Mahmut Bey, size söylemiştim. Bir doktora gitmenizi tavsiye ederim. Kalbinizi kontrol ettirin.
Kalbimde ne var ki?
Bence sizin kalbiniz yok!
Çakır için, neden sokağın giriş kapısı kapalıydı, bir türlü anlam veremiyordu. O kapıdan defalarca gezmeden dönmüşlerdi ama şimdi kilitliydi.
Çakır, eskimiş kahverengi kapının karşısına oturmuş bekliyordu.
Belki de yanlış geldim, diye düşündü. Hayır! diye kendi kendine yanıtladı kararlı bir şekilde. Kokulara güveniyordu, burasıydı.
Biraz daha beklesem kesin ev sahibim hatırlar benliğini, beni arabayla ormana götürüp orada bırakmıştı. Oyun bu! Ama ben buldum burayı. Şimdi bekliyorum!
Kar yağmaya başladı. Çakırın patileri gittikçe daha fazla üşümeye başladı. Tüyleri de hiç işe yaramıyor, küçücük bedeni titriyordu.
Açlığı düşünmemeliyim. Az sonra beni fark edecekler, çok sevinecekler! Kocaman bir kemik verirler kesin…
Küçücük titreyen Çakır, bir kar yığınının yanına gidip kar yemeye başladı. Ağzında eriyen kar biraz olsun susuzluğunu alıyor ama soğuğu daha da arttırıyordu. Zaten daha ne kadar üşüyebilirdi ki?
Birazdan beni içeri alırlar, ben de büyük beyaz kaloriferin yanına kıvrılırım. Önce kemik gelir, sonra çorba… Sonra da hepsine havlarım. Elbette anlamıştım, bu bir oyundu. Beni eğitmek için!
Ama ben bizim apartmanı birkaç gece aradım. Dün gece açık olan kapıdan sığınmıştım, biraz ısınmak için. Sabah ise kapıcıdan öyle bir tekme yedim ki uyandım. İnlemekten başka halim kalmamıştı, ısırmaya da dermanım yoktu zaten.
İnsanlar tuhaf. Sahibim yanımdayken, neredeyse herkes gülümseyip başımı okşuyor, ama yalnız kaldım mı hiç yüzüme bile bakmıyorlar, biri tekme atıyor, diğerleri öfkeyle bakıyor.
Çakır saatlerce apartman kapısına bakakaldı. İçeri giren çıkan yoktu. Hafifçe sızlanmaya başladı, hayalinde çoktan karnı doymuş, sıcak yataktaydı…
Sadece biraz daha beklemem gerek. Azıcık daha.
Tipi başladı. Çakır artık patilerinin ucunu hissetmiyordu. Yatıp yuvarlak bir top gibi kıvrıldı. Bilinci yavaş yavaş uzaklara gidiyordu. Görevini yerine getirmişti. Zordu ama apartmanı bulmuştu. Aferin Çakıra. Biraz kestirmeliydi…
Viktor Bey evde yalnızdı. O gün yapılacak çok iş vardı: Televizyon izlemek, çay demlemek, tekrar televizyona dalmak, tekrar çay, biraz uyku, derken bir daha çay…
Bugünlük başka iş de yoktu. Zaten önümüzdeki on yıl programı da buydu. Önceleri her şey başkaydı ama!
Bir zamanlar banliyö tren sürücüsüydü. İnsanları şehrin bir ucundan kalbine taşırdı. Şehrin damarlarında akardı. En önemlisi, bir işe yarıyordu.
Boş ver, dedi kendi kendine, yakında bahar gelir. Balkon bahçemi kurarım, yazlık işler yakında başlar. Az kaldı, bu kışı geçireceğim!
Mutfakta demliği ocağa koydu. Eskiden, çay demlenirken biriyle sohbet edilirdi. Şimdi ise sanki kandırılmış gibi hissediyordu; aceleyle terk edilmiş, yalnız bırakılmıştı.
Çaydanlık kaynadı. Viktor Bey alışkanlıkla dolabı açtı, çay aradı. Kutu vardı ama içinde bir gram bile çay kalmamıştı.
Hay Allah! Bitmiş. Marketten almam lazım, diye sevinerek düşündü. Hızlıca giyinip apartmandan çıktı.
Apartman koridorundaki lamba sönmüş, ya ampul yanmış ya da biri yine çalmıştı. Dönüşte takarım, diye düşündü.
Kapıdan çıkıp birkaç adım atar atmaz bir şeye takılıp düşüyordu az kalsın.
Yahu bu da ne böyle! diye söylendi. Karla kaplanmış bir köpekti bu; kar üstünde hiç erimemişti.
Çakır! Viktor Bey apartmanda birinin köpeğini tanıdı hemen.
Çakır oğlum, ne oldu sana, çok mu kötü durumdasın? Dur, hemen sahibini arayayım. Hızla zile bastı. Cevap yok. Sonra komşuları aradı. Onlardan biri açtı.
Komşu ben Viktor Bey. Duydunuz mu, 64 numaradakiler nerede? Köpekleri burada donmak üzere!
Onlar taşındı. Boşanmışlar galiba. Daire satılık.
Vay arkadaş! Sağ olun.
Viktor Bey montunu çıkardı, köpeğin üstüne örttü. Eldiveniyle de üstündeki karı temizledi, Çakırı montun üstüne yatırdı. Köpek neredeyse nefes almıyordu.
Çakır, ne olur dayan!
Onu apartman girişine kaloriferin yanına çekti. Donmuş tüylerini okşadı. Sonra alt kattaki ilk kapıya vurdu. Kapıyı komşusu Nihan Hanım açtı.
Viktor Bey, ne oldu?
Nihan Hanım lütfen, en yakın veterinere bakıp taksi çağıralım.
Alo, Elif Hanım?
Evet, kim?
Ben, komşunuz 72 numaradan, Viktor Bey. Nihan Hanım verdi numaranızı.
Ha, merhaba Viktor Bey.
Çakırla ilgili…
Onu Mahmut bilir. Ben o köpeği asla istememiştim.
Hımm… Biz şimdi veterinere…
Viktor Bey, zaten kendisi bir ekmek parası kazanamıyordu ki… Bir de köpek aldı. Ben yıllarca evi sırtımda taşıdım! Kurtulsun diye yalvardım, onda onu bile beceremedi! Hoşça kalın!
Alo, Mahmut Bey? Ben komşunuz Viktor. Eski komşunuz… Çakır geri döndü!
Yanılıyorsunuz. Bizim Çakır ormanda kayboldu.
Eminim bu Çakır!
Olamaz öyle bir şey.
Yazık… Hayvanlar böyle yapılmaz.
Ne diyorsunuz siz?
Sen her şeyi anladın. İyi ki sizin gibi komşum kalmadı!
Aylar geçti, Çakır yeni evine alıştı. Kulaklarının uçlarını kaybetti, iki ayağında hâlâ bir yara vardı ama idare ediyordu.
Çakır sonunda bunun hiç oyun olmadığını anladı; aslında bu, iki yetişkinin oynadığı bir oyunmuş ve ona verilen öl komutunu bu sefer gerçekten yerine getirmesi istenmiş.
Şimdi yeni bir sahibi var. Günde üç defa gezmeye çıkıyorlar. Sahibi genç değil ama televizyona yapışmasın diye Çakır onu koşmaya zorluyor.
İnsanlar ilginç mahlûklar. Öncekiler hep gülerdi bana ama neredeyse hayatımı bitiriyorlardı. Bu ise her zaman huysuz, hep mırıldanır. Ama biliyorum, aslında iyi biri, merhametli biri. Çakır da akıllı: Onları ısır, bunu sev!
Bir gün kapı çaldı.
Viktor Bey, ben Mahmut. Şimdi bir bayanla yaşıyorum, onun kızı köpek istiyor. Çakırı alabilir miyiz? Kusura bakmayın, böyle oldu. Veteriner parasını ödemem gerekiyorsa söyleyin.
Mahmut Bey, anlamıyorum sizi.
Böyle oldu… Az para kazanıyordum ve…
Hayvana maaşın kaç lira olduğu fark etmez… Çakır ormanda kaybolmuştu.
Viktor Bey, işte o yatak üstünde yatan köpek.
Bu Norris. Çakırı kaybettin sen.
Çakır, oğlum gel!
Köpek yerinden kıpırdamadı, dişlerini gösterdi.
Mahmut Bey, size tavsiyem bir doktora görünün. Kalbinizi kontrol ettirin.
Kalbimde ne varmış?
Bence sizde hiç kalp kalmamış!
Siz ne dersiniz? Yorumlarınızı bekliyoruz, beğenmeyi unutmayın!




