1951 yılında, 14 yaşındaki Avustralyalı bir çocuk olan James Harrison, hastane yatağında gözlerini açtı… göğsünde yüz dikiş vardı. Doktorlar bir akciğerini yeni çıkarmıştı. Hayatta kalabilmesi için

Bak sana anlatacak bir hikayem var, gerçekten içten bir şey Şimdi, 1951 senesinde, o zamanlar 14 yaşında olan bir Türk çocuğu, adı Mehmet Yılmazdı, bir sabah Ankarada yoğun bakımda gözlerini açıyor. Göğsünde tam yüz tane dikiş. Doktorlar bir akciğerini almak zorunda kalmışlar. Hayatta kalabilmesi için tam 13 ünite kan nakli gerekmiş; hepsi de tanımadığı, adını bilmediği insanların kollarından gelmiş.

Babası, Sadık Bey, yatağının başına oturup hüzünle ama kararlılıkla şöyle diyor:
Oğlum, şu an burada olmanı başkalarının verdiği kanlara borçlusun.
O gün Mehmet kendi kendine söz veriyor: On sekizine geldiğinde ilk iş olarak kan bağışçısı olacak, bir zamanlar kendi hayatını kurtaran o hediyeyi bir başkasına armağan edecek.

Bir sorun var tabii, Mehmet iğneden tam anlamıyla korkuyor. Ama geldiği gün, 18 yaşına bastığında, oturuyor Bağış Merkezindeki koltuğa. Tavana dalıyor, hemşireye iğneyi batırmasına izin veriyor. Ve tek bir kere bile aşağı bakmıyor.
Sonra yıllar geçiyor Yıllar! Koca 64 sene boyunca Mehmet, canından korkmasına rağmen kan veriyor. Ama başta anlamıyor ki bu kanın içindeki bir şey çok özel. Çünkü bir gün doktorlar diyor ki: Senin plazmanda doğuştan ya da o çocukken yapılan nakiller sayesinde çok nadir bir antikor var. Biliyor musun Mehmet, bu antikor Rh uyuşmazlığı denilen tehlikeli bir durumu önleyebilir!

O devirde, Türkiyede her sene binlerce bebek, Rh uyuşmazlığı yüzünden ya kaybediliyor ya da ağır hasarlara uğruyor. Annenin Rh(-), bebeğin Rh(+) olması demek, anne vücudu bebeğe savaş açıyor gibi Bebek ölümleri, düşükler, Allah korusun, çok zor şeyler.

Ama bütün çözüm Mehmetin kanında!
Doktorlar Mehmete, Sadece kan değil, plazma da verir misin? diyor. Plazma vermek öyle kısa sürmüyor; 20 dakika değil, bazen 1.5 saat sürüyor. Her ay düzenli gitmesi gerekiyor. Yani hayatına gömülü bir sorumluluk.

Mehmet bir an korkusunu düşünüyor. Bir de o minicik bebekleri Diyor ki: Tamam, yapacağım.
64 sene boyunca Mehmetin bir seferi bile kaçırdığı olmadı. Sevinçli gününde, yaslı zamanında gitti; hem demiryollarında çalıştı, hem plazma verdi; emekli olsa da bırakmadı; gönlünde kara bulutlar dolaşırken, 2005te çok sevdiği karısı Gülsereni kaybedince bile bırakmadı. O iğneye hiç bakmadı. Hep tavanda bir noktada, duvardaki fayanslarda gözleri, hemşirelerle muhabbetler. Yeter ki o korkuya yenik düşmesin.

Ve düşün, işin mucize tarafı; yıllar sonra Mehmetin kendi kızı Elif, hamile kaldığında, aynen Mehmetin verdiği plazmadan üretilen ilaç ona da lazım oldu. Torunu Kaan bugün hayattaysa, dedesinin onlarca yıl önce aldığı cesur karar sayesinde.

Mayıs 2018de, artık 81 yaşında, kanun gereği son kez plazma verdi. O gün etrafta sağlıkla kucaklarında bebekleri olan nice anne vardı. Hepsi göz yaşları içinde yanaşıp vefa ile teşekkür etti. Mehmet yine koltukta gözlerini kaçırıp 1173üncü kez plazmasını verdi.

Bak biliyor musun; 1967den bugüne, Mehmetin kanından elde edilen Anti-D ilacıyla toplamda 3 milyondan fazla doz uygulanmış. Yaklaşık 2 milyon 400 bin bebek hayat bulmuş sadece Türkiyede.

Ona kahraman dediklerinde Mehmet gülerdi:
Ne kahramanlığı? Güvenli, ferah bir odada oturuyorum, kan veriyorum, sonra bana çay, börek getiriyorlar. Eve geçiyorum. Hiç mesele değil.

Mehmet Yılmaz 17 Şubat 2025te, 88 yaşında, huzur içinde uykusunda hayata veda etti.

Kahraman diyoruz ya hani; bazen ne abartılı güç, ne şan şöhret gerekmiyor işin sırrı. Yıllarca verdiğin sözü tutmak, içindeki korkuya rağmen gitmek, yapmak O kadar.

Biliyor musun, milyonlarca insan bugün yaşıyor çünkü bir adam kendi korkusunu, başkalarının hayatından az değerli saydı.
Peki sen? Belki seni de ürküten küçük ama cesurca bir adım atabilirsin, ne dersin?

Rate article
Lifequest
1951 yılında, 14 yaşındaki Avustralyalı bir çocuk olan James Harrison, hastane yatağında gözlerini açtı… göğsünde yüz dikiş vardı. Doktorlar bir akciğerini yeni çıkarmıştı. Hayatta kalabilmesi için