakınca onun alışık olduğu pozda; başı hafif yana yatmış, gözleri şaşkın şaşkın açık, sanki hayatında ilk defa bir mucize görmüş gibi oturduğunu gördü.
Hadi Keremciğim, ünlenelim mi bakalım?
İlk video üç yüz izlenme aldı. İkinci video bin beş yüzü geçti. Ama üçüncü…
Üçüncü video her şeyi değiştirdi.
Zehra, görüyor musun! eşi Ahmet elinde tabletle odaya girdi. Keremin yetmiş bin takipçisi olmuş!
Zehra gözlerine inanamadı. Bildirimler yağmur gibi geliyordu, yorumlar ardı ardına ekleniyordu:
Dünyadaki en tatlı kedi bu olmalı!
Yüzü tam pazartesi sabahları ruh halim gibi.
Tam böyle bir kedi istiyorum, nereden buldunuz?
Bütün hayatı boyunca vücudunda olduğunu şaşıran birisi gibi duruyor.
Artık o kadar çok mesaj geliyordu ki, Zehra dayanamayıp Kereme ayrı bir hesap açtı. Oraya yalnızca fotoğraf değil, kısa kısa hikâyeler de yazmaya başladı: güneşte yansıyan ışığı kovalarken duvara tosladığı an, uyurken gözleri aralık kaldığı için kaslarının bile tam uyumlu çalışmadığı, pencere kenarında filozof gibi oturup hayatı çözmeye çalıştığı anlar…
Takipçi sayısı her gün arttı. On beş bin, yirmi bin, otuz bin… O kadar hızlı arttı ki Zehra artık takip edemiyordu.
Ve kısa süre sonra gazeteciler direkt mesaj yazmaya başladılar. Önce yerel bir gazete, sonra büyük bir gazete, ardından ulusal haber ajansı. Orada da iş bitmedi.
Zehra, sana bir Amerikalı yazmış! dedi Ahmet, telefonu getirdi. Röportaj için diyor.
Meğer Amerikada büyük bir dergi, bu tuhaf görünüşlü Türk kedisiyle ilgili bir dosya hazırlamak istiyormuş. Hemen arkasından Alman bir dergi, Avustralyada bir haber sitesi, Japonyadan bir gazete…
Kerem, sen artık dünya yıldızısın, dedi Zehra, kulaklarını okşarken. Tokyoda adını konuşuyorlar, düşünsene.
Kerem yine o meşhur şaşkın bakışıyla sahibine döndü ve sırtüstü devrilip göbeğini açtı, sanki ortada abartılacak bir şey yokmuş gibi.
Bir süre sonra Almanyadan çekim ekibi geldi. Zehra endişelendi; ya Kerem kameralardan korkarsa, ya kendini kaybederse, ama Kerem hep nasılsa öyleydi: hafif eğik oturuyor, kocaman gözlerini açıyor, yine koltuğa atlamaya çalışıp başaramıyordu.
Fantastisch! dedi kameraman hayranlıkla. Çok doğal bu kedi.
Çekimler bittiğinde yönetmen Zehranın elini sıkıca sıktı.
Bu kediyi kurtardığınız için teşekkür ederim. Sizin gibi insanlar sayesinde dünya biraz daha iyi bir yer oluyor.
Zehra onları kapıdan uğurlarken boğazında bir düğüm hissetti. Gerçekten bütün bunlar o gün kompostun kenarında bulduğu hasta yavruyla mı oluyor?
O akşam divanda oturuyordu, Kerem kucağına kıvrılmış huzurla uyuyordu. Dışarıda yağmur çiseliyordu, köşedeki lamba yumuşak bir ışık yayıyordu odaya.
Biliyor musun Keremciğim, diye mırıldandı Zehra, kediye hafifçe dokunarak, seni bulduğumda herkes yaşamasının imkansız olduğunu, boşuna harcamamı, zamanımı boşa tükettiğimi söyledi. Şimdi ise hakkında bütün dünyada yazıyorlar. İnsanlar sana bakıp gülümsüyor. Zor günlerini atlatmana yardım ettiğini söylüyorlar, yüzünle onları güldürebildiğini…
Kerem mırladı, yine o tuhaf bakışını attı. Sanki hayatın sırrını çözmüş gibi.
Sen bana ve binlerce insana gösterdin: her canlıya bir şans verilmeli. Birinin kusur dediği şey, başkasının en güzel özelliği olabilir. Sevgiyle inanılmaz mucizeler olur.
Telefonu yine çaldıbu sefer Litvanyadan bir gazeteci.
Zehra gülümsedi. Hiçbir zaman dev medya organlarıyla konuşmayı, kedisinin ünlü olmasını, bu küçük kedinin hikayesinin dünyanın dört bir yanına ulaşmasını hayal etmemişti. Ama en önemlisi bu değildi. Önemli olanKerem yaşıyor, elinden geldiğince iyi hissediyor ve gerçekten mutluydu. Diğer kediler gibi ağaca tırmanamasa da, binlerce insana gülümsetebiliyordu. Ve bu her şeyden değerliydi.
Teşekkür ederim Keremciğim, diye fısıldadı Zehra. Var olduğun için, yılmadığın için. Binlerce insana gösterdin ki, umutsuz durumlar yokyalnızca sevgi ve sabır eksikliği var.
Kerem tatlı tatlı mırladı, gözlerini kapadı. Uyurken bile suratında yine o ifadesi vardı: sanki kendisi bile yolculuğuna inanamıyordu.
Ve uzaklarda birileri, İstanbuldan ünlü olmuş bu tuhaf kedinin sayfasını açıyordu, fotoğraflarına bakıp anlıyordu: güzellik göreceli, iyilik ise mutlak. Ve işte tam da iyilik, hasta bir kedinin binlerce insanın hayatına ışık saçan bir yıldıza dönüşmesini sağlıyordu.




