Gelin
Zehra Hanım, mis gibi kokan nar gibi kızarmış ördek dolu büyük tabağı, şıkça hazırlanmış masanın ortasına koydu ve içini çekti. Birazdan oğulları ve gelinleri geleceklerdi.
Daha geçen ay en küçük oğlu evlenmişti, düğün ise sade geçmişti. Gençlerin adetleri şimdi buydu galiba, ne yapsın. Kendisi olsa, elli kişilik davet verir, davul zurnayla kutlardı. Hatta rahmetli kocasıyla nikahlarını gizli arada hemen kıyıvermişlerdi, yüzük bile bir sene sonra almışlardı. İkisi incecik altın halka, o da anca biriktirince olmuştu. Çocuklar için bir düğün şenliği arzulamıştı ama sonuçta kendi bildiklerini okudular.
Oğlanın eşi hiç fena kız değil de Şu fazlasıyla bakımlı halleri var ya, işte orası beni düşündürüyor, diye geçirdi içinden Zehra Hanım. Ama o aralar geliniyle de bir konuşma planlıyordu.
Gelin, Esila, düzgün, tatlı bir kızdı esasen. Oğlanı, Gökhanı hayata bağlamıştı; sağlam bir işe girmesini sağlamış, şimdilerde de hep arkasından ittiriyordu, hani mesleğinde ilerlemesi için. Otuzuna dek her şeyi hazır bulup yaşamış oğluydu bu, bir türlü ayağını yerden kesememişti. Zehra Hanımın, Bu çocuk evde kalacak! diye içi daralmıştı geçen yıl, ama neyse ki işler yoluna girmişti.
Sadece gelinin o özene bezene bakımlı hâllerine, bu salon gezmelerine, saçına başına, manikür pedikürlere harcanan o paralara içi sinmiyordu. Evliliğinde kadının önceliği ailesi olmalıydı ona göre; kendi için harcamaya gönül vermezdi. Çocuk ayakkabısı mı alınacak, yoksa maniküre gitmek mi daha mühim? diye hep tartardı. Kendi kendine alacak, giyinecek hâlinden çok aileyi düşünürdü; hele ki eşi vefat ettikten sonra, oğulları yetişkin olsa da hep desteğe muhtaç kalmışlardı.
Zehra Hanımın düşüncelerini apartman zilinin sesi böldü. Gençler gelmişti. Ve Esila, tam bir yıldız gibi girdi salona. Saçları yeni fönlenmiş, elleri zarif, manikürlü. Yüzünde ise neredeyse makyaj yok, ama bir güzellik vardı ki, sanki cilt bakımıyla doğmuş gibi.
Esilacım, maşallah sana, ne kadar zarif olmuşsun! dedi Zehra Hanım, istemeden de olsa hafif bir serzeniş sesiyle. Üzerindeki takım yeni mi yine?
Evet, dün aldım, dedi Esila gülümseyerek. İşyerinde güzel bir prim verdiler.
O parayı kenara koyacaksın esas, tecrübeden söyleyeyim, dedi Zehra Hanım kendini tutamayıp. Bütün primler, ekstradan gelen paralar, en iyisi kara gün için biriktirilir. İnan bana, günü gelir lazım olur!
Esila sustu. Kayınvalidesi ona göre doğru düzgün, fedakâr bir kadındı. Fakat gizliden gizliye, Kara gün ancak gerçekte hazırlık yapılınca gelir, derdi hep içinden.
Akşam fena geçmedi. Fakat Zehra Hanım, fırsat bulup harcamalar üstüne imalı konuşmalardan vazgeçemedi; Esila, mesajı gayet iyi aldı.
Siz en son ne zaman manikür yaptırdınız Zehra Hanım? diye sordu sonunda dayanamayıp.
Eee dedi Zehra Hanım tökezleyerek, Hiç. Evde biraz törpülerim, ellerim temiz dursun yeter. Başka şey ne hacet?
Kısa, kısa sustular; kendinden utandı Esila. Düşündü; koca oğlu yetiştirmiş, hâli vakti iyi sayılır, ve bir türlü kendine emek harcayamamış. Kendi annesi, durumu dardan olsa bile saçını yeni model kestirmeden ya da güzel bir elbise almadan geçmez, mutlaka şehir tiyatrosuna da sezonluk bilet alırdı, sırf keyfi için.
Demek ki Zehra Hanım hayatında bir kere bile kendini şımartmamış, diye hüzünlendi Esila eve dönerken. Gökhana dedem, belki bir gün sinemaya, tiyatroya, bir akşam lokantaya götürseniz anneni? dedi.
Aman canım, öyle şeyleri sevmez o, boşver, dedi Gökhan. O bir şey istemez ki.
Esila sustu. Kafasında annesiyle kayınvalidesini yan yana getirdi; kendi annesi kendi için yaşamayı bilir, Zehra Hanım ise bambaşka. Esila kararını verdi: Bu yaşamı tatmalı, yoksa hayatı dizinin dibinde, torun bakmakla geçecek.
Birkaç gün bekledi. Sonra Zehra Hanımı arayıp buluşmak için teklif etti. Beraber yürüyüş yapalım, kahve içelim dedi. Bir salona gitsek, ben kozmetik bakıma gireceğim, isterse siz de, diye usulca ekledi.
Aman yavrum, dedi telaşla Zehra Hanım, Senin işin bitene kadar ben dışarda beklerim.
Neden bekleyesiniz? Bir saat, en fazla yarım saat. Hadi manikür ve el masajı birlikte olsun, sizin de hakkınız…
Zoraki de olsa kabul etti Zehra Hanım. Esila önceden tanıdığı kuaförü arayıp durumu anlattı:
Kızlar, kayınvalideyi tam şımartın, lütfen. Fiyat sorarsa her şey ödendi; rahatına bakacak. Gösterin kendinizi, yeni bir müşteri kazanırsınız belki…
Belirlenen saatte içeri girdiler. Zehra Hanım,
Ama Esila, kaç lira verdin buna? Yarım saatlik iş ya, diye telaşa kapıldı.
Sevimli salon çalışanı kolundan tutup içeri götürdü. Esila ise fırından yeni çıkmış poğaçayı mutfakta bekleten sabırsız ev sahibi gibi, salondaki koltuğa oturdu, telefonunu açtı, işle ilgili maillerine bakmaya başladı. Kendi için bir hizmet almayacaktı zaten.
Tam iki saat geçti. Zehra Hanım, dinlenmiş, yüzü aydınlanmış olarak çıktı:
Oğlum, ellerim, cildim, bir şeyler sürdüler. Çay, kahve de verdiler. Herkes ince ruhluydu. Kaç para bunlar acaba, fatura kaç para tuttu, diye yakındı.
Salondan o sırada çıkan güleryüzlü müdür atıldı:
Bugün kampanya var! Bir arkadaşını getirene ücretsiz. Sıfır lira ödeyeceksiniz!
Beraberce yakın bir kahveciye oturdular. Zehra Hanım, cappuccinosundan bir yudum aldı, sandalyesine dayanıp rahatladı.
Arada böyle hanımlar buluşması yapsak mı? diye önerdi Esila. Daima güzel indirimler oluyor, bak.
Çok memnun oldum, dedi Zehra Hanım içtenlikle. Bu kadar keyifli olduğuna şaşırdım.
Keşke önceden deneseydiniz.
Ee, yavrum, eskiden çocuklar küçüktü. Rahmetli, Allah rahmet eylesin, pek para harcatmazdı; ondan sonra da gerek kalmadı.
Artık var işte! Benim arkadaşımsınız ne de olsa.
Tamam kızım, bazen geliriz
Zamanla alışkanlık oldu. Kayınvalideyle gelin, kişisel bakımda birlik oldular. Esila, Zehra Hanımın kılık kıyafetini de yavaş yavaş yeniledi, fiyatları hep olduğundan ucuza söyledi. Gökhana da baskı yaparak annelerini restorana, bir başka akşam sinemaya götürdüler. Yılbaşında ise Esila, Zehra Hanıma şehir tiyatrosundan sezonluk bilet hediye etti.
Mahalledeki komşular artık,
Zehra Hanım, ne gençleştiniz böyle! diyorlardı.
O da çekingen bir gülümsemeyle,
Gençlerle yaşamak insanı başka yapıyor, diyordu.
Gerçekten de, Zehra Hanım o anda, iki yetişkin erkek evladının emekli annesi olarak, hayatının yeni başladığını, nefesinin ilk defa kendisi için alındığını hissediyordu. 🪷🪷🪷Bir akşamüstü Zehra Hanım, çayını alıp balkona çıktı. Uzakta çocuklar gülüşüyor, alt kattaki komşu el sallıyordu. Kucağında yeni aldığı renkli bir şal vardı; hafif hafif yüzüne esen rüzgarla birlikte gülümsedi.
İçeri, aynanın karşısına geçip ellerine baktı; ilk defa, tırnaklarındaki o pembemsi parıltıya, yumuşamış ellerine hayran kaldı. Yılların kattığı yorgunluğun ardından, kendi kendisine sessizce “Ben de varım,” dedi.
O anda, hayat aslında geç kalınmış bir davet gibi değil, tam zamanında açılmış bir kapıymış gibi geldi ona. Ve Zehra Hanım, kapıdan geçen en hoş misafirin kendi olduğunu, ilk defa, yüreğinde sevinçle kabul etti.
Bir kadın kendini şımartınca, yalnızca aynadaki görüntüsü değişmiyordu; hayatın ona sunduğu tüm alışkanlıklar da taze bir nefes alıyordu. Zehra Hanım kendisine ait yeni bir masal öğrenmişti: Kır çiçekleriyle bezeli, biraz geç kalan ama kutlaması büyük bir masal.
Ve o günden sonra, her sabah güne bakarken şunu düşündü: “Evlatlar, torunlar, anılar Hepsi başımın tacı ama hayatın hediyesi, biraz da kendimim ben.”
Bir defa gülüşmekle başlayan değişim, onun dünyasını da yepyeni renklerle boyamıştı. Ve Zehra Hanım, bunu geline borçlu olduğunu unutmadan, hayata her gün yeni bir merhaba dedi.



