— Yasin, bu kediler burada bizim henüz birbirimizi tanımadığımız zamanlardan beri yaşıyor. Onları bir yere göndermemi neden istiyorsun ki? — dedi Ayşe buz gibi bir sesle. — Senin teklifin resmen ihanet demek…

Efe, bu kediler burada biz seninle tanışmadan önce de vardı. Neden birdenbire onları göndermemi istiyorsun ki? diye sordu Asuman, sesi soğuk ve keskin. Senin teklif ettiğin şey resmen ihanet…

Asuman, küçük, yemyeşil bir şehirde yaşıyordu. Yazları sokaklar ağaçların gölgesine gömülür, renkli çiçekler baharı sonbahara dek süsler, havada çiçeklerin tatlı kokusu asılı kalırdı. Böyle bir yerde insan, kendini düşüncelere, hayallere, huzura kolayca kaptırırdı…

Asumanın annesi yıllar önce vefat etmişti. O zaman minicik olan Asumanı halası, Nermin Hanım büyütmüştü. Nermin Hanımın kendi hayatı yolunda gitmemiş, ayağı hafif aksayan, içine kapanık bir kadındı ve hiç evlenmemişti ama içindeki tüm sevgiyi Asumana vermişti. Asuman ona delicesine bağlıydı. Ona hep annem Nermin derdi.

Anne Nermin! Ben geldim, diye seslenirdi her gün okuldn çıkınca, bazen de üniversiteden sonra.

Hoş geldin kızım! Nasılsın?

Asuman daha ilkokuldayken okumayı sökmüştü. Anne Nermin, ona hayvanlarla ilgili kitaplar okur, birlikte bahçedeki kuşları gözlerdi. Akşamları kitap okumak, ikisinin değişmez alışkanlığıydı.

Bir gün Asuman, on iki yaşındayken eve ağlayan bir yavru kediyle geldi.

Anne Nermin, bak ne kadar zavallı, kimsenin umurunda değil… Ne olur, yanımıza alalım mı? dedi gözünde yaşlarla.

Gel kızım, beraber bakalım, deyip sarıldı Nermin Hanım.

Böylece evde minik bir kedi, Minik, yerleşti. Seneler geçti. Bir gün de, bu sefer Nermin Hanım elinde karton kutuyla döndü işten.

Düşünsene, işte kapının önüne kutuyla bırakmışlar yavruları. Biz kızlarla aramızda paylaştık, dedi yorgun ama sıcak bir gülümsemeyle.

Asumanın gözleri kocaman açıldı:

Artık iki kedimiz var! Ne güzel!

Minik önce yeni geleni umursamaz gibi yaptı ama sonra koklayıp yavaşça ense derisinden tuttu, kanepenin üstüne çıkardı. Orada onu yalamaya başladı, tıpkı annesiymiş gibi.

Yıllar geçti. Asuman artık hem evi kaldırıyor, hem alışveriş yapıyor, hem de Anne Nerminin ilaçlarını, doktor randevularını takip ediyordu. Haftada birkaç kere onu sağlık ocağına götürüyordu. Evlerinde, dostluk ve huzur hakimdi; birlikte kitap okuyup film izliyorlardı, konuşacakları hiç bitmezdi.

Sonra, Asumanın hayatına Efe girdi, bir sergide tanışmışlardı. Başlangıçta Anne Nermin biraz huzursuzlandı çünkü Efeyi pek samimi bulmamıştı ama sonra içini ferahlatıp, kızını kıskanıyor olabileceğini düşündü.

Asuman’ın mutluluğu her zaman birinci önceliğiydi, bu yüzden kızını hayata uğurladı. Asuman ve Efe ayrı bir eve çıktılar.

Artık Asuman hafta içi Salı ve hafta sonu Cumartesi günü mutlaka Anne Nermine uğruyordu. Cumartesileri Efeyi de çağırıyordu ama Efe her seferinde bir bahane bulup gelmiyordu.

Asu, orada kedileriniz var ya… Ya onlar, koku, tüy, mama kapları… Sen orada nasıl büyüdün anlamıyorum.

Efe her zamanki gibi suratını buruşturur, dudaklarını büzerek konuşurdu. Asuman ise gülerek konuyu şakaya dökerdi.

Efe, inanamazsın o kedilerden ne mutluluk geçiyor insana!

Ee? Ne mutluluğu?

Efecim, o kadar komikler ki! Oynarken puf puf kabarıyorlar, mırlıyorlar, terlikleri havada koşturuyorlar. Kırlentlerle oynuyorlar, göğsüne yatıp traktör gibi mırlıyorlar…

Yok Asuman, ben kedileri sevmem. Kızma ama olmuyor bende, deyip kaşlarını çatardı. Orada sizin kadın sohbetleriniz, temizlik filan… Ben evde kalıp seni bekleyeyim, sen güzel bir şeyler hazırla, seni özlerim…

Zamanla Anne Nerminin sağlığı kötüleşti. Asuman artık iş çıkışı hemen ona uğruyordu. Halasının evine taşınmaları için Efeyi ikna etmeye çalıştı ama hayır cevabı aldı. Asuman da iki arada bir derede kaldı.

Evde işler çoğaldı; her gün çamaşır, sık sık temizlik, bir de ağır ağır yayılan yaşlılık kokusu… Asuman korkuyordu, yolun sonu yaklaşmıştı…

Anne Nermin, bir sabah gün doğmadan, sessiz sedasız dünyadan ayrıldı. O gece Asuman yanında kalmıştı. Birlikte fısıldaşmış, ardından kitap okumuşlardı. Gece lambasını açık bırakıp uyumuştu Asuman.

Sabaha kuş sesleriyle uyandı. Hemen kalkıp yüzünü yıkayıp, odaya yöneldi:

Anne Nermin… Annecim…

Eliyle telefona sarıldı.

Efe… Annemi kaybettim…, dedi hıçkırarak ve sesi, Efeyi uykusundan sıçrattı.

Cenazeden sonra Asumanın içinde kocaman bir boşluk kaldı. Dünyada artık kimsesi yoktu. Sabaha karşı halasını bulduğunda, yatak yanında bir zarf bulmuştu. İçinde evin tapusu ve bir mektup vardı.

Sevgili Asumanım,

Senin canının ne kadar acıdığını biliyorum. Seni sarıp öpebilecek kimsen kalmayacak artık. Annen gittiğinde küçücüktün. Baban hiç olmadı hayatında. Sadece ben vardım.

Kızım, seni çok seviyorum! Bunu aklından çıkarma. Ne zaman hüzünlensen ya da mutlu olsan, yanındayım.

Artık ev tamamen senin. Zaten senindi; şimdi yokluğumda da kendi köşen, kendi yuvan olsun. Eski de olsa, salaş da olsa… senin.

Bir de eklemişti:

Sadece bir şey rica ediyorum kedilerime iyi bak. Minik ile Pati, artık sana emanet.

Ve lütfen, mutlu ol. Seni seviyorum.

Anne Nerminin

Asuman tekrar tekrar okudu mektubu, gözyaşları içinde. Kedilere sarılıyor, onları seviyordu. Onlar, onun için Anne Nermin kadar değerliydi.

Evin düzenini kurmaya, kedilerin mamasını suyunu eksik etmemeye söz verdi. Hayatta yeni bir sayfa açıldı.

Ama Efe, halasının evine taşınmaya yanaşmadı.

Asu, bence bir süre ayrı kalalım. Ben kedilerle aynı evde yaşayamam. Ayrıca yaşlı evi gibi kokuyor, dedi ve gözlerinin mavisi koyulaştı.

Asumanın içi sızladı ama yas, her şeyin önüne geçti.

Bir süre sonra Asuman hayatı toparlamaya başladı. Kedilerle vakit geçirdi, eski kitaplarını tekrar okudu, perdeleri değiştirdi, yerleri silip pakladı. Efeyle araları iyice açıldı. Zaman geçtikçe omuzlarındaki yük hafiflemeye başladı.

Bir gün kapı çaldı.

Efe mi? Hoş geldin, dedi gülerek.

Asuman! Seni özlemişim ya! Ne güzel olmuş ev, kötü koku da yok! Demek kurtuldun kedilerden ha?

Asuman birden ciddileşti.

Ne demek kurtuldun Efe?

Şey… yaşlı kadının kedileri işte. Malum, pis kokuyordu, tüy, mama filan…

Salona geçti, kedilere göz attı.

Ne, hâlâ buradalar mı?

Minik kuyruğunu kovalıyor, Pati ise paşalar gibi patisini yalıyordu.

Asuman gergin bir tonla cevap verdi:

Efe, bu kediler biz seninle tanışmadan çok önce buradaydı. Niye gönderecekmişim?

Asu, aklını kullan biraz. Ev müthiş! Sıfırdan tadilat, yeni mobilya, banyo, hepsi mümkün. Kedilerden kurtulursak her şey süper olur!

Efe yaklaşıp gözlerinin içine baktı. Asuman o bakışlara karşılık verdi.

Efe, senin dediğin, düpedüz ihanet olur!

Efe hemen atıldı:

Bu ihanet değil ki, mantık! Sokağa at, demiyorum ki… Bir barınak buluruz, ben de bakımına para veririm. Nolur gitsinler!

Sen para da verirmişsin! Beni hiç anlamıyorsun. Onları bırakamam. Onlar benim ailem artık, tıpkı Anne Nermin gibi.

Asu, bak geleceğini düşün. Kariyer, evlilik, çocuklar… Zaman geçiyor…

Kararını iyi ver. Ben kedilerle yaşamam. Ya birlikte bir aile oluruz, ya ben giderim.

Efe kendinden öyle emindi ki, sonucu çoktan kabullenmişti. Ama Asumanın sessizliği onu huzursuz etti. Gözlerinde ne istek, ne heyecan; sadece yorgunluk vardı.

Efe askıda kaldı. O yaşlı kediler ona ağırlık, yük gibi geliyordu. Oysa Asuman için onlar; Anne Nerminden kalan miras, çocukluğunun, evinin, kalbinin parçasıydı.

Ve Asuman bir anda anladı: Hayat boyu beklenti, baskı, hesapla yaşanmaz. Sevgisi şarta, pazarlığa dayanan bir adamla evlat, çocuk düşünülemez.

Efe, git lütfen. Kendime gelmem lazım. Annem yeni vefat etti, sen de bana böyle şartlar sunuyorsun. Çık git.

Çekip giderim! Sonra da yanında olmam. Peşinden koşmayacağım, ona göre!

Efe hışımla kapıyı çarptı. Kristal avize titredi, kediler korkuyla kaçıştı, Asumanın içi düğümlendi.

Hem çok acı, hem de tuhaf bir hafiflik hissetti. Kedilerini kucağına alıp sarıldı, tüylerine yüzünü gömdü:

Benim güzellerim! Sizi asla bırakmam! Siz benim canımsınız! Anne Nermin, duyuyor musun? Onları asla bırakmayacağım!

Birkaç gün sonra, Asuman işten dönüşte Efeyi apartman girişinde gördü. Efe üst kattaki camlara bakıyordu, umutsuzca bir şeyler arar gibiydi.

Onu görünce Efe ona doğru geldi. Ama Asuman avuç içiyle dur işareti yapıp geçip gitti:

Yok Efe, yok! Ben kedilerle kalacağım! dedi ve apartmanın kapısından içeri girdi.

O kapı kapanınca, iyi kalpli bir kız ile duygusuz bir adamın hikayesi bitmiş oldu.

Kediler, ömürleri vefa ettikçe onunla yaşadı. Her patırtıları, her mırıltıları, tüylerinin her sıcaklığında Asumanın yüreği Anne Nermine, o eski güzel günlere ısınıyor, gönül dolusu huzur buluyordu.

Çünkü aile, sadece kan bağı değildir. Yürekten bağlıların, birbirini anlayan ve yanında olanların bütünüdür. Şartsız, çıkarsız sevgiyle var olur.

Bir de şunu unutmamak gerek: Sadakat olan yerde ihanet barınmaz. Gerçek sevgi, pazarlık ve baskıyı asla kaldırmaz.

Ev sadece temizliğiyle değil, kalbin sıcağıyla, ruhun iyiliğiyle yuva olur.

Ve biliyor musun, evde bir mırıl mırıl ses olduğunda… İçin sıcacık oluyor.

Rate article
Lifequest
— Yasin, bu kediler burada bizim henüz birbirimizi tanımadığımız zamanlardan beri yaşıyor. Onları bir yere göndermemi neden istiyorsun ki? — dedi Ayşe buz gibi bir sesle. — Senin teklifin resmen ihanet demek…