Aşk Üzerine Anlaşma

Aşk Sözleşmesi

Bugün günlüğüme yazmak zorundayım Çünkü içimde birikenleri başka türlü rahatlatamam. Yalnızca kendime anlatabilirim.

Sabah erken uyanıp kahvemi aldım, büyük yemek masasına oturdum. Masanın tamamı gelinlik dergileri, kataloglar ve notlarla doluydu. Sayfaları birbiri ardına karıştırırken, her resimde hayaller kurmamak elde değildi. O danteller, ipekten upuzun duvaklar, zarif işlemeler Her birini üzerimde hayal ediyordum. Sanki bir anlığına boğazım düğüm düğüm oldu o kadar heyecanlandım ki; gözümün önünde kendimi düğün salonunun ortasında, babamın kolunda, bütün gözlerin üzerimde olduğu o an getirdim. Ailem bile heyecandan titriyor gibiydi hayalimde.

İncecik askılı, kabarık etekli bir gelinliği uzun süre incelerken içimden fısıldadım: Ne kadar güzel Bembeyaz, satenin ışığı yansıyor, o kadar narin, o kadar masalsı ki! Ama aynı hızla yüzümdeki gülümseme kayboldu. Birden gerçekler yüzüme çarptı; dergiyi kapatıp yavaşça yerimden kalktım. Aynalı konsola yürüdüm, kendime uzun uzun baktım. Yan döndüm, başımı hafifçe yan eğdim, kendime başka bir kadının gözünden bakmayı denedim. Dergilerdeki o mükemmel görüntünün, benimle hiç alakası yoktu aslında.

Mırıldandım: Üzgünüm, bana gelinlik yakışmaz. Vücut tipim uygun değil. Aynada döndüm birkaç kez, maşallah ne bir balık etim var ne de kemiklerim zarif Kabartmalı, korseli gelinlik mi giyeceğim? Hayal ettim, hemen yüzümü buruşturdum. Daha sade bir şey lazım, diye söylenmeye başladım kendi kendime. O kabarık etekleri unut Şişko gibi görünürüm; ama sıradan bir gelinlik de istemem. Sonuçta her gün evlenmiyoruz ki!

Saçımı ellerimle geri attım, içimdeki hafif paniği bastırmaya çalıştım. Onlarca sayfa, yığınla güzel fikir Hiçbiri bana uygun değil. Derin bir nefes aldım, masadaki dergileri tekrar süzdüm. Sanki bir sonraki sayfada bana mucizevi bir fikir gelecek Ama yorgunluk ve kafa karışıklığı dışında hiçbir şey hissetmedim.

Kendime birini bulup danışmam gerek, dedim kendi kendime koltuğa otururken. Hazırlıklardan delireceğim yoksa.

Birden kapı sesi tüm sessizliği bozdu, irkildim. Masadaki fotoğraflara bakarken kalbim bir an için yerinden fırlayacak gibi oldu. Kim ki bu saatte? Anahtar sadece iki kişide var: babamda ve nişanlım Yiğitte. Fakat ikisi de bugün meşgul olacaktı; babamın önemli bir işi var, Yiğit ise sabah çalışmaya gideceğini söylemişti.

Yerimden kalkıp hafif adımlarla alt kattaki salondan antreyi görebildiğim paravana yaklaştım. Kafamda çeşitli ihtimaller dolaşıyor: Ya biri hırsızlık için geldiyse? Normalde bu saatlerde hep işte olurum, ev boş kalır İçimi bir ürperti kapladı.

Sessizce merdiven korkuluğunun arkasından baktım. Ve sonra rahatladım. Gelen gerçekten Yiğitti. Duruşundan, alışkanlıklarından tanımamak imkânsızdı. Ayakkabılarını aceleyle çıkarıp portmantoya fırlatıyor, bir yandan kendi kendine mırıldanıyordu.

Fısıldayarak, şaşkınlıkla dedim: Yiğit? Ama toplantısı olmadı mı bu çocuğun?

Onu izledim; merakla, olduğu yerden neler olacağını anlamaya çalıştım. Arada kendi kendine mi konuşuyor? Belki bana sürpriz yapacak Ama, birden çok garip, yabancı bir ses tonuyla telefonda konuştuğunu anladım Çok kibar, yumuşacık:

Biraz daha sabret Sevim, dedi. O kadar şefkatliydi ki sesi, ürperdim. Bana böyle hiç konuşmazdı. Kısa süre sonra sözümü tutacağım. Beraber olacağız.

İçim buz kesti. Elleri mi yumruk yapmışım; neredeyse tırnaklarımı avuçlarıma batırdım. Hangi sözleşme? Kim bu Sevim? Are you serious? Sözleşme mi dedin?

Ne kadar bekleyeceksin? Tam altı ay, diyordu Yiğit. Tonu bambaşka birine aitti, sanki bana değil müşterisine konuşuyor. Bir ay sonra düğün olacak, arkasından birkaç mutlu evlilik ayı burada sesi titredi, resmen tiksindiğini hissettim.

Kafamdan bin bir düşünce geçti. Bizim düğünümüz Bir anlaşmanın parçası mı? Sonra ne yaparsa babası, bana fark etmez, dedi Yiğit. Bir ağırlıktan kurtulmuştu sanki, kelimeleri sert ve rahatça savuruyordu. Eşyalarımı alır çıkar giderim. Hesabıma kalan parayı yatırdıklarında da bitmiştir.

Sonu vurucu Parayla olmuş her şey. Dizlerim titredi. Yalan söylemiş bana, her şeyi yalanmış dedim, içimden bir ses haykırıyordu.

Yavaşça geri çekildim. Bütün o akıl almaz ihtimaller zihnimi ot gibi sardı: Babam da bir şekilde bu işin içinde. Sözleşme. Para. Altı aylık plan Kafamda korkunç bir tablo oluşuyordu, bağırasım geldi, ama boğazımdan ses çıkmadı.

Yine de kulağımı dikmeye devam ettim; çünkü başka sırlar da öğrenebilirim, diye düşündüm.

Yiğit salondaki koltuğa oturdu, bacaklarını uzattı, konuşmaya devam etti. Onu duyan yok sanıyor, maskesini tamamen indirmişti.

Niye endişelisin ki? dedi hafifçe gülerek. Ben sadece seni seviyorum! Tüm bu saçmalıklara sırf senin için katlandım. Merkezde kocaman bir ev, markalı kıyafetler, pırlantalar istemiyor musun? Ne kadar çalışıp da alabilirdim bunları altı ay sonra hayallerimiz gerçek olacak, söz.

Birden sinirle konuşmaya başladım: Yok öyle, senin hayalin benden önce gerçek olacak!

Merdivenlerden aşağı indim. Ayaklarım titriyordu ama kendimi toparlayıp sağlam indim.

Yiğit bir anda döndü, yüzü bembeyaz oldu, gülüşü silindi. Şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu. Elindeki telefon, yere düştü.

Gülce? dedi kekeleyerek, yerinden kalktı. Şaşkınlık ve korku doluydu sesi. Elini uzattı, sanki her zamanki gibi teselli verecekmiş gibi. Ama ben bir adım geriye çekildim, başım dik. Gözlerimdeki güven ve o tatlı hislerin yerini, donuk ve acı bir kararlılık almıştı.

O ismi sakın bir daha kullanma, dedim. Sesimde ne kadar kırgınlık varsa duyuldu. Cidden mi? Hiçbir şey duymadığımı mı sandın?

Onun gözlerinin içine bakıyordum; belki pişmanlıkla karşılaşırım diye. Ama yalnızca paniğini ve hızlıca yalan uydurmak için uğraştığını gördüm.

Sevim onu tanıyor muyum? Şu sana kız kardeşim diye tanıttığın kız mı? Net bir tonda ama soğuk bir buz gibi devam ettim.

Yiğitin rengi attı. Eğilip telefonu almak ister gibi yaptı. Parmakları titriyordu; aklı tutulmuş, kurtulmanın yolunu arıyordu.

Yanıma yaklaşmaya çalıştı, sessizce: Yanlış anladın Gülce, hiç tanımam ben öyle birini.

Bir adım daha attı, kolumu tutmaya çalışınca geri çekildim. Bu hareketim kararlılığımı daha da arttırdı.

Gayet iyi anladım, dedim acı bir gülümsemeyle. Ve Yiğitin bakışı yere kaydı. Duymadım sanıyorsun ama her şeyi kulaklarımla işittim! O kadar da şefkatli nazlanıyordun ki… Tiksindim!

Gözyaşlarımı göstermemek için yutkundum. Savunmasızlığımı göstermemeliydim. Bütün hayallerim, bütün o sıcak sahneler Hepsi bir yalandan ibaretmiş; ucuz bir rolmüş, bana saf âşık rolünü layık görmüş.

Yiğit sustu. Kaçmaya yer arıyordu ama kaçamazdı. Ben de bırakmadım, yüzünü iyice göreyim diye.

Düğün falan yok artık, dedim, sesimde kalın bir karar. Yiğitin içi buz gibi oldu bunu duyunca. Ama senden önce son bir şey istiyorum: Gerçeği itiraf et. Hiçbir süsleme, hiçbir bahane olmadan. Her şeyi!

Kollarımı önüme kavuşturdum, duygularımdan sıyrılmak istercesine. Gözlerimde yaş falan yoktu artık yalnızca kesinlik ve soğuk kararlılık.

Gerçek mi istiyorsun? dedi alayla. Bu kez maske yoktu, ne aşık gibi davranıyordu ne de sempatik erkek. O zaman duy bakalım. Ben seni sevmişim, mümkün müydü? Baban bana teklif yaptı. Güzelce ilgileneceğime, seninle çıkacağıma, evlenir gibi davranacağıma dair anlaşma önerdi karşılığı da harika bir iş ve iyi bir maaş. Yani iki maaş birden alıyorum.

Sanki market alışverişi, gündelik işmiş gibi pervasız, soğuk anlatıyordu. Ama her kelimesi içime işledi, hayallerimi parça parça etti.

Her şey para için miydi? Fısıldadım, hiç içimden gelmiyordu sesi yükseltmek. Ama gözlerinin içine bakmaktan da vazgeçmedim.

Yahu kendine ayna tuttun mu? Senin tipinle aşk mı yaşanır? Git bir daha bak kendine. dedi, güldü, acımasızca.

Bu ağır sözler içimi dağladı. Gözlerim dolsa da ona göstermedim, ellerimi yumruk yaptım, tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim ki gözyaşı döküp zayıf görünmeyeyim.

Bir süre bakakaldım ona. Koca bir hayatım, hayallerim, o sıcacık anılar birer birer yerle bir olmuştu. Meğer her şey, en baştan, bana oynanan bir tiyatrodan ibaretmiş. Bir aşkın başrolü değil, başkasının işini kolaylaştıran bir piyonmuşum.

Defol git buradan! dedim tok bir sesle. Eşyalarını ben yollarım. Şimdi çık!

Arkasına son bir bakış attı. Gözleri küçüldü, küçümsedi beni, hiç pişmanlık yoktu. Usulca kapıya yürüdü. Ceketini giymek için hiç acelesi yok gibi davrandı, sanki hiç üzülmüyormuşçasına. Kapıdan çıkarken içimden sessizce dua ettim: Bir daha asla böyle bir şey yaşamayayım.

Yiğit apartman merdivenlerinden inerken başka bir telaş sarmıştı: Babama ne diyecek? Çünkü babam, herkesin korktuğu gibi, katı ve otoriter biriydi. Yanlış anlaşılırsa neler olurdu? İçinde bir burukluk vardı ama aklında sadece para Neyse, bari para boşa gitmedi, mırıldandı. Umarım geri istemezler

Evde ise ben, ellerim titreyerek babamı aradım. Ekrana yanlış basıp birkaç kez numarayı yanlış girdim, sonunda arama tuşuna bastım.

Baba! Nasıl yapabildin bunu bana! diye haykırdım, daha babam merhaba bile diyemeden. Bunu nasıl başardın! Beni kandırdın, ona para verdin, rol yaptırdın! Sormadın bile ne istediğimi, her şeyi kendi bildiğin gibi yaptın!

O bir şey diyemeden, öfkem ve kırgınlığım sel gibi aktı:

Sana güvenmiştim! Onun beni sevdiğini sanmıştım! Her şey oyunmuş, sırf izleyicisi, başrolü benmişim gibi!

Müsaade etmedim babama cevap vermeye bile. Yıllardır birikeni döktüm; hüsran, acı, yaşadığım hayal kırıklığı, her şey

Bir daha asla! Hayatıma karışmak yok! Anlıyor musun? Hiçbir şekilde!

Sesi duymak istemedim. Kapat tuşuna basıp telefonu koltuğa fırlattım. Sonra tutamadım, hıçkıra hıçkıra ağladım. Ellerimle yüzümü kapattım, omuzlarım titredi. O an gerçekten küçücük, yalnız bir çocuk gibiydim. Hem Yiğitin ihaneti, hem babamın bana oynadığı oyun En çok da yıllardır içime işlemiş değersizlik duygusu.

Hep fiziksel görünüşümle ilgili güven sorunum vardı benim. Ne kadar uğraşsam da aynada kendimi beğenmedim. Daha ince bir belim olsaydı Belki vücudum bir tık daha güzel olsaydı En önemlisi, dergilerdeki, televizyondaki gibi bir güzelliğim olmadığı için utandım hep. Bazen, Estetik mi yaptırsam? bile dedim. Ama her seferinde, annemi düşündüm ve vazgeçtim.

Annemin adı Laleydi ama hep Leyla diye anılmak isterdi, kendini farklı, zarif hissetsin diye. Eskiden, fotoğraflardaki genç kadını gördükçe içim ısınırdı. Pırıl pırıl saçlar, narin yüz hatları, etkileyici bir öz güveni vardı. Ama zamanla, yanlış yaptırılan bir burun ameliyatı yüzünden yüzünde kalıcı değişiklikler oldu, ne kadar uğraştıysa da düzelmedi. İçine kapandı sonra; aynaya bakmamaya, sokağa çıkmamaya, büyük şapkalar ve gözlüklerle yüzünü saklamaya başladı. Sonrasında bir sabah ortadan kayboldu. Babama küçücük bir not bırakmış: Dayanamıyorum. Hakkını helal et. Bir daha da ulaşan olmadı. Beni babama bıraktı.

Ben büyüdüm, elime eski fotoğraflar geçti. Anneme hayran oldum Ama yitmiş güzelliğini ve o zarif kadınla olan farkımı gördükçe rahatsız oldum. Kendimi hep karşılaştırdım: annemin belirgin elmacık kemikleri; bende bebek yanak var. Onun ipek kadar saçları; benimkiler kabarık ve asi. Burnum büyük, dudaklarım ince, vücut bir türlü ince gelmedi gözüme. Herkes Çok tatlı kızsın dese de inanamadım hiçbirine. Annem bir efsaneydi, ben ise onun zarafetine yaklaşamayan silik bir gölgeydim.

Bu eziklik duygusu her yere yansıdı. Okulda arka sıralarda kaldım, Üniversitede sunumlardan kaçtım, hiç öne çıkmadım. Kendi bedeninden utanan bir kızın hayatı ne kadar renkli olabilirdi ki? O yüzden aşkta da şansım olmadı. Kimse bana aşkla bakmadı, birkaç erkek tanısam da ilgisini hemen kaybetti. Ben hepsini kendi dış görünüşüme bağladım.

Keşke daha güzel olsaydım, her şey bambaşka olurdu diye diye kısır döngüde boğuldum. Kendimi beğenmemek, bana hep engel oldu, ama ben asıl bunun etrafımdaki insanları da kaçırdığı farkında bile değildim.

Ta ki Yiğit hayatıma girene dek. Hayatımda ilk kez biri bana özelmişim gibi baktı. Samimi gülümsedi, espri yaptı, sohbet ederken gerçek anlamda dinlediğimi hissettirdi. Sürpriz çiçekler aldı, en sevdiğim tatlıyı hiç unutmadı, yanımda olduğunda hep değerli hissettim. Ve ben ilk kez güzelliğin derginin kapağındaki olmak zorunda olmadığını hissettim: Kendi halimle de âşık olunabiliyormuş. Onun yanında kendimi sevmeye, hayata umutla bakmaya başladım. Zamanla gelen güvensizliğimi kırdı sandım; hayal kurmaya, mutlu olmayı hatta âşık olmayı öğrendim.

Ama şimdi O gün eve gelirken duyduklarım, her şeyi tuzla buz etti. Yiğit âşık biri değilmiş; bana rol yapmış yalnızca. Benimle ilgili sıcak tek anı, hepsi birer oyunmuş. Ve işin en ağırı; bunların arkasında babam varmış. Ona en çok güvendiğim adam…

***************************

Aylar sonra, başka bir aynanın karşısında duruyordum. Gelinlik deneme kabininde, karşımda bembeyaz, sade bir gelinlik. Ne heyecan ne de hayal kırıklığı dolu bir gün değildi bugün; sadece kararlıydım. Kumaşın kıvrımları omuzlarımı zarifçe sergiliyordu. Kendimi uzun uzun inceledim. Eksiklerimi aramadım bu kez. Bugün, ilk defa kendimi olduğum gibi kabul ettim.

Bir saat sonra, düğün salonunda misafirlerin önünden yavaş adımlarla yürüdüm. Başım dik, adımlarım özgüvenli ve sakin. Herkes şaşkın; gülümseyenler var ama ben onların arasında rüya gören bir gelin değilim artık. Sakin, kararlı ve kendiyle barışık biri

Birkaç hafta evvel, babamla yaşadığım o konuşmayı düşündüm. Ona söylediklerim hala kulağımda:
Baba, Tolganın evlenme teklifini kabul ettim. dedim kararlı. Babamın elindeki kahve kupası havada kaldı, o kadar kararlı beklemiyordu benden.

Kızım, iyi düşün, kolay değil bu karar, dedi.

Biliyorum, dedim. Aşkı beklemekten yoruldum. Hayatta bana değer veren, saygı duyan biriyle aile olmak istiyorum. Tolga bana bunu garanti edebiliyor, huzurlu bir hayat istiyorum.

Ya aşk? dediğinde sözünü kestim:

Elbette güzel. Ama hayatı peri masalı sandım, gerçekse başka Artık kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum.

Ve şimdi, Tolgayla nikah memurunun yanına ilerlerken, aklımdan bu sözler geçti. Tolga telaşlı ama dürüst; ne deli divane bakıyor ne de umursamaz. Çünkü baktıkça, gösterdiği saygının, paylaşımın benim için paha biçilmez olduğunu anladım.

Nikah memuru klasik konuşmasını yaparken içimden dedim: Belki Tolga bana deliler gibi aşık değil. Ama bana saygı duyacak, benden desteğini esirgemeyecek. Belki zamanla sevgimiz çoğalır, kim bilir?

İşte, gerçek hayat böyleymiş. Kameralara, misafirlere poz vermeye gerek yok artık. Kendi yolumu seçtim, mutlu olmanın başka yolları da var. Büyük aşklarla değil, sağlam, güvenli adımlarla bir eş olabilirim. Belki masal gibi başlamadı hikâyemiz. Ama birlikte, gerçek ve kalıcı bir dostluk kurabiliriz. Ve ben, sonunda kendimi olduğu gibi sevmeyi öğrenen, hayatının iplerini eline almış bir kadınım artıkSon adımımı attım, yavaşça Tolga’nın yanına vardım. Elimi uzattım, avuçlarımız birbirine değdiğinde, ürperen yalnızlığım bir anda dinginliğe dönüştü. Tolga gözlerimin içine baktı, bir kelime söylemeden bana güven verdi. Tam o anda fark ettim: Hayatın bana verdiği acılar, kayıplar, kandırılmışlıklar… hepsi burada, ayakta, yeni bir başlangıcın eşiğinde daha güçlenmemi sağlayan taşlar olmuştu.

Nikah memuru Evet dediğimde, dudaklarımı küçük bir tebessümle büktüm. Bu kez hayal kırıklığıyla değil; umutla, kabulle, barışla… Tolga bunu gördü, ellerimi sıkıca tuttu.

Salondan çıkarken başımı çevirdim, babamı aradım. Bir köşede, elinde mendil, gözleri yaşlı ama gururluydu. Yavaşça başımı eğip ona da bir Evet dedim, geçmişin yükünü bırakmak gibi. Onunla barışmadık belki; ama artık kendi yolumda, kendim için yürümeye başladım.

Tolganın arabasına binerken derin bir nefes aldım. Aynadan kendi gözlerime baktım artık annemin gölgesinde değil, kendi hikâyemi yazmaya cesaret etmiş genç bir kadının gözleriydi onlar. Yanımda bir partner, önümde koca bir hayat Aşkla başlamasa da, belki her şey zamanla güzelleşirdi.

Ve o an içimde bir söz yankılandı: Bir sözleşmeyle başlamış olsa da bazı hikâyeler, gerçek aşk da, huzur da, insanın kendiyle yaptığı barıştan doğar.

Hayallerin değil, gerçeklerin kıyısına geldiğim için bir kez olsun kendimle gurur duydum. O muhteşem gelinliklerin, peri masallarının ardında güçlü, özgür ve bambaşka bir hayat vardı. Ben artık o hayatı seçmiştim: Kendi seçimlerimin kadını, kendi hikâyemin kahramanı…

İçimden geçen tek mutluluk cümlesiyle kapattım günü: Ben artık başrolde, kendi kalbimin sözleşmesini imzaladım.

Rate article
Lifequest
Aşk Üzerine Anlaşma