Kaderin insanı nerede bulacağı hiç belli olmuyor. Bazen yalnızca küçük bir eşya, yıllardır örülen yalanın duvarını yerle bir edebiliyor. Bu hikaye sıradan bir İstanbul parkında geçti, ama sonu kalbimi yerinden oynattı.
**Birinci Sahne: Buluntu**
Hava ılık, tatlı bir güneş var. Yedi yaşlarında, esmer bir oğlan çocuğu, kaydırak kenarındaki bankta oturmuş, çimlerin arasında bulduğu eski, yıpranmış bir deri cüzdanı dikkatlice inceliyor. Cüzdanı açıp kart bölümüne bakıyor ve olduğu yerde donup kalıyor. Şeffaf kartlığın hemen arkasında, gülümseyen bir kadın fotoğrafı ona bakıyor.
**İkinci Sahne: Sahibi**
Sıradan bir iş adamı gibi görünen, şık takım elbiseli bir adam telaşla bankın yanına koşuyor. Yüzünde tarifi zor bir rahatlama var. Sanki birkaç sokak boyu koşmuş gibi nefes nefese kalmış halde.
Çok teşekkür ederim, oğlum. O cüzdan benim için gerçekten çok önemli, diyerek elini uzatıyor.
**Üçüncü Sahne: Beklenmeyen Soru**
Çocuk pek niyetli görünmüyor vermeye. Cüzdanı göğsüne sıkı sıkı bastırıp adamın gözlerine bakıyor. Sesi hafifçe titriyor, kafası karışık:
Buradaki fotoğraftaki kadın benim annem. Neden sizin cüzdanınızda?
**Dördüncü Sahne: Şok**
Adam bir anda dizlerinin üzerine çöküyor. Yüzü bembeyaz kesiliyor, uzattığı eli havada donakalıyor. Dudakları titreyerek fısıldıyor:
Bu imkânsız O benim eşim. Yedi yıldır kayıp
**Beşinci Sahne: Hayatların Kesişmesi**
Çocuk, montunun cebinden aynı kadının başka bir fotoğrafını çıkarıyor. Bu biraz eski, köşeleri kıvrılmış.
Şu an beni salıncaklarda bekliyor, diyor, parmağıyla oyun parkını işaret ederek.
Adam önce afallıyor, sonra yavaşça başını o yöne çeviriyor. Gözleri kocaman açılmış, tarif edilemez bir şaşkınlık içinde.
Sonunda ne mi oldu?
Adamın adı Keremdi. Titrek bacaklarıyla kalktı. Kum havuzunun kenarındaki bankta, ince bir manto giymiş bir kadın oturuyordu. Yaklaşınca kadın okuduğu romanı bırakıp başını kaldırdı. Keremin gözleriyle kadının gözleri buluşunca, kitap kumlara düştü.
Şermin?..” diye fısıldadı Kerem.
Kadın kaçmadı. Elleriyle yüzünü kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonradan öğrendiğimize göre, yedi yıl önce Şermin bir Anadolu şehrinde korkunç bir trafik kazası geçirip hafızasını tamamen kaybetmiş. Kendini kim olduğunu, nerede olduğunu hatırlayamazken hamile olduğunu da bilmiyormuş. Hastaneden yeni bir kimlikle, bambaşka bir hayat kurmuş ve oğlunu tek başına büyütmüş.
Bugün Keremin yanlışlıkla düşürdüğü cüzdan, yıllardır hatıra diye sakladığı, öldüğü sandığı karısından kalan tek şeydi. Demek ki, kader onları aynı parkta, aynı anda buluşturdu; küçük bir cüzdan, bir oğlana babasını, bir adama ise kayıp aşkını geri verdi.
Bu yaşananlardan sonra kendi kendime bir ders çıkardım: Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Kader, insanı hiç ummadığı anda bulabilir; ve en büyük kayıplar bazen en değerli kavuşmalara dönüşebilir.



