Dedem, 57 yıl boyunca her hafta anneanneme çiçek hediye etti — Vefatından sonra ise gizemli bir yabancı bir buket ve sırrı ortaya çıkaran bir not getirdi

Dedem, her hafta, tam 57 yıl boyunca, babaanneme çiçek alırdı onun vedasından sonra ise bir yabancı kapımızda bir demet çiçek ve bir not ile belirdi, sırların perdesini aralayarak

Bugün duygularım karmakarışık. Babaannemle dedem bir ömür paylaştılar 57 yıl boyunca. Sevinç de oldu, hüzün de, ama en çok da hayatın içindeki o küçük alışkanlıklar Onlar, huzurlu bir yaşamın sıcaklığını bizlere hissettirdi. Dışarıdan bakınca ilişkileri ne büyük laflarla dolup taşardı, ne de yalnızca sözle ifade edilirdi; ama aralarındaki sevgi hep hissedilirdi, küçük işaretler, minik davranışlar Hepsi birer kanıttı.

En değişmez gelenekleri çiçeklerdi. Her cumartesi sabahı, dedem Mehmet, babaanneme taze bir demet çiçek getirirdi. Kaç kış geçti, kaç bahar geçti, ne fırtına ne hastalık O bir kez bile atlamadı. Diğerlerin vaktim yok dediği o anlarda bile çiçekler hiç aksatılmadı.

Bazen mahalledeki tarlalardan koparılmış papatyalar, bazen bahar aylarında pazar tezgâhlarındaki laleler veya mis kokulu mevsim buketleri Mehmet dede, her zaman babaannem henüz uykudayken kalkar, çiçekleri bulur ve mutfağa vazonun içine yerleştirirdi. Böylece babaannem, uyandığında ilk olarak onu görsün diye.

Sevgi sadece büyük anlardan ibaret değilmiş, yıllarca tekrar edilen küçük hareketlerde de saklıymış.

Dedem geçen hafta aramızdan ayrıldı. Son ana kadar elini bırakmayan babaannem için dünya bir anda sessizleşti. Sanki evde tüm sesler kısmıştı birileri yaşanmışlıkların uğultusu çekilip gitmişti. Onun üzüntüsünü azaltmak, yalnız bırakmamak için yanına taşındım, dedemin eşyalarını birlikte toparlıyoruz o zamandan beri. Eski kutular açılıyor, evraklar karıştırılıyor, bol bol susup arada mutlu hatıralardan bahsediyoruz. Eskiden sıradan gelen o anılar bir anda paha biçilmez oldu.

Sonra, geçtiğimiz cumartesi geldi çattı. Sabahı, alışılmadığın bir sessizlikle başladı. Sanki ikimiz de o vazonun su sesiyle dolmasını, kapının açılıp çiçeklerin görünmesini bekliyorduk. Ama ne gelen oldu, ne giden. Ta ki kapı çalınana dek.

Açtım kapıyı. Karşımda, uzun boylu, palto giymiş bir adam. İsmini anmadı. Sakin, ölçülü bir sesle şöyle dedi:

Günaydın. Mehmet Beyin rica ettiği bir şeyi iletmek için geldim. Hanımefendiye vermemi istedi. O artık aranızda olmadığında.

Kapıya gelen kimsenin tesadüfen uğramadığı belliydi.
Elinde bir buket çiçek, bir zarf vardı.
Konuşurken sesinde çekingen bir titrek vardı; sanki başkasının son isteğini yerine getiriyordu.
Elllerim titredi. Babaannem konuşmaları duymuş, yanımıza gelmişti. Adam hiç konuşmadan ona çiçekleri ve kapalı zarfı verdi. Tek bir kelime daha etmeden arkasını döndü ve hızlı adımlarla uzaklaştı gitti.

Babaannem hemen zarfı açtı. Dedemin el yazısını yıllardır tanırım o düzgün harfler, eğik imza, bayram ve evlilik yıl dönümlerinde yolladığı küçük kartlar; gözümün önündeydi.

Babaannem ayakta okudu mektubu. Satırları geçtikçe, elleri daha da titremeye başladı.

Mektupta şöyle yazıyordu:

Affet, sana bugüne kadar hiç söylemediğim bir şey var. Sen hakikati bilmelisin. Şu adrese acil gitmen lazım

Ve bir adres. Yaklaşık bir saatlik yol.

Babaannem, bir yanıyla gerçeği öğrenmeye can atar gibi notu okuyor, bir yandan da kaygıyla çekimserdi.

Daha fazla beklemedik. Paltoyu giydik, arabaya atladık, yola çıktık. Ne ile karşılaşacağımızı bilmeden. Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık. Hani arabada sadece lastiklerin sesi olur ve arada bir derin nefes alınır ya Arada gözümle babaannemi süzüyorum: Yüzü donuktu, ama gözlerinden rahatsızlığı, içindeki fırtınayı görebiliyordum.

Sonunda, küçük mütevazı bir eve vardık. Herhangi bir tabela, gösterişli bir şey yoktu; sanki gözlerden uzak kalmak ister gibi, sessiz sakin duruyordu. Hiçbir aile gezmesinde uğranacak bir yer değildi. Daha çok, içinizde yıllardır cevap bulmamış soruların izini taşıyan bir kapıydı.

Kapıyı tıklattık. Midemde buruk bir his vardı; sanki bu evi terk ettiğimizde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Kapıyı bir kadın açtı. Bizimle göz göze geldi. Yüzünde hem yıllardır beklediği birinin gelip de karşılaşacağına inanamaz bir şaşkınlık, hem de hafif bir rahatlama vardı.

Biraz yutkunarak, ama kararlı bir şekilde konuştu:

Sizi tanıdım. Gelmenizi uzun süredir bekledim. Öğrenmeye hakkınız var. Buyurun, içeri girin.

Babaannemle bakıştık. O mektubu yumruk gibi kavradı, kaygısını belli etmese de sarsılıyordu. Korku geriye adım attırsa da, dedemin o son buketiyle ne anlatmak istediğini öğrenme isteğiyle içeri girdik.

Kadın sessizce kenara çekildi, arkamızdan kapı neredeyse sessizce kapandı. Dış dünyadan tamamen kopmuştuk gibi hissettim.

İçerisi çay ve eski kitap kokuyordu. Komodinin üzerinde bir fotoğraf vardı: Genç Mehmet dedem bir bebeği kucağında tutuyordu. Babaanneme baktım, o an rengi attı.

Bu? dedi, ama sesi neredeyse çıkmadı.

Kadın başıyla onayladı.

Oğlum bu. Ve onun da.

Cümle odada yankılandı.

Kadın, adı Ayşegül, yıllar önce dedemin bir hata yaptığını söyledi. Gençlik aşkı, korku, parasızlık Mehmet dede bir gün çekip gitmiş, asla geri dönmeyeceğini sanmış. Çocuğun doğduğundan bile haberinin olmadığını, öğrenince ise her şey için çok geç kaldığını anlattı.

Bizi yirmi yıl sonra buldu, dedi Ayşegül. Sizin hayatınızı ve huzurunuzu bozmamaya karar verdi. Sadece maddi destekle, eğitimle, gizlice yardım etti. Ve çiçekler”

Babaannemin elindeki demete baktı.

“Her buket, bir özürdü. Sadece size değil. Hepimize.

Babaannem mektubu sanki kağıdı ufalayacak kadar sıkı tuttu.

Demek bunca yıl

Evet, diye usulca devam etti Ayşegül. Sizle dürüst, güzel yaşadı. Ama bir yanını hep borç gibi taşıdı, sessizce ödedi.

Sonra Ayşegül bir zarf daha uzattı.

Bu da size. Bunu yalnızca ölümünden sonra vermemi istedi.

Babaannem titreyen elleriyle mektubu açtı. Dudakları kıpırdıyordu.

Eğer bu satırları okuyorsan, yine geç kaldım demektir. Affet beni. Gerçeğin mutluluğunuzu yıkmasından hep korktum. Ama bil; her cumartesi sana çiçek alırken seni tekrar tekrar seçtim. Mecburiyetle değil, aşkla.

Evin kapısından çıktığımızda başka insanlardık.

Dönüş yolunda, babaannem uzunca bir süre konuşmadı. Sonra şöyle dedi:

Onu tamamen tanıdığımı sanıyordum. Oysa ne kadar derin bir insanmış.

Bir sonraki cumartesi, kapıda yeniden bir buket belirdi. Ne isim vardı, ne not.

Babaannem çiçekleri aldı, uzun uzun baktı ve sessizce mırıldandı:

Demek hâlâ buradasın.

O anda fark ettim:
Bazı sırlar, sevgiyi yok etmiyor
Tam tersine, onun ne kadar büyük bedellerle korunduğunu gösteriyor.

Gerçek ne olursa olsun, o gün kalbimde bir şey netleşti: Dedemin çiçek geleneği sadece güzel bir alışkanlık değilmiş; her biri, içinde taşıdığı koca bir hikâyenin sessizce anlatılan bölümüymüş. Ve şimdi, bu hikâye sonunda özgür kaldı bize hüzün değil, anlayış ve huzur bırakmak için.

Rate article
Lifequest
Dedem, 57 yıl boyunca her hafta anneanneme çiçek hediye etti — Vefatından sonra ise gizemli bir yabancı bir buket ve sırrı ortaya çıkaran bir not getirdi