Kız, yatakta oturmuş, bacaklarını karnına doğru çekmiş, sinirli bir şekilde yinelemekteydi:

Canım, şu hastanedeki olayları sana anlatayım, bir de çok garip bir durum var, dinle.

Bir kız yatağa oturmuş, bacaklarını tutmuş, öfkeyle tekrar ediyor: Benden vazgeç, ihtiyacım yok. Tek isteğim Barış, ama o da çocuğu istemedi dedi. O yüzden ben de istemiyorum. Ne yaparsanız yapın, fark etmem.

Hemşire şefkatiyle Küçük hanımefendi! Çocuğunu terk etmek tam bir vahşet, hayvanlar bile yapmaz, dedi. Kız aldırmadı, Hayvan ne yaparsa yapsın, şimdi beni taburcu et, yoksa bir şeyler yaparım, diye bağırdı. Şef de Allah affetsin seni, ne yaparsak yapalım, diyerek içini çekti.

Bu kadın bir hafta önce doğum servisinden çocuk servisine transfer edilmişti. Tam bir dram! Çocuğu kendisi beslemek istemiyor, ne kadar ikna etsek de reddediyor. Sadece pompa ile süt sağmaya izin veriyor, ama o da bir şey bulamıyor.

Çocuğun tedavisini yapan genç doktor Meral, kızla başa çıkamıyordu. Kız sürekli kriz geçiriyor, Meral ona çocuğun tehlikede olduğunu anlatmaya çalışıyor, ama kız Ben gideceğim, Barışla güneyde buluşacağız, o da Kıvançı alacak diye bağırıyor. Şef de Üç gün daha kal, düşün, belki aklın yerine gelir, dediğinde kız çıkıp gitti, çığlık attı: Ne yapıyorsunuz? Barış bana kızıyor, bu çocuğu bana vermeyin, yoksa Kıvançı alacak!

Şef bir kez daha çayını içip Böyle bir anneye çocuğun iyiliği kalmaz, dedi ve odadan çıktı. Yanında sessiz oturan yedek doktor Ayşe onu takip etti. Koridorda durup, Bu anne gerçekten çocuğa bakabilecek mi? diye fısıldadı. Şef cevapladı: Bebeği evlat edinemeyiz, başka bir aileye verelim, yoksa yetimhaneye gidecek. Aileleriyle konuşuruz, belki bir çözüm buluruz.

Kız aynı gün kaçtı. Şef, çocuğun annesinin ailesini aramaya çalıştı ama genç adamın ailesi konuşmak istemedi. İki gün sonra, kızın babası geldi, çirkin bir adam, yüzü asık. Şef ona Çocuğu görmek ister misiniz? dedi, adam İlgilenmiyorum, reddediyorum, evrakları sürücümle gönderirim dedi. Şef Kurallara uyulmalı, aksi takdirde sorun olur, dedi, adam sinirlendi, sonra Eşim gelecek, o halledecek, dedi.

Ertesi gün, soluk bir kadın içeri girdi, sandalyeye oturdu ve ağlamaya başladı. Bu çocuğun ailesi yurt dışına kaçtı, biz zengin bir aileyiz, ama bu durum bizi mahvediyor, diye ağladı. Annem her gün çocuğu sevdiğini söyler, ama babam izin vermiyor. Şef bir an durup çocuğa baktı, belki anneye bir umut olsun diye. Kadın gözyaşları içinde Ne kadar güzel bir bebek, dedi, Alabilirim ama kocam yasaklıyor.

Şef Pekala, ona valeriya verelim, dedi ve hemşireye çocuğa bir şeyler vermesini söyledi. Sonra başhekime gidip durumu anlattı, Bu çocuğu bir süre daha tutalım. Başhekim gülümseyerek Bu küçük çocuğun adı ne olsun? dedi, Pıtırcık diye cevap verdi herkes, çünkü bebek çok şirin.

Pıtırcık birkaç ay boyunca hastanede kaldı. Annesi ara ara gelip oyun oynadı, Bilet alacağım, Barışı bulacağım, dedi. Ancak her gelişinde gözyaşı döktü, Sevdiğim adamı çılgın gibi seviyorum, bu çocuğu sevmek zor, dedi. Şef Bu sevgi değil, şehvet, diye ekledi. Anneler, büyükanneler geliyordu ama çocuğu almadılar, evrak imzalamadılar. Şef sonunda ciddi bir konuşma yapmaya karar verdi, çocuğun hastalığını anlattı, herkes çok endişelendi.

Meral çocuğu kucağına alıp Pıtırcık, elimi tut, dedi, ama bebek sadece parmağını sıkıca tuttu, gözleri büyük ve ciddi. Meral Belki bir şeyler yiyelim? dedi, ama bebek sadece hışırtı yaptı.

Bir gün annesi, Barış başka birine evlendi, ben yalnızım, bu çocuğu istersem de götüremem diyerek öfkesini patlattı ve bir dilek tutanağı doldurdu, başhekime verdi. Başhekim Tamam, evlat edinme sürecini başlatalım, dedi. Meral gözyaşlarını tutamadı. Şef gözlüğünü silip Yine mi bu tür vakalar, dedi, bu sefer de gözlüğünü tamir etti.

O sırada Pıtırcık neşeyle sallanıyordu, bir hemşire odasına girdi, bebek gülümseyerek Mmmm sesleri çıkarıyordu. Hemşire ona Gel, ben de sensiz olmazım, dedi, bebek de kollarını çırparak cevap verdi. Birden durdu, gözleri Merale baktı, sanki bir şey hissediyormuş gibi. Hemşire Ne oldu? diye sordu, gözleri yaşardı. Meral, Annesi çocuğu terk ettiğinde bu anı. dedi. Şef Böyle şeyler sadece masal, diye ekledi.

Bütün bu karanlık hikayeler içinde, terk edilen çocukların ne hissettiği, kim bilir? Belki de bir gün birine dokunacak, bir anlık bir umut bulacak.

Şimdi Pıtırcık bir yuvaya kavuştu: Lan ve Levent adındaki çift. Onlar otuzlu yaşlarında, çocukları olmamış, uzun süredir anne olmayı hayal ediyorlardı. Lan nazik, sesinde melodi var, Levent ise güçlü, adeta bir subay gibi. Evleri sıcak, ışık dolu. Şef onlarla tanışınca Bu çocuğu alalım mı? diye sordu, Levent gülerek Tabii, ne kadar kilo doğdu? dedi. Lan Bebeğin doğum ağırlığı ne? diye sordu. Hepsi biraz gülüştü, ama sonunda kabul ettiler.

Lan odanın kapısını açıp içeri girdi, Pıtırcık uykudaydı. Gözleri hafifçe açıldı, bir gözyaşı damlası hâlâ yanaklarında. Lan ona uzattı elini, bebek bir an için ellerini sıkıca kavradı, sonra gülümseyerek Tamam, artık benimle kal, dedi.

Şef İlk görüşmeyi burada bitirelim, ne karar verirseniz ona göre ilerleyelim, dedi. Lan Zaten karar verdik, Pıtırcık bizim, diye sessizce yanıt verdi. Şef şaşkın ama mutlu, Anlaşıldı, dedi.

Meral Pıtırcığı kucaklayıp Kucaklamak ister misin? dedi, bebek sadece parmağını tutup Mmm diye fısıldadı. Meral gözyaşları içinde Bu çocuğa bir şans vermeliyiz, dedi.

İşte, canım, bu kadar. Çocuk artık sevgi dolu bir evde, umarım bu sesli mesajı dinlerken bir şeyler hissedersin. Sevgiyle kal!

Rate article
Lifequest
Kız, yatakta oturmuş, bacaklarını karnına doğru çekmiş, sinirli bir şekilde yinelemekteydi: