Ailem
Allahım, Zeynep ne kadar güzelsin! Figen içeri girer girmez kızına hayranlıkla seslendi.
Zeynep, önünde büyükçe bir ayna, başında gelin duvağının son tokalarını yerleştiren arkadaşı ve aynı zamanda kuaförü Aleynayı sabırla bekliyordu. Son tel de saçına iliştirildiğinde Zeynep, aynadan annesine döndü.
Gerçekten mi anne? Güzel oldum mu?
Çok güzelsin kızım! Sen en güzel gelinsin! dedi Figen, kendi annesinin de bir zamanlar ona aynı sözleri söylediğini anımsayarak tebessüm etti. Sanırım her anne, kızının gelinlik içinde karşısına geçtiği gün böyle konuşuyordur.
Bu gelinlik uzun zaman arandı, Zeynep modayla ya da başkasının ne dediğiyle ilgilenmezdi. Hiçbir zaman kolay beğenmezdi zaten kıyafetleri, kendi içinin sesini dinlerdi. Zevki her zaman yerindeydi ve vücudu da ne istese kaldırırdı. Kimse ona Neden böyle giyindin? dememişti bugüne dek. Gelinliği de öyle, popüler olandan ziyade farklı bir şey arıyordu. Açık ve kabarık modeller istememişti, salon çalışanları ne yapsalar beğendiremiyorlardı. Sonunda dükkan sahibi Nevin araya girdi.
Aslında sana tam istediğin gibi bir şey var elimde galiba
Nevin birkaç dakika kaybolup gizemli bir elbise kılıfıyla döndü. Fermuarını açınca ortalık bir anda sessizleşti, Zeynep bir nefes çekti, işte bu!
Sade çizgiler, hiçbir süsleme yok, kumaşı ise çok kaliteli. Zeynep bir döndü, ayna karşısında gözlerini ayıramadı kendisinden. Tam da hayalindeki gibi. Adeta onun için dikilmişti, üzerinde hiçbir oynama yapmaya gerek olmadı.
Ne düşünüyorsun?
Bunu alıyorum!
Nevin gülümsedi. Gözlerinde kısa bir hüzün parladı, hemen ardından dağılıp gitti. Kız bu gelinliği kendi düğünü için sipariş etmişti aslında. Ama evlilik olmamıştı; sevgi ve güven olmadan yuva kurulmuyor. Aslan, ah Aslan, neden böyle yaptın? Sevmişti, çocuk isterdi, ama aldatılmıştı, kararsızlıklar arasında bir hayat sürüklenmişti, sonunda ise yol ayrılmıştı Nevin başını iki yana salladı. Artık geçmişe pişman olmanın anlamı yok.
Buna çok yakışan bir duvak var. Hemen getiriyorum.
Zeynep annesine göz kırptı:
Ben kesin istediğimi bulacağım dememiş miydim?
Figen başıyla onayladı. O anda öyle bir mutluluk sardı ki içini Sonrasında bu günleri hep hayatının en güzel zamanı olarak hatırlayacaktı. O kendi düğününü düşündü bir an. O dönemde böylece gidip istediğini almak mümkün değildi, ya terziden ya da gelinlikçilerdeki mevcut modellerle yetinilirdi. Annesinin yakın arkadaşı Handan dikmişti onun gelinliğini. Bir akrabasından kumaş bulunmuştu, bir başkası dantel bulmuştu. Derme çatma imkanlarla ortaya harika bir gelinlik çıkmıştı. Fakat hanesi uzun sürmedi, daha Zeynep iki yaşındayken ayrılmışlardı. Yeni aşk, yeni hikaye Eski kocası onları bir kenara bırakmıştı. Zeynepin babası sadece nafakasını gönderiyordu, bunu da elalem ne der diye. Yoksa, kim bekler babadan şefkat, merhamet. Sadece hayat değişmişti, başka aileydi artık. Fakat babası Grigor tamamen koparmıştı ilişkiyi.
Bana bunun yükü lazım değil.
Figen de ısrar etmemişti, sevgisiz bir baba olacağına hiç baba olmasın. Sonra hayatına başka birini dahil etmeyi denedi. Fakat Zeynepin üvey babası ile de arası hiç olmadı. Adam çocuk sevmeyen biriydi, en çok Figeni beğenmişti sadece. Bir gün kızı kendi babasına vermesini önerince, Figen sessizce adama yol vermişti evinden.
Merak etme kızım, biz hep başımızın çaresine bakarız. Kimseye ihtiyacımız yok.
O zaman Zeynep fazla bir şey anlamamıştı ama sadece annesinin kendisini seçtiğini iyi hissetmişti. Belki de bu yüzden ne gençliğinde ne büyüdüğünde Figenle hiçbir ciddi sorunları olmadı. Annesi en yakın, en değerli insandı Zeynep için.
Zeyno, hadi vakit geldi uzatmayın. Figen bir yandan kızının duvağını düzeltti, onu alnından öpüp fısıldadı: Mutlu ol, canım kızım!
Zeynep ellerini çırpıp güldü.
Anne! Şimdi ağlayacağım, Aleyna ağlamayayım diye bir saat uğraştı, makyajı anlaşılmayacak kadar doğal yaptı. Hepsi akar şimdi.
Annesine sımsıkı sarıldı:
Elimden geleni yapacağım…
O gün bir rüya gibi geçti, nikah bitti, herkes evine dağıldı. Figen yalnız kaldığı eve girdi ve antredeki sedire oturdu. Hepsi bu kadar. Zeynep artık kendi ailesiyle, anneannesinden kalan dairede yaşayacaktı, o evi Figen onlara vermişti. Zeynepin damadı Serkanın ise evi yoktu. Kızına, Serkanın ailesiyle bir arada yaşayacaklarını duyunca hiç ses etmemiş, o gece, damat gittikten sonra anahtarları kızının eline tutuşturmuştu.
Hayır kızım, siz kendi kendinize yaşayın. Herkes kabına çekilsin.
Anne, peki kiracılar?
Çoktan anlaştık, onlar düğüne kadar çıkar.
Ama anne o senin için ciddi gelir Biz de ev arayacaktık.
Benim neye ihtiyacım var ki kuzum? İdare ederim. Şimdilik sağlığım yerinde, çalışıyorum nasılsa. Siz yaşayın, kenara çekilmek niye?
Zeynep aldığı anahtarlarla yerinde hopladı.
Annem, sayende artık hayalimdeki kendi evime daha yaklaştım!
Ev mi?
Evet, büyük, ferah, herkese yetecek kadar oda. Üç tane çocuk odası, en az! Zeynep utanarak annesine yaslandı. Fazla mı?
Ne kadar istiyorsan o kadar olsun, Allah sağlık versin yeter!
İyi ki beni anlıyorsun
Bir de torunlarına genç bir babaanne olacağım, ne güzel! Figen neşeyle kızının saçını öptü. Eviniz sizin olsun, yaşayın hayatınızı olduğu gibi!
Düğünden bir akşam önce damadın ailesiyle geleneksel isteme yapılmıştı. Bütünüyle Türk mutfağından, şık bir sofra hazırlanmıştı. Figen, yemekleriyle gurur duyardı, ama böyle kalabalık sofra nadiren kurardı. Serkanın anne babası ilk bakışta iyi insanlardı. Ama özellikle kayınvalide, Eda Hanım, tabakta yemeği karıştırınca tuhaf bir ifadeyle mırıldandı:
Garip… bizim evde böyle olmaz…
Figen şaşırdı. Özellikle anneanneden kalan nefis fırın balığı ve sabaha kadar uğraşılan et yemeği… Serkanın babası her yemeği sessizce afiyetle yemeye devam etti. Ama Eda Hanım, başını kaldırıp:
Zeynep yemek yapabiliyor mu bari? Her şeyi baştan öğrenmesi gerekecek. Olsun… bizim evimizde kalacaklar, alışır. Serkan tek oğlum, el üstünde büyüdü. Zeynep de tek çocuk değil mi?
Evet.
Yani tek sizi gördü? Babasız mı büyüdü?
Evet, öyle oldu.
Tabii, tam aile yapısı çok önemli. Bir evde erkek olmazsa kız nasıl doğru adab öğrenir? Zeynep hoşumuza gidiyor ama bir anneden fazla bir şey öğrenememiştir haliyle.
Figen kızının dizine hafifçe çarpma işaretiyle susturdu. Anne, tartışma çıkarma demişti zaten. Serkan ailesine benzemiyor, gerçekten iyi biri, annem ne derse desin takılmasın, demişti önceden. Figen, kızının doğru karar verdiğine güveniyordu.
Mutfakta tabak toplarken Eda Hanım arkadan yanaştı:
Artık çocuklar yokken konuşabilir miyiz?
Serkanın babası Kemal de sessizce arkada durmuştu, yüzünde bir mahcubiyet okumak mümkündü. Kadının önünü almak aklına gelmediğinden Figen sessiz kalıp dinlemeye koyuldu.
Figen Artık aramızda formallik yok. Bir anneyim, sizin gibi. Oğlumun hayatının en önemli dönemine giriyor, kafamda çok soru var. Cevapları sadece sizden alabilirim.
Dinliyorum, dedi Figen, kendini tutarak.
Zeynepin babasıyla ilişkiniz biteli uzun zaman oldu, yine de onun ailesinden haberiniz var değil mi?
Elbette.
Ciddi hastalık, problem var mıydı? Neden boşandınız? Alkol, şiddet, asosyal davranış var mıydı?
Hiçbiri yoktu.
Ama biraz daha açar mısınız? Bilirsiniz, kalıtımsal mirası torunlar için bilmemiz gerekiyor. Siz de doktorsunuz, anlamışsınızdır. Bir tek anneyle büyüdüğü için edep, adap, topluma ayak uydurma nasıl olacak? Kızınız ailemize dahil oluyor, bilmek hakkım…
Figen iç geçirip tam bir cevap vermeye hazırlanıyordu ki, bir anda mutfak kapısı aralandı, Zeynepin korkulu bakışıyla sustu. Yeter anne, devam etme, der gibi başını sallıyordu.
Zeynep annesinin elini tuttu:
Çay servisi yapalım mı anne?
Figen mutfağı derin bir nefesle havalandırdıktan sonra Eda Hanıma sabırla döndü.
Kızımın geçmişinde ciddi bir problem yok, mirası da sağlıklı. İsterseniz belgeleri bile sunarım. Oğlunuzla ilgili geçmişinizi ben sormuyorum, çünkü gençler kendi kararlarını verebilir. Anladığınız kaygıları paylaşıyorum ama umarım ki bu sorularınız önlerine sürekli tekrar tekrar çıkmaz.
Figen ev yapımı pastayı Eda Hanıma uzatarak kapıyı işaret etti:
Çocukları bekletmeyelim, yardımcı olur musunuz?
Eda Hanım her ne kadar rahatsız olsa da bir şey demedi. O günden sonra bir daha aynı şekilde karşılaşmadılar zaten. Zeynep ile Serkan, tüm masrafları kendi karşılıyorlardı ve annelerinden yardım istemediler.
İki yıl sonra, şehir dışında küçük bir arsa alıp yeni bir ev inşa etmeye başladılar. Zeynep hamile olmasına rağmen inşaat işlerini o kadar sahiplenmişti ki, ustalar bile “Hanım ne diyorsa öyle,” demeye başlamıştı. Tabii, ev tam bitmeden Zeynep hastaneye yattı ve doğumdan sonra evi hazır olmadığı için Serkan yeni doğan Defneyi Figenin evine getirdi.
Beni affet, kendi evimiz yerine sana geliyoruz, dedi Serkan, yeni doğan bebeği yatağa bırakırken.
Doğru yapmışsın, Serkan. Neden tedirginsin babacık, sarıp aç, çok sıcak oldu, dedi Figen.
Beceremem sanırım…
Hem de öyle güzel becerirsin ki, şansını dene bakalım!
Zeynep içeriye girince Figen ona fısıldadı:
Sakın karışma!
Serkan ilk banyodan ilk gezilere kadar harika babalık etti. Ertesi gün Eda Hanım da ziyaret etti Defneyi.
Bebekle baba gezmez, bizim milletimizde öyle şey yoktur, dedi.
O devir eskide kaldı, dedi Figen ve damadına gülümsedi. Küçük Defne için deli gibi annelik yapmak istese de Zeynepe bırakmayı öğrendi. Her anneanne bir zamanlar acemi, ürkek değil miydi zaten?
Defne sağlıklı bir çocuktu ve taşındıktan sonra Zeynep ikinci çocuk düşünmeye başlamıştı ki talihsizlik geldi.
Anne, Defne ateşler içinde, dedi Zeynep panik dolu bir sesle.
Kaç derece?
Çok yüksek ve düşmüyor!
Ambulansı çağır, geliyorum!
Figen gece İstanbulda sokaklarda dua ede ede sürdü. Yeter ki kötü bir şey olmasın.
Ambulans, yoğun bakım, aradan geçen iki gün hepsi birer kabus gibiydi. Doktorun bir cümlesi hepsini donmuş kütüphaneye çevirdi.
Elimizden geleni yapıyoruz, bekleyin…
Zeynep, koridorda bir heykel gibi hareketsiz bekledi. Figen ona abur cubur alıp zorla yediriyordu.
Güçlü ol kızım, Defneye ihtiyacın olacak.
Serkan bir o hastanede bir işte koşturmuştu. Figen, sinirden çökmesi an meselesi olan damadına sarıldı:
Sabret! Sen çökersen Zeynep mahvolur.
Eda Hanım da hastaneye gelince paniklenip suçlu sesle:
Bu nasıl oldu? Sebep ne? Genetik mi, mikrop mu, Zeynepten mi?
Lütfen sus Eda, dedi Figen ilk kez yükselerek. Şimdi bunları konuşmanın anlamı var mı?
Ama…
Eda Hanım bir an ne söyleyeceğini şaşırdı, Zeynepin titreyen halini görünce özür mırıldandı. Figen susmakla yetindi, bazen insanın ağzından çıkanları duyacak zamanı olmuyordu.
İki gün sonra Defne kendine geldi ve hemen annesini istedi. Bütün aile derin bir nefes aldı.
Birkaç gün sonra Figen ziyarete gitti. Torunuyla bol bol oynadı. Zeynep ise onu eve bırakmadan önce:
Anne, bekle biraz. Serkan da gelsin, seninle konuşmamız gerek.
Konu açıldığında Figen gözlerini kapadı bir an. Saf bir sevinç…
Anne, yardım edecek misin bizle kalmaya? dedi Zeynep.
Tabii ki! Niye ki?
Sağ ol! İki çocuk, Defne’ye yakında daha da fazla ilgi gerekecek. Sensiz olmaz…
Sana o kadar muhtaç değilsin, kocan var şurada!
Serkan yorganın altında oynayan Defne’nin kafasını çıkardı:
Ciddi misiniz, kalacaksınız değil mi?
Karşıyım ama zorunluluktan kabul edeceğim, güldü Figen, neden Serkanın annesinin değil de onun yanında kaldıklarını sorgulamadan. Sadece bir süreliğine. Sezonluk işçi gibi.
Anne!
Ne var? Daha iyi bir benzetme bulamadım. Biliyorum yardıma ihtiyacınız var ama sürekli evde kalmam, bu doğru değil.
Ama hep kalsan ne güzel olurdu… dedi Zeynep.
Ben zaten hep yanınızdayım. Ama biliyorum, yaşlanmış bekarım ben, sizinki ayrı aile. Yardım başka, hep bir arada olmak başka. Kapat konuyu, Defne, sezonluk işçi diyelim.
Evde valizini hazırlarken telefon çaldı.
Figen, bu tuhaf gelmiyor mu sana? Neden hep sen? Bence bana daha çok ihtiyaçları var, işin var, çocuk bakmayı benden iyi nerden bilirsin?
Eda, çocuklar öyle istiyor, ben seçmedim. Onlara destek olmak görevim.
Serkan beni dinlemiyor bile! Sana ne yapıştırdıysa bilmiyorum, kendi annesini boşladı. Böyle şey olur mu?
Bilmem Eda. Bence oğluna sor.
Seninle konuşmak zor gerçekten! Bana kalırsa geri çevirmelisin. Yoğunluğunu bahane et.
Eda, ne dediğinin farkında mısın? Onu sormayacağım, sadece bir şey soracağım. Defne’yi en son ne zaman gördün?
Ne gerek var, nasılsa hep sen ordasın!
Cevabını almış oldun. Hadi hoşça kal.
Figen telefonu bir kenara koyup iç geçirdi. Aile arasına nifak sokmak kolay, sonra yeniden inşa etmek ise çoğu zaman imkansız. Eda bu incelikleri anlamasa da Figen iyi biliyordu. Sonunda Serkanı aradı.
Bir konuşmamız lazım Serkan
Üç yıl sonra.
Babaanne, bugün beni dansa sen mi götüreceksin yoksa Eda anneanne mi?
Bugün ben, Eda anneannen ise Poyrazı parka götürüyor, annene iş çıkmış.
O zaman sende akşam yemeği yiyeceğim?
Tabii ki.
Yaşasın! Geçen günkü gibi börek yaptın mı?
Sevdin mi? O zaman yaparım.
Figen, aracın dikizinden torununa bakıp gülümsedi.
Babaanne…
Ne oldu canım?
Haftasonu parka seninle mi gideceğiz, Eda anneanneyle mi?
Hep beraber gideriz. Dede de gelsin, o da hava alsın.
Balon alacak mısın?
Hem de dondurma, pamuk şeker içinden.
Harika! Ama Poyraza da balon alalım olur mu?
Tabii alırız! dedi gülerek Figen.
Babaanne…
Hı?
Sana bir sır söyleyeyim mi, en gizlisinden?
Tabii ki!
Benim yakında bir kardeşim daha olacak.
Figenin kaşı şaşkınlıkla havaya kalktı. Vay canına! Son zamanlarda kızı Zeynep bir başka neşeliydi ama bir şey anlatmamıştı. Mesafeyi koruyup, her iki anneannenin desteğini paylaşmalı kararı verildiğinden beri Zeynep annesine daha çok saygı duymaya başlamıştı. Artık önce Serkana haber veriyordu, sonra annesine.
Küçük çatışmalarla, zor süreçlerle baş etmişlerdi. Çoğu konuda susmayı, öğrenmeyi, zamana bırakmayı bir şekilde becermişlerdi. Şimdi Defne ve Poyrazın hem Eda hem Figen gibi iki anneannesi ve mükemmel bir dedesi vardı.
Nereden bildin? Figen müziği kısarak sordu.
Annemle babam dün gece konuştular. Uyuyorum sandılar. Babaanne, ben kız kardeş istesem olur mu?
Neden sordun yavrum?
Bilmem, oradan erkek olursa alınır mı acaba diye. İstemediğimi sanıp üzülür…
Figen bir kez daha gülümsedi. Ne güzel bir torun bu!
Peki Poyrazı seviyor musun?
Hem de çok!
O zaman yeni erkek kardeşi de olursa, onu da seversin, o da seni sever, öyle mi?
Elbette!
Şimdi bekleyip göreceğiz, bakalım doktor kim geliyor deyince anlayacağız. Büyük sürpriz olsun.
Benim için hediye aldın mı yeni yıl için? dedi Defne, gözleri parlayarak.
Daha erken, ama doğum gününe hediyem cebimde. Yalnız Eda anneannen de almış, hangisi söylemem!
Ama ya! dudaklarını şişirdi Defne.
Doğum günün yaklaşınca görürsün. Hadi.
Defne, çantasını alıp bahçeye koştu.
Figen, arabanın bagajından Poyrazın havuz çantasıyla Edayı gördü. Kucakta Poyraz, el salladı.
Selam anneanne!
Selam canım!
Biz parka, siz dansa, dedi Eda.
Figen, Defnenin Edaya sarılıp bir şeyler anlattığını izlerken, hayatın hem bu kadar zor hem bu kadar basit olabildiğine şaştı bir anda; yanında olabilmek, dinleyebilmek, ihtiyaç duymak, ihtiyaç duyulmak Aile olmak Tuhaf rüyaların içindeki gibi gerçek dışı bir sıcaklık: Varlığına minnetle tutunmakFigen arka kapıyı kapatırken içinden bir huzur dalgası geçti. Eda ile göz göze geldiler, önce alışkanlıkla bir mesafe sezildi ama ardından sessiz bir kabulleniş yayıldı aralarına. Belki hiçbir zaman tam bir “aile” gibi olmayacaklardı; ama bu iki kadın, torunlarının ve çocuklarının etrafında ördükleri görünmez ağda yan yana, gerektiğinde omuz omuza yürüdüklerinin farkındaydılar.
O sırada bahçede Defne ile Poyrazın kahkahası yükseldi. Baloncudan balonlar uçuyordu, ipleri ellerinde, rüzgarda süzüldükçe gökyüzünü renklendirdiler. Figen sessizce Edanın yanına yanaştı, ikisi de çocukların oyununu izliyordu.
Duydun mu? dedi Figen, sesi titrek ama sıcak. Yeniden bir çocuk geliyor eve.
Eda başını salladı. Elinin tersiyle gözlerini sildi. Eh Tek başına büyütülen bir kız bu kadar güzel bir sofra kurabiliyorsa, sahiden içimi rahatlatıyor.
Figen hafifçe gülümsedi; hayatlarında ilk kez birbirlerini yargılamadan, geçmişin yükünü bırakıp sadece bugünü kucakladılar.
Akşam eve dönerken Defne yolda anneannesine fısıldadı: Balonları saklayabilir miyim? Birini kardeşime, birini Poyraza, birini de hepimiz için…
Figen başını okşadı: Hepimiz için, evet. Çünkü aile dediğin, bazen zannedildiğinden de geniş bir yuvadır.
Gökyüzünde uçan balonlara baktılar bir süre. Her biri bir dilek, bir umut.
Tam o sırada Zeynep aradı: Anne, biz şimdi eve geliyoruz, seni bekliyoruz Birlikte çay demler, kek yaparız, olur mu?
Figen gülümsedi, gözleri doluverdi. Olur kızım, hemen geliyorum.
Ve öylece, içi sevinç dolu, elleri boş ama kalbi yeni bir başlangıca açık, eve döndü.
Çaydanlıkta su kaynadı, kekin kokusu yayıldı, çocukların ayak sesleri evde yankılandı.
Aile dediğin, neyi kimden aldığın değil; kime, ne kadar yer açabildiğin, neyi paylaşabildiğindi aslında. Bunu, o akşam mutfak masasının etrafında, üç neslin kahkahasına karışan huzurda, bir kez daha öğrendiler.
Ve evin penceresinden uçan bir balon gökyüzüne karışırken, Figen biliyordu: Onların hikâyesi, tam da böyle, yepyeni umutlarla devam edecekti.




