Benim aradığım kadın 42 yaşından büyük olmamalı. En fazla o kadar. O da, en fazla otuz beş gibi gösteriyorsa. Elli yaşında Artık o başka bir şey oluyor, Tolga. Ben enerjik, dinamik biriyle olmak istiyorum, akranımla değil.
Kabul, ben de Alain Delon değilim belki ama içimde kendimi yirmi sekiz yaşında hissediyorum. Zaten erkek yaş aldıkça değer kazanır, kadın ise… Anladın işte.
Arkadaşım Lemanla komşu masada oturuyorduk, mecburen adamın tek kişilik tiyatrosuna kulak misafiri olduk. Spordan sonra hızlıca bir şeyler yemeye gelmiş, yeni beslenme sistemimizi konuşuyorduk. Ama adamın monoloğu sohbetimizi acımasızca böldü.
Duydun mu? diye kısık sesle güldü Leman. Kendini neredeyse müzayedeye çıkarmış.
Sessiz ol, gülümsedim. Dinleyelim bakalım, tiyatronun bedavası.
O esnada anlatıcı hız kesmiyordu:
Ben mesela, dünden kalan yemekleri yemem, prensibimdir. Kadın her gün taze yemek yapmalı. Elbette, yalnızken ravioli haşlarım, büyük mesele değil. Ama ilişki ciddiye binince olay değişir: çorba, köfte, hamur işi Formda olacak tabii. Benim karşımdaki zayıf, ben ise oturaklı olmalıyım.
Peki çocuklar? diye sordu arkadaşı hafifçe gülümseyerek, oturaklı adamı süzüyor. Zaten çocukların büyük, torun falan gelir yakında.
Valla, miras bırakacak çocuk istemem, bende yeterince var. Bana ruhuma eşlik edecek biri lazım. Bedensel olarak da tabii. Aktif olacak, ormana da çıkar, dağa da gelir Ya da en azından bir hafta sonu köye gidelim desin.
Az kalsın meyve suyumu boğazımda bırakıyordum. Dağa mı? Adam en fazla bakkala kadar yürüyor gibi duruyor.
Lemancığım, iddiaya girerim benimle tanışmak isteyecek, dedim kısık sesle, göz kırparak.
Ciddi misin? diye şaşkınlıkla baktı Leman. Vera, sen kırk yaşında bile değilsin.
Tsss, parmağımı dudağıma koydum. Bu bir sosyal deney. Erkek egosunun sınırlarını keşfetmek istiyorum.
Tanışmak sandığımdan kolay oldu. Numara alışverişi yaptık, akşama mesajlara başladık, sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi.
İnternette Mahir48 takma adıyla saklanıyordu.
Profil fotoğrafı on yıl önceden: Göbeğini içine çekmiş, arkada lüks bir araba, kendinden emin bir ifade.
Birkaç gün sonra Mahir buluşmak istedi.
Elinde en iyi takımıyla geldi. Düğmeler göbekten zor dayansa da göğsü ilerideydi.
Verda, dedi sırıtıp, hiç de mükemmel olmayan dişlerini göstere göstere, bugün bir başka güzelsin.
Teşekkür ederim Mahir Bey, başımı alçakgönüllülükle eğdim. Siz de oldukça karizmatiksiniz.
Bir iki kez daha buluştuk.
Benim için tamamen bir oyunculuk sınavıydı. Bir yandan ticaret imparatorluğundan (aslında Pazar tezgâhı), neredeyse yeni araba alacakken gelişime yatırım yapmayı seçmesinden ve evin düzeninin erkek için öneminden bahsediyordu.
Parkta yürüyüşlerde, yüz metre sonra nefesi kesiliyordu; ama özel bir nefes egzersizi diyordu.
Ve kritik an geldi.
Yemekten sonra gevşemiş, övgümlerimle kendini çok iyi hissediyordu. Bir adım ilerlemek istediği belliydi.
Verda, dedi, elimi tutarak, sen idealiimsin: zarif, hamarat, gençsin. Bu arada itiraf etmem lazım Aslında kırk sekiz değilim.
Öyle mi? kaşlarımı kaldırdım. Kaç yaşındasın?
Elli beş, dedi fısıldayarak, heyecanla yüzümü izliyordu. Ama değil mi, olduğumdan genç gösteriyorum?
Tabii Mahir Bey, hararetle atıldım. En fazla elli dört gibi duruyorsunuz! Ben tecrübeli erkek severim, hayatın bilgisidir o.
Resmen açıldı.
Oh, süper. Gerçekten takılıyordum. Ben prensip sahibiyim; kırk iki yaşından yukarısı bana uygun değil. Kadında enerji önemli. Ama sende tam var, genç kızsın resmen.
Teşekkürler sevgilim, dedim başını sıvazlayarak. Bu arada benım de bir sırrım var.
Ne ki? endişelendi. Çocuk mu, borç mu?
Hayır, ya olur mu, yaş meselesi.
Mahirin yüzü gerildi.
Yani? Sen kırk değil misin?
Neredeyse.
Otuz sekiz mi? umuda sarıldı.
Çantamdan kimliğimi çıkarıp uzattım.
Aç bak Mahir. Kendin gör.
Titreyen elleriyle kimliği açtı, doğum yılını inceledi, sessizce kafasında hesap yapıyor.
1975 doğumlu.
Elli diye kekeledi, bembeyaz oldu. Yani sen elli yaşındasın?
Aynen öyle Mahir. İki ay önce ellinci yaşımı kutladım.
Kimlik elinden kaydı. Bana öyle şaşkın baktı ki, sanki bir anda cadıya dönüşmüşüm gibi.
Ama Senin görünüşün
Kendine iyi bakan bir kadınım ben Mahir Bey. Her gün börek çörek yemiyorum yani.
Ama bu resmen kandırmak! bağırdı. Ben demiştim; kırk iki üstü asla. Prensip meselesi. Akranımla olmaz.
Aslında akran da değiliz, aramızda yaş var yani. Ama her şey yolundaydı, değil mi? Üzerime toprak mı serpip geldim sana?
Mahir kıpkırmızı oldu.
Hayır ama yaş Elli yaş neredeyse emeklilik yaşı!
Yaşlanmak Mahir, kafanın gerçeği kabullenemeyişidir, dedim ayaklanıp. Ben hayatının baharındaki bir kadınım Ve biliyor musun, ben de bir şey fark ettim.
Neyi? iyice solgun gözlerle baktı.
Elli yaşımdaki ben, karşımda gerçek bir adam istiyorum; kompleks, göbek ve Pazar tezgâhı değil. Benim ateşime dayanamazsın bile. İlk denemende yanarsın.
Kimliğimi aldım, kapıya yöneldim.
Verda! seslendi peşimden. Dur, peki ya biz?
Biz mi? dönüp baktım. Senin mantığına göre, biz akranız. Ama sana genç gerek. Git, ara bulursan bul; belki gözleri az gören çıkar karşına.
Sıcak yuvasından çıktım, derin bir nefes alıp ferahladım.
Arabada Leman bekliyordu.
Nasıldı? dedi yanıma oturunca. Durumu çözdün mü?
Hem de nasıl, güldüm. Kimliği çıkarınca suratını görmeliydin, sanki dünyanın yuvarlak olduğunu öğrenmiş gibi bakıyordu.
Nasıl bitti peki?
O hâlâ genç kadın aramaya devam edecek, canı çıkacak. Biz ise kutlamaya gidiyoruz. Çünkü benim bu akşam, gerçekten adam gibi biriyle randevum var. Kendisi kırk beş yaşında ve kimlikte ne yazdığına hiç aldırmıyor.
Mahir mi? Hâlâ arkadaşlık sitesinde. Profili güncel; Kırk yaşını geçmemiş kadın arıyorum, dürüst olsun! Hâlâ aynı, on yıllık fotoğrafla.
Sizce de bazı erkeklerin yaşıtı kadınlardan bu kadar korkmasının sebebi ne? Peki, ilişkiye şans vermek için yaşı gizlemek mi, yoksa her şeyi baştan açık açık söylemek mi daha iyi?



