Bir Türk iş insanı, ev işlerini ve oğluna bakımı genç bir yardımcıya emanet etmişti. Uçaklar, şirketler, Boğaza nazır kocaman bir villa… Hepsi var. Ama her şeyden değerli olan neydi? Tabii ki, çocuğu!
Adamın işi her zaman başından aşkındı, İstanbuldan Ankaraya, oradan da Kapadokyaya sürekli seyahatler… Ev, çocuk, yemek üçgeni tamamen yardımcı Haticenin omuzlarındaydı.
Başta pek bir sorun yoktu. Fakat bir gün, adam fark etti ki, oğlu Yusuf Hatice ablasının yanında bir ayrı mutlu, yanaklar al al, gülücükler havada uçuşuyor! Ama iş Adam eve döndüğünde? Yusuf ya suratı asık ya da baba demeden köşe bucak kaçıyor.
Bir de üzerine komşu Muzaffer amca bir gün takıldı:
Yahu, senin oğlan Haticeyi senden iyi tanıyor galiba!
Bu laf bir kere adamın kafasında yankılandı mı, hayallerde kocaman soru işaretleri… Yahu, çocuk neden Haticeye bu kadar bağlı? Ben yokken ne oluyooor ortalıkta? derken içini huzursuzluk sardı.
Ve Türk aklı sonuçta: Bari bir önlem alayım. diye düşünerek, evin her köşesine gizli kameralar yerleştirdi. Gerçekleri öğrenecek ya! Kim korkar Haticeden!
Bir sabah, toplantının ortasında telefonunu açtı, uygulamadan kameranın canlı yayınına baktı… ve olduğu yerde donakaldı. Sonra çantasını kaptığı gibi evin yolunu tuttu. Eve geldiklerinde görenler dumur!
Kapıdan girer girmez karşısında aynı tablo: Yusuf cıvıl cıvıl Haticeye koşuyor, Hatice ise hem gülüyor hem gözlerinden yaşlar süzülüyor. Bir an adamın gözü de doldu.
Kafasındaki bütün o şüpheler havada kayboldu. Çünkü yalnızca bir gerçek vardı: Hatice ona hiçbir kötülük yapmıyordu, aksine, Adamın vaktinin elvermediği şeyleri oğluna veriyordu ilgi, sevgi, şefkat, masal anlatmak…
O günden sonra adam değişti. İşlerini biraz boşladı, evde daha çok görünmeye başladı. Hatice? O artık sadece bir yardımcı değil, oğluna huzur ve neşe veren biri olmuştu.
Şüphe yerini kocaman bir teşekkür borcuna bıraktı. Hayat işte… Ne kadar işin, ne kadar paranın olursa olsun; arada baba olmayı da ihmal etmeyeceksin!



