Bazı tanıdıklar bizim arabamızla yolculuğa gelmek için ricada bulundular, masraflara ortak olacaklarını söylediler. Varınca ise “Zaten siz de gidiyordunuz” deyip ödeme yapmadılar.

Tanıdıklarımız, arabamızla tatile çıkacağımızı duyunca biz de gelebilir miyiz, masrafları paylaşırız diye teklif etti. Vardığımızda ise zaten gidiyordunuz dediler.

Her şey tipik bir yaz tatili planlamasıyla başladı. Eşimle ben, yıllardır bizi yolda bırakmayan crossover aracımız, bir yöne bin kilometreden fazla yol ve her seferinde içimizi kıpır kıpır eden bir yolculuk heyecanı Bizim için araba yolculuğu özgürlük demekti: İstediğimiz tempoda gideriz, canımız nerede isterse orada dururuz, ilgimizi çeken köye kasabaya saparız. Tren saatlerine uymak yok, kupeyi ağlayan çocukla paylaşmak yok, uçak seferini beklemek yok.

Ama bu sefer büyük bir hata yaptık: Planımızı yanlış ortamda paylaştık.

Bir akşam kalabalık bir arkadaş masasında, ağzımdan kaçtı: İki hafta sonra arabayla Egeye gidiyoruz. dedim.

Karşımızda oturan çift hemen kulak kesildi:
Ne zaman gidiyorsunuz tam olarak? diye sordu Barış.

Barış ve Hande çok yakın arkadaşımız değildi; arada sırada kalabalık gruplarda görüşürdük.

On beşinde çıkıyoruz, dedim, hiçbir şeyden şüphelenmeden.

Barış bir anda canlandı:
Allah Allah, bizim de izin o hafta başlıyor! Aslında tren düşünüyorduk ama bilet kalmamış. Beraber gitsek olmaz mı? Benzin parasını da paylaşırız, daha eğlenceli olur, zaten sessiz sedasız insanlarız.

Eşime baktım, gözlerinden asla dediğini anladım. Ama kibarca araba dolu, biz rahat rahat, yavaş yavaş gidiyoruz demeye çalıştım.

Barış pes etmedi:
Ya bırak, bizde toplam bir valiz var! Bak vallahi ekonomik olur, şu benzin fiyatlarıyla arabayla gitmek acayip masraflı, ikiye böleriz işte, üzme bizi, bizden zarar gelmez!

Ekonomiyi düşününce kıramadık, bir de yüzlerine hayır demek zor geldi. O anki yumuşak başlılığımız, iki haftalık tatilimizi resmen kabusa çevirdi.

İyilik yap, başına dert alırsın diye boşuna dememişler.

Beş sabahında apartmanın önünde buluşacaktık. Biz zamanında indik, arabayı özenle yüklemişiz: valizlerimiz, su, battaniye, ufak tefek eşyalar. Barış ile Hande neredeyse kırk dakika geciktiler.

Taksi geç geldi, dedi Hande bir özür bile dilemeden. Bir elinde minik bir buzdolabı boyunda valiz, diğerinde koca poşetler.

Sustum ama bozuldum:
Ama en az eşya dedik!

Barış boşvermiş bir şekilde güldü:
Ya o kız işte, yanında kıyafet almak istiyor.

Valizi bagaja sığdırmak için eşyalarımızı tekrar tekrar yerleştirdik, puzzle gibi.

Bir saat içinde kaos başladı. Handeye hava sıcak geldi, klimayı sonuna kadar açtık; on dakika sonra Barış üşüdü, kapattık. Benim müziği beğenmediler. Durmayan istekler: tuvalet, kahve, bacak açma bahanesi, sigara molası

Tüm yolculuğu trafiği atlatacak şekilde planlamıştım ama her şey bozuldu. Az durakla gidip keyifli yolculuk yapacağız derken resmen dolmuşa döndük.

Asıl patlama ise bir benzinlikte oldu.

Depoyu fulledim, 3500 TL tuttu. Araca döndüm, Barış hot dogunu yiyordu.
Şimdi masrafı paylaşalım mı? dedim, açıkça havale bekleyerek.
Ya, sonra toplu toplu öderiz. Tek tek uğraşmayalım. Dedi ve geçti.

Hoşuma gitmedi ama eşim kulağıma Yol sonunda öderler, dert etme dedi. Tartışmadım. Otoyol ücretlerini de hep ben ödedim, hiç sormadılar ne kadar tuttu diye.

Yemeklerini de hep yanlarında getirdiler, arabada kırıntı döktüler. Dikkat etmelerini rica edince gülüp geçtiler:
Arabada yenmezse nerede yenecek ya? Sonra süpürgeyle çeksen yeter.

Gecenin bir vakti varış noktasına ulaştık, fiziğimizden önce psikolojimiz yorgundu.

Biz zaten yol arkadaşıydık
Ertesi sabah, konakladığımız pansiyonun mutfağında karşılaştık. Hesap defterimi açtım.

Şimdi, dedim. Benzin: 12 bin, otoyol: 2500. Toplam 14.500 TL. Yani sizin payınız 7.250 lira.

Barış çayı boğazında kaldı, Hande şaşkın gözlerle baktı.

Nasıl yani yedi bin küsur? Gerçekten mi? dedi Hande.

Gayet ciddi, sonuçta masrafı baştan yarı yarıya yapacağız demiştik, dedim.

Barış bardağı masaya koyarak konuştu:
Abi, sen yine gidecektin, bu parayı gene harcayacaktın. Araç senin, benzini sen zaten alacaktın. Biz boş yerleri doldurduk sadece.

Sinirlenmeye başladım:
Her şeyi önceden konuştuk. Hem yerimiz kısıtlandı, yol boyu sürekli durdunuz, kirlettiniz; ben de bu eziyeti çektim. Ücreti de paylaşacağız.

Hande sırıttı:
Neredeyse ailecek yolculuğa çıktık, güldük eğlendik, arkadaşça davrandık. Söyleseydin, blablacardan daha ucuza yer bulurduk.

Eşim de dayanamayıp atıldı:
Başka bir şoför, bu kırıntı ve mızmızlığa dayanmaz, yolda indirirdi sizi.

Barış son noktayı koydu:
En fazla bin, bin beş yüz bırakırız. Yani o da gönülden. Ama zaten yapacağın masrafı ikiye bölecek değiliz, bütçemiz belli.

Ben de ayağa kalktım:
Hiçbir şey istemiyorum, bu kısmı bizden olsun, ama dönüş için kendi başınıza bakın.

Barış fırladı:
Ne demek ya! Dönüşü birlikte yapacaktık, bilet yok elimizde!

Anlaşma masrafları paylaşmaktı, siz bozduğunuz için bitti. İyi tatiller.

Ayrı Yollar: Tatilimizin Sonu
On gün boyunca aynı köyde kalmamıza rağmen neredeyse hiç denk gelmedik. Plajda denk gelince de görmezden geldiler.

Dönüşten bir gece önce Barış mesaj attı: Hadi uzatma, gidiş-dönüş toplam altı bin verelim, birlikte gidelim. Hande otobüste rahatsız oluyor, bilet de bulamadık.

Hiç cevap vermedim.

Sabah erkenden her şeyi toparlayıp yola koyulduk. Müzik bizim seçtiğimiz, molalar istediğimiz yerde, huzur içinde döndük.

Daha sonra ortak tanıdıklardan öğrendim ki, bizi mağdur etti, yolda bıraktı, iki bin liranın lafını yaptı diye arkamızdan konuşuyorlarmış. Kendi başlarına otobüslerle, aktarmalarla dönmüşler, deli gibi yorulup para harcamışlar. Hala fırsat buldukça hakkımızda atıp tutuyorlarmış.

Ama biz çok değerli bir ders aldık. Şimdi biri Şehre gidiyormuşsunuz, bırakır mısınız? diye imalı imalı sorunca, kibarca ve net bir şekilde Biz eşimle yalnız gitmeyi tercih ediyoruz diyorum.

Rate article
Lifequest
Bazı tanıdıklar bizim arabamızla yolculuğa gelmek için ricada bulundular, masraflara ortak olacaklarını söylediler. Varınca ise “Zaten siz de gidiyordunuz” deyip ödeme yapmadılar.