İyi Niyetli Düşünceler

Güzel Niyetler

Ay Yasemin, sonunda geldin! Neredeyse aklımı yitirdim! Emine Hanım kapıyı açtı ve ablasına sarıldı. Başım dönüyor, ne yapacağımı bilmiyorum!

Önce bir sakin ol bakalım! Gösterişli ve yüzünden huzur akan Yasemin Hanım ağır adımlarla antreye girdi. Evin içinde mi?

Hayır! Sabah çocukları topladı, çekti gitti! Emine umutsuzca elini savurdu. Dinlemiyor hiçbir şeyi. Aşık olmuş kendisi!

Şimdi ne diyeyim sana Emine? Kızı ele kaçırmışsın, şimdi oturup ağlayacak mısın? Gel güzelce bir otur, anlat bana baştan sona, sonra bakarız geçelim işin ucundan.

Yasemin mutfağa geçti, masaya oturdu ve kardeşinin çay hazırlamasını dikkatlice izledi.

Demliği sıcak suyla şöyle bir çalkala! Kaç senedir öğretiyorum, hala öğrenmedin.

Emine irkildi, demliğe uzanırken istemeden kendini yakıp kulağını tuttu.

Of, beceriksizliğim üstümde yine! Bırak şimdi. Sen otur biraz! Tam sinirlisin, kendini gavurlara kaptıracaksın.

Yasemin yerinden kalktı, ablasını masaya doğru ittirdi, çayı kendi demledi.

Hadi anlat şimdi. Hiçbir detayı atlama. Kimmiş bu, neymiş? Ve bizim Esra ne düşünüyor?

Emine elleriyle çay bardağını sardı, ne desin? Kafasını kurcalayıp duran şeyin adını kendisi de koyamıyor. Aslında küçük kızı eve getirdiği adamın pek bir kusuru da yok. Ne ayyaş, ne azın azıcık şüpheli bir hali var; efendi biri, saygılı, güle oynaya işini yapıyor. Hadi iş otomobil tamirciliği, ama hiç işsiz de değil. Bir de elleri marifetli, banyodaki musluğu bile anında tamir etmişti, aylarca damlatmasına rağmen usta da baş edememişti. Ama Emine kızının bir gün bir problem çıkacağına öyle inanmış ki, artık iyi izlenimden fazlası lazım. Tanışma hikayesi desen, o da garip geliyordu. Kim otomobil ustası olup da sokakta kalan ilk kadın denk gelince arabasını bedavaya tamir eder? Kış günü soğukta, çocuklarla yolda kalınca yardım etmiş, ee, doğru, ama herkes böyle mi davranır? Sonra da haftalarca çocuklar hasta mı oldu, araba çalıştı mı diye uğramalar Altı ay geçmiş, adam hala arıyor. Esra da gözü dönmüş gibi. Ne çocuklar ne annesini düşünüyor. Evlenmek şart sanırım; bir kere yetmemiş!

Tüm bunları Yasemine anlatıp, kararı bekledi. Ablasına kendisinden çok güvenir, küçükken de Yaseminin eteğine tutunarak büyümüş, babaları erken vefat edince anneleri iki kızıyla baş başa kalmış.

Annesinin hep lafıydı: Yasemin, artık büyüksün, yardım edeceksin!

Araları tam sekiz yaş. İkinci çocuğuna gebe olduğunu öğrenince annesi önce şaşırıp gülmüş, ardından telaşlanmıştı. Zor zamanlar. Ama babası ve ablası bir ağızdan, Birlikte üstesinden geliriz! deyince, anne çocuğu doğurmaya karar verdi. Minik Emine cılız, durmadan hasta olur, abla gözü gibi bakardı.

Sen onun koruyucu meleğisin. Herkese nasip olmaz, derdi annesi saçını örerken. Yasemin gururla kardeşinin elinden tutar, okula giderken onu kreşe bırakır, sonra alır eve getirirdi. Birinci sınıfa başlayınca hem yazı hem okuma biliyordu. Zaten ilk yıl hastalıktan okula gitmekte zorlandı. Anneleri doktor doktor dolaştırır, Zaman verin, zayıf çocuk, toparlayacak, derlerdi.

Yasemin bakımı aksatmaz, ilaçlar saatli, uyku düzenli, yemeği zamanında En büyük savaş ise süt içirmekti.

Nefret ediyorum! Kaymak var bunda!

Mızıklama! Senin iyiliğin için!

Emine ağlaya ağlaya içerdi sütü. Sonunda doktorların dediği çıktı, iyi bakım sonuç verince hali düzeldi.

Yasemin kısa sürede üniversite okuyup kendi yoluna gidince, Eminenin eğitimi aksamadı. Anneleri hastalanıp Emine ikinci sınıftayken ağır bir teşhis aldı. Ablasına dönüp, Ne yapacağız? dediğinde, Yasemin cevap verdi:

Sen elinden geleni yap. Annene bir şey söyleme, ben hallederim.

Kısa günlerdi. Emine, annesiyle son haftasında birlikte oldu. Yasemin daha bir metindi, görevlerini hızlıca toparlarken kardeşine Annenin yanında ağlamak yok! Olan olduysa, bari rahat ayrılmasına izin verelim, dediğinde, Emine kendini toparladı. Annesi sabahın körü elleri Eminedeyken veda etti. O zaman ilk defa doyasıya ağladı.

Anneyi uğurladıktan sonra iki kız kardeş babadan kalan evi bozdular. Emine, ablasına yakın küçük bir daireye taşındı:

En iyisi yakında olman. Kimseyi çağırma, her şeyi ben yapacağım. Arkadaşlar da yardım eder.

Yaseminin kurduğu tadilat işinde takımı dört dörtlüktü. Sonra kendi şirketini kurdu. Her şey üst üste geliyor, kocam Suat da elini taşın altına koymuyor, deyip dertlenirdi.

Zamanla büyümek kolay olmadı. Kriz ardına kriz geldi. Herkese kafamı yetiştiremiyorum, olan yine bana oluyor! diye yakındı. Bir yandan Emineye Sizde ne var ne yok? Çocuklar nasıl? diye de mutlaka sorar, kız kardeşinden haber almayı ihmal etmezdi.

Emine evlenip kendi yolunu seçtiğinde Yaseminin onaylamaması hiçbir şeyi değiştirmedi. Kocasına alışması zor olduysa da, torunu doğunca ikisi de yumuşadı. Koca iyi aile babasıydı, evi geçindirir, çocukları sırtında taşır, bütün kazancı eve harcardı. Cuma-cumartesi çocuklarla dışarı çıkarılırdı.

Olacak iş mi bu? Babadan çok bakıcı gibi

Emine, Aslında Yasemin ablam biraz kıskanıyor, diye aklından geçirirdi. Suat’a çocukları arada bırakmak zordu. Yaseminin oğlu lisede sorun çıkarınca, Kendi kendine hallet, dedi baba tarafı.

Kendi büyüttün ya, al şimdi uğraş!

– O senin de oğlun!
– İsteyen baksın, ben çalışıyorum!

Yasemin, oğlunun sıkıntısını halletti, askere gönderdi. O da uysal bir adam oldu, Evde gerçek komutan annemdi, orada da alışırım diye takılırdı arkadaşlarına.

Ama tam rahatlayacakken, bu defa kızı problem çıkardı.

Anne, hamileyim!

Yasemin, şaşkın bir şekilde koltuğa çöktü. Daha on sekiz dedik, nasıl olur? Evlilik mi var?

Yok annecim, o istemiyor. Beni bırakıyor.

Oho, yok öyle yağma! Torunum babasız büyümeyecek! Korkma yavrum, ben hallederim!

Kızı şaşırmadı bile, annesi her zaman çözümü buluyordu. Bir ayda nikah yapıldı. Yasemin, gençleri küçük eve yerleştirdi. Hem disiplin, hem destek; ikisini de verdi. Gençler düzene girdi, Yasemin rahatladı.

Derken, Eminenin kızlarında sıkıntılar başladı. Onlar, annelerine hiç benzememiş, diri ve sağlıklı doğmuştu.

Çok şükür, nazar değmesin! diye övünürdü Emine. Ben çocukken hep hastaydım, bunlar maşallah demir gibi. Üşüseler yılda bir kere.

Birini Emineye, birini babalarına benzetirlerdi. Velhasıl kızları ardı ardına doğunca bir sınıfa verdiler, daha kolay olur diye. Esra zekiydi, kardeşi Zeynepe de yardımcı olurdu.

Baba çocuklarına doyamadı; ama mutluluk kısa sürdü. Bir trafik kazasında Maksut hayata gözlerini yumdu. Anne kızlar ne yapacaklarını şaşırdı. Emine, günler geçtikçe içine kapandı. Gece uykuları kaçınca, yanına kızları sokulurdu. Artık evin kapısında, yemek masasında, her şeyde boşluk vardı.

Yasemin araya girdi, kızlara sarıldı ve kardeşine çattı:

Ne yapıyorsun? Kızlar babasız kaldı, şimdi de anneyi mi kaybedecekler? Sadece sana mı zor geliyor? Onlara bak, ne hallere girmişler!

Emine önce kayıtsız kaldı; sonra Yaseminin sözleri yavaş yavaş aklına işledi. Hayat zamanla toparlandı, Emine tekrar hayata döndü, gülümsemeleri geri geldi.

Gelin görün ki, onuncu sınıfta iki kız birden âşık oldu. Zeynep, Yaseminin sert konuşmasından etkilenip vazgeçti.

Daha zamanım var, doğru söylüyor.

Ama Esra, inatçıydı; diretti: Aşığım anne!

Ne anladın aşktan? Hali belli olmayan biri, sonra başına iş açarsın hâlâ anlamadın mı? diye çıkıştı Yasemin.

Esra kararlıydı. Sevgilisine, Ya ciddisin, evleniyoruz; ya da gelme, diye açıkça rest çekti. Cesaretine annesi şaşırırdı.

Bir yıl sonra evlendiler. Emine düğün boyunca ağladı, Yasemin, hırsını zor tuttu. Ama Esra hemen çocuk yapmadı, okula devam etti, eşiyle iş bölümünü güzel kurdular. Maddiyatları zamana yayıldı, işi rayına koydular. Esra muhasebeci olarak çalıştı, ikinci çocukları geldikten sonra işleri büyüttüler. Emine küçük kızının hayatına çok sevinse de, Yasemin hep Her şey fazla düzgün, nazar değmesin, Esra bir hata yapar, başını belaya sokar! diye dertlenirdi.

Sonunda kötü haber beklenmedik yerden geldi. Esranın kocası Murat, işlerin yoğunluğundan şikayet eder oldu ve ondan gizli bir ilişkiye başladı. Esra her şeyi tesadüfen öğrendi. Önce görmezden geldi, ama öyle bir gün geldi ki, çocuklarını parka götürmüşken bir kadın yanaşıp sertçe, Ben Muratın sevgilisiyim, dedi. Kadın hamileydi, Bu çocuk da ondan, ne olacak şimdi? dedi.

Esra, Ne yapayım? Çocuklarının ilk babası olduğunda babalık vazifesini bıraktın mı? diye soğuk cevap verince, kadın yükseldi, Sen anlamazsın, ben yakın zamanda doğuracağım!

Çocukları görünce Esra gözyaşını zor tuttu; Hayır, oğlum, gözüme toz kaçtı, deyip çocukları oyaladı.

Murat suçu inkâr etmedi. Boşandılar, dava sancılı geçti; Murat neredeyse başka bir adam oldu. Mal paylaşımı, nafaka Esra hem işinden ayrıldı, hem evi paylaşmak zorunda kaldı. Eski kayınpederi yüzüne bakamadan İşten ayrılman lazım dedi.

Çocukları görmek isterseniz, ararsınız,” dedi Esra. Kapıdan çıkarken adamın sesini zar zor duymuştu: “Kusura bakma.”

Çocuklarının dedesini ve anneannesini hayatlarından çıkarmadı, ne de olsa torunlarını sevmeye devam ettiler. Ama Murat artık bir yabancı gibiydi. Esra yeni işler ararken Emine torunlara baktı, Yasemin ise her fırsatta ablasına yüklenmeye devam etti:

Ana evde yok, çocuklar başıboş, akşama kadar dışarda. Böyle olmaz!

Daha küçükler, Esra da çalışıyor

Akşamın dokuzunda mı çalışıyor? Klişe bu!

Olsun, işi var, güzel de maaş alıyor, kariyer yapıyor.

Nerede kariyeri, nerede çocuklar? Eğer biriyle evlenirse, çocuklar sana kalacak!

Emine umutsuzca “O kadar da değil,” diye geçiştirse de, bir süre sonra Esra eve bir adam getirdi: Levent.

Yasemin hemen şüpheye düştü:

Bu işte bir iş var. Esra’nın durumu iyiydi, evi var, arabası var, iyi maaş alıyor. Adam hazır eve mi konacak?

Emine, “Aman Yasemin,” diye toplasa da, Yasemin rahat durmadı:

Bir konuş bakalım, madem kendi anlamıyor, ben hallederim! deyip Esra’yı aradı: Annen fenalaştı, acilen eve gel!

Esra panikle yola çıktı. Levent, Çocuklara bakarım, sen git, dedi. Yolda, ablası Zeynepe haber vermek istedi fakat sonra hamileliği düşündü, gerek yok dedi.

Eve girince annesini karşısında tuhaf bir şekilde buldu. Yasemin hemen mutfaktan çıktı: Evin içinde mi konuşacağız, kapıda mı?

Yasemin hararetli bir şekilde, Eğer aklını başına toplamazsan çocukları senden alırız, böyle anne olunur mu? diyerek kızdı.

Esranın sabrı bitti. Ayağa kalktı: Teyzecim, siz kendi çocuklarınızla uğraşsanız keşke Ben kimseyle bir aile değeri paylaşmak zorunda değilim, size hesap vermeyeceğim, bitti! Zeynepe böyle davranamazsınız! Onu hep korudunuz, bana hep karıştınız. Benim hayatımı denetlemeyi bırakın artık!

Yasemin sinirden kızarırken, Emine şaşkınlıkla bakakaldı.

Ben kimseye hesap vermem. Artık sizden icazet almama gerek yok. Sizin için günah keçisiydim, yetti!

Yaseminden tek söz çıkmadı. Sonunda Emine fenalaştı, yere yığıldı. Esra ambulansı aradı, telaş içinde yanında durdu.

Ertesi gün tüm aile hastanede buluştu. Yasemin, Esra’nın omzuna dokundu:

Özür dilerim kızım.

“Artık önemli değil. Yeter ki anneme bir şey olmasın.”

Emine iyileşti, kardeşiyle barıştı. O günden sonra Emine hiç kızları hakkında laf dinlemedi. Yasemin de yavaş yavaş yumuşadı.

Ve sonunda Esra ile Levent evlenirken, “Çok yaşa, kutlu olsun!” diyen ilk o oldu. Esra’nın elini tutup, “Hakkını helal et,” dedi.

Hayat kendi yolunu buldu. Ve gün geldiğinde, Yasemin ciddi ameliyatlar geçirirken, yanında yine Esra vardı. Levent, kayınvalidesine araçla, hastaneye, kontrole götürdü. Son günlerinde hastanede yatarken, Yasemin elini Esra’nın eline koyup şöyle dedi:

“Helal adam bulmuşsun. Koru onu kızım, bırakma!”

“Mutlaka,” diye gülümsedi Esra.

Ve tam ayrılırken Esra’nın elini sımsıkı tutup son bir kez fısıldadı:

“Teşekkür ederim kızım”

Rate article
Lifequest
İyi Niyetli Düşünceler