“Kocamı Aldattım ve Pişman Değilim: Bu Ne Bir Dizi Sahnesiydi Ne de Boğaz Manzaralı Lüks Bir Otelde Yaşanan Bir Kaçamak; Her Şey Günlük Hayatın İçinde, Market Alışverişiyle Çamaşır Arasında Oldu”

Eşimi aldattım ve bundan pişman değilim. Bu bir dizi ya da filmden aşırılmış bir anlık heves ya da denize nazır bir otel romanı değildi. Tam tersine, sıradan hayatın içinde, market alışverişiyle çamaşır arasında, herkesin örnek gösterdiği düzen içinde yaşarken oldu öyle ki, o düzenin köşeleri insanı acıtır hale gelmişti.

Ne zaman kendimi kaybettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Bir cumartesi sabahıydı. Menemen sofrada, radyodan hafif bir şarkı çalıyordu. Eşim Adnan gazeteye gömülmüş. “Tuz uzatır mısın?” dedi, bana bakmadan. Tuzu verdim, parmaklarımız birbirine bile değmedi.

Bir anlığına, kendimizi dışarıdan gördüm: Her hareketini ezbere bildiğim bir adamla, birbirimizi aslında hiç tanımayan iki insan. Çocuklar çoktan hayatlarını kurmuş, kedimiz benden fazla uyuyor artık, duvarda takvim bomboş sarkıyor. Buzdolabında her şey eksiksiz, faturalar günü gününe yatırılmış. Sadece ben, sanki evde yokum.

Denemiştim. Konuşmayı, birlikte yürüyüş yapmayı, sinemaya gitmeyi, hatta sadece başka bir semtte yeni bir mekâna gitmeyi teklif ettim, kimsenin bizi tanımadığı bir yere. Hep erteliyordu: “Çeyrek kapanınca, projeyi teslim edeyim.” “Bayramdan sonra, rahatlarız.” “Yazdan sonra, herkes döner, daha kolay olur.” Sözüm ona sonranın içine iki sene sığdı. Bu arada üç kilo sessizlik aldım, merak duygumdan da kilo verdim.

Su sporları salonunda tanıştım Yiğitle. Yüzme hocasıydı; yaşı artık adrenalin peşinde değil, insan belini koruma derdinde olanlardan. Önce elimi düzeltti, sonra nefes alışım hakkında konuştu ve yıllardan sonra biri beni ilk defa, sadece kadın olarak gördü ne bir eş, ne anne, ne de ev hanımı olarak.

Yiğite anlattıklarım, normalde gizli defterlere yazılır: Uykusuzluk, mutfaktaki çatlayan kupalar, akşam evdeki sessizlikten nasıl korktuğum O da dinledi. Gülmesi, insanı küçümseyen türden değildi, içimde düğüm olan yerlere iyi gelen türdendi.

Bir anda olmadı her şey. Öyle ansızın dokunuşlar yoktu, çılgın hafta sonu kaçamağı da Önce idman sonrası bir kahve içtik. Sonra parka sorduk, Esersiz kururuz, yürüyelim, dedik. Sonra Su içmeyi unutma, aksi halde kramp girer, diye gece mesajı Basit, iyi ve samimi.

Bunun bir dönem olduğunu, zamanla geçeceğini sandım. Ama bir gün işten dönünce, eşimin Çorba tencerede, dediğini duyduğumda, o an nefes alamayacak gibi hissettim, dışarı çıkmazsam boğulacak gibiydim.

Yiğitin evine gittiğimde, içerisi sabun ve çimen kokuyordu. Kanepeye oturduk, insanın konuşmak isteyip de susmak istediği anlardan birindeydik. O elimi tuttu ilk. Hiçbir şey yıldızlar patlar gibi değildi, daha çok yüzeye çıktığında alınan derin bir nefes gibiydi. Beni öptü. Dünya sallanmadı, ama yıllardır uyuyan bedenim ben buradayım dedi. Aldatmıyormuş gibi davranmayacağım; güzeldi. Yumuşak, özenli, tam ihtiyacım olan şeydi. Bir süreliğine sadece kendim olabilmek için, biri olmadan.

Suçluluk var mıydı? Evet. O gece, gördüğüm tüm düğünler, parmağıma takılmış tüm alyanslar, babamın Söz vermiştin diyen sesi rüyama girdi. Sabahın köründe sokağa çıkıp koşmaya başladım, halbuki hiç koşmam.

Kalbim atıyordu, vicdanım adımlarımı sayıyordu. Geri dönerken taze ekmek aldım. Masaya koyduğumda, eşim tanıdık bir tempoyla tereyağı sürüyordu. İyi uyudun mu? dedi, yine bakmadan. İyi, dedim yalanla. Ölmedim.

Pişman değilim. Bunları yazarken, kulaklarımda insanlar Evliysen, duvar yıkılmaz, diyecek. Belki bazen gerçekten öyle olmalı. Ama bizim duvarımızda yıllardır esen rüzgara geçit sağlayan delikler vardı.

Yiğit, bir çekici değildi; sanki elimde tuttuğum fenerdi, boşluklarıma ışık tuttu. Sayesinde, dokunulmaya, sohbete, bana bakan bir çifte göze ne kadar hasret kaldığımı fark ettim.

Diyebilirsiniz ki, Evliliğini kurtarmak için savaşamaz mıydın? Elbette denedim. Elimden geleni yaptım. Adnan kötü biri değil. Çok yorgun bir adam sadece, öyle alışmış ki yanındayım diye, kim olduğumu göremez olmuş.

Konuşmak istediğimde, işin esprisine vurdu. Çift terapisine gitmeyi önerdiğimde, Ne o modası! dedi geçiştirdi. Kötüyüm dediğimde, Gene mi? diyecek kadar alışmış bunalıma. O kelimeyle, adeta dilimi alıyordu elimden.

Söyledim mi ona? Hayır. Biliyorum, korkaklık gibi görünüyor. İki arada kalmak belki. Ama gerçek her zaman bıçak gibi işlemez; bazen hilti kadar gürültülüdür. Hayattaki her şeyin bedeli var. Haftalardır, eşim bana daha dikkatli bakıyor.

Geç mi geleceksin?, Parfüm mü değişti? gibi sorular Ben de bir an için, ilk gençlik gecelerimizi, tost ve ucuz şarapla sabahladığımız o adamı görüyorum yanında. O geçmiş, kalbimi yaralıyor. Kafamda çalan endişe: Artık seçim yapma vakti geldi.

Yiğit karar verme zamanının geldiğini söyledi: Bir şey vaat etme, sadece gerçekten nerede olmak istiyorsan orada ol. Hiç zorlamadı. Zaman tanıdı bana. Zaman, kalbin yanında tıkırdadığında ne kadar acımasız. Onun yanındayken yeniden kendime dönüyorum. Eve döndüğümde ise, Adnanla yaşanılmış yılların fısıltısı çalınıyor kulağıma. Aldatma geçmişi silmiyor, sadece aralıyor.

Pişman değilim, çünkü yaşadığım şey, beni uykudan kaldırdı. Yıllardır ertelediğim soruları sordurttu bana. Öğretti ki, insanın sevgiye ihtiyacı lüks değil, nefes gibi temel bir şey. Gardıropta ütülü gömleklerin olabilir ama içinde fırtına esebilir. Hayattan elini, azıcık dokunmadan yaşamak istemediğimi ancak şimdi öğrendim.

Yine de, ne yapacağımı bilmiyorum. Akşam masada, önümde iki zarf var. Birinde Yiğitin cesaretin varsa gel diye aldığı hafta sonu otobüs biletleri. Diğerinde, Adnanla eskiden yıldönümlerimizi kutladığımız restorana yapılan rezervasyon. Aynı kaldırımda iki patika. Aynı kalpte iki ayrı dünya, birbirine sığmayan.

Gözlerimi kapatınca, iki gerçeği aynı anda duyuyorum. İlki: Mutluluğa hakkın var, cesaret istese de. İkincisi: Bir kez daha yanılırsan, bu ihaneti bir daha kaldıramazsın. En çok da bundan, ikinci hayal kırıklığından korkuyorum.

Ne ayıplanmaktan, ne dedikodudan. Tek korkum, tekrar terkedilmek: ister Adnan, ister Yiğit Çünkü şimdi, yaşamanın, gerçekten var olmanın nasıl bir his olduğunu biliyorum. Bunu kaybetmek ikinci kez daha ağır gelir.

Kendimi aklamaya çalışmıyorum. Bunları yazıyorum ki, çoğu kadının, gece başını yastığa koyduğunda sessizce söylediği bir şeyi yüksek sesle dile getirebileyim: Birini sevebilir, ama kendini de ihmal edip, kenara atabilirsin. Ben nihayet kendime sahip çıktım. Geri kalanını ne yapacağıma henüz karar vermiş değilim.

Siz olsanız ne yapardınız?

Hayatımda ilk defa, seçim hakkının bende olduğunu ve bunun bedelini göze almak zorunda olduğumu öğrendim. Şimdi ne yaparsam yapayım, kendime dürüst davrandığım sürece, hayattan gerçekten bir payım olacak.

Rate article
Lifequest
“Kocamı Aldattım ve Pişman Değilim: Bu Ne Bir Dizi Sahnesiydi Ne de Boğaz Manzaralı Lüks Bir Otelde Yaşanan Bir Kaçamak; Her Şey Günlük Hayatın İçinde, Market Alışverişiyle Çamaşır Arasında Oldu”