Süleyman, annesinin vefatından önce kendisine emanet ettiği, annesinin ablası olan halasını görmek ve ona göz kulak olmak için köye geldi.

Yıllar önce, Semih o zamanlar İstanbulda yaşıyordu ve her üç ayda bir, annesinin ablası, Yengenesi Nadire Hanımı ziyaret etmek için Eskişehirin kenar mahallelerinden birine giderdi. Annesi vefat etmeden önce Semihten, yaşlı yengesine göz kulak olacağına dair söz almıştı.

Yengesi Nadire Hanım kısa boylu, narin ve epey yaşlıydı. Semih ona defalarca, şehirdeki evlerine taşınmasını teklif etti: Odan olur, bahçede yürüyüş yaparsın, orada arkadaşların da olur. Yalnız kalmazsın, dedi. Ancak Nadire Hanım, doğup büyüdüğü evi bırakmaya gönüllü değildi, köklerinden ayrılmak istemiyordu.

Böylece Semih de her üç ayda bir işten beş günlüğüne ücretsiz izin almak, iki gününü yolda geçirmek, üç gününü de yengesinin işlerine yardım etmekle geçiriyordu. Şanslıydı, çünkü kendi işinin başındaydı ve patronu da eski arkadaşıydı. Ancak bu bahar iş yerindeki yoğunluktan dolayı Mart ayında değil, Nisan sonunda gidebildi.

Kış ayı Nadire Hanımı oldukça yıpratmıştı. Komşusu, Ayten Teyze, ona iki defa ambulans çağırdıklarını söyledi.

Bana neden haber vermediniz, diye sordu Semih. Telefondan sorduğumda hep iyi dediniz.
Söz verdim ona, hiçbir şey söylemeyeceğime dair. Bir gün ölürsem, o zaman haber verirsin onlara, dedi bana.

Ertesi gün Semih, yengesinin yazdığı listeyle bakkala gitti: şeker, tuz ve dahası, pirinç, makarna, konserve. Dönüşte eve vardığında kapının önünde, beş aylık kadar yavru bir çoban köpeğiyle karşılaştı.

Köpek ilginçti; kafası büyük, burnu uzun.

Yenge, bu köpek nereden çıktı?
Geçen ay kapının önünde bitiverdi. Bahçe kapısını açtım, titreyerek oturuyordu, zayıftı. Ben de aldım içeri, beslendik biraz. Hem yalnızlık da çekmiyorum işte.

Semih köpeğin başını okşadı; köpek kafasını güvenle onun dizine koydu. Semih, çocukken hep köpek isterdi ama ailesi izin vermezdi. Şimdi ise koşturmacadan köpeğe vakti yoktu. Eşi de vaktiyle bir kedi almıştı, yıllarca bakmış, o kedi bir gün kaybolmuştu. Çocukları olmamıştı; bu fikre ikisi de zamanla alışmıştı, birlikte yaşamın tadını çıkartıyor, sık sık seyahate çıkıyorlardı.

Peki adını ne koydun köpeğin?
Eymen. Aynı ismi eskiden kedime de vermiştim.

Semih güldü:

Yenge, kedi ismi köpeğe uygun mu yani?
Ne olacak evladım, çağırınca geliyor ya, fark etmez.

Semih oradayken Eymen onun peşinden ayrılmadı. Gitme vakti geldiğinde, Semih yengesine, başı sıkışırsa mutlaka haber vermesini, eczaneden bir şeye ihtiyacı olursa aramaktan çekinmemesini tembihledi.

Senden de çok mahçup oldum Semihciğim, sürekli geldin, çekip çevirdin.
Deme öyle yenge, sana zahmet olmam hiç. Uzun yaşa, yanımda ol yeter.
Semih, senden bir şey isteyebilir miyim? Ben ölürsem Eymeni bırakma, o da canlı; benimsedi artık beni.
Merak etme, iyi birine veririm.
Hayır, senden tek istediğim, onu kendi evine götürmen. Boşa çıkmamış rastlantı bu köpeğin bana gelişi.

Tam o sırada Eymen başını Semihin dizine bastırdı, göz göze geldiler.

Tamam yenge, bir şey olursa Eymen bana emanet.

Bir ay sonra, Nadire Hanım vefat etti. Semih onu toprağa verdi, komşuları ile birlikte mevlit okutup dokuz gün boyunca dualar etti. Ardından, Semih ve Eymen birlikte mezarlığa gidip dualarını ettiler.

Yola çıkma vakti geldiğinde, Semih yanında ağızlık ve tasma da götürdü; gardan trenle döneceklerdi. Evcil hayvan kabul eden kompartımandan bilet aldı. Tren vagonuna girerken Eymen birden tüylerini kabartıp, cam kenarında oturan adama hırladı.

Adam hızla dönüp şaşkınlıkla,

Bu kadarına pes, trenlere kurtla biniliyor artık!
Beyefendi, alkol falan mı aldınız? Kurt değil bu, benim köpeğim Eymen.
Kendi gözümle görüyorum, tam bir kurt bu! Ben avcıyım, bu tip kurt avlarım hep.
Eymen tekrar diş gösterip hırladı.
Şunu çıkar buradan, yoksa ben işini bitiririm hemen!
Aslanım, sus istersen. Sana dokunan yok, rahatına bak yeter.

Adam, Benim durağıma bir saat var, koridora çıkayım daha iyi, deyip çıktı. Böylece kompartımanda baş başa kaldılar. Semih bakışlarını Eymene çevirdi.

Eymen, yoksa gerçekten kurt musun? Köpek başını onun dizine koyup kuyruğunu salladı. Olsan da fark etmez. Sen harikasın.

Az sonra kondüktör kadına kapıdan başını uzattı:

Evet, size kimse kurt demiş, doğru mu? Kangal değil mi bu?
O adam uydurdu abla, bu özel bir çoban köpeği cinsi, arama kurtarma eğitimi var.
Ciddi misin? Kimlikleri var mı?
Tabii, hemen çıkarayım.

Cebinde dolaşırken birden,

Vay ben unutkan başım, bileti alırken köpeğin kimliğini gişede unuttum! Yani kimliği olmasa bilet verilmezdi zaten, deyiverdi.
Tabii tabii dedi kadın.

Aslında dosya falan göstermedi, gişedeki kadın komşuları Ayten Teyzenin kızıydı. Sabah olunca İstanbula vardılar. İlk iş olarak, köpeği köşe başındaki veteriner kliniğine götürdüler. Doktor hemen sordu:

Sirkten mi geldiniz?
Yo, niye öyle sandınız?
Şundan, bu köpek kurt kırması gibi görünüyor.
Semih iç çekti:

Sirkten değil, köyden geldik. Yengem vefat etti, emaneti bana kaldı, ben de getirdim.
Doktor yaklaşıp dikkatli baktı:

Bu safkan kurt değil, Alman cinsiyle melezlenmiş bir kurt. Kırmalarda genellikle sadık ve sessiz olurlar. Fazla endişe etmeyin. Biz şimdi aşılarını yapalım, kayda geçelim, ileride sıkıntı çıkmasın.

Semihin eşi, Elif, Eymene hemen alıştı, bizzat yıkıyor, sabah-akşam besliyordu. Aradan yaklaşık on ay geçti.

Bir yılbaşı tatilinde, gün kararmışken Elif, evdeki durgunluktan kurtulmak için Eymenle birlikte yürüyüşe çıkmak istedi. Evin on dakika uzağındaki parka gittiler. Parkın loş yollarında gezerlerken Eymen aniden kulaklarını dikti, karanlığa doğru koştu.

Elif ardından bağırdı, çağırdı, ortada yok. Beş, yedi dakika geçmişti ki tam Semihi arayacakken, Eymen geri döndü; ağzında bir bohça vardı.

Elif hızla yaklaştı, bohçanın içi hayattaydı: bir yenidoğan bebek! Elif hem bir hekimdi ama yine de hemen ambulans ve polise haber verdi.

Herkes çok hızlı geldi. Elif o an köpeğiyle gidemedi ama Eymeni eve bırakınca Semihle beraber hastaneye gittiler. Görevliler, bebek bir aylık, sağlıklı, üzerinde bir not vardı: “Adı Gülseren, iyi ellere veriniz.” Elif kızcağızı görmeyi istedi, görünce, kalbi oracıkta öylece bağlandı.

Semih ile göz göze geldi, o da başıyla onayladı. Elif, sıradaki nöbetçi doktora, kendi doktor olduğunu, kız çocuğunu evlat edinmek istediklerini iletti. Kimse de karşı çıkmadı.

İki ay geçmeden evlerinde yeni bir ses, göğe bakan gözlerle bir minik: Gülseren büyümeye başladı. Onu bulan köpekleri Eymen de, zamanında Nadire Hanımın dediği gibi, boşuna Semihin hayatına girmemişti meğer…

Rate article
Lifequest
Süleyman, annesinin vefatından önce kendisine emanet ettiği, annesinin ablası olan halasını görmek ve ona göz kulak olmak için köye geldi.