Margarita Hanım’ın Görkemli Sahneye Çıkışı

Melek Hanımın Büyük Çıkışı

Melike! Bu yaptığın karışık bir yemek değil ki! Domatesli salata yapıyorsun sandım, ortaya karışık bir meze çıkmış! Tatlım, sen harika bir avukatsın, işinle ilgilen biraz, mutfağı bizden daha zeki olmayanlara bırak.

Melek, ben kadın sayılmam mı yani! Merve gözleri dolarak itiraz etti.

Neden hiç yemek yapmayı beceremiyordu ki? En kolay tarifleri bile eline yüzüne bulaştırıyordu. Zaten ailede her şeyin bölüşülmesi çoktan bir gelenekti.

Vildan evin asıl hanımı, Merve akıllısı, Sevda ise gözü kara, pratik zekâlı ve herhangi bir şeyi oldurmayı başaran kişiydi. O yüzden aile bir araya gelip oturduğunda, yemeği hep Vildan yapar, Merve ile Sevda işleri organize ederdi. Evin temizliği, alışveriş, çocukların oyunu bunların başı da her zaman Sevda’ydı. O, çocukları organize etmenin bir yolunu bulur, Vildanın evini ve etrafındaki bahçeyi her misafirlikten sonra küçük çaplı bir yıkımdan kurtarırdı. Çünkü, Sönmez ailesinde çocuklara sevdikleri kadar, disipline etmeye de özen gösterilir, ama bunun pek bir karşılığı olmazdı.

Melek Hanımın yedi torunu da (hepsine deliler gibi düşkün olduğu) en çok en küçük teyzelerine, Sevda’ya benziyordu. Sevda’nın iki çocuğu da gruptaki çocuklarla bahçede kızılderili, Afrika yerlisi gibi koşup oynarken, o ise merdivenlere oturmuş, Melek Hanımın komposto yapacağı erikleri ayıklıyor, bir yandan da bahçedeki coşkuya katılmayı düşünüyordu. Onu engelleyen, Vildanın sert bakışlarıydı. Vildan, domates doğrayıp bir yandan homurdanıyordu:

Hiç kadınsı değilsin yavrum! Ne zaman akıllanacaksın? Merveye bak, olgun kadın. Ben de kötüyü sayılmam. Peki ya sen? Hep böyle afacan gibi mi gezeceksin? Sürat motosikletinle mahalleye hava atmak, insanlara hayatın ne kadar güzel olduğunu anlatmak Olmaz ki Sevda. Senin de çocukların büyüyor. Anneye örnek olman gerekmez mi? Şimdilik altı yaşındalar ama, birkaç yıl sonra utanırlar mı dersin senden?

Abla, abartma artık! Merve, çorbayı kontrol edip sabah harcadığı emeğin boşa gitmesinden biraz hayıflansa da tencerenin kapağını kapattı. Sen olmasaydın, kim başka annesini kaybetmiş üç kız çocuğu idare edebilirdi ki? Sen becermişsin, ben ise mutfakta mahvoldum. Demek ki herkes kendi işini yapmalı.

Çok doğru söyledin! Melek Hanım, konuşmanın bir kısmını kaçırmış olsa da, verandadan sular seller gibi göründü. Kadınlar bir an durup ona baktı; çocuklar da annelerinin çekişmesini duymayınca olduğu yerde durdu.

Vay be! Sevda’nın ikizleri öyle uyumlu bir şekilde parmak şaklattılar ki, çıkan ses o kadar yankılandı, Melek Hanım irkildi.

Amaca ulaşıldı!

O kadar zarif döndü ki, hem yeni elbisesini hem özel günlerin topuklularını herkese göstermek ister gibiydi. Bugün hakikaten “özel” bir gündü.

Kızlar, nasıl olmuşum? Benim yaşımdaki bir hanım, neredeyse kırk yıldır görmediği biriyle randevuya böyle mi gitmeli?

Melek Abla, harikasın! Adam kesin etkilenir!

Ama hemen bayılıp kalmasın! Melek Hanım ellerini beline koyup, hava ya bakıp küçük bir gülümsemeyle arşınladı bahçeyi. Sonra ben ne yaparım, kaldım adamın cansız bedeniyle? Önce bir öğreneyim, niye çağırmış ki beni bunca yıl sonra?

Anneanne, belki kadına ihtiyaç duymuştur Vildanın büyük kızı, on beşlik Asuman, meltemde besbelli olgunlaşmış bir gülümsemeyle erik yiyordu. Ne var ki bunda?

Asumanın bu derin sözüne çıkan kahkaha, güneş altında yayılmış kedileri ürkütüp kaçırdı ve geçen yıl aileye katılan, havalı adıyla Toy Poodle olan küçücük, titrek köpeği de öyle korkuttu ki, sanki dünyanın sonu gelmiş gibi havlamaya başladı.

Yandık, Asuman! Vildan gözyaşlarını silip, köpeğini rahatlatmaya gitti, Merve ise titreyen köpeği kucağına aldı, sakinleştirdi.

Melek Abla, sizde o adamla ne vardı? Çocukları uzaklaştıran Merve, merakla sordu.

Ah, Merveciğim! Çok güzel bir aşk yaşadık!

Aşk sözünü öyle bir nefes ve duyguyla söyledi ki, Asuman yerinden kalkacakken tekrar yere oturdu ve öyle bir iç çekti ki, Sevda bir kez daha gülmeden duramadı.

Asuman, sana bunları düşünmek için daha erken!

Neden ki? Ne zaman düşünülecek? Asuman annesinden bezi aldı, yere dökülenlerin üstünü sildi, tekrar içini çekti. Hiç aşk hayatı yaşanmıyor ki. Melek Abla, siz kaç yaşındaydınız o zaman?

On altı! Yanındaki Vildan’a anlam dolu bir bakış attı. Bana niye öyle bakıyorsun? Çok gençtim, deneyimsizdim, aklıma estikçe hatalar yapıyordum. Asumana bu olmaz, kız annesi gibi akıllı ve güzel! Ama hayatta erkeklerin oyunları ve erken yaşta yaşanan aşkların ruh üzerindeki etkilerini bilsin isterim. Sen de öyle düşünmüyor musun?

Melek Abla, hadi anlat artık! Sevda, gülerken gözyaşlarını sildi. Kız yere yapıştı, bırak otursun dinlesin, akıllansın.

Asuman, minnetle teyzesine gülümsedi, merdivende rahatça oturdu, büyük gözlerini anneannesine dikti. O gözlerin rengi, yan komşunun havuzundaki yeşil mercanlar gibi, tam Melek Hanımın gözleriyle aynıydı. Bu tuhaflığı Sönmez ailesinin tanıyan herkes fark ederdi; çünkü Melek Hanım ve Asuman arasında kan bağı yoktu. Aynı şekilde Vildan, Merve ve Sevda da Melek Hanım’ın kanı değildi ama anneleri yerine geçen kadının adıydı o.

Melek Hanım, Sönmez kızlarının hayatına, onların öz annesi vefat ettikten sonra girdi. Babaları şaşkın, yaslıydı ve nasıl devam edeceğini bilemiyordu. Hayatı, anneleriyle birlikte karanlığa gömülmüştü.

O zamanlar sekiz yaşındaki Vildan, küçük kardeşlerine bakmak zorundaydı; çünkü sorularına babası hep aynı yanıtı verirdi:

Vildan kızım, annen olsaydı o bilirdi ne yapmak gerektiğini

Vildan bu cevaptan çok korkardı. Babasının çıldıracağından endişelenip, soru sormayı bırakıp, kendi sorumluluğunu üstlendi.

Beş yaşındaki Merve ile baş edebiliyordu, ama iki yaşındaki Sevda tam bir felaketti. Her an başına buyruk işler çeviriyordu.

Kızların babaanneleri ise yardıma geldim derken kısa sürede pes etti.

Oğlum, hakkını helal et. Benim yaşım, hastalığım derken başaramayacağım. Senin çocuklar fazla hareketli. Ben köye döneyim. İstersen Vildanı götüreyim. Miniklerle baş et artık.

Vildan korku içinde bu konuşmayı dinledi. Tüm sevdiklerini kaybetme ihtimaliyle yüreği titriyordu.

O sırada, babasının tornavidasını prize sokmaya çalışan Sevda da kardeşine bakakaldı, sonra bir anda öyle bir ağladı ki, Vildan korkudan onu sarmaladı.

Ağlama! Gitmem, saklanacağım! Bulamaz!

Neyse ki, babaanne aramaya kalkmamıştı. Babası birkaç anlaşılmaz laf edip başını sallamış, babaanneleri evine, Sönmez ailesini de kadere bırakmıştı.

Birkaç ay sonra hayatlarına Melek Hanım girmişti.

Sevda hastaydı, Vildan günlerdir başından ayrılmamıştı. Sonunda babasına gidip, doktor çağırmak istemişti.

Vildan, zamanım yok! Çok acil mi? Babası güven vermeyen garip bir sesle sormuştu.

Korku Vildanın yakasını hiç bırakmamıştı. Gününü kardeşlerine yetişebilecek miydi, onları doyurabilecek miydi, diye tetikte geçiriyordu. Ama bu sefer korkuya yer yoktu; Sevda sayıklıyordu.

Evet, baba! Çok acil! Sevda ölüyor!

O küçük cümle, babasında bir şeyleri harekete geçirmiş olmalıydı ki, kapı açıldı, doktor çağrıldı ve Vildan uzun zamandır ilk defa babam var diyerek rahatladı.

O sırada bölge çocuk doktoru Melek Hanım, nöbetçi olarak görevlendirildiği için eve geldi. Evi bulmak için köşe başındaki komşu kadınlardan kısa sürede tüm dedikoduları, aileden son habere kadar öğrendi.

Tamam!

İçeri çıktı. İşi hemen kavradı, ambulans çağırdı, çocukla birlikte hastaneye gitti, babayı fırçaladı:

Baba olacaksın, adam ol! Hiç mi çocuklarından utanmıyorsun? Annesi yok, babası da olmayacak mı? Vicdanın nerde senin!

Melek Hanımın azarı sayesinde Sönmez ailesi biraz toparlandı, çocuklar Melek Hanıma teslim olmaktan korkmadı. Hatta bir süre sonra Vildan mallaşarak sevindi evde düzen oluştuğu hiç bu kadar net hissedilmemişti.

Yeni düzenle ilk başta herkes barışık değildi. Vildan ve Sevda kısa sürede ısındı, ama en zor Merve’ydi. Annesiyle bağı her şeyden kuvvetli olan Merve, yeni anneye kendini açmak istemedi. Defalarca Vildan anlatmaya çalıştı, sonra dayanamayıp patladı:

Merve! Ne yapacağımı bilmiyorum! Sen bencilsin! Annemiz yok artık! Ben de çok özlüyorum ama gitti işte! Ben de anne olmayı istemiyorum!

Melek Hanım içeriye girip onları bir güzel sarıp sarmaladı, yanaklarını, başlarını, ellerini, nefes nefes kucakladı.

Ağlamayın kuzularım! Anneniz yok ama ben varım! Anne olamam, ama dostunuz olurum. Kimseye de ezdirmem sizi!

Ve Merve ilk defa ağlamaktan çekinmedi, Sevda ise o kucakta uyuyakaldı. O günden sonra, zamanla her şey değişti.

Yıllar geçti ve Melek Hanım, hiç çocuğu olmayacağını bildiği halde, Sönmez kızlarının hayatlarında anne oldu; onları sevgiyle büyüttü.

Bir yıl sonra babaları da bir trafik kazasıyla aramızdan ayrıldı.

Melek Hanım, iş yerinde haberi alınca üstünde ne varsa fırladı, okula koştu, kızları kendi elleriyle aldı, eve götürüp önce besleyip sonra büyük bir ciddiyetle karşılarına oturdu:

Kızlar Babanız Yani, bizimle değil. Ama bakın; siz sahipsiz değilsiniz. Ben hep buradayım! Asla bırakmam sizi, asla!

Zaten anlamışlardı başlarına kötü bir şey geldiğini. O günden sonra da, evdeki o yuvarlak, sıcak dostluk kırılmadı.

Melek Hanım onları resmen evlatlık edindi, işini değiştirdi, iki özel hastanede çalışarak hem geçimi sağladı, hem kızlarını büyüttü.

Kızların her hayalini dinledi, imkânsız gibi görünenleri bile yoluna koydu. Merve oyuncu olmak istedi; Melek Hanım bir telefonla tiyatroya görüşmeye götürdü. İki sene sonra Merve vazgeçti. Sevda ise motosikletçi olacağım dedi, Melek Hanım geçen tek yazlığı satıp güvenli, kaliteli bir motor ve eğitimini ayarladı. Kendine ait tamirci dükkanı açtırdı.

Meslek miymiş? Elbette! Kimin koyduğuysa o standartları? Mutluluk ve saadet en önemli şeydir.

Vildan ise en az sorun çıkarandı; zaten yaşının ötesinde olgundu. Melek Hanım ona sık sık sarılır, Rahatla kuzum, yanındayım derdi.

Yıllar geçti, herkesin düzeni oldu. Bir gün, üç gün önce, beklenmedik bir telefon, unuttuğu birinden hafif titrek bir sesle Melek deyince, elindeki çay bardağını düşürüp oturmak isterken yere yuvarlandı. Asuman’ı yardım için iterken, birkaç saniyelik şaşkınlık yaşadı.

Asuman, hemen anneni ara! Manevi desteğe ihtiyacım var, çabuk!

Vildan jet gibi geldi, Merveyi, Sevdayı da toplayıp bir araya geldiler.

Melek Abla, ne oldu ki?

Sanırım çıldırıyorum!

İyi de, bu yeni bir şey mi sanki? Vildan gülüp montunu çıkarırken, Sevda yine kaskını çıkardı, kedinin minderdeki rahatına bakarak homurdanmaya başladı.

O sırada Melek Hanım, tavanı seyrederken sordu:

Kızlar, bir randevuya gitmeme izin var mı?

Herkesin suratı şaşkınlıktan üç karış uzadı. Asuman mutfağa çay koymaya kaçtı.

Öylesine bir karmaşa başladı ki, randevunun büyüklüğü günlerce konuşuldu. Hafta sonu aile Vildanın geniş evine toplandığında, Melek Hanım tüm çıtkırıldımlığıyla perişan oldu:

Hay Allahım! Size ne anlatayım? İlk aşkımdı hayatımın! Allahım, ne kadar yakışıklıydı!

Anneanne, aşık mıydın?

Hem de delicesine! Gözlerini kısıp iç geçirdi. Ama aşkın acısı da büyüktü.

Niye acı çekiyorsun ki?

Çünkü, bu aşk bana sadece hayal kırıklığı getirdi. Hem de öyle bir üzüntü ki Kendi ruhumu kaybettim o aşk uğruna!

Herkes gülüşürken, Melek Hanım devam etti:

Üniversiteli komşum, ablamın arkadaşı; ona her şeyimi anlatmasaydım belki her şey değişirdi! Kıskançlık insanda küf gibidir; fark etmezsin ama bir yayıldı mı, işin zor.

Hiç Tatyana olmadın yani?

Ben Puskin okurdum, orada durdum. Hislerimi de kağıda döktüm, kendimi kaptırmadım; itiraf ettim, sonra geri adım attım.

Neredeyse herkesin içi hüzünle doldu. Asuman bekledi:

Sonra?

Sonra, ona âşık olduğumu itiraf ettim.

Yaşasın! Asuman sevincinden merdivenden yuvarlanacaktı neredeyse.

Ama sonra Melek Hanım sustu, uzun bir sessizlik oldu.

Ama sonraki mektubumda reddettim. Çünkü ona benden başka verecek hiçbir şeyim yoktu. Ve bazen bir erkeğe sadece sevgi yetmez; çocuk ister, gelecek ister. Ben ona bunu veremezdim…

Peki ya aşk?

Gerçek aşk bencilce sadece kendi mutluluğunu değil, sevdiğinin mutluluğunu da düşünür. Sen de ileride öyle birini bulursan, elini tutup bırakma. Senin için kendinden fazla kaygı duyanı bırakma, evlen o insanla.

Asuman siyah eriği parmağında ovuşturdu, duygulu duygulu bakıyordu.

Sonra? Tekrar Melek Hanıma baktı ve onun ağladığını gördü. Ağlamasına dayanamayan Asuman, dizine koştu, sarıldı ve yüzündeki gözyaşlarını öptü. Ağlama, anneanne! Tamam, anlatma! Ben anladım. Bak, o güzel allığın, makyajın bozulacak!

Haklısın! Akşama taptaze olmam lazım dedi gülerek. O gün, ailede yeni bir sayfa açılmış oldu.

O akşam, bahçe kapısında yaşlı, şık bir adamın gelmesiyle yeni macera başladı. Vildan açınca, adam kendini tanıttı ve randevuya gelmiş olduğunu söyledi. Melek Hanım ise, torunların katkısıyla kendini, hafifçe renkli bir halde buldu! Göz makyajı abartılı, saçında onlarca toka ve yapay çiçekle verandada belirdiğinde, herkes kahkahalara boğuldu; adam da sonunda kendini tutamayarak güldü:

Evet! Bir zamanlar gençtim, yakışıklıydım! Ama şimdi saçlarım yok, gülücüğüm var!

Melek Hanım, bütün yapılan süslemelerle mecburen banyoya kaçtı, ardından evdekiler kahkahaya boğuldu ve gece boyunca sohbetle, kahkahayla dolu bir akşam başladı. Aile yeni bir sayfa açtı.

Ve Sönmez kızları, iyi insanlardan asla fazla olmayacağını anladılar. Melek Hanımı hayatlarının merkezi yapan bu adam, kendinden beklenen soğukluğu değil, sıcaklığı gösterdiğinde, geçmişin korkularına değil, bugünün birlikteliğine inanmak gerektiğini bir kez daha gördüler.

Ve Vildan, sofra başında Melek Hanımın omzuna hafifçe sarılarak kulağına fısıldadı:

Korkma. Biz hep yanındayız. Cesur ol, yürü!

Hayatın kıymeti, arkamızda duranlarla ve gönül rahatlığıyla ilerleyebildiğimiz zaman ortaya çıkardı. Gerçekten, iyi insanlar çoğalmalıydı ve onların verdiği güvenle yeni sayfalar açmalıydık.

Rate article
Lifequest
Margarita Hanım’ın Görkemli Sahneye Çıkışı