Herkesi Şaşkına Çeviren Olay: Terkedilmiş Bir Evdeki Köpek, Yavru Değil Bambaşka Bir Canlıyı Besliyordu

Millet şaştı kaldı: terk edilmiş evdeki köpek yavru değil, bambaşka birini besliyormuş

Şengül Teyze pazardan dönüyordu, kolları poşetlerle dolu, düşüncelere dalmış; dizleri yine sızılıyordu, torunu bu hafta arayacağım deyip bir türlü aramamıştı, bir de bu kış iyice garip geçmişti ya tipiden göz gözü görmüyor, ya da Ankara çamuru her yeri basmıştı. Kafasında binbir tilki, işte böyle yürürken birden ayağı bir şeye takıldı, neredeyse yere yapışacaktı.

Dönüp bakınca aradan sıska, kızıl tüylü bir sokak köpeğinin fırtına gibi geçtiğini gördü. İskelet gibi olmuş, kemikleri sayılıyor, tüyleri keçeleşmiş.

Nereye gidiyorsun be kızım! diye homurdandı elinde olmadan.

Köpek dönüp bakmadı bile. Öyle hızlı gidiyordu ki, belli ki bir yerde onu bekliyorlar. Ağzında bir somun ekmek parçası vardı.

Kesin yavru doğurmuş bir yere, diye kendi kendine mırıldandı Şengül Teyze. Bahar gelsin de herkes üresin tabii.

Poşetini düzeltti, yürümeye devam etti ama içindeki huzursuzluk geçmedi. Bir şeyler burada hiç mantıklı gelmemişti ona.

Ertesi gün yine aynı manzara. Aynı kızıl köpek, yine ağzında bir lokma, hedef yine mahallenin sonunda, kimsenin girmediği eski gecekonduya, bir zamanlar Hatice Hanım yaşardı orada. O altı ay önce göçüp gitmişti, evi de öylece kalmıştı: camları kırık, kapısı kırık dökük.

Şengül Teyze, bak gene seninki geldi! diye seslendi balkonundan komşusu Mukadder Hanım. Her gün aynı saatte geliyor. Nereden buluyor ki yiyecek?

Ne yiyeceği?

Ağzında taşıyor işte. Herhalde çöp karıştırıyor. Yavru doğurmuştur, annelik hissi işte!

Yavru olduğuna emin misin?

Kime götürecek başka? Bahar geliyor, herkes annelik peşinde.

Şengül Teyze başını salladı, ama içindeki diken his geçmedi. Yavru mantıklıydı da, bir şeyler hâlâ eksikti.

Kızıl yine eski evin yamulmuş çitinin arasına kıvrıldı, ortadan kayboldu. Şengül Teyze orada öylece dikelip kaldı.

“Ne yapıyorum ben ya?” diye içinden geçirdi. Git bak ne oluyor. Nasıl olsa tüm apartman konuşuyor.

Kendini dürterek aynı aralıktan geçti. Çit gıcırdadı ama yakıldı. Bahçede otlar beline kadar çıkmış, cam kırıkları, paslı tencereler yerlerde.

Uzaklardan hafif bir sızlanma sesi geldi.

Şengül Teyze o yöne gitti, yıkık dökük bir barakanın etrafından dolandı ve olduğu yerde donup kaldı.

Kızıl köpek, eski bir köpek kulübesinin önünde oturuyordu. Karşısında koca, simsiyah, burnu aklar düşmüş bir köpek çırpı gibi iskelet olmuş haliyle zincire kısılmış yatıyordu.

Kör.

Gözleri buzlu cam gibi beyaz bir tabakayla kaplanmış, tüylere bakılacak gibi değil, vücudu cılız. Kenarda serilmiş yatıyor, neredeyse nefes almıyor.

Kızıl ağzındaki ekmeği onun önüne bıraktı, burnuyla hafifçe itti ve bekledi.

Siyah köpek eliyle buldu ekmeği, başını uzattı, susamış gibi kemirdi başladı. Kızıl oradan hiç kıpırdamadı, sadece izledi.

Ekmek bitince kızıl usulca burnunu siyahın yanağına değdirip yanına kıvrıldı.

Şengül Teyze bakakaldı, gözleri doldu.

Amanın… Kendi aç kalıyor, ona yemek taşıyor her gün!

Ne kadar bekledi bilmiyor bile. Kızıl bir an başını kaldırıp Şengül Teyzeye bakınca kendine geldi. Sanki der gibi Ne dikildin orada? Ya git ya yardım et.

Bekle, hemen… diye mırıldandı Şengül Teyze.

Eve koşmaya başladı, hem de yirmi senedir koşmadığı gibi. Dizleri isyan etti, böğrüne bıçak saplanmış gibi oldu ama durmadı.

Evde bulduğu ne varsa; haşlanmış tavuk, pilav, biraz sucuk, bir tas su hepsini kaptı, koştu geri.

Manzara hiç değişmemişti: Kızıl, körün başında nöbetçi.

Alın bakalım, dedi Şengül Teyze, nefes nefese yere otururken. Buyur kızım.

Kızılın önüne eti koydu, ama kızıl dokunmadı bile. Gözü siyahdan ayrılmıyor.

Sen akıllı mısın? Sen de yesene iskelet gibi olmuşsun!

Şengül Teyze anladı. Eti siyahın başucuna koydu. O anda siyah canlandı, dokundu, hemen iştahla yedi.

Kızıl bir kez yutkundu, yine de yemeğe dokunmadı. Siyah doyunca, ancak arta kalan bir lokmayı aldı.

Aferin sana, dedi Şengül Teyze fısıltıyla.

İki köpek uzun uzun su içti. O ise gözyaşını silmekle meşguldü.

Kız ne ağlıyorsun sen orada? diye arkasından Mukadder sordu.

O da çitin arasından kafayı uzatmış, ağzı açık kalmış bakıyor.

Bak, kimmiş beslediği, dedi Şengül Teyze sessizce. Yavru filan yokmuş.

Mukadder sesini çıkarmadı, burnunu çekti.

Kim bırakmış böyle?

Hatice Hanımın köpeği. Zincirde tutuyordu. O ölünce unutmuşlar.

Altı aydır aç susuz…

Altı aydır burada tek başına, kimse hatırlamamış. Bir bu kızıl köpek besliyor her gün.

Mukadder yanına oturup kızılı okşadı.

Akıllı kız sensin… akıllı kız.

Akşama, neredeyse bütün apartman bahçede. Kimisi bir çuval mama getirdi, kimisi eski battaniye, erkekler zinciri kesmeyi denedi ama zincir tank gibi.

Hilti mi ne lazım dedi apartmanın demirbaşı Cengiz Abi. Yarın getiririm.

Sabah oldu, elinde spiral ile bahçede toplandılar.

Dikkatli ol Cengiz! diye bağırdı Mukadder Korkutma hayvanı!

Spiral gıcırdadı, kıvılcımlar uçuştu. Siyah köpek titredi, kalkmaya çalıştı.

Zincir bir anda koptu.

Al işte, özgürsün, dedi Cengiz Abi alnının terini silerek.

Şengül Teyze yere çömelip başını sevgiyle okşadı.

Hadi bakalım, birlikte eve gidelim. Ben seni doyururum, sıcacık evim de var. Senin kızılı da alacağız. İkinizi birden.

Siyah köpek azıcık kuyruğunu salladı; sanki her şeyi anlamış gibi.

Şengül Teyze kaldırmayı denedi ama gücü yetmedi.

Ben kaldırayım dedi Cengiz Abi usulca, kucağına aldı köpeği. Hangi kata?

Üçüncü giriş, yirmi bir numara.

Bahçede herkes sessiz, gözleri onlarda. Kızıl köpek hiç ayrılmıyor, kulakları yere yapışık.

Korkma artık, dedi ona Şengül Teyze. İkinizi de alacağım.

Apartmanın önünde klasik nöbetçi teyzeler bankta oturmuş.

Şengül, ne ayak bu? dedi biri memnuniyetsizce. Eve köpek mi sokuyorsun?

Evet, götürüyorum, dedi kısa kesip.

Pirelidir o şimdi! Kokar, pislik olur!

Yıkarım.

Komşular bir şey derse?

Ne diyecekler? bir anda öyle bir ses tonuyla bağırdı ki kendi de şaşırdı. Bu köpek yarım sene zincirde aç, kör kaldı! Kimse dönüp bakmadı! Bir bu kızıl düşündü, biz ne yaptık? Geçip gittik!

Sesi titredi, zor toparladı. Teyzeler gözlerini kaçırdı.

Bilmiyordum vallahi, diye kekeledi biri. Hatice Hanım ölünce köpeği unuttuk valla.

Heh işte! Unutmak kolaymış! dedi Şengül Hanım gözyaşlarını silip. Kimse umursamadı.

Yürüdü, Cengiz Abi ve kızıl peşinden.

Evde yere eski bir battaniye serdi, Cengiz Abi dikkatle siyahı yatırdı.

Başka bir şeye yardım edeyim mi?

Sağ ol. Gerisini ben hallederim.

Kapı kapanınca Şengül Teyze duvara yaslandı. Kızıl siyahın yanına kıvrıldı, öyle bir minnetle bakıyordu ki, Şengül Hanımın kalbi cız etti.

Eh, dedi iç geçirerek. Tanışalım artık. Ben Şengül, seninki hangi isimle çağırayım?

Kızıl hafifçe havladı.

O zaman adın Kızıl… Sen de, siyaha döndü, Kara ol bakalım. Anlaştık mı?

Bir tas pilav ve et getirdi, Karanın önüne koydu. Kara ilkin korktu, kokladı ancak yemedi. Yeni yer, kim bilir kaçıncı belası…

Hadi bakalım… Şengül teyze küçük bir parça uzattı, elinden aldı Kara.

Akıllı kızım, fısıldadı. Ye doya doya.

Küçük küçük yedirdi, sabırla, sevgiyle. Kızıl ise başını Şengül Hanımın dizine koyunca anladı: güven bu… derin bir minnet.

Akşam Mukadder aradı.

Ee, nasıl gidiyor, yaşıyorlar mı?

Yaşıyorlar, şükür, dedi yorgunca Şengül Teyze. İkisi de horul horul uyuyor şimdilik.

Sen uyumadın mı?

Uyuyamıyorum vallahi. Düşünüyorum.

Neyi?

Az sustu Şengül Hanım.

Bazen biz insanlar hayvanlardan daha vicdansızız, Mukadder. Bir köpek bile kader arkadaşını unutmamış. Biz ise gözümüzün önünden geçiyoruz, görmüyoruz, bilmek istemiyoruz.

Abartma.

Susamam ki! dedi birden, sesi titreyerek. Susamam! Çünkü çok utanıyorum! Anlıyor musun, utanıyorum! Hele şu köpekten, çok utanıyorum!

Telefonu kapattı. Yere oturdu, köpeklerin yanına kıvrıldı, dizlerine sarılıp sessizce ağladı.

Bir hafta geçti, Kara yavaş yavaş toparlandı. Önce sadece yattı, az az yedi. Sonra titreyerek kalkmaya, yürümeye başladı. Kızıl sürekli hemen yanında, resmen gözü kulağı oldu.

Sana mükemmel bir rehber buldun Kara, dedi bir gün Şengül Teyze. Daha iyisi yok!

Hikaye tabii çabucak mahalleye yayıldı Mukadder çoktan anlatmıştı.

Şengül Hanımı duydun mu? fısırdaştı apartmandakiler. İki köpeği eve almış!

Duymayan kalmadı. Bir tanesi körmüş, zincirde aç açına kalmış.

Öteki onu beslemiş! Düşünebiliyor musun?

Vay be!

Komşular gözüyle hep onları izliyor, kimi gülüp kimi başını sallıyor.

Aferin sana Şengül, dedi bir gün Cengiz Abi. Gerçek insansın.

Yok ya, ben insanlığın hası falan değilim, dedi elini sallayarak. Asıl kızıl insanca davrandı. Ben sadece gözümü kapatmadım.

Bir akşam kapı çaldı, kapıda genç bir kız.

Merhaba, siz Şengül Hanım mı?

Buyurun, benim. Siz kimsiniz?

Ben Mehtap. Buralardan, veterinerim. Köpeklerinizi duydum, nasıl kurtardığınızı. Size yardım edebilir miyim dedim. Ücretsiz bakabilirim Karaya.

Şengül Hanım şaşırdı.

Ücretsiz mi?

Evet. Sadece yardım etmek istiyorum. Bakabilir miyim?

Buyurun, buyurun.

Mehtap uzun uzun Karayı inceledi.

Bu hanım yaşlı, hastalığı var. Gözleri asla düzelmez. Ama bakılır, iyi yaşar. Dikkat ederseniz ömrü rahat olur.

Nasıl dikkat edeceğim?

İlaçları çıkardı:

Bunlar vitamin, bunlar eklem için, şunlar pati kremi… nasıl kullanacağınızı yazacağım.

Borcum?

Hiçbir şey. Mehtap güldü. Bu size hediye. Sizin hikayenizi duyan herkesin gönlü oldu.

Yine gözleri doldu Şengül Hanımın.

Sağ olun.

Esas siz sağ olun. dedi Mehtap, Kızılı sevdi.

Mehtap gitti, Şengül Teyze kanepeye yığıldı. Kara ayaklarının dibine, Kızıl hemen yanına yattı. Ve yıllardır ilk defa içini rahat, gerçek anlamda değerli hissetti.

İşte, mutluluk dediğin de bazen tam olarak böyle bir şeymiş…

Rate article
Lifequest
Herkesi Şaşkına Çeviren Olay: Terkedilmiş Bir Evdeki Köpek, Yavru Değil Bambaşka Bir Canlıyı Besliyordu