Bir polis memuru sıradan bir ihbara gittiğinde, beş yaşlarında çıplak ayaklı bir kız çocuğunu yerde çöpler arasında bir şeyler ararken bulmuş. Hava serindi, sonbahar rüzgarı yüzünü yalarken, küçük kız eski bir tişörtten yapılmış şalına sarılmıştı, göğsüne sımsıkı bağlamış. İlk başta polis, şalın içinde ne olduğunu anlamamış; sanki eski bir bez parçası gibi görmüştü uzaktan. Yaklaşınca donup kaldı: çünkü şalın tam ortasında, minicik, solgun bir bebek uyuyordu. Polis o an artık sadece görevli değildi; içinden bir ağabey, bir baba, bir dost çıkıp geldi sanki.
Kızın adı Elifti, utangaçça beş parmağını salladı. Bebeğe ise Mehmet diyormuş kardeşiymiş. O çocuk yaşında, anne gibi bebeğin üzerine titriyordu. Annesi üç gece önce yiyecek aramaya gitmiş, Elif de bir çamaşırhanenin arkasında, makinelerin sıcak borularının yanında kardeşini sarmalayıp beklemiş. Soğukta, ufak elleriyle etraftan konserve kutuları topluyormuş. Yüzü hem uykusuzluktan hem eski gözyaşlarından çizgi çizgi olmuştu. Hem kendini hem kardeşini rüzgardaki ayazdan korumaya çalışıyordu, sanki bu onun doğuştan işiymiş gibi.
Polis memurunun adı Murat Yalçındı. Cebinden bir sade bisküvi çıkardı, Elif kararsızca aldı ve parçalara bölerek yemeye başladı. Yavaş yavaş konuşmaya başladı Elif: Gece çok ağlıyor Mehmet, uyusun diye kucaklıyorum. Kimse kızmasın diye. Ben pek uyuyamıyorum. Murat bir yandan ambulans çağırdı, bir yandan Elifle konuşmaya devam etti. Sağlık ekipleri gelince bebeği incelediler; Mehmetin vücudu buz gibi olmuştu, biraz da susuz kalmıştı ama neyse ki hayati tehlikesi yoktu.
Hastanede Elif, kardeşinin başından bir an ayrılmadı. Murat onları yalnız bırakmadı. O süreçte sosyal hizmetler annelerini buldu. Ancak anne de durumun ağırlığını kabul etti: Çocuklarıma bakamıyorum, dedi. Elif ve Mehmet hızlıca koruyucu bir aileye yerleştirildiler. Annesi ise bir iyileşme programına başladı, fakat mahkeme çocukların kalıcı olarak güvende ve huzurlu olmalarına karar verdi.
Murat ve eşi; zaten yıllardır evlat edinmeyi düşünmüşlerdi, hemen kabul ettiler. İlk gece, Elif yumuşacık bir yatağa uzanırken Muratı ürkekçe sordu: Gece boyunca yine ona bakmam gerekiyor mu? Murat sessizce yanına oturup, Hayır Elif, sen artık rahatça uyuyabilirsin. Ben onun yanında olacağım, dedi. Elif başını yastığa koyar koymaz huzurla uykuya daldı.
Yıllar geçti, Elif ne o eski sokağı, ne konserve kutularını, ne de Ankaranın kesik soğuk rüzgarını tam hatırlayacak. Mehmet ise o zorlukları hiç bilmeyecek. Ama Murat, o günü ve küçücük bir kızın abilik yapma çabasını hiç unutmayacak. Çünkü bazen hayat, bir insanın durup görmesi, elini uzatmasıyla tamamen değişebiliyor sevgili dostum. Biliyorsun, bazen tek bir iyilik, üç hayatı da baştan yazabiliyor.




