Hayata Yeni Bir Adım

Yeni Bir Hayata Doğru Adım

Elif, İstanbuldaki küçük kiralık dairesinin penceresinde duruyor, gri gökyüzünden aralıksız yağan yağmurun ıslattığı yolları izliyor. Kaldırımda yürüyen insanlar; kırmızı, sarı, lacivert, çeşit çeşit şemsiyeleriyle şehrin üzerinde renkli bir yorgan gibi süzülüyorlar. Yağmur üç gündür aralıksız yağıyor, monotonluğu, Elifin içindeki kasveti daha da belirginleştiriyor. Elindeki kupa içinde limonlu çayın aroması neredeyse tamamen kaybolmuş, geriye hafif buruk bir tat kalmış. Gözleri, açılmamış koli yığınlarında dolanıyor; birindens sevdiği üniversite eşofmanının ucunu, diğerinde ise her yere taşıdığı kitaplarının sırtlarını görüyor.

Gerçekten buradayım, değil mi? diye düşünüyor Elif. Dışarıda, camları titreten şehir uğultusunu, arabaların korna seslerini, Galatadan gelen tramvay çanını dinliyor. Sadece bir ay önce Kadıköyde yürür, derse geç kalma telaşıyla metroda bozuk yürüyen merdivenlere kızar, arkadaşlarıyla Beşiktaşta her zamanki kafede filtre kahve ve çikolatalı kruvasan yerdi. Barista, Elifi o kadar iyi tanırdı ki siparişi hiç sormadan hazır ederdi. Ama şimdi bambaşka bir şehir, Ankara; büyük bir teknoloji şirketinde staj, yabancı sokaklar, anlamını bilmediği tabelalar.

Camdan uzaklaşıp, parmağının camda bıraktığı buğudan izi izliyor. Masada bir defter var; proje notlarıyla dolu, kenarlarında minik şemalar, oklar, notlar… Yanında harita: yakınlardaki bakkal, fırın, en yakın metro istasyonunun yerini çizmiş. Hayatı, kökünden değişmiş durumda

***************************

Emin misin Elif? diye titreyen sesiyle soruyor annesi Seval, kızının eşyalarını büyük valizlere yerleştirdiğini izlerken. Odanın içinde hafif bir kaos kol geziyor; yerde yarım dolu, devrilmiş koliler, masada kağıt yığınları ders notları, çıktılar, mektuplar pencere kenarında ise çerçeveli fotoğraflar: çocukluğunda bisiklet üstünde, lisede mezuniyet gününde, Bodrumda dondurma yerken çekilmiş kareler.

Anne, eminim, diye yanıtlıyor Elif, kazaklarını düzlerken. Sesine güç vermeye çalışıyor ama içindeki sıkışma eminliğine gölge düşürüyor. Sözleşmeyi imzaladım, biletim de alındı. Geri dönüş yok.

Tam şimdi mi gitmelisin? Bir yıl daha beklesen olmaz mı? diye zorla sakinleşmeye çalışarak soruyor annesi.

Anne, bu fırsatı kaçırmak istemiyorum. Sen de hep başarılı olmamı istemedin mi? Benimle gurur duymanı istemedin mi? diyor Elif, yanına yaklaşıp annesini omzundan sararken.

O sırada Aslı; Elifin ablası, kapı eşiğine yaslanıyor, kollarını göğsünde bağlamış. Bakışlarında endişe ve gururun iç içe geçtiği bir ifade var. Aslı, Elifin hayatındaki en büyük dayanağı; sınavlardan önce moral veren, arkadaşlarıyla kavga ettiğinde teselli eden, akıllı öneriler sunan daima Aslıydı.

Kararından emin, bırakalım gitsin, diyor Aslı kesin bir tavırla. Bu, onun hayatı. Biz sonsuza kadar elimizden tutamayız. Elif büyüdü artık.

Teşekkürler, diye fısıldıyor Elif ablasına. Gerçekleri yalnızca sen biliyorsun.

Elifin gidişi yalnızca iş için değildir aslında. Yaklaşık altı ay önce, Elif senelerdir platonik olarak aşık olduğu Emirin, iş yerindeki arkadaşı Deryayla evlenmeye hazırlandığını öğrenir.

O günü dün gibi hatırlar Elif. Üniversiteye yakın bir kafede kahvesini almaya gider. Cam kenarında Emir ve Derya, el ele oturmaktadır. Emir bir şeyler fısıldar, Derya ağzını eliyle kapatarak güler. Deryanın parmağındaki alyans haykırırcasına parlamaktadır. Elif olduğu yerde donar; kalbi öyle deli çarpar ki sanki herkes duyabilir. Elif, gözyaşlarını zor tutarak, bir garsona çarpmamak için kendini dışarı zor atar. Elleri titrerken, ablasına bir mesaj atar: Bitti. Evleniyor.

O akşam Emire bir mesaj yazar: Nişanınızı tebrik ederim. Çok mutlu olun. Emirin cevabı kısadır: Sağ ol! ve bir kalp emojisi. Bu emoji, Elifin kalbine bıçak gibi saplanır.

O günden sonra Elif, Emirle her karşılaşmaktan çekinir olur. Ama aynı üniversite, çoğu zaman aynı seminerde bir aradadırlar. Emirle göz göze gelince, Elifin içi allak bullak olur: Acı mı, özlem mi, eski bir sevinç mi anlayamaz. Yüzünü çevirir, başka bir işle ilgileniyormuş rolü yapar; ama kalbi onu sürekli ele verir.

Bir gün Elif, Derya birdenbire ortadan kaybolsa, Emir bana dönerdi, diye düşünür. O kadar irkilir ki neredeyse midesi bulanır. Parkta bir banka çöker, başını ellerinin arasına alarak, Ne oluyor bana? Bu normal değil, diye fısıldar.

Bir psikoloğa – elbette ismini gizleyerek – yazdığında, şu yanıtı alır: Takıntılı duygularınızı azaltmak için aranıza mesafe koyun. Fırsat bulursanız farklı bir şehre, mümkünse ülkeye taşının.

Tam o sırada Elifin karşısına Ankaradaki staj fırsatı çıkar. Elif bunu bir işaret olarak görür ve hiç düşünmeden kabul eder.

***************************

Gidiş günü çabucak gelir çatar. Herkes Elifi uğurlamak için oradadır: annesi, ablası Aslı, birkaç üniversite ve lise arkadaşı. Aile ve arkadaş kalabalığı arasında, çocuklar koşturur, arka planda Anadolu rock çalıyordur.

Kalabalıkta, Elif hemen Emiri fark eder. Biraz uzak, Deryanın yanında, huzursuzca durmaktadır. Normalde kendinden emin olan Emirin omuzları düşük, elleri ceplerindedir. Derya bir şeyler anlatır, jestler yapar, ama Emir başını eğip çevreye bakınır.

Elif, diye yanaşır Emir, kısaca sarılır. Kolonyasının kokusu Elifi anılarla sarmalar, bir an hata yaptığını düşünür. Bol şans. Arada yaz, haber et, kaybolma.

Olur, merak etme, diye cevaplar Elif ve elinden geldiğince doğal gülümser. İçindeki sarsıntıya rağmen kendini güçlü tutar.

Derya da yaklaşır:

Elif, bu staj harika bir deneyim; çok sevindim adına. Bize Ankaradan bol bol fotoğraf yolla. Hep gitmek istemişimdir oraya!

Elbette yollarım, der Elif; ama içinden şöyle geçirir: Ne video araması, ne de sık sık mesaj. Herkes için böylesi en iyisi Ancak böyle bırakabilirim geçmişi.

Anons yapılınca Elif annesine sıkı sıkı sarılır, Aslıyı öper, arkadaşlarına el sallayıp kapıya yönelir. Bir an durup arkasına bakar; Emir hâlâ bakmaktadır ona, elleri cebinde. O bakışta Elif ne gördüğünden pek emin olamaz pişmanlık mı, özlem mi, yoksa sadece kibar bir hoşça kal mı?

Belki de bana karşı bir şeyler hissediyor, diye kısa bir düşünce akar. Anında bu hissi siler, derin bir nefes alıp ilerler.

Zamanı geldi, diye fısıldar ve yeni yaşamına adım atar.

Trende Elif defterini çıkarır, ilk günlüğünü yazar:

Birinci gün. Yoldayım. Kalbim sızlıyor ama bunun doğru karar olduğunu biliyorum. Yeniden başlama vakti. Burada ne Emir var, ne eski anılar, ne de eski acı. Sadece ben ve yeni umutlar. Yapabilirim. Yapmalıyım.

Defterini kapatıp arkasına yaslanır. Onu bambaşka sokaklar, insanlar ve belki de yeni bir aşk beklemektedir. Geçmişi ise ardında, binlerce kilometre ötede İstanbulda; annesi, ablası, arkadaşları ve Emir orada kalmıştır. Bir yerde, bunun son değil, büyük bir başlangıç olduğunu derinden hisseder.

******************************

Ankaradaki ilk aylar Elif için kolay geçmez; her şey yabancıdır. Farklı bir hayat temposu, yeni yüzler… Kimi gülüş fazla samimi, kimi soğuktur ona. Elif tüm gücüyle staja sarılır. İş zordur ama öğretici ve heyecan vericidir. Her gün yeni sorumluluklar çıkar, akşamları yalnız geldiğinde ise dairenin sessizliği ona ağır gelir; duvarlar üstüne üstüne gelir.

Bir akşam, yoğun bir iş gününden sonra, yağmurdan yeni parlayan kaldırımların kenarında küçük bir kafeye girer. İçeriye kahve ve tarçın kokusu sinmiştir, sıcak ışık huzur verir. Elif pencere kenarında bir masa seçer, zencefilli sütlü kahve sipariş eder evdeymiş gibi bir tat arar.

Yan masada bir kız ve erkek gülüşerek keklerini paylaşıyor, içten sohbet ediyorlar. Elif, onların sıcaklığını izlemeye dalıp gider.

Çok dalgınsınız. Yabancı olduğunuz belli, değil mi? diye sorar garsona; kır saçlı, kırışık yüzlü, sevecen bir kadın. Yanına taze kahve bırakır. İlk zamanlar hep zordur. Ben de yıllar önce Bulgaristandan gelmiştim. Sanki hayalet gibi, herkesi görüyorsun ama kimse seni fark etmiyor hissi

Haklısınız, der Elif boğazındaki düğümle. Herkes nasıl böyle kolayca bağ kuruyor? Ben hâlâ kenarda gibi hissediyorum.

Zamanla olur, der garson neşeyle. Cuma akşamları burada her milletten gençler toplanır, masa oyunları oynar, sohbet eder. Sen de gel, iyi gelir!

Elif bir an tereddüt etse de kadının sıcak gülüşünü, kahve fincanında tüten buharı, yan masadaki keyifli gülüşleri görünce içinde bir şey açılır kar gibi donmuş bir çiçek, güneşi ilk defa hisseder.

Memnuniyetle gelirim! der; uzun zamandır hissetmediği umuda benzer bir duyguyu kucaklar.

*****************************

Bir sonraki cuma Elif kafeye erkenden gelir. O kadar heyecanlıdır ki elleri titrer. Büyük masada, kutulardan oyunlar çıkaranlar, porselen demlikten çay dökenler, özetle huzurlu bir dostluk ortamı oluşturmuşlardır. Elif, bir an kapıda durur, içeri girmeye çekinir.

Aaa, yeni biri geldi! diye coşkuyla ayağa fırlar saçları dalgalı, uzun boylu bir genç. Ben Yusuf, bu Cansu, şurada Ozan ve Damla

Elif isimleri ilk an karıştırsa da hızla ısınıverir. Yusuf, Karadeniz şivesiyle fıkra anlatır, Ozanla strateji oyunlarında atışır, Damla hiç İstanbula gitmemiş ve Eliften Galata, simit ve boğazı sormaktan bıkmaz. Cansu ise Brezilyadan yeni gelmiş, komik anılarını paylaşır. Ozan ise Ankaralıdır, herkesin şivesini taklit eder, kimseyi kahkahasız bırakmaz.

Elif, eskiden Emiri aklına her getirince gece uykusundan uyanıp ağlardı. Şimdi geçmişi, yağmur altında paylaşılan şemsiye, lisede müzik tartışmaları Emir rock dinlerdi, Elif pop hepsi buruk bir albüm gibi olur. Canını sıkmaz, usulca tebessüm ettirir sadece.

***********************

Bir akşam, eski fotoğraflarına bakarken Elif, Emirle mezuniyet günü çekilmiş bir karede durur. Emir objektife dil çıkarır, Elif de şaka yollu vuracakmış gibi elini kaldırmıştır. Arkada süslü balonlar ve mutlu yüzler var.

Neden bunca acı çekmişim ki? diye düşünür. Emir, sadece Emir. Arkadaşım, en yakınım belki ama sadece arkadaşım.

Hemen mesajlaşma uygulamasını açıp yazar:

Emir, selam! Nasılsın? Umarım düğününüz güzel geçmiştir. Deryaya da selam!

Yanıt hemen gelir:

Elif! Duyduğuma çok sevindim! Düğün süperdi, Derya hâlâ fotoğrafları herkese gösteriyor. Sen nasılsın? Anlat bana Ankarayı, stajı, insanları. Eski sohbetimizi çok özledim!

Elif tebessüm ederek uzun bir mesaj döşer. Artık Emirle konuşmak onu sarsmıyor, kelimeler kolayca akıyor. Stajdan, yeni arkadaşlarından, ilk defa dondurmalı baklava yemesinden, yanlışlıkla süt yerine ayran eklemesinden bahseder. Emir, esprilerle cevap verir.

*************************

Bir ay daha geçer. Elif şehri tanımaya başlar; nerede iyi simit, nerede sabah yürüyüşüne çıkılır, hangi kafede gün batımı izlenir iyi bilir. Birkaç iyi dost edinir, hafta sonları onlarla film izler, sahil boyunca yürüyüş yapar. İşte başarıları artık fark edilir; müdürü onu toplantıda över, alkışlar yükselir. Aidiyet, Elife gerçek bir mutluluk verir.

Bir gün Yusuf teklif eder:

Hafta sonu göle gidelim mi? Mangalda sucuk yaparız, yürüyüş, gitar, şarkı Cansu da, birkaç kişi daha gelir. Ne dersin?

Harika olur! diye mutlu olur Elif, gözlerinde pırıltı belirir.

Aslıyla görüntülü konuşurken planı anlatır, ablası dikkatle bakar:

Elif, değişmişsin. Gözlerin başka. O gülüş, İstanbuldan ayrılırkenki gibi değil; bu gerçek mutluluk.

Biliyor musun, diyor Elif, pencereden köpek gezdiren, çocuklu anneleri izlerken, Nihayet anladım ki Emire olan duygum aşk değilmiş. Sadece çok yakın bir arkadaşı kaybetmekten korkmuşum. Ama şimdi, arkadaş kalmanın da değerli olduğunu görüyorum. Ve bu daha iyi.

Aslı gülümser, gözlerinde gurur belirir:

Hep söylemiştim, sen güçlüsün. Hayatında sadece bir kişiye takılıp kalmamalısın. Mutluluğu hak ediyorsun kardeşim.

Hafta sonu göl gezisi olur. Hava güzeldir; çam kokusu, kuş cıvıltısı, hafif bir rüzgar Elif, Yusufla patikada birlikte yürüyerek kendini ilk defa özgür hisseder. Rüzgar saçlarını savurur, hiç zorlamadan tebessüm eder.

Grubumuza çok güzel uyum sağladın, der Yusuf. Kafenin o gecesi ne iyi ettin de geldin. Sen olmasan burası eksikti. Sadece oyun becerin için demiyorum

Elif blush olur, yanakları ısınır:

Ben de sizinle olmaktan çok memnunum. Çoktan ailem gibi oldunuz.

Akşam eve dönerken, Cansu Elifi yakalar:

Fark ettim, ilk geldiğinde içe kapanıktın, gözlerin uzaktı. Ama şimdi eski Elifsin; neşeli, pırıl pırıl, yaşayan Parlıyorsun Elif!

Elif sarılır, mutluluktan gözleri dolar ama bu sefer mutluluktan:

Cansu, bana kucak açtığınız için teşekkürler. Siz olmasanız hâlâ akşamları bomboş evde dertle camdan bakıyor olurdum.

Cansu elini sıkıca tutar:

Dost dediğin karanlığı paylaşır, birbirini güneşe çıkarır. Biz dostuz.

**************************

Akşam olunca Elif, annesi ve Aslıya görüntülü bağlanır. Annesi gülü desenli sabahlığıyla, Aslı ise favori grubunun sweatiyle ekrana gelir.

Hadi anlat! der Aslı heyecanla. Göl gezisi nasıldı?

Harikaydı, der Elif, koltuğa kurulup. Sucuk ekmek yaptık, gitarla şarkı söyledik, göl boyunca yürüdük. Yusufun gösterdiği taşlarda eski halkların çizimleri vardı. Cansu fotoğraf peşinde suya düşüyordu az kalsın!

Annesi gülümser, gözlerinde endişenin gölgesiyle sorar:

Gerçekten mutlu musun kızım?

Elif kısa bir duraksama yaşar. İçine bakar. Dostlarının kahkahalarını, çam kokusunu, o özgürlük hissini hatırlar. Göldeki futbol maçı, çocuklar gibi koşup bağırması gelir aklına.

Evet, anne, diye yanıtlar. Hem de tüm kalbimle. Artık geleceğimden korkmuyorum. Belki stajdan sonra da burada kalırım.

Aslı sevinçle ellerini kaldırır:

Yaşa be! Ben biliyordum, helal olsun sana!

Annesi gözünü siler:

Yeter ki mutlu ol kızım. En çok istediğim bu.

********************

Ertesi gün Elif, Emire uzun bir mail yazar. Zamanında nasıl zorlandığını, dostlukla aşkı karıştırdığını, korkularını anlatır. Yeni dostlarından, geçmişi bırakıp açıldığından bahseder. Sonunu şöyle bitirir:

Yıllarca dostum olduğun için teşekkür ederim. Bunu yeni yeni gerçek anlamda anlıyorum. Artık seni asla olmadığın biri, imkânsız bir sevgili olarak görmüyorum. Seni, olduğun gibi görüyorum: iyi kalpli, neşeli, biraz başıboş ama en güvenilir dost. Biz yine dostuz.

Emir hemen yazar:

Elif, içini açtığın için çok sağ ol. İçinde bulunduğun zorlukları bilmiyordum. Ama dostluğumuz her şeye bedel. Onu yaşatalım. Sık sık ararım! Bir gün İstanbula gelince Deryayla sana öyle bir karşılama yapacağız ki, Ankara güzelliği gölgede kalır!

Elif sandalyesine yaslanır, uzun uzun nefes alır. Artık eski ağır sıkıntı yerine huzur ve hafif bir neşe vardır. Camdan bakar Ankara güneşi parlamaktadır, dışarıda insanlar gülmektedir. Masasında Cansunun getirdiği, Ailemize hoş geldin! yazılı, gözlüklü ayı çizimli bir kartpostalı durmaktadır.

İşte, diye düşünür Elif: Yeni hayatım ve bu hayat çok güzel.Bir sabah Elif alarmı çalmadan uyanır. Güneş incecik perdeden odaya süzülürken, Ankaranın sabah serinliği yanında umut taşımaktadır. Penceresini açar, derin bir nefes alır; tanımadığı ama alışmaya başladığı bu şehri, kuşların yumuşak melodisiyle selamlar. Göz ucuyla karşı apartmandaki yaşlı kadının kedisine seslendiğini görür. Elif gülümser, aşağıda gazetelerini toplayan genç komşusuna el sallamayı da ihmal etmez.

Hazırlanıp işe gitmek üzere kapıdan çıkarken, aynada kendine kısa bir bakış atar. Yüzündeki hafif tebessüm, gözlerindeki kıvılcımla birleşmiştir: Sanki yeni bir Elif doğmuştur; yaralarını sarmış, umut saçan bir kadın.

Asansörde karşılaştığı komşusu, Güzel günler senin olsun, diyerek ona yol diler. Elif de hafifçe başını eğerek cevap verir: Daha yeni başlıyorum zaten.

Dışarıda kuşlar cıvıldar, kaldırımda adımları hafifler; yolun ucunda bekleyen hayata doğru yürür. Arka cebinde annesinin güzel bir Ankara kedisi anahtarlığı, elinde ise çiçekli termosunda sıcak çayla Elif kendi hikayesinin başrolünde, kalbinin ritmiyle yürümeye devam eder.

Çünkü Elif artık biliyordur; bazen geride bıraktıklarımız, öncekinden çok daha güzel bir şeye yelken açmamızı sağlar. Ve bazen yeni bir hayata cesaretle adım atmak, en büyük mutlulukların habercisi olur.

Elif gülümsedi; çünkü yeni hayatı, tam da yaşadığı andaydı.

Rate article
Lifequest
Hayata Yeni Bir Adım