Otobüs bugün her zamanki gibi kalabalık. İçeride çoğunluğu yaşlı olan insanlar var; kimisi pazar filesini tutuyor, kimisi de aralarında zamları ve havayı konuşuyor. Koridorun kenarındaki koltukta, 18 yaşlarında bir genç oturuyor. Kolunda ve boynunda dövmeler var, yüzünde hafif bir sakal, üstünde koyu renk bir tişört. Epey yorgun görünüyor, kimseyle muhabbet etmiyor, önüne dalgın dalgın bakıyor.
Bir sonraki durağa gelindiğinde, yanına iki küçük çocuğunu almış bir anne otobüse adım atıyor. Bir çocuğu annesinin elini sıkı sıkı tutmuş, diğeri de annesinin bacağına yaslanmış. Otobüste oturacak boş yer yok. Kadın şöyle bir etrafına bakıyor ve gözü hemen gence ilişiyor. Yanına gelip, rahatsızlığını gizlemeden yüksek sesle konuşuyor:
Genç adam, kalkar mısın? İki küçük çocuğum var.
Otobüsteki sesler birden azalıyor. Birkaç kişi kafasını onlara çeviriyor. Genç adam annesine bakıyor, ama yerinden kıpırdamıyor.
Görmüyor musun? İki çocuğum var, diye sesini yükseltiyor kadın. Yoksa umurunda değil mi?
Artık otobüstekiler iyice meraklanmış, gözler üzerlerinde.
Kadın bu defa otobüsteki herkese hitaben söylene söylene konuşuyor:
Yeni nesilde hiç saygı kalmamış! Adam gibi orada yayılmış oturuyor, iki çocuklu kadın ayakta bekleyecek!
Genç adam sakin bir tonla cevap veriyor:
Kimseye bir kabalığım olmadı.
Kadın sözünü kesiyor:
O zaman yer ver, diyor. Bu en basit görgü kuralı. Gerçek bir erkek, yanında anne ve çocuk varken oturmaz.
Bazı yolcular başlarıyla kadını onaylıyor. Kadın devam ediyor:
Ne, kalkmak mı zor geliyor? Gençsin, sağlıklısın. Yoksa dövmeler mi ağır geliyor?
Genç adam sessizce karşılık veriyor:
Sadece çocuğunuz var diye oturmayı hak ettiğinizden emin misiniz?
Kadın sivri bir dille karşılık veriyor:
Elbette, ben anneyim. Sen mi hak ediyorsun?
Otobüste gergin bir hava hâkim. Genç adam ağır hareketlerle koltuktan kalkıp tutunuyor.
Kadın neredeyse zafer kazanmış gibi konuşuyor:
Bak işte, isteyince kalkabiliyorsun. En baştan güzelce yapsaydın keşke.
O anda genç, herkesin gözleri önünde öyle bir şey yapıyor ki, otobüste adeta zaman duruyor.
Pantolonunun paçasını yavaşça yukarı çekiyor. Altından çıkan metal protez, ışıkta parlıyor. Otobüsün içinde bir ah sesi yankılanıyor. Orta yaşlı bir adam başını yere indiriyor, yaşlı kadın elini ağzına götürüyor.
Annenin rengi bir anda bembeyaz oluyor, bütün gönül rahatlığı ve kendine güveni uçup gidiyor. Ağzını açsa da söyleyecek bir şey bulamıyor. Yanındaki iki çocuk daha da yaklaşıyor annesine.
Genç, ağırbaşlı bir şekilde pantolon paçasını indirip tekrar oturuyor. Ne kimseye bakıyor, ne kötü bir söz söylüyor. Yüzünde öfke yok, sadece yorgunluk var.
Otobüste büyüyen bir sessizlik hakim oluyor. Yaşlı bir adam hafifçe, İnsanı dış görünüşüne, ya da yaşına bakarak yargılamak olmaz, diye mırıldanıyor. Birkaç yolcu da başıyla onaylıyor.
O andan sonra anne sessizce, camdan dışarı bakarak yolculuğunu sürdürüyor. Bir daha yer istemiyor, kimseyle konuşmuyor.




