Kim derdi ki, bir zamanlar İstanbulun en şık kızlarından biri, soğuk bir kış gecesi bir sokak köpeğini lüks arabasına bindirip uzaklaşacak?..
Gördün mü, bugün hangi arabayla gelmiş? Diyorlar ki babası doğum gününde hediye etmiş.
Ya çantası? En az iki yüz bin lira vardır onun fiyatı!
Boşver çantayı. Manikürüne baksana, sırf tırnaklarındaki taşlar benim bir aylık harçlığım kadar tutuyordur!
Hale, arkadaşlarının fısıldaşmalarına kulak kabartırken ister istemez hafifçe yüzünü buruşturdu. Sınıfın arka sırasında her zamanki gibi yalnız başına oturan Derya Aksoy, ünlü müteahhit Aksoy ailesinin tek kızıydı. Elindeki altın kaplama telefonunda dalgınca bir şeyler karıştırıyor, güzelliğiyle dikkat çekiyordu.
Deryanın uzun, açık kestane rengi saçları muntazam buklelerle omuzlarına dökülüyor, pürüzsüz makyajı ona sanki Venedikten çıkmış porselen bir bebek havası katıyordu.
Acaba kafasında neler dönüyor? diye düşündü Hale. Zira iki yıl boyunca Derya, kimseyle on cümleyi bir araya getirmemişti. Her ay lüks bir araba ile derslere gelir, sınavları kusursuz verir, hiçbir öğrenci etkinliğine katılmadan ortadan kaybolurdu.
Kesin kafası sadece markalarda, dedi Halenin yakın arkadaşı Esra alaycı bir şekilde, bakışını Deryadan ayırmadan. Tam bir zengin kızı. Geçen gazeteciye telefonda Milanodan Paristen bahsediyordu.
Hale başını sallasa da açıklama ona fazla sıradan gelmişti. Ara sıra Deryanın gözlerinde tuhaf bir ifade yakalıyordu sanki herkesin içinden geçip başka bir yere bakıyor, bambaşka bir şey düşünüyordu.
Hatırlasana, geçen dönem ekoloji bitirme ödevini nasıl savunmuştu? diye ekledi Hale ansızın. İnsan faaliyeti ve yaban hayatı üzerineydi. Nereden bulmuş böyle bir konuyu?
Takma kafana, Esra elini salladı. Babasının danışmanları yazmıştır kesin. O da rujunu sürüp okumuştur.
Ama Hale o günü hatırlıyordu: Derya, sokak hayvanlarının sorunlarını anlatırken gözleri parlamış, ağır istatistikler sunarken sesi titremişti. O anda o, bambaşka, sımsıcak ve canlı bir genç kızdı. Fakat sonra tekrar, soğuk bir mesafe ile etrafından kendini soyutlamıştı.
O tuhaf karşılaşmaları, kasvetli bir kasım akşamındaydı. Hale, bir alışveriş merkezinden çıkıp market poşetini göğsüne bastırdığı sırada, tek kelimeyle donakaldı.
Girişin yanında, dizleri yere değmiş Derya Aksoy, kocaman bir sokak köpeğine salam parçaları veriyordu. O narin ellere taşlı manikürüne rağmen, büyük bir özenle salamı ufalayıp önüne koyuyordu. Köpek, yıpranmış tüyleri ve bariz aksayan bacağı ile yemeği açgözlülükle yutuyordu.
Ağır ol canım, acele etme, Deryanın normalde buz gibi olan sesi şimdi sıcak ve şefkatliydi. Çok aç kaldın değil mi? Biliyorum.
Rüzgar onun lüks paltoyu hırpalasa da, Derya belli ki ne soğuğu, ne de dizindekileri umursuyordu. Demek o yüzden hep bir yerlere kayboluyordu, diye geçirdi aklından Hale. Bir keresinde Deryanın çantasında köpek maması görmüştü ama o anda bir şey anlamamıştı belki evde bir cins köpeği vardı.
Salam bitince Derya, köpeğin başını iki avucunun arasına aldı ve gözlerinin içine baktı:
Biliyor musun, seni anlıyorum. Gerçekten. Kimse seni sen olduğun için görmüyormuş gibi hissediyorsun, değil mi?
Köpek hafifçe inledi.
Ben de küçükken annemle babama hep köpek almak için yalvarırdım, diye devam etti Derya, sanki kendi kendine konuşuyormuş gibi. Babam hep derdi ki: Ne yapacaksın sokak köpeğini? İstersen sana soyağaclı, ödüllü cins köpek alalım! Ama ben bir dost istiyordum. Gerçek bir dost. Hediye ya da statü için değil, beni sırf ben olduğum için sevecek biri.
Hale yutkundu, boğazında bir düğüm oluştu. Gözlerinin önünde, süslü bir prenses yerine yalnız, kendini saklayan gerçek bir kadın vardı.
Hadi artık, yeter hüzünlü anlar! dedi Derya, kararlı bir şekilde kalkarken. Hadi bakalım.
Hale hayretle gördü ki, köpek hafif topallayarak onu takip etti. Derya, tereddüt etmeden lüks otomobilinin kapısını açtı.
Hadi bakalım, gel bakalım dostum. Önce veterinere, sonra bakarız bir yoluna.
Hey, ne yapıyorsun? diyebildi yüksek sesle Hale.
Derya döndü; göz göze geldiler. Deryada ne utanma, ne meydan okuma vardı yalnızca derin bir hüzün ve kararlılık…
Doğru bildiğimi yapıyorum, dedi sadece, köpeği arabaya bindirirken. Bazen herkes senden başka biri olmanı beklese de, kendin olman gerekir.
Derya, arabasına bindi ve uzaklaştı; Hale olduğu yerde donup kaldı.
Ertesi gün Derya okula gelmedi. Ardından bir gün daha yoktu. Hale, sürekli o arka sıradaki boş yere bakarken buldu kendini. O köpeği nereye götürdü, ne oldu, diye düşünmeden edemiyordu.
Haftanın sonunda merakı ağır bastı. Ders bitiminde Deryaya daha yakın olan birkaç arkadaşına yaklaştı.
Derya Aksoyu gören oldu mu? Hiç ortalarda yok.
Kimse bilmiyor ki, dedi Emir omuz silkerek. Belki yeniden Avrupadadır. Ama geçenlerde arabasını terkedilmiş bir fabrikanın orada görmüşler.
Bir an, Hale Deryanın Hayır baba, şimdi gelemem. Milan defilesinden daha önemli işlerim var… dediği konuşmayı hatırladı. Parçalar birden bir araya geldi.
Bir saat sonra Hale, eski bir sanayi mahallesindeydi. Neden gittiğini o da bilmiyordu; ama içinden gelen bir şey, yolunun doğru olduğunu söylüyordu.
Paslı kapısı olan eski bir depo binasının önünde Derya’nın arabası duruyordu. Köpek sesleri yankı yapıyordu.
Arka avluya gizlice baktı ve dehşetle irkildi: İçeride onlarca köpek güneşte ısınıyor, oynuyor ve bazısı yeni mama kabı başında duruyordu. Derya, bu kez sade bir kot ve eski bir kazakla, saçları toplamış halde mama kaplarını yerleştiriyordu.
Derya arkasını dönmeden konuştu:
Geldiğinde anlamanı bekliyordum zaten.
Ne zamandır böyle? diye sorabildi ancak Hale.
Neredeyse bir yıl oldu, diye cevapladı Derya, yeni gelen yavruyu severken. Başta sadece besliyordum. Sonra yaralıları tedavi ettirdim. Sonra baktım sokaklar onlarla dolu, geçici de olsa sıcak bir yuvaya ihtiyaçları var. Babam geçen yaz araba diye para verdi, ben de bu depoyu aldım. Tek başıma onardım, neredeyse bütün yaz burada geçti.
O yüzden hiçbir zaman bizimle partiye, buluşmaya gelmezdin…
Evet. Şu pahalı eşyalar, arabalar filan… hepsi koca bir maske. Babamın hayali onlar ama benim değil. Asıl ben burada kendim oluyorum.
Derya sonunda döndü; Hale o an gözlerindeki derin doluluğu gördü. O bakış, boşluk değil, kocaman bir sevgiydi.
AVMde gördüğün köpeğe yeni yuva bulduk, gülümsedi. Birçok köpek gidiyor zaten. Kimseye asalet ya da ödüller anlatmıyorum; sadece onların hikayesini paylaşıyorum. Yardım etmek ister misin? Her zaman bir el eksik.
Hale, yeni tanıdığı bu içten Deryaya bakınca içinden gelen güçlü sesi dinledi: Elbette isterdi ve oldum olası böyle bir mucizenin parçası olmak isterdi.
Önce nereden başlıyoruz? dedi, kollarını sıvayarak.
Zaman su gibi akıp geçti. Hale artık çoğu akşam barınağa gelir, oradaki tüm köpeklerin hikâyelerini öğrenir, en ürkek olanların bile güvenini kazanırdı. Deryayı da giderek daha iyi tanıyordu.
Zengin kız maskesinin ardında dev bir kalp saklıydı. Derya sadece barınağı kendi imkanlarıyla döndürmüyor; aynı zamanda bir sosyal medya hesabı açıp, her köpeğin gerçek hikayesini, olduğu gibi, abartısız paylaşarak yuva arıyordu.
İnsanlar bir hayvanı sahiplenirken, gerçekten bir dostun hikayesini bilmeli, diye anlatıyordu Derya. O zaman onları kolay kolay terk etmiyorlar.
Bir akşam, barınağın dinlenme odasındaki eski koltukta otururken Hale Deryaya seslendi:
Hayalin nedir gerçekten?
Bir gün… kocaman, modern bir merkez açmak istiyorum. Kedi ve köpekler için tam teşekküllü, veterinerli, gerçek bir sığınak. Hastalara tedavi, yararlılara yuva… Her şey.
Peki, imkanların var. Neden şimdi değil?
Babam yüzünden, yüzünde hüzünlü bir tebessüm oluştu. O, hevesimi geçici zanneder. Şirket işleriyle ilgilen, sokak hayvanıyla niye uğraşıyorsun? diyor. Hatta bu barınaktan da haberi yok buralara harcadığım para için alışveriş yapıyorum sanıyor.
O sırada telefon çaldı: Baba yazıyordu ekranda.
Evet baba? Hayır, şimdi gidemem. Önemli bir görüşmem var. Evet, yılbaşı davetinden de önemli.
Hale, Deryanın elinin titrediğini görünce cesaretlendi:
Belki de ona gerçeği anlatma zamanı gelmiştir.
Beni anlamaz ki.
Ama hiç denedin mi? Bu yeri ona göster, hayalini birlikte paylaş. Sen babasının kızısın, kim bilir, belki seni mutlu etmek ister.
Derya, bir süre pencerenin dışındaki karanlığı izledi. Sonunda başını salladı:
Haklısın. Artık saklanmak yok. Ama senden büyük bir ricam var, dedi ürkekçe. Yarın babamla konuşurken yanımda olur musun?
Tabii ki, dedi Hale hiç düşünmeden. Ama neden?
Çünkü… Sanırım onun tepkisinden korkuyorum. Hayal kırıklığı yaşatacağımdan korkuyorum. Anlatırken beni anlayan birinin de orada olmasına ihtiyacım var.
Hale, Deryanın alışık olmadığı o çekingen haline bakıp gülümsedi:
Tabii ki. Ve biliyor musun? Senin baban seni anlayacak. Sadece hayvanlara değil, dünyaya iyi bir şey katıyorsun. Bu da aslında başka bir ticaret.
Derya, sarılarak teşekkür etti:
Bana inandığın, ilk yardım etme teklifimi kabul ettiğin için sağ ol. Her şey için teşekkürler.
Ertesi gün babasını arayıp hayati bir konuda görüşmek için barınağa davet etti. Derya, heyecanla saçlarını düzeltip saate bakarken Hale yanında durdu.
Bahçeye Babasının siyah Mercedesi girerken Derya süt gibi beyaz oldu ama kararlı adımlarla kapıya yürüdü.
Babası, iri cüsseli, takım elbiseli ve ciddi bir adamdı. Barınağı gözden geçirdi, ardından kısa bir süre sessizce bekledi, sonra konuştu:
Demek buralarda vakit geçiriyorsun.
Evet baba. Benim barınağım. Burada yardıma muhtaç köpekler yaşıyor. Tedavi edip ev buluyoruz.
Biz?
Ben ve gönüllü arkadaşlarım. Biliyorum zaman kaybı zannediyorsun ama bak…
Derya, her köpekten, onların şansının nasıl döndüğünden, hem kendisinin hem de yavruların değişen hayatlarından coşkuyla bahsetti. Hale, babasının bakışlarının yavaşça yumuşadığını gördü.
Tam o sırada, yaşlı, sevimli bir köpek olan Koca buraya doğru topallaya topallaya geldi, adama başını sürttü.
Hey, tıpkı küçükkenki Karabas’ım gibi, fısıldadı babası.
Karabas mı? Senin çocukluğunda bahsettiğin köpek?
Evet. Anadoludan gelmişti. Bir gün beni sokakta çocuklardan kurtardı. O en iyi arkadaşımdı. Derya’nın babası eğilip Kocayı sevdi. Aslında hep bir barınak açmak isterdim. Karabas’tan sonra. Ama iş, para derken öyle kaldı.
Yavaşça kızına bakıp gülümsedi:
Senin gerçekten işin rast gitmiş. Pırıl pırıl bakıyorsun etrafa. O merkezi bir görsene bana.
Altı ay sonra, İstanbulun kenarında açılmış devasa, modern bir Sadık Dost Hayvan Rehabilitasyon Merkezi vardı. Geniş oyun bahçeleri, veteriner poliklinikleri ve profesyonel çalışanlarıyla modern bir yuva. Açılışta Derya ve babası el ele, merkezin logosunun olduğu tişörtlerle kurdeleyi birlikte kesti.
Gördün mü, diye fısıldadı Hale, babanın hayalindeki gibi başarılı bir iş kadını oldun.
Gerçekten mi?
Sadece kendi yolunda, kendi işinde…
Derya, babasının gazetecilere gururla merkezden bahsetmesini izlerken gülümsedi.
Aslında sadece cesaret edip o maskeyi çıkarmak lazımmış. O zaman insan, herkesin beklentisinin ardında, kendi gerçek kimliğini buluyor.
Yanında, hep olduğu gibi Koca dönerken eğilip onu sevdi:
Değil mi canım?
Koca da sanki doğrulayıp havladı ve herkes gülmeye başladı.
Bir zamanlar maskelerin ardına saklanan bir kızın hikâyesi böyle bitti. Meğer herkesin görünmeyen tarafında ne güzel kalpler saklanırmış; önemli olan onlara açılıp ışık tutmakmış…




