Güzel Olcay’ın Ailesinin İlginçlikleri ve Sıra Dışı Huyları

Bir Zamanlar Biraz Sıra Dışı Yıldız Ailesi

Bir zamanlar, uzun yıllar önce Ankarada, küçücük bir sokağın girişinde oturup dedikodu yapmayı seven birkaç komşu kadın vardı. Onların başlıca konusu çoğu zaman Yıldız ailesiydi. En çok ilgiyi de tabii ki Gülçin Hanımın torunu Elif çekerdi. Elif, köpeğiyle birlikte dışarı çıktığında, komşular hemen fısıldaşmaya başlardı:

Aman Allahım, bu kız zavallı hayvana şimdi ne yaptı yine? Baksana, Karabasın kuyruğu eskiden mordu, şimdi ise pembe olmuş! Bak bak, nasıl da neşe içinde sallıyor kuyruğunu!

Diğeri eklerdi hemen:

Ne yapalım, kızda biraz tuhaflık var. Fakat çok iyi kalpli ve ahlaklı! Şimdi böyle kız bulmak kolay mı? Geçen sene Gülçin Hanım hastalandığında, Elif hastanelerden çıkmadı. Gençliğinin baharında, hayatını ikinci plana bıraktı.

Bir başkası araya girerdi:

Öyle mi dersin? Daha dün akşam, pek de yakışıklı bir genç, arabayla getirdi apartmanın önüne. Bir güzel de elini öptü!

Belki taksici falandır! diye her şeyi hafife almak isterdi biri.

Yok artık, dedi öteki. Ne zamandan beri taksiciler kızların elini öpüyor?

Demek ki kızımız yakında evlenmeye karar verecek. Gülçin Hanım çok sevinir buna! Böyle ince düşünceli, akıllı, güzel, edepli bir torununun olması ne güzel!

Bir diğeri ise aksini savunurdu:

Ama mesleği olmasa harika olurdu! Şimdi Elif ne iş yapıyor ki?

Sorgu memuru! Kız işi mi bu?

Eh, öyle deme! Bizim Gülçin Hanım kadar hukuku kutsal bilen biri kaldı mı? Hem Elifin başarısı gazetelere bile çıktı, televizyon programı yaptı onun hakkında.

Ben bir şey demiyorum, Allah yolunu açık etsin! Zaten küçükken belliydi, ileride herkesin dilinden düşmeyecek. Ne hareketli, uçarı bir çocuktu!

Bahsi geçen Elif ise güzelce selam verip, yanlarından hızlıca geçerken, köpeğiyle buzlu yolda koşarak oynadı. Karabas, pembeye boyanmış kuyruğuyla bütün mahallenin neşesi olmuştu.

Gördün mü, koşmaya başladı! Nereye gidiyor yine?

Kimi karşılayacak biliyor musun? Kız kardeşi Zeynep bugün geliyor!

Nereden biliyorsun?

Elif söyledi ya. Bak, bak! Taksi gelmiş bile!

Gerçekten de taksiden uzun boylu zarif bir hanım indi, Elifin yanına sessizce yürüdü. Sarıldılar ve Karabası bacaklarına dolaşırken sevecenlikle ıslıkla çağırdı.

Elif, bu hayvana yine ne yaptın Allah aşkına?

Bak, kötü olmadı değil mi? Anneannenin en sevdiği renk bu değil miydi?

Ah, seni çok özledim! Hem de çok, tuhaf kız!

Elif ve Zeynep bir kez daha sarıldılar. O mahallenin hepsi Elifin biraz başına buyruk, kendine özgü bir kız olduğunu kabul etmişti. Bu özellikleri Elif, büyükannesi Gülçin Hanımdan almıştı; ikisinde de hiç bitmeyen bir enerji, insanı hayrete düşüren bir mantık vardı.

Elifin, herkesin ilgi odağı olmasının başlıca nedeni, olaylara karşı duyarlılığı, samimiyeti ve aklına geleni hemen söylemesiydi. Çocukken, incecik örgülerinin ucunda, Gülçin Hanımın özenle bağladığı büyük beyaz kurdeleler olurdu. Kapı komşularına kocaman gülümsemesiyle selam verir ve hemen ardından, tatlı bir sesle:

Nasılsınız, keyfiniz yerinde mi? diye sorardı.

Ama Elifin soru sorması, mahallelinin pek hoşuna gitmezdi. Çünkü o sorduğu soruları iyi aklında tutar, bir şekilde biriyle ilgili bir olay duysa, uygun olmayan bir zamanda ortaya çıkarırdı.

Bir keresinde:

Teyze Ayşe, siz işteyken, dayınız Münir Amca, İkbal Teyzenin evine çiçekle girmiş. Üstelik aynı sizin doğum günü çiçeklerinizden, ama bu sefer kocaman sarı bir çiçek demeti! Dedim bana da koklat, olmaz dedi. Neden bana koklatmıyor, İkbal Teyzeye koklatıyor?

Ayşe Teyze, kocasının yalanlarına alışkındı, ama işte Elifin masum ama vurucu soruları karşısında tedirgin olur, mahcup bir şekilde uzaklaşırdı.

Gülçin Hanım ise, kızardı ve nedenini anlatmazdı:

Elif, niye Ayşe Teyzenle konuşuyorsun? Sana bir şey sormadı ki! Çocuk, sen, ne anlarsın?

Ama Elif, neden suçladıklarını anlayamazdı; o ise herkesin sakladığı bir şey olması gerektiğine kafa yorardı. Ona biri nedenleri açıklasa, bir daha aynı hatayı yapmazdı belki.

Böyle zamanlarda Gülçin Hanım, Ulus Meydanındaki Atatürk heykeline benzerdi. Torununun elini sıkar, sessizliğe bürünür, memnuniyetsiz bir ifadeyle Elife bakar ve kesinlikle akşam tatlı yiyemeyeceğinin sinyalini verirdi. Elif bu duruma epey alınırdı ama sonra aklına büyükannenin başında güvercinlerin yuva yapmadığı gelir, biraz avunur, atasözlerini hatırlar ve boşverirdi.

Atatürk heykeli ve onun kafasındaki kel yamuk tabakalaşmadan, annesiyle babası sürekli arkeolojik kazılarda olduğu için ona göz kulak olan Gülçin Hanım ve sonradan hayatlarına katılan Mustafa Dede anlatırdı. Elif, büyüklerini bambaşka bir mizahla işlerdi:

Dede, bu Atatürk neden kel? diye sormuştu Elif bir gün.

Çok düşünmüş, ondan, cevaptı Mustafa Dede. Tıpkı senin gibi.

Stresli bir iş mi, dede?

Hem de nasıl!

Bir de kafaya taktım ki, Atatürk bir ara diş doktoru olsa nasıl olurdu, diye hayal ederdi Elif. Dedesi gülerdi bu hayallere.

Ama Elifin dedesini sevdirmesinin asıl nedeni, o meşhur gizli dondurma meselesi idi. Büyükannesi, Elifin öğle yemeğinden önce dondurma yemesine asla izin vermezdi. Mustafa Dede ise Elife gizlice dondurma alır, ona şöyle tembihlerdi:

Sakın Gülçine söyleme! Yoksa bana bir ömür surat asar.

Büyük kavga mı çıkar?

Hem de ne kavga!

Elif de bu devlet sırrına sadık kalır, asla kimseye söylemezdi. Ustalıkla sır tutmayı da böylece öğrenmiş olurdu.

Gülçin Hanım, ikinci evliliğini yapınca, Elifin hayatına bir de Mustafa Dede dahil oldu. Kartepede, geniş bir yazlık bahçelerinde çok neşeli zamanlar geçirirlerdi. Elifin annesi ve babası arkeolog oldukları için evde pek kalmaz, kızlarını Gülçin Hanıma bırakır, kendileri gizemli mezarlar peşine düşerdi. Elifin anneannesi çok net bir kadındı: disiplinli, eğitimli ve yufka yürekli. Ona göre bir çocuğun ne kadar çok akrabası olursa o kadar iyidir.

O yüzden Elifin hayatında biri gerçek, biri manevi olmak üzere iki dedesi oldu.

Elifin sosyal hayatı ise yazlıkta başlardı. Burada yıllardır komşuluk yapan aileler çocuklarını, torunlarını; torunlar da kendi çocuklarını getirirdi. Elif burada en sevdiği arkadaşları Esra ve ikizler Hasan ile Hüseyine rastladı. Bir de gözleri bale hayaliyle parlayan Yasemin Tüm mahalleliyle arası güzeldi.

Ama Elif altı yaşına girdiğinde hayatına Zeynep dahil oldu. Zeynep, mahalleye yeni taşınmış, biraz haşarı bir çocuktu. Yazın en güzel gününde Elif, bahçede yeni gelen hikaye kitabını okurken, masanın altından Zeynepin küçük, topraklı eli çıkıverdi. Elif, bir anda çığlığı bastı, Gülçin Hanım elinde reçel karıştırma kaşığıyla koşarak geldi. Ama masanın altında Zeyneple Elifi kanka olmuş görene kadar telaşını anlamadı.

Zeynep, yakın bir dostlarının torunuydu. Çocuk, ailesini bir trafik kazasında kaybetmişti; geriye Zeynep ve yaşlı dedesi kalmıştı. Dedesi de hasta düşünce, dostluk, komşuluk devreye girdi. Gülçin Hanım hemen devreye girerek dede ile torunun da yazlıklarını kendi evlerine yakın tutmasını sağladı.

Hayat bazen insana talihsiz yollar açar, bazen ise onarıcı şekilde güzel insanlarla yollarını kesiştirir. Gülçin Hanım ve Mustafa Dede, Zeyneple Elife ortak bir aile oldu. Tıpkı Elifin gerçek kardeşi gibi onu da bağırlarına bastılar. Bir süre sonra, Zeynep tüm resmî işlemleri tamamlanınca resmen Gülçin ve Mustafanın yanında kalmaya başladı. Elifin bir kız kardeşi, dostu olmuştu artık.

İki kız birbirine taban tabana zıttı; karakterleri ayrı dünyalardan gelmişti. Yine de onların dostluğu, kavgası ve gülüşü yazlık evin her yerine sinsice yayıldı; çocukluklarına, hayatlarına derin izler bıraktı.

Hayat ilerlerken, Elifin mantığı, sıradışılığı ve lafını sakınmayan mizacı onu sonunda Ankarada çok farklı bir yere taşımıştı. Mahallelinin Bu kızda bir acayiplik var! diye konuştuğu Elif, yıllar sonra parmakla gösterilen, örnek alınan bir sorgu memuru oldu. Hayata ve insanlara duyduğu sevgiyle, azmiyle, ailesinin verdiği destekle, yoluna devam etti. Çünkü Elifin arkasında, ellerini bele koyup, kaşlarını çatarak hayatındaki en önemli soruyu soran bir anneanne ve bir kız kardeş vardı:

Elif, bugün bir şey yedin mi? Yemedin mi! Bu ne biçim iş? Zeynep, sen gülme bakayım! Sabah sen de hiçbir şey yemedin belli! Çabuk sofraya! Mustafa! Yoksa özel davet mi bekliyorsun? Karabası bırak da elini yıka! Yazık o hayvana, pembeye boyamak da ne! Doğa köpeğe pembe kuyruk vermemiş, siz etmişsiniz! Haydi, çorba soğuyor, sofraya!

Onların hikayesi, Ankara mahallesinin eski sakinlerinde hâlâ anlatılır. Sevgi, direnç ve biraz da sıra dışılık dolu bu aile, zamanın bir yerinde, insanın omuzuna güvenle dokunan, kocaman bir mutluluk örneğidirBir gün akşam güneşi, Ankaranın eskimiş apartmanlarının balkon demirlerinde bir ninni gibi salınırken, Elif mutfağın camından mahallesine baktı. Karabas, bahçede sonbahar yapraklarının peşinde koşturuyor; Zeynep içeride dudak bükerek çilek reçeliyle uğraşıyordu. Gülçin Hanım ise her zamanki gibi herkesin tabağını tencereden dolduruyor, Mustafa Dede ise Biraz daha tuz ister mi? diye bir oraya bir buraya koşturuyordu.

Elif, o an geçmişteki tüm neşeli sohbetleri, çocukluk soruşturmalarını, sırları paylaştıkları geceleri düşündü. Sokağın girişindeki komşu kadınların fısıltıları hafiften camdan içeri ulaştı. Yıllar geçse de, Bu kızda başka bir ışık var! demeye devam edeceklerdi.

Salonda hep birlikte yemek yenirken, Gülçin Hanım bir an susup gülümsedi:

Bak kızım, hayat dediğin böyle bir şey işte. Bazen bir varmış bir yokmuşla başlar, sofradaki çorbayla, pencerenin ardındaki bir gülüşle devam eder.

O akşam, Elif kalbinin hiç beklemediği kadar hafif olduğunu hissetti. Soruları hâlâ bitmemişti; ama artık biliyordu ki, bazı cevaplar sadece aile masasının başında, komik kavgalarda, pembeye boyanmış köpek kuyruklarında ve dostlarla çıkarılan gürültülerde saklıydı.

Kışı, yazı, ayrılığı, kavuşmayı; hepsini yan yana, sofada, balkonda, kalplerinde beraber taşıyan küçük, sıradışı bir yıldız ailesinin hikâyesi böylece yeni nesillere anlatılmak üzere bırakıldı. Herkes biliyordu: O mahallede sevgiyle büyütülen, tuhaflığıyla gülümseten bir Elif varsa, umut da eksik olmayacaktı.

Ve dışarıda, mahalleli bundan sonra ne olursa olsun, Elifin pembeye boyadığı umut gibi, kendi hayatlarına biraz daha renk katmayı hatırlayacaktı.

Rate article
Lifequest
Güzel Olcay’ın Ailesinin İlginçlikleri ve Sıra Dışı Huyları