Günlük 12 Nisan, Perşembe
Bugün akşam, içimde tuhaf bir huzursuzlukla, ikinci kez Emrenin davetiyle buluşmak üzere Nişantaşındaki lüks bir restorana gittim. Mekânın içi loş, mobilyalar sanki yeni bir diziden çıkmışçasına şık, garsonlar ise bir gölge kadar sessiz ve görünmezdi. Emre ise ortamın dokusuna uygun biçimde pahalı bir takım, dikkat çeken taşlı bir saat ve yüzünde kendinden son derece emin, hafif alaycı bir gülümsemeyle masaya kurulmuştu.
İstediğin her şeyi söyle, menüye bile bakmadan, neredeyse umursamazca dedi. Kadınların kendilerini kısıtlamasına dayanamam.
Görünüşte şatafatlı ve etkileyici bir cümle. Yine de içimde, kendi kendime neden bu kadar vurgulu söylüyor? diye düşünmeden edemedim. Belki de bana attığı o ince ince bakışlardandır ya da konuşmamız sırasında sık sık eski ilişkilerinden bahsetmesiyle ilgilidir Özellikle de, kadınların kendisini sadece para kaynağı olarak gördüklerini iddia ettiğinde bir huzursuzluk kapladı içimi.
Ben ördek etli bir salata ve bir kadeh beyaz şarap istedim. Emre ise adeta masanın yıldızı oldu: steak, çiğ etli tartar, yanına en pahalı kırmızı şaraplardan bir şişe Sohbeti paradan, işlerinden ve derin manevi değerlerden bahsetti. Ben dinledim, başımı salladım ama kendimi bir buluşmadan çok garip bir sınavda gibi hissettim; sanki her an tuhaf bir soru ile karşılaşabilirdim.
Tek Kişilik Oyun
Yemekten sonra garson hesap dosyasını masanın kenarına usulca bıraktı. Emre ise konuşmasına hiç ara vermeden, alışkanlıkla ceketinin sağ iç cebine ardından soluna, sonra pantolonuna baktı. Bir anlığına yüzünde güvenli ifadesi kayboldu, yerini şaşırmış, sanki unutan birine bıraktı.
Allah Allah diye iç geçirdi, gözlerini bana dikip. Cüzdanımı ya ofiste unuttum, ya da diğer arabada kaldı galiba.
Ne panikledi, ne garsona bir dakika demeye tenezzül etti, ne de hemen telefonu çıkarıp bankacılık uygulamasını açtı. Sadece bana bakmaya başladı.
Ne biçim oldu bu iş Yardımcı olur musun? Sen ödesen, sonra ben göndereyim ya da bir dahaki sefere ben hesabı öderim, hatta faizle! dedi sırıtkan bir edayla.
O anda durumun tesadüf ya da unutkanlık olmadığını net biçimde anladım. Yarı saat önce kadınların ne öyle, ne böyle olduğu üzerine konuşan adam, bana acemi bir test uyguluyordu.
Böyle hikâyeleri forumlarda sıkça okuyordum, nadiren de ucuz televizyon dizilerinde izliyordum; fakat hiç düşünmemiştim, böylesine olgun, dışarıdan bakınca başarılı görünen biriyle kendi başıma yaşarım.
Düşüncesi, gülünç denecek kadar basitti: eğer kadın hiç sorgulamadan iki kişilik hesabı öderse iyi kızdır, yapıcıdır, sırtlayıcıdır. Yok eğer reddederse çıkarcıdır, paracı. Karşımda iş adamı değil, kendi güvensizliklerini eğlenceli sandığı oyunlarla ölçmeye çalışan bir manipülatör oturuyordu.
Emre, zaferin çok yakınında olduğunu sanıyordu. Kendi evreninde, böyle iyi bir damat adayına kim olsa mecburen kartını çıkarırdı.
Soğukkanlı Plan
Çantamı açarken yavaş ve olabildiğince sakin davrandım. Emre, gözle görülür biçimde rahatladı; planının işlediğini düşündü.
Tabii, sorun değil, dedim nazikçe ve garsonu çağırdım.
Hesabı bölebilir misiniz lütfen? dedim yüksek sesle. Ben kendi siparişimi ödeyeceğim. Steak, şarap ve tatlıyı ise beyefendi öder.
Yüzü bir anda düştü.
Yani? diye sinirlice sordu, bana doğru eğilerek. Benim cüzdanım yok ki.
Anlıyorum, dedim, temassız ödememi yaparken. Fakat daha yeni tanıştık. Kendi yemeğimi ödemem gayet doğal. Beni pahalı bir yere davet edip en lüks yemekleri seçen adamın akşam yemeği ise kusura bakma, benim problemim değil. Sen yetişkin bir adamsın, mutlaka bir yolunu bulursun.
Garson bir an sendeledi, bakışlarını bana ve ona dolaştırdı. Emrenin suratı kızarmaya başladı, üzerindeki o lüks perde kalktı, altındaki sıradanlığı açıkça göründü.
Cidden mi? dedi dişlerinin arasından. Biraz para için mi yani? Sonradan ödemeyeceğim mi zannettin? Sadece seni test etmek istemiştim.
Ve test ettin, diye ayağa kalktım. Ben manipülasyona izin vermeyen biriyim.
Çıkışa yöneldim, ama sanki son bir hamle eksikti. O, ödediği hesabı olmayan, şaşkın ve sinirli bir adam olarak geride kaldı.
Masaya geri döndüm. Cüzdanımdan bir avuç bozuk para ve ezilmiş bir ellilik çıkardım hani çantamın dibinde hep birikenlerden.
Ha, dedim, paraları şarap kadehine koyarak. Cüzdanın diğer arabada ise, demek ki taksiye de paran yok.
Al bakalım, bu metro için. Merak etme, eve varırsın. Bunu da kadın ruhunun derinliklerine dair araştırmalarına katkı say.
Çevredeki birkaç masa dönüp baktı. Emre, sanki az önce tokat yemişçesine kalakaldı.
Sokağa çıktığımda tuhaf bir hafiflik hissettim. O akşam bana sadece bir salata ve bir kadeh şarap masrafı oldu uzun yıllarımı kurtaracak, insanları erkenden tanımanın bedeli olarak çok ucuz… Umarım, Emre de bu küçük dersi unutmaz; ama biliyorum ki çoğu zaman bu tip insanlar hiç değişmez.
Sen olsan ne yapardın? Böyle unutkan bir adama sahip çıkar mıydın, yoksa benim gibi mesafeni ve sınırını mı koyardın? Bugün, kendi değerimin farkında olduğum için kendimle gurur duydum…



